Connect with us

Editörün Seçtikleri

Tomris Parslı yazdı: “Siyasi cinayetler olabilir” mi dediniz?

Göreceğimiz gibi, değil sadece ihtimal dahilinde olan siyasi cinayetler, sistemin kendisi zaten çeteci bir kuruluş olarak toplu katliamlar, soykırımlar ve cinayetler üzerine inşa edilmiştir.

chp den faili mechul cinayetleri arastirma komisyonu kurulmasini talebi

Evet yanlış duymuyor muşuz; aynen böyle diyor “siyasiler”!

Ülke zaten bir cinayetler silsilesi içinde deviniyorken ve bu özelliğiyle adeta yer kürenin de merkezi gibiyken, “siyasi cinayetler” in bir olasılıkmış gibi sunulması, siyasi cinayetlerin hafızasını taşıyanlar açısından adeta sanrı etkisi yaratıyor.

“400 milletvekilini verin bu işi sulh içinde çözelim” zoralımının açık edilmesinden beri, egemenlerin yönetimi siyaseti cinayetler üzerine inşa ettiğini bilmeyenler de öğrenmiş oldu zaten. Fazla geriye gitmeden yakın bir zaman kesitini zumlamak; 2015 Haziran 1 Kasım arası süreç ve sonrasında olup bitenleri hatırlamak, resmi bütün çıplaklığıyla görmeye yeterli olur…

5 Haziran’da; yani seçimlerinden iki gün önce Diyarbakır’da HDP mitingine yönelik bombalı saldırı gerçekleştirildi. Beş kişi katledildi, dört yüzün üzerinde insan da yaralandı. Devletin bu saldırıyla start verdiği şey; o güne kadar kullandıklarıyla yetinmeyip Türkiye siyasal hayatına yeni tür bir kanlı şiddet enstrümanını siyasal güç dizaynında devreye sokmasıydı.

Bu katliamdan iki gün sonraki seçim sonucunda HDP ilk kez yüzde 14’e yakın oy oranıyla 80 milletvekili ile parlamentoya girerken, AKP on üç yıllık tek başına iktidar olma imkanını kaybetti ve çokça aşağıladığı koalisyon süreci belirdi.

Kürtlerin Kobani’de İŞİD’e karşı yürüttüğü savaş, IŞİD’in yenilgisiyle sonuçlandı, ancak bu yenilgiyi IŞİD’den çok AKP hazmedemedi. IŞİD’in yenilgisi, Erdoğan’ın, Selahattin Camii’nde kılacağını taahhüt ettiği namazı kadük kılınca, sınırın ötesinde ilk yenilgisini alan IŞİD, sınırın bu tarafında silahsız Kürtler ve ilerici güçlerin kanında ruhsal tedaviye alındı.

İlk katliama Suruç’ta start verildi. 33 ölü 100 yaralıyla sonuçlanan katliamı, 22 Temmuz 2015 gecesi Ceylanpınar’da, evlerinde kafalarına sıkılarak öldürülen polis cinayeti takip etti. Ama ilginçtir, bu derece bir rahatlıkla polisin evine ancak başka bir polisin girebileceği sorusunun sorulması da “cesaret”e bağlandı!

Bu sürede, hükmet kurmak için görevlendirilen Davutoğlu, MHP’nin de hükümet ortağı olmaya yanaşmadığı bu çabalarından sonuçsuz kalırken, tiyatronun finali, afişte yazıldığı gibi değil de perde arkasında oyuncuların oyunu birbirine gösterisiyle sınırlı kaldı. Oyunun yazarı Erdoğan ve “Hoca efendi”, 24 Ağustos’ta seçimin yenilenmesinde karar kalınca, emre amade bekleyen Yüksek Seçim Kurulu’nun seçim tarihini 1 Kasım olarak belirlemesinin peşi sıra HDP bürolarına yönelik başlatılan saldırılar, ekim ayının ortalarına kadar sürdürüldü ve bu saldırıları yapanlardan bir teki bile yakalanamadı!

