
Yadigar Aygün/İstanbul
Her sektörde olduğu gibi sinema ve dizi sektöründe kadın işçi ve emekçiler, erkek şiddetine, ayrımcılığa, cinsiyetçi söylemlere maruz kalıyor. Sinema Emekçileri Sendikası’nın yaptığı araştırmaya göre kadın çalışanların yüzde 81’i işyerinde taciz, mobbing, şiddet veya sınır ihlaliyle karşılaştığını belirtti. Kadınlar en çok yardımcı yönetmenler, şefler, erkek asistanlar ve kimi zaman sete sarhoş gelen erkek oyuncular tarafından zorbalığa maruz kalıyor. Set ortamında cinsiyetçi dil ve davranışlar oldukça yaygın. Kadın işçi ve emekçiler, sete sarhoş gelen erkek oyuncuların sözlü ve fiziksel tacizine maruz kalıyor. Derinleşen ekonomik kriz, bu eşitsizlikleri daha da keskinleştirdi. Kadın işçiler, geçim derdi nedeniyle yaşadıkları şiddet ve baskıya katlanmak zorunda kalıyor. Sine-Sen Yönetim Kurulu Üyesi Yeliz Vurgun ile sineme dizi sektöründe kadın işçi ve emekçilerin yaşadığı sorunları konuştuk.

Kadın işçi ve emekçiler iş yerinde hangi sorunları yaşıyor? Ekonomik kriz hakkında bilgi verir misiniz? İş yerlerinde hangi emek sömürüsüne maruz kalıyorlar?
Yeliz Vurgun: Sektörde kadın işçiler, cinsiyet temelli ayrımcılıkla mücadele ediyor. Sine-Sen olarak yaptığımız Kadın İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği anketine göre kadın çalışanların yüzde 86’sı işyerinde baskıcı, küçümseyici veya dışlayıcı davranışlara maruz kaldığını ya da buna tanıklık ettiğini ifade etti. Kadınlar, teknik birimlerde “tripod, kamera gibi ekipmanları taşıyamazsın, zarar verirsin” gibi söylemlerle dışlanıyor, erkek asistanlar tarafından ciddiye alınmıyor. Fikir beyan ettiklerinde şefleri tarafından küçümseniyor, fiziksel yeterlilik üzerinden ayrımcı muamele görüyorlar. Bunun yanı sıra kadınların giydikleri kıyafetlere karışılıyor.
Derinleşmeye devam eden ekonomik kriz, bu eşitsizlikleri daha da keskinleştirdi. Kadın işçiler geçim derdi nedeniyle yaşadıkları şiddet ve baskıya katlanmak zorunda kalıyor. İşe alımlarda hala “erkek çalışan arıyoruz” yanıtını almak, maaş ve terfilerde erkeklerin kayırılması, kadınların aynı işi yapmasına rağmen sürekli kendini kanıtlamak zorunda kalması, sektördeki sömürünün açık göstergesi. Kısacası her sektörde olduğu gibi bu sektörde de krizin faturası; geçim derdi ile baş başa kalan kadınlar, çoklu şiddete katlanmaya çalışıyor. Güvencesiz ve değersizleştirilen bir emek süreci kadınları daha da kırılgan hale getiriyor.
İş yerinde kadın işçi ve emekçiler hangi şiddete maruz kalıyor? Evde hangi şiddet biçimlerine maruz kalıyor? İş yerlerindeki cinsiyetçi söylem, ayrımcılık hakkında bilgi verir misiniz? Kadın işçi ve emekçiler baskıya, hakarete, mobbinge maruz kalıyor mu? Kalıyorsa biraz bilgi verir misiniz?
Yeliz Vurgun: Yaptığımız araştırmada kadın çalışanların yüzde 81’i işyerinde taciz, mobbing, şiddet veya sınır ihlaliyle karşılaştığını dile getirdi. Kadınlar en çok yardımcı yönetmenler, şefler, erkek asistanlar ve kimi zaman sete sarhoş gelen erkek oyuncular tarafından zorbalığa maruz kalıyor. Set ortamında cinsiyetçi dil ve davranışlar oldukça yaygın. Sete sarhoş gelen erkek oyuncuların sözlü ve fiziksel tacizine uğruyor. Erkek çalışanların elle teması sık yaşanılan sınır ihlallerinden biri. Kadınlar tepki gösterdiğinde ise “şaka yaptım, abarttın” gibi ifadelerle susturulmaya çalışılıyor. Bu durum, tacizin normalleştirilmeye çalışıldığı, kadınların tepkilerinin geçersiz ve değersiz kılındığı bir ortam yaratıyor. Kadınlar dedikodu malzemesi yapılabiliyor. Dış görünüşleri ve özel hayatları sürekli mercek altında. Giyimleri üzerinden yapılan cinsel içerikli konuşmalar, özel yaşamlarına dair rahatsız edici sorular kadınların kişisel alanını sürekli ihlal ediyor. Bu tür davranışlara maruz kalmamak için kendini korumaya çalışan, mesafeli veya sert duran kadınlar ise bu kez “hayatında erkek yok, o yüzden böyle” gibi söylemlerle itibarsızlaştırılıyor. Kadınlar hem şiddete hem de şiddeti reddettikleri için uygulanan baskıya karşı mücadele etmek zorunda kalıyor. Bu tablo, kadın işçilerin yalnızca emek sömürüsüne değil; aynı zamanda psikolojik, cinsel ve fiziksel şiddetin iç içe geçtiği, güvensiz bir çalışma ortamına maruz kaldığını açıkça gösteriyor.
