
Eski yıl ile yeni yıl arasında en küçük zaman birimi kadar bir mesafe, bir eşik vardır. Ne ki, bu eşiğe gelene kadar, emek yoğunluklu bir üretim süreci, bedel ağırlıklı sınıf mücadelesi ve ideolojik-teorik-felsefi çıkarsamalara uzanan bilimsel deney aşamaları gibi büyük rezervlerle doldurulmuş bir bagaj oluşturulur. Bu zaviyeden bakıldığında anda veya bu an geçişiyle açılan yeni yaprakta çok şey değiştirebilir. Ve sıçramaların yaşanması ya da son damlayla taşmaların gündeme gelmesi bir rastlantı olmaz. Şayet tecrübe/deneyim birikimlerini edinen ya da edinmiş olarak değişim tarihinde rol oynayan insan iradesini hesaba katmazsak, eşikle ayrılmış olan iki yıl arasındaki geçişte yaşanan farklılık sadece takvimlerdeki rakamların değişmesi olarak telakki edilebilir. Lakin, kendiliğinden ve hasbelkader akıp giden bir zamandan, süreden ve tarihten bahsetmiyoruz. Bilakis, insanın yaratıcı emeği, geliştirme/gelişme çabası, değiştirme iradesi ve cüretinden, sosyal-siyasal-üretimsel deneyim ve tecrübe birikimlerinin ideolojik-teorik formasyondaki bilimsel yansımasından ve belirleyici müdahalesinden bahsediyoruz…
Özcesi, eskitilerek geride bırakılan zaman dilimi, boş akıp gitmemiş, aksine her alanda verilen mücadelelerle tecrübe ve bilgi biriktirmiş, ders vererek eğitmiş, emek ve çalışmalarla güç oluşturmuş, şu veya bu oranda bir zemin, bir dinamik yaratmıştır. Nesnel bakımdan ve diyalektik olarak geride bırakılan yılın bir birikim ve dinamizm yarattığını söyleyebiliriz… İşçi direnişleri, halkın doğasını korumaya dönük direniş ve mücadeleleri, üretici ve çiftçilerin direnişleri, öğrencilerin, Kadınların ve genel olarak açlık-yoksulluk ve sefalete karşı halkın mücadele tepkisi ve birikmiş öfkesi nesnel olarak birikmiş ve kuvvetlenmiş olan devrimci dinamiğin somut kanıtlarıdır…
Ne yazık ki, devrimci sınıf mücadelesinin bilinçli örgütlü güçleri açısından bu tablo kısmen ya da esasta sorunlu ve zayıftır. Tamamen yok denilemese de örgütlü mücadele güçlerinin/bilinçli devrimci hareketin gelişmişliği ya da temsil ettiği dinamizm nesnel durumdaki tabloyla uyumluluktan esasta uzaktır. Lakin, bu dinamiğin gelişmesi/büyümesi için nesnel şartlar tamamen uygun ve elverişlidir. Dayandığı zemin üzerinde ivmeler kazanması her bakımdan mümkündür… Yeni yıldan beklentilerimiz bu gerçekler üzerine kuruludur. Beklentiler ve dinamikler açısından daha fazlasının olduğunu da söyleyebiliriz. Devrimciler direnmektedir. Yetersizliklerine ve zayıflıklarına karşın mücadele ısrarı ve kararlılıklarını korumakta, siyasi amaç ve hedeflerine yönelik çalışma ve çabalarını sürdürmektedirler. Gelecek hakkında iyimser olmak için yeterince sebep, gelişmenin sağlanması için temel dinamik direniş ve mücadele ısrarıyla sergilenen tavırda mevcuttur…
Devrimcilerin Yenilmeyeceği Nokta Cüret ve İradeleridir!
