
Virüs hapsine oturan süreç bilinen ve beklenen seyirde ilerleyerek her bakımdan aktüelliğini koruyor. Gölge gibi dünya coğrafyasının üzerine düşen salgın kabusu yaşam etkinliğini büyük yüzdeyle felç ederken, daha da önemli olarak kitlesel ölümlere yol açan kahredici hükmünü sürdürüyor. Ciddiyetini koruyan salgının(Pandemi düzeyine varmış salgının) daha ağır sonuçlara yol açmaması için tıp dünyasının salık verdiği bilimsel değerdeki tüm tedbirler küçümsenmeden önemsenmek durumundadır. Bunu küçümsemeye dönük hiç bir yaklaşım kabul edilemez. Ancak farklı açılardan yol açtığı başka sonuçların ağır olmaması için de durumu olduğunun ötesinde abartıp yaşamı kabusa çevirmemek en doğrusudur. Yaşanan ‘‘vaka‘‘ ya da ‘‘felaketin‘‘ boyutu mevcut durumuyla ağırken, daha da ağır seviyelere ulaşması muhtemeldir ki, tıp dünyasının ortak aklı bunu açıklamaktadır ve buna dönük otorite kuşkusuz ki evrensel tıptır. Evrensel tıp pandemi durumu ve ölümcül salgının, yarattığı sonuçları itibarıyla hiç de kısa sayılmayacak bir süre daha devam edeceğini açıklamakta, elbette salgını karantina altına alıp hapsederek durdurmak için de önemli bilgilendirmeler yapıp alınması ve uygulanması gereken tedbirleri açıklamaktadır. Bunlara uyulmalı. Ama yaşam her şeye rağmen devam ediyor. Yaşam kendisini var ederek sürüyor. İnsan bundan da kopmamalı. Tedbirler almalı, uygulamalı ama ölüme teslim olmamalıdır. Özcesi, durumu asla hafife almıyoruz. Şimdiye kadar yol açtığı ölümler durumun ağırlığını da vahametini de kanıtlamaya yeterdir. Toplumlar can bedeliyle ağır bir sınavdadır. İnsanlar ölüyor. Buna karşın süreçten dersler çıkarmayı es geçemeyiz. Bazı özetlemeler yapmak ve yaşanan tecrübelerden öğrenmek son derece gerekli, değerlidir. Yapılan mizah dikkate alındığında, bizlerin teorik çıkarsama ve dersler anlamında sürecin tecrübe özetiyle ilgilenmemiz abes kaçmayacaktır.
Zorunlu olarak evde geçirilen zamanın okumayla değerlendirilmesi, insanlar arası ilişkinin veya sosyal ilişkinin sosyal bir varlık olan insan için hava ve su kadar zorunlu bir gereksinim olduğu, boş geçirilen zamanın değerinin anlaşılması, insanın dostları ve sevdiklerine karşı yerine getirmede yaşadığı eksiklikleri anlaması gibi gibi bir dizi sonuç-tecrübe edilebilir. Fakat bizim bahsini ettiğimiz tecrübe ve dersler ya da çıkarılması gereken sonuçlar esasta bunlar değil, daha anlamlı tecrübe özetleridir. Sınıfsal ve toplumsal kurtuluştan insanlığın kurtuluşuna uzanan tarihsel mücadele ve sorumluluklarımız bağlamında eksik bıraktıklarımız ya da yapmamız gerektiği halde yapamadıklarımız mütalaa edilebileceği gibi, somut durumun kanıtlayarak açığa çıkardığı sosyal, kültürel, siyasi sonuçlar, sınıf ahlakı ve değerleri, toplumsal sistemler ve bunların insanlığın günü ve geleceği ile ilişkisi, üretim ve emeğin toplumsal sistemler ve insanlığın yaşamındaki rolü vb vs gibi meselelerde dersler özetlemek çok daha anlamlıdır ki, başarabildiğimiz oranda bu zeminde bir özet yapmak istiyoruz… ‘‘Lütfen yaklaşmayın‘‘ nezaketiyle korkunun dayattığı kabalıktan sakınmayan, ilişki biçimine yeni format atan, bencilliği, bireyciliği, bireyselliği çok daha derin yerleştiren tecrübe sürecini de kast etmiyoruz.