10 Ekim’de Ankara’daki “Barış mitingi” ne bombalı saldırı yapıldı; 102 kişi hunharca katledilirken, vücut bütünlüklerini kaybeden onlarca kişiyle birlikte 391 kişi de yaralarıyla kaldı. Dönemin Başbakanı olan Ahmet Davutoğlu, saldırıyı, “Kokteyl terör” ifadesiyle tanımlarken, saldırının kimliğine ilişkin adeta siyasal “Hacker”ler tarafından kırılmaya muhtaç bir “Kod” bıraktı. Daha da ilgi çekici olan ise, aynı Davutoğlu’nun katliamdan on gün sora da, “saldırı sonrası oylarımız artıyor” derken hükümetin bu “kokteyl terör” ün içindeki biyolojik konumunu deşifre etmesi oldu ama, terörizmin güttüğü amaç da hasıl olmuştu: SUSKU!

Devamında, Kürdistan coğrafyası sathında özellikle öz-yönetim direnişine cevap olarak; Devlet Bahçeli’nin arzuladığı biçimde, “taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakılmayacak” şekilde Kürt şehirleri yerle yeksan edilirken, Kürt halkı ölüme, kana, çığlığa ve acıya boğuldu!

Ve şimdi de, bilmeyen de Türkiye’de hiç siyasi cinayet olmamış, siyasi katliamlar yapılmamış ve ellerine kan bulaşmamış olanı kalmayan yönetici ve bürokratların yönettiği bir sistem varken, sanki siyaset ilk kez şimdi kanla lekelenecekmiş gibi, “siyasi cinayetler işlenebilir” endişesini önceleyen bir gündem yaratıldı. Su, bu yoğunlukta bulandırılırken biz de gerçeği bilen ve yaşayanlar olarak bu tartışmaya berraklık adına en kestirme yoldan, bir soruyla dahil olalım.

“Siyasi cinayetler olacak” derken sizler, cinayetlerin olmasına mı karşısınız yoksa işçi, emekçi ve aydının; komünist ve devrimcilerin dökülen kanıyla işleyen bir sistemin dümenine geçmek isterken, ölümler ve zulümle yaşattıklarınız nedeniyle halkın geleceklerinden duydukları kaygıları kendi geleceğinize tahvil etmek mi istiyorsunuz? Başka bir ifadeyle, gerçekten sizler siyasi cinayetlere mi karşısınız yoksa cinayet şebekesinin radarına girdiğiniz endişesi nedeniyle halktan koruma mı istiyorsunuz? Bunu anlamamız gerekiyor.

Siyasi cinayetlere karşı olacaksanız, siyasi cinayetleri bütün endişesi, korkusu ve beklentisi ile ortada kaldırmanın yolu bellidir; sınıfına, vasfına, inancına, milliyetine ve ne istediği ve neyi istemediğine bakmadan “ulusal kimlik” içinde tanımı yapılmış her bireyin, geçmiş, bugün ve gelecek hakkında; evren, dünya ve yaşam hakkında ne düşündüğüne bakmadan, evrimsel gelişme sürecinin sonucu kazandığı nitelemeyle “insan” olanın, insansal bedende aldığı nefes alma hakkıyla vücut bütünlüğünün “amasız ve fakatsız” olarak dokunulmazlığını tüm yasaların üstünde en temel yasa olduğunu kabul etmelisiniz!

Devamında, bireylerin fikrini özgürce ifade etme, fikirleri doğrultusunda örgütleme yapma; zulme, sömürüye ve eşitsizliğin her biçimine itirazını yapma haklarının da dokunulmaz hak olarak güvence altına alınması asli sorumluluğuyla hükümet olmaya aday olduğunuzu deklere etmelisiniz. Katilleri ve katliam adaylarını ortaya çıkarmanın yolu da siyasi cinayet ve toplu katliamlardan iktidar ve gelecek çıkaranların kimler olduğunu test etmenin yolu da budur.

