
Dersim’de düzenlenen 21’inci Munzur Kültür ve Doğa Festivali ikinci gününde Sanat Sokağı’nda kurulan kürsüde, “Güncel Siyasal Gelişmeler” adlı panel ile devam ediyor.
Avukat Kenan Çetin’in moderatörlüğünde gerçekleşen panelde, Yeşil Sol Parti (YSP) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) MYK üyesi Erdal Ataş, EMEK Partisi (EMEP) MYK üyesi Levent Tüzel, Partizan temsilcisi Kazım Tosun ve Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) temsilcisi Ebru Yiğit konuşmacı olarak yer aldı.
‘IŞİD, cemaat adı altında faaliyetlerini gösteriyor‘
EMEK Partisi (EMEP) MYK üyesi Levent Tüzel, 9 yıl önce Ezidi halkına yönelik soykırımı kınayarak konuşmasına başladı. IŞİD zihniyetinin bugünde sürdüğünü belirten Tüzel, “IŞİD katliamları sadece Irak Suriye ile sınırlı kalmadı. Yaşadığımız coğrafyada da Ankara Gar Katliamı, Suruç Katliamı gerçekleşti. IŞİD cinayetlerini yaşadık. Ülkemizi yöneten devlet güçleri bu katliamlara seyirci kaldı. Katliamlara yol verdi. İstihbarat katliamları önlemedi. IŞİD, cemaat adı altında faaliyetlerini gösteriyorlar” dedi
‘Tek adama karşı dayanışmayı büyütmeliyiz’
İktidarın doğa üzerinde rant ve talan projelerinin sürdüğünü belirten Tüzel, “Doğanın kapitalistlerce yağmalanması yeni değil. Yağmaya talana alışmış sermeye grupları halkın mücadelesini sindirmek için halk ile asker güçlerini ile karşı karşıya getiriliyor. Ormanları korumak isteyen halkın karşısına devlet bütün gücüyle çıkıyor. Daha önce nasıl Gezi dediysek, bugünde her yer bir Akbelen demeliyiz. Her yerde çevre bilincini ve değerlerimize sahip çıkmalıyız. İktidar tek adam rejimini sürdürmek için ayakta kalmak için topluma karşı büyük bir saldırı gerçekleştiriyor. Birbirimize sahip çıkmalıyız. El ele vererek bu kuşatmayı bu süreci aşacağız. Dayanışma içerinde bir arada olarak tek adam rejimine karşı direnişimizi sürdüreceğiz” diye konuştu.
‘Daha fazla örgütlü olmak zorundayız’
Tek adam rejimine karşı birlikte ortak mücadele yürütülmesi gerektiğine dikkati çeken Yeşil Sol Parti (YSP) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, “Önümüzdeki süreçte daha çok baskı, gözaltı, tutuklama, zamlar ile karşılaşacağımız bir süreç bizi bekliyor. Bunun için çok daha fazla ortaklaşmamız gerekiyor. Kürdistan ve Türkiye halkları seçimlerde yüzde 50’si bu yönetime hayır dedi. Lozan’ın 100 yılı. Tek ulus, tek din, tek dil paradigması inşa edildi. Tekçi anlayış bugüne kadar geldi. Bu ülkede yaşayan halklar eşit özgür kendisini ifade eden kendisin inşa edene kadar mücadele edeceğiz. Biz, bu süreçte çok daha fazla örgütlü olmak zorundayız. Daha fazla bir arada olmak zorundayız” diye konuştu.