Kast ettiğimiz manada sürecin özetlenmesi gereken bazı tecrübeleri ve öğrettikleri şöyle toparlanabilir:
Öncelikle belirtelim ki, ölümler yaşanırken ve insanlar ölüm tehdidine maruzken, bununla alay etmek ya da tehlike altındaki insanları konu edinerek mizah yapmak, hele hele ölüm veya ölüm tehlikesi altında olan insanlar veya durumla ilgili etik olmayan ‘‘espiriler‘‘ yapabilmek hem akla ziyan, hem de insani değerleri sorgulatacak düzeyde etikten yoksunluktur. Yabancılaşma veya değersizlik tezahürleri diyebiliriz bunlara.
Bu ayrımı yaptıktan sonra şunu da belirtmeliyiz; 1- insanın en tehlikeli anda bile mizahsız kalmayacağı ve mizahın ne kadar güçlü olduğu ortaya çıkmıştır. Ölüme mizahla yanıt vermek! Ölümler büyük bir korku yaratmasına ve üzücü olmasına karşın toplumda mizah yapma veya mizah üretme performansı eksik olmuyor. Hatalı, kötü ve hatta etik dışı kullanıldığı da doğru ama hepsi bu değil elbet. Doğru kullanıldığı oranda mizahın çok güçlü bir silah olduğu ve olacağı bir kez daha açığa çıkmıştır. Dünya durumun ciddiyetine uygun olarak eve kapanmış ve ölüm adeta kol geziyorken, ölüme meydan okurcasına ve eve kapanma yerine mizah üretmekten geri durmayan bir insanlık. Ve kuşkusuz ki, bu şartlarda, yani ölümle ve ölüme bile mizah. Bir tarafı etik değerleri tartıştırırken, diğer tarafı mizahın gücünü ortaya koyuyor.
2- Belirleyici olan teknik-teknoloji değil, insandır sentezi somut gelişmelerle yeniden ispatlandı, ispatlanıyor. Emperyalist barbarlık ve burjuva iktidarların askeri gücünün, silah teknolojisi ve tekniğinin bir virüsten daha güçlü olmadığı bir kez daha açığa çıktı. Ne sermayeleri, ne tank-topları, ne uçak ve İHA-SİHA’ları, ne de modern teknik ve teknolojilerle donanımlı o güçlü ordularının zerrecikten küçük virüs karşısında bir hiç olduğu yeniden kanıtlanmış oldu. Dünyaya hükmeden, talan ve hegemonya uğruna işgalden işgale, katliamdan katliama koşan çapulcu ve sömürgeci emperyalist barbarlar ile yerel türevleri gerici iktidarlar bir virüse teslim olmaktan veya virüse yenilmekten kurtulamadılar. Onların kof ve ‘‘kağıttan kaplan‘‘ oldukları bu süreç tecrübesinin de ispatladığıdır. Koca koca emperyalist haydutlar zerrenin milyonda biri kadar olan virüs karşısında diz çökmekten kurtulamadılar.
3- Eve kapanan toplumlar-insanlar pek tabii olarak ve anlaşılır olduğu kadar olağan bir refleksle, hatta kendilerine önerildiği gibi, evlerine yiyecek ve ihtiyaç stoku yaptılar. Çünkü uygulanan karantina uzun sürebilir ve bu karantina süresince tüm yaşam aksadığı gibi, üretim de durabilir veya yetersiz kalabilir. Yani, yiyecek ve temel ihtiyaçların üretimi devam etmezse aç kalırız korkusuyla (haklı olarak), insanlar evlerine bu ihtiyaçları ve yiyecekleri stok ettiler. Burada ne açığa çıkar? Eğer emekçi sınıflar üretmezse veya greve giderse ve çalışmazsa, toplumlar-insanlar aç kalır, açlıkla yüz yüze gelir. Salgın nedeniyle uygulanan karantina emekçi sınıfların üretimden çekilip her kes gibi evlerine çekilmesi durumunda, yiyecek yetersizliği ve hatta açlık sorununun gündeme geleceği açıktır. Eğer çalışan ve üreten emekçiler olmasa hiç bir toplum, hiç bir iktidar, hiç bir egemen ve hiç bir güç ayakta kalamaz, en azından aç kalır. Bu kesinlikle görüldü.
4- İroniye bakın ki, yine herkes can güvenliği nedeniyle karantinada ve evine kapanıp dışarı çıkmazken, kafa-kol emekçileri-emekçi sınıflar yine çalışmakta, yine üretmekte, yine sömürülüp ezilmekte, burjuvazisi de dahil tüm toplumu beslemeye zorunlu tutulmaktadırlar. İnsanlığın yaşamını sürdürmesi için emeği yaşamsal yerde duran emekçiler salgının tehdit ettiği yaşamlarını en büyük risk altında çalışıp üretimde bulunmak zorunluluğuna maruzlar. İnsan veya toplumların yaşamını sürdürmesi için şart olan emekçiler, yaşam tehdidi altında çalıştırılarak yaşamları riske atılmaktadır.
5- İroninin diğer parçası ise şu. İnsana, topluma ve insanlığa felaketler üreterek dayatan bilumum gerici egemen sınıflar, yarattıkları veya kaynaklık yaptıkları bu kaotik şartlardan yine kendileri nemalanmaktadırlar. Kendilerinin açtıkları bu felaketlerden yine onlar pay çıkarmakta, fırsata çevirerek faydalanmaktadırlar. Ki, bu faydalanma küçükten büyüğe bir dizi örnekle, bir dizi adım, hedef ve düzenlemelerle, yaratılan ve dayatılan algı ve gerçeklerle kanıtlanabilir çıplaklıktadır. Kısacası, bir yığın felaket ve kötülük gibi, ölümcül virüsler ve salgın hastalıkları da bizzat emperyalist kapitalist sistem ve bu sistem sahibi sınıflar toplumlara ‘‘armağan‘‘ etmelerine rağmen, yarattıkları bu ürpertici durumdan yine onlar faydalanmakta, sistemlerini tahkim edip egemenliklerini sürdürmek için kullanmaktadırlar.
Ama en önemlisi şudur; ölümü yaşatarak/göstererek köleliğe razı ediyorlar kitleleri. Öldürüyorlar ama yine onlar kurtarıcı oluyorlar. Virüs üretip ölüm saçıyorlar ama aşı üretip kurtarıcı kapı oluyorlar. Tıpkı sömürgeci işgal saldırganlığına gerekçe ettikleri ‘‘demokrasi götürüyoruz‘‘ safsatası gibi… Hepsinin sonunda ne oluyor; korkuya, geleceksizliğe ve güvensizliğe itilen toplumlar/kitleler, ölüm dalgalarıyla kabaran bu kaos ve keşmekeş içinde kurtarıcı arıyor, aramak durumunda kalıyor. Ve maalesef bu kurtarıcı, evet maalesef gerici sınıflar ve devletleri oluyor. Yani, insanlığı ölümle tanıştırıp köleliğe razı eden veya virüs ve salgınların kaynağı olan bu barbar gericilik ne yazık ki kitleler nezdinde çare ve kurtarıcı oluyor. Tıpkı, burjuvazinin/burjuva kliklerin askeri darbeler gerçekleştirmek için siyasi cinayetler, bombalamalar, suikastlar vb vs aracılığıyla toplumu terörize ederek kitlelerde can güvenliği kaygısını yaratıp sonra da kurtarıcı olarak piyasaya çıkmaları ve en önemlisi de bu can güvenliği kaygısına düşen toplumsal kitlelerin kurtarıcı olarak yine bu mizansen sahiplerini kurtarıcı olarak görmesi gibi.
6-Mevcut egemen sınıflar ve sistemlerinin her gün insan ve toplumsal yaşama yeni felaketler getirdiği artık kanıtlanmış durumdadır ki, bu gün yaşanan korkunç salgın da bunlardan biridir ve açığa çıkmıştır ki, bu salgın gerçekliği laboratuvarda virüsler üreten, gıda ve canlının genleriyle oynayan, toplumsal algı yönetimiyle ve ürpertici stratejilerle sistemsel ve toplumsal planlamalar yapan emperyalist kapitalist dünya gericiliği ve sistemlerinin doğrudan ürünüdür. Yıllarca önce yazılan makalelerde deşifre olan gerçeklik, toplumsal sistem veya dünya sisteminin düzenlenmesi kapsamında mevcut virüs üzerinde yıllaca öncesinden çalışılmaya başlandığını, laboratuvar koşullarında üretildiği ve üretilen virüsün yönlendirildiği(yani, virüs özelliğinin belirlenmesi veya virüse özellik verilmesi…) anlaşılmaktadır… Emperyalizmin barbar ve cani olduğu gerçekleştirdikleri katliam ve kıyımlarla ortada olmakla birlikte, biyolojik silah üretimiyle de tescilenmektedir. Biyolojik silahlar denilen virüs ve canlı organizmalar üzerinde tahribat yaratma işlemlerinden baş bir şey değildir ki, virüs, mikrop, salgın, hastalık üretilen bu silahlardır. Neden üretildikleri sır değildir. Nitekim kullandılar, kullanıyorlar. Hitler’in yaptıkları bilinmez değildir ve bugünkü emperyalist barbarların ondan geri kalır karakteri yoktur. Dünya veya bölge nüfuzları uğruna bebekleri denizlere gömmekten sakınmayan emperyalist kapitalist burjuvazinin Hitler‘den neyi eksik olabilir, neler yapmaz ki… Emperyalizm emekçi sınıf ve halkların, mazlum ulusların, canlı yaşam ve tüm dünyanın düşmanı amansız bir barbarlık, vahşilik ve caniliktir. O mezara gömülmeden insanlığın başı felaketlerden kurtulamaz.
İnsanlar arası çelişkiler kuşkusuz ki yaşamın parçası olarak gündemde olacaktır. Ama bu insanlar emperyalist kapitalist dünya gericiliği başta olmak üzere, bilumum gerici egemen sınıflarla arasındaki çelişkiyi esas almaz, unuturlarsa, en kötüsü dostuyla, yoldaşıyla, kendisiyle olan çelişkisine öncelik verip onu esas alırlarsa emperyalizm ve bilumum gericiliğin daha fazla yaşamasına olanak sunmaktan öteye geçemezler.
Emekçi sınıflara, mazlum uluslara ve son tahlilde tüm insanlığa düşman olan emperyalist kapitalist burjuvazi, sistemleri ve bunun uzantıları gerici iktidarların korkunç yüzü bu virüs gerçeğiyle bir kez daha açığa çıkmıştır. Dolayısıyla insanlık bu sistem, sistem sahibi sınıflar ve tüm egemenlikleriyle savaşmak durumundadır. Bu savaş her gerici sınıf iktidarı somutunda olduğu gibi, anti-emperyalist, anti-kapitalist, anti-faşist niteliklerde evrensel boyutlarda da yürütülmek durumundadır. Büyük toplumsal kitlelerle birleşerek gerici sınıf iktidarlarına karşı devrimci savaşı yükseltmek ertelenemez zorunlulukur. Dünya emperyalist kapitalizme terk edilemez. Emekçi halklar ve mazlum uluslar, ezilen kültürler, kadınlar ve çocuklar emperyalist gericiliğin merhametine terk edilemez. Canlı yaşam ve canlı-cansız doğasıyla dünya emperyalizme emanet edilemez.
Emperyalizm, kapitalizm ve tüm egemen gericilik proleter devrimci önderlikler altında birleşen ezilen dünya proletaryası ve halklarının devrimci savaşıyla tasfiye edilecektir. Emperyalizmin her kriz ve kaosu, her bunalım ve buhranı ancak kendi sonunu yakınlaştıracaktır. Onu yarattığı tüm sonuçlarla birlikte tarihin karanlığına gömmek proletarya ve emekçi halkların devrimci eyleminin eseri olacaktır.