Kadına yönelik şiddeti kaynaklarından birisi de kapitalist ve ataerkil sistemdir. Kapitalist sistem yıkılmadan kadınlar tam anlamıyla özgür olamayacak. Kadınların özgür ve eşit bir yaşam sürebilmesi için sosyalizm gereklidir. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz? Sosyalizmin inşa edilebilmesi için kadınlar neler yapmalıdır? Örgütlü ve birleşik mücadele neden önemlidir? Kapitalist patronlara, erkek-devlet şiddetine karşı mücadele etmek neden önemlidir?
Yeliz Vurgun: Kadınların yaşadığı şiddet, baskı ve sömürünün temeli kapitalizm ve onun sistem içindeki ortağı olan patriyarkal sistemin iç içe geçmiş yapısında yatıyor. Bu sistemde kadınları ve emeğini; rahatlıkla gözden çıkarılabilir, değersiz, ucuz ve görünmez olarak kılınıyor. Sistem kendisini kalıplaşmış toplumsal normları yeniden üreterek besliyor ve bu sarmalın sürekliliğini sağlıyor. Bu nedenle kadınların gerçek özgürlüğü bu sisteminin yıkılmasıyla mümkündür. Bu yüzden üretim ve yaşam ilişkilerinin eşitlik temelinde yeniden inşası, irade konulmuş bir örgütlü mücadeleden geçer. Kadınlar kamusal ve özel alanlarda, sendikalarda, meslek örgütlerinde birleşmesi, dayanışma ağları oluşturması ve örgütlenmesi, deneyimlerini paylaşması mücadeleyi büyütmesi açısından önemlidir. Kapitalist ve patriyarkal sistemi, onların aktörlerini ve erkek egemen devletin şiddetini ancak böyle durdurur, yıkabiliriz.
İş yerlerinde ve evde şiddete karşı kadınlar neler yapmalıdır? Sendikalar neler yapmalıdır? 25 Kasım için kadın işçi ve emekçilere bir çağrınız var mı?
Yeliz Vurgun: Kapitalist ve patriyarkal sistem, hem evde hem de işyerinde kadın emeğini değersizleştirerek, kadını ikincil konuma iterek ve güvencesizleştirerek şiddeti yeniden üretmektedir. Bu nedenle, kadınların şiddete karşı mücadelesi, sömürüye ve eşitsizliğe karşı sınıf mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır.
Kamusal ve özel alanda şiddete, mobbinge ve tacize karşı en güçlü araç örgütlü mücadele ve dayanışmadır. Sendikalar içinde kadın komisyonlarını güçlendirmek, kadın komisyonu yoksa eğer sendika içi kadın mekanizmalarını kurulmasını sağlamak büyük önem taşıyor. Sendikalar erkek egemen yapılardan arınmalı, kadınların karar mekanizmalarında eşit temsil edilmesi sağlanmalıdır. Sendikalar kendi iş kollarında bulunan işçilere toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimleri vermesi, işyerlerinde sendika ve işveren temsilcilerinden oluşan kurullarının kurulması ve işletmesi, sendikalarda etik kurulların kurulması, işverenin sorumluluk almasını sağlaması, güvence içeren protokoller imzalanması her türlü şiddetin önüne geçilmesi hususundan hayati bir adımdır.
25 Kasım vesilesiyle kadınlara bir kez daha sesleniyoruz. Şiddet, sömürü ve faillerle kuşatılmış bu düzene itaat etmeyeceğiz. Emeğimizi yok sayanlara, sesimizi bastıranlara, güvencesizliğe itenlere ve hayatlarımızı elimizden almaya çalışanlara karşı bu 25 Kasım’da da alanlardayız. Kadınlar olarak yalnız değiliz. Birbirimizden aldığımız güçle bu hayat bizim şiarını sokakta dayanışmamızla büyüteceğiz.
Son olarak sizlerin eklemek istediği şeyler var mıdır?
Yeliz Vurgun: Yaptığımız çalışmada da bir kez daha gördük ki kadınlar bu sektörde de şiddetin her türüne maruz kalıyor. Bu yüzden kadınların görünmez kılınmasına, mobbinge, tacize, sektörün erilliğine karşı; güvenli, eşit ve şiddetsiz iş yerlerinin oluşması için mücadelemize devam edeceğiz.