Devrimci ordular askeri yenilgi almıştır, alırlar da. Komünistler yürüttükleri savaşta askeri yenilgiler alabilir, alırlar. Yürüttükleri hatalı siyaset, taktik ve stratejilerin ürünü olarak taktiksel yenilgiler alabilirler. Yenilgi almadan hep zafer kazanan hiçbir ordu olmamıştır. Yenilgiler eğitir, tecrübe verir ve sağlamlaşmaya yol açar ya da hizmet ederler. Bu bir yana, komünistlerin askeri ve taktik yenilgiler alması son derece olağan olup yadırganamaz bir durumdur. Lakin, teori ve amaçları bağlamında komünist devrimcilerin asla ve asla yenilmediği/yenilmeyeceği önemli bir şey vardır. O, irade ve cüretleridir. Bu tarihin tanıklığında olmakla birlikte, defalarca kanıtlanmış pratik gerçektir. Ve kuşkusuz ki, komünist devrimciler nihai anlamda stratejik yenilgi de almazlar…
Bugün Türkiye-Kuzey Kürdistan komünist ve devrimci hareketi, komünist ve devrimcilerin irade ve cüret bakımdan yenilmeyeceklerini yalın biçimde örneklemektedir. Bahis konusu komünist ve devrimci hareket kuvvetlerinin örgütsel ve siyasi bakımdan oldukça güçsüz, zayıf oldukları saklı bir gerçek değildir. Böyle olmasına karşın, emperyalist savaşa karşı mücadele konusunda iddialı bir duruş, kararlı bir irade ve tam bir cüret ortaya koymaktadırlar. Objektif davranmak adına söylemek gerekir ki, ilgili devrimci hareket mevcut durumu veya gücüyle emperyalist savaşı boşa çıkaracak ve onu püskürtecek örgütsel-siyasi güce sahip değildir. Fakat bu gerçekliğine rağmen emperyalist savaşa karşı mücadele etmekte ve hatta gerici savaşı devrimci iç savaşlarla karşılama tavrı, iradesi ve cüretinde bir tereddüt yaşamamaktadır. Tam bir cüret ortaya koymaktadır. Devrimcilik tabii ki bir bakıma cüret işidir. Cüret etmeyen devrimci olamaz, devrimcilik yapamaz.
Böyle olmasaydı, devasa baskı-şiddet örgütü olan devlete, bu devlet aygıtını elinde tutan burjuvaziye/gerici sınıf iktidarlarına ve büyük ordularına karşı, düzensiz ordu ve küçük güçleriyle amansız savaşa tutuşmaz/tutuşamazlardı. Ve böyle olmasaydı devrimciler devrimi örgütleyip geliştiremezlerdi. Onları ayakta tutan, siyasi hedef ve amaçlarına paralel olarak bilimsel temele dayanan cüretleri ve en büyük silahları alt eden güçlü iradeleridir. “Akıntıya göğüs germek’’ Onların en iyi bildiği, becerdiği ve ilke edindiği tutumdur…
Türkiye-Kuzey Kürdistan devrimci hareketi, tüm zayıflıklarına karşın bu cüreti göstermekte, büyük bir devrimci irade ortaya koymaktadır. Kuşkusuz ki, dünya komünist ve devrimci hareketi de aynı biçimde tereddütsüz bir cüret ve irade ortaya koymaktadır. Devrimciliğin ya da komünistliği evrensel tavrı budur ve asla ve asla yenilmediği nokta da budur… Küçük ya da (an itibarıyla) cılız diyebileceğimiz zayıf güçle devasa büyüklükteki güçlere savaş açma cüreti gösterdikleri gibi, aynı zayıf güçlerle son derece büyük iddialar ortaya koymakta, iddialı hedef ve görevlere aday olmaktan sakınmamaktadırlar. Çünkü bu küçük ve zayıf güçler devrimcidir, devrimci özelliğe sahiptir; cüretlerinin arka planında yatan büyük gerçek budur. Geleceği tayin edecek olan da budur!…