Yönetme sırasını devralmak isteğindeyken cambaz hilesinden aşırma bu söylemle, mevcut yönetenin elindeki kanlı sopayı gösterirken, kana bulamak üzere arkanıza sakladığınız sopayı indirdiğinize ezilenleri ikna edecek şey, “tüm siyasal cinayetlere son veriyoruz” sözü de olmaz, bunu da bilin.

Zira, bu ezilenlerin alışık olduğu en bilindik egemen sınıf yalanı olarak hep, iktidar sırasının kendisine geldiğini gören ve ama daha önce yönetimden düşmüş ve yaptıklarının unutulduğu sanısıyla bol keseden iyi vaatler harcayan egemen sınıf kılığının yöntemidir.

Siz, hükümet etmenin olanaklarına bir an önce erişmeye sayılan “siyasal cinayetlere karşı olduğunuz” intibahının bir numaradan ibaret olmadığını göstermek istiyorsanız, atılacak bir adım daha var.

Tarihsel sürecine ve gerekçelerine bakmadan, devletin silahlanma hakkının; insan öldürme, katliam yapma, savaş çıkarma, başka halkları ve ulusları sömürgeleştirme ve halkın kendi zalimlerine karşı ayaklanmasını bastırmanın bir “hak” değil, tüm haksızlıkların üretildiği pis bir çanak olarak sömürenlerin halka en büyük haksızlığı olduğunu da ilan etmelisiniz!

Zira, küresel ve bölgesel emperyalist güçlerle el ele talan edilen ülkelerde milyonlarca insanın öldürülmesine gerekçe yapılan “hukukun” zor ve talan hukuku olduğunun, bu hukuka dayanılarak sadece tek tek siyasal cinayetlerin değil, Irak, Libya ve Suriye’de olduğu gibi, uluslara karşı gerçekleştirilen kitle kırımı, yağma ve işgallerin de toplu cinayetler olduğunu, bunlara meşruluk kazandıran “uluslararası hukuk sistemi” nin emperyalist kapitalizmin işçi sınıfı ve zayıf uluslara dayatma deklarasyonundan ibaret olduğunu ve bugüne kadar savuna gelmekte olduğunuz “devletlerin öldürme hakkı” gibi bir hakkın da tarihte üretilmiş en büyük haksızlık ve ahlaksızlık olduğunu da açıkça ilan etmelisiniz.

Burada, itirazınızı duyar gibi oluyoruz ama, tarih boyunca yaşamları; yaşamlarını sürdürmek için üretmek olan ve bilincine eriştikçe ürettiklerinin ve emek etkinliğinin sahibi olmak yönünde mücadele eden insanlık nüfuzunun yüzde doksanını oluşturan işçi sınıfı ve emekçi halkın bu suçlarda bir rolü ve sorumluluğu yoktur. Halkın ve halkların bu suçlarla bir sorumluluk ilişkisi kurulacaksa o da tarih tarafından iddia olunacak ifadeyle; bu suçlara seyirci kalmaktaki atalet olabilir ancak!

Bu temel gerçeklikler atlanarak yeni ve bilinmez bir şeymiş gibi “siyasi cinayetler” olacak lafı üzerinden hükümet etmeyi hedeflemek, mevcut toplumsal algılama düzeyi ile bir içerik kazansa da biz biliyoruz ki aslında olan; sistem sahibi farklı kliklerin ellerindeki bıçakların birbirine de dokunacak mesafeye gelmiş olmaktan ileri gelen velveleden ibarettir.

Sistemin politikacıları olarak kendi canlarınızın gördüğü tehlikenin ürküntüsüyle, tarih boyunca çalışıp üreterek yarattıklarından başka, kanlarını dökerek canlarını ala durduğunuz halktan bu koruma talebinizi iki yüzlüce buluyoruz. Bu tespitlerimizi “temelsiz iddialar” ve ezilen sınıftan gelen “kinci” bir sataşma olarak değerlendiren olursa eğer, onlara hatırlatacaklarımız da son beş yılda herkesin her gün şahit olduğu gerçekler olur.

 Göreceğimiz gibi, değil sadece ihtimal dahilinde olan siyasi cinayetler, sistemin kendisi zaten çeteci bir kuruluş olarak toplu