‘Üreten biziz yöneten de biz olmalıyız’
Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) MYK üyesi Erdal Ataş, sermaye gruplarının sürekli zenginliklerine zenginlik kattığını halkın ise sürekli yoksullaştırıldığının altını çizdi. Ataş, “Küçük bir azınlığın işçi emekçileri sömürerek yaşamını sürdürdüğü bir düzen var. Büyük bir eşitsizlik ve haksızlık var. Mevcut iktidar, sermeye yanlısı tutumunu devam ettiriyor. Bir avuç zengin sürekli zenginleşirken yoksullar, işçiler, emekçiler, kadınlar yoksullaşıyor. Yoğun bir güvenlik önlemleri ile toplumu farklı kimlikler üzerinden ötekileştirerek, ayrıştırarak birbirine düşürmek istiyorlar. Dünya üzerinde küçük azınlığın yönetimine, işçi ve emekçilere biçilen rollere itiraz etmeliyiz. Üreten biz isek neden biz yönetmiyoruz? İşçi ve emekçiler hem dünyada hem Türkiye’de bu düzende yaşamak istemediğini söylüyorlar. Bugün hiçbir mücadele alanı birlikte yürütülmüyor. Bizi bölerek, kutuplaştırıyorlar. Bizi birbirimize düşürdükleri için bunu sağlıyorlar. Kendi kaderimizi ele alan bir siyaset yürütmeliyiz. Anma kurumları olmaktan çıkmalıyız. Toplumun gerçek anlamda sorunları ile ilgilenen bir politika yürütmeliyiz. Tüm güçler ile birlikte hareket etmeliyiz” dedi.
‘Akbelen’de kesilen her bir ağaç 5’li çetenin kasasının dolması anlamına geliyor‘
ESP’den Ebru Yiğit de 14-28 Mayıs seçimlerinde devrimci hareketlerin halkı alternatifsiz bırakmasının eleştirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Seçim dönemi sonrasında iktidarın ekonomik iflasın eşiğine geldiğini ve seçim öncesi dağıttığı paraların suyunu çektiğini belirten Yiğit, “Kurdistan dağlarını yangınlarla yok ederek, ciğerini nefessiz bırakarak, Güney Kurdistan’ın SİHA’larla bombalanması, Kürt liderlere dönük saldırılar faşizmin daha korkunç saldırılarla bu işleyişini sürdüreceğini gösteriyor. Yine iktidarın HÜDA-PAR gibi kimi kontrgerilla örgütlerle ilişkisini artırarak, bu toplumda kadınlara yaşam hakkının tanınmayacağını da beyan etti. Akbelen’de kesilen her bir ağaç 5’li çetenin kasasının dolması anlamına geliyor. Cûdi’de yanan her bir ağaç, Kurdistan doğasının bu sömürgeciler tarafından yangınlarla yok edilmesi anlamına geliyor. Bu coğrafyada ekoloji mücadelesi, kesilen her bir ağaç, yağmalanan doğanın her bir parçası, kurutulan her dere asla çevre felaketi olarak tanımlanamaz, faşizmin imhacı ve inkarcı parçasıdır, böyle ele almamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.
‘Baskı sürdükçe halkın mücadelesi sürecek’
Partizan’dan Kasım Tosun, festivalin amacına değinerek, sanatçıların engellenmesine yönelik valilik kararını da eleştirdi. Tertip komitesini de eleştiren Tosun, “Biz devrimci kültürü halkın sahipleneceğini, devletin isteği doğrultusunda tecrit edilmek istenen sanata sahip çıkacağını biliyoruz” dedi.
Faşizmin kurumsal ve sürekli bir yönetim biçimi olduğunu belirten Tosun, bunun partilerle sınırlandırılmaması gerektiğini söyledi. Seçimler sonrası halkta yaşanan geriye çevrilme ve psikolojik kırılmanın düzeltilebileceğini söyleyen Tosun, “Bu sömürü, bu baskı sistemi devam ettikçe, kendi karşıtını da yaratmak zorundadır. Önemli olan devrimcilerin bu noktada kitlelere dokunması, kitlelerin istek ve özlemlerini yakalamalıdır. Eksik olan nokta budur. Baskı, zulüm sürdükçe, halkın mücadelesi sürecektir” şeklinde konuştu