Salt örgütlü yapı/kurum olarak değil, tek-tek örgütlü-örgütsüz komünist devrimciler de aynı cüreti göstermektedir. Örgütlü güçleri ve örgütlülüklerinin zayıf/güçsüz olduğunu bildikleri halde, devrimci görev ve sorumluluklar taşımaktan geri durmamakta, tarihsel değerde bir tutum ortaya koymaktadırlar. Özellikle zayıflığın hüküm sürdüğü zorlu koşullarda safları terk ederek devrimciliği unutan bir dizi örneğin yaşanmasına karşın, bahsettiğimiz bu devrimciler her şeye rağmen ve aleyhteki tüm ağır şartlara rağmen devrimcilik yapmakta ısrar göstermekte, sınıfın, halkın ve nihayetinde insanlığın geleceğini tayin edecek irade ve cüreti temsil etmektedirler. Bundan ötürü tavırları kıymetlidir. Tabii ki devrimcilik yapmak bedel ister cüret ister kararlılık ister. Yenilseler de cüret etmekte, tutarlı bir duruş ve tavır sergilemektedirler bu devrimciler. Gelecek bunların omuzları üzerinde, bunların temsil ettiği tarihsel tutum üzerinde gelişecektir…
2026 yılını da kapsamak kaydıyla, önümüzdeki yakın yıllar devrimci sınıf mücadelesi ve devrimci hareketin gelişerek serpileceği yıllar olacak. Devrimci sınıflar cephesinde toplumsal dalgalanmalara gebe olma, Kürt ulusu veya Kürt ulusal hareketi cephesinde girilmiş olan rotanın sancı-sevinç alaşımında hüzünlü el sallama törenine tanık olma, burjuva cephede ise şimdiden göz kırpan iktidarın klikler arasında el değiştirdiği ve bunun siyasal iklime yansımalarıyla belli gelişme ve sürprizlere açık olacak 2026 ve bitişik yılların hareketli ve dinamik bir yıl/yıllar olacağını söyleyebiliriz…
Çünkü, toplumda büyük bir huzursuzluk, hoşnutsuzluk ve tepki birikip büyümüş durumdadır ve bu toplumsal patlamaya uygun zemin oluşturmaktadır. Eğer demokratik ve devrimci dinamikler kendi odalarına sığınıp kalmazsa ve odalarından çıkarak meydanlarda/alanlarda bir araya gelip birleşseler çok daha güçlü bir devrim mekaniği açığa çıkar. Burjuvazi, toplumsal kitleleri dil, din, inanç, cinsiyet gibi meseleler üzerinden bölüklere ayırarak küçük köylerine hapsetme siyasetiyle bölüp ufalamıştır. Demokratik ve devrimci güçler de benzer biçimde ideolojik-siyasi-örgütsel odalarına hapsolmuş, fiilen güçsüz ve etkisiz duruma gelmiştir. Kilitler kırılıp zincirler sökülmeden büyük dinamiğin ortaya çıkması zordur. Bu bakımdan toplumsal-sınıfsal refleksleri zayıflamış, bağımsız ve bölük pörçük hareket ederek küçülmüş büyük bileşenleri buluşturmak vazgeçilmez görevdir… Buna karşın toplumsal kitleler açlık, yoksulluk ve sefalet karşısında dayanılmaz noktaya gelmiş, patlayarak taşması an meselesi olup bir vesileye kalmıştır. Bu patlama öyle ya da böyle yaşanacaktır; öncüleri beklemeden sokaklara dökülecektir kitleler… Şayet durum böyle devam ederse 2026 yılı bu gelişmelere meydan olacaktır…
Klikler Dalaşı ve İktidarın El Değiştirme Olasılığı
Komprador tekelci burjuva klikler arasındaki iktidar dalaşı ciddi boyutlara dayanmış, keskinleşmiştir. Burjuva klikler arasındaki çelişki ve çatlağın derinleşerek keskinleşmesi objektif olarak devrimci sınıf ve halk güçlerinin lehinedir. Klikler arasında keskinleşen dalaş birbirilerini teşhir etme, hırpalama ve güçlerini zayıflatma durumundan da öteye, iç dalaş ve çatışmaları bir meşguliyet yaratmakta ve devrimci sınıf ve halklara karşı saldırılarında kısmen zayıflama ve boşluklara neden olmakta, merkezi yapılarını zayıflatmaktadır… Ancak, burjuva kliklerin halk kitlelerini yedeklemiş olması ve aralarındaki iktidar dalaşına ortak etmeleri, devrimci sınıf hareketi açısından negatif durumdur. Halk kitleleri devrimci adres ve alternatif boşluğundan dolayı, büyük oranda burjuva kliklerin peşine takılmakta, sorunlarının çözümünü bu kliklerde aramaktadırlar. Dolayısıyla, kliklerin iktidar dalaşındaki keskinleşme objektif olarak devrimci harekete alan açsa da kliklerin halk kitlelerini yedeklemeleri bu avantajı ters yüz etmektedir. İç dalaşları burjuvaziyi bir bakıma zayıflatıp meşgul ederken, öte taraftan halk kitlelerini yedeklenip düzene entegre ederek devrimci hareketle/devrimle buluşmalarını engelleyen bir sürece tanıklık yapmaktadır…
İktidar/muhalefet blokları biçiminde süren klikler arası iktidar dalaşı büyüyerek derin çatlaklara varmış durumdadır ki mevcut gidişat bu dalaşın şiddet yöntemlerinin devreye gireceğine işaret etmektedir. Çatışmanın şiddet biçimlerine dönüşmesi muhalefet eden kliğin güçlenerek palazlanması ve iktidara gelme ihtimalinin güçlenip iktidar iştahının kabarmasıyla alakalı olmakla birlikte, mevcut durumda teşhir olup ciddi kan kaybına uğrayan iktidar kliğinin iktidarı devretmemek için girişeceği komplo, provokasyon ve siyasi cinayetlerle de doğrudan alakalıdır. Ki, iktidar kliğinin bugüne kadar başvurduğu hukuksuz ve keyfiyetçi baskı yöntemleri, erkleri elinde toplamış olma avantajıyla tutuklama, kayyım, yargılama vb. şeklinde izlediği politikalar iktidarı devretmeme eğiliminde olduğu göstermekle birlikte, iktidarı elde tutmak için şiddet yöntemlerine başvuracağını da gösterir… Fakat bu durum iktidar kliğinin iktidarı elinde tutmayı güvence altına almaya yetmez/yetmemektedir. Çünkü muhalefet kliği geniş toplumsal kitlelerin desteğini arkasına almış, önemli oranda güçlenip iktidara gelme motivasyonuyla sistemli ve hatta etkili bir muhalefet yürütmektedir. Ki, olağan şartlarda muhalefetin iktidarı ele geçirmesi tamamen mümkündür ve bu normal koşullarda beklenen gelişmedir…
Bu vesileyle, 2026 yılının iktidarın el değiştirdiği, en önemlisi de AKP-MHP koalisyonu zemininde tek adam namıyla hüküm süren koyu faşist Erdoğan sultasının tarih olduğu bir yıl olacağını beklemekteyiz… Fakat bu beklentinin boşa düşürme riski de büyüktür…
“TC’’ Devleti ile Kürt Ulusal Hareketi Arasındaki Süreç
Salt iktidarı garantileme hedefiyle sınırlı olmayıp daha total gelişmelerin koşullamasıyla gündeme getirilen ve iki muhatap tarafta da kırılmalar yaratan Kürt Ulusal Hareketiyle “anlaşma’’ zemininde girilen yeni süreç, birçok dengeyi değiştirecek, birçok gelişmeye yol açacak ve siyasi tablonun olağan seyrini ters yüz edecek önemli bir süreçtir. Sürecin sancılarla dolu olduğu aşikardır. Fakat bu sürecin diğerlerinden farklı olduğu da bir o kadar alenidir. Sürecin mevcut eğilim ve perspektif temelinde başarılı olarak yürütülüp sonuçlandırılmasının birçok sonucu olacaktır. Bunlardan en can alıcısı, ‘’TC’’ devleti ve özellikle de iktidarı kaybetmekle yüz yüze olup geniş manada sıkışmış olan mevcut iktidarının soluklanması/soluk alması gerçeğidir. Ki bu, iktidarı sarsılmış olan Erdoğan’ı yeniden iktidarda tutmaya yol açabilecek bir gerçektir. Elbette sürecin yalın tasfiyeci niteliği ve genel tasfiyeci süreci derinleştirmeye sunacağı katkı da son derece önemli olan sonuçların başında gelir. Dahası, bu süreç, Kürt ulusunun bağımsızlık ve kendi kaderini tayin etme hakkını elde etme rotasından kopmasını da içeren ve Kürt ulusunun bağımlı ya da “sömürge’’ statüsünü tahkim ederek sürmesinin yeni çığırı anlamı taşıyacaktır… Bunların yanında, sürecin iyimser zeminde ilerlemesi koşuluyla, Kürt ulusunun ulusal-demokratik hakları noktasında cılız da olsa tanınacak haklar ve Kürt ulusunun durumunda sağlanacak küçük iyileştirmelerin gündeme gelmesi mümkün olacaktır. Bu, kısmi ya da tali oranda demokratik hakların tanınması, bu bağlamda siyasi sürecin nispeten yumuşaması anlamına da gelecektir. Bu durumda sürecin, tali anlamda devrimci sınıf hareketine alan açarak güdük bir rahatlama sürecine vesile olacağı da mütalaa edilebilir. Lakin sürecin esas yanı tasfiyecilik ve mevcut tasfiyeciliği daha da derinleştirme özelliğidir…
Sürecin negatif olup eleştiriyi hak eden esas yanına karşın, bu sürece ve tüm gerçeğe rağmen temenni ederiz ki Kürt ulusunun ulusal-demokratik haklarıyla buluştuğu, uluslararası tam hak eşitliğinin sağlandığı, daha özgür değil, tam özgür olduğu gerçek manada demokratik-devrimci-sosyalist bir perspektifin egemen rota olarak alınmasını içtenlikle isteriz…
Emperyalist Barbarlık ve Yarattığı Sonuçlar
Emperyalizm bütün gericiliğin besleyeni, esin kaynağı, köhnemiş kalkanı ve felaketlerin yaratıcı kaynağıdır. Bilumum gericiliğin en yüksek temsilcisi, dünya ölçeğinde biçimlenen ekonomik-siyasi sistemi ve küresel egemenlik niteliği ya da biçimidir. Katliam ve kıyımların muntazam bir makinesi, yeryüzünün tanıdığı en büyük kötülük ve/veya insanlığın başına gelmiş en büyük felakettir emperyalizm. Doğayı ve doğal yaşamı tüm canlı-cansızıyla eko sistemi tahrip ederek yok eden bir kara deliktir emperyalizm… Bundan hareketle, bütün beklenti ve gerçekleştirmek istediklerimizin başında emperyalist barbarlığın devrimci tasfiyesini sağlamak, yarattığı tehdit, tehlike, tahribat, tahrifat ve felaketlerden ibaret olan tüm sonuçların insanlık yaşamından silinip süpürülmesi gelir. Emperyalist sistemin sınıf temsilcileriyle birlikte tarihe gömmek ve insanlığı kurtuluşa taşımak ve buna koşut olarak insanın insan üzerindeki her türlü baskı ve sömürüye son vererek, sınıfsız-sınırsız-sömürüsüz bir dünya yaratmak en büyük amacımızdır.
Proleter devrimlerle sınıfsal-toplumsal özgürlük ve özgür dünyanın yaratılması doğrultusunda ilerlemelerin sağlanması beklentimizdir. Bu kesinlikle mümkündür ve bunun dinamikleri günbegün belirip büyümektedir. Emperyalizme ve halkları kıyımdan geçiren emperyalist saldırganlığa karşı dünya ölçeğinde mücadeleler yükselecek, orta vadede devrimler dalgası yükselecektir. Bu salt sübjektif beklentimiz değil, giderek keskinleşen toplumsal ve sınıfsal çelişkilerin kaçınılmaz sonucu olarak yaşanacaktır… 3. Emperyalist Paylaşım Savaşı tehdidi, dünya ölçeğinde anti-emperyalist, anti-faşist mücadele ve örgütlenmelerin gelişip büyümesine yol açacak ya da vesile olacaktır. Elbette bilinçli örgütlü devrimci sınıf hareketi de kuşkusuz dünya sathında aktüel olacaktır… Kısa zamanda devrimci sonuçlar alınmasa da mücadele ve direnişin yükseltilmesi dünyayı aydınlatmaya yetecektir. Mücadele enerjidir ama aynı zamanda enerji doğurandır. Mücadelenin enerjisi emperyalizmi alt etme yeteneğini sergilerken, tüm dünyayı değiştirmeye de muktedirdir…
Kaynak/Halkın Günlüğü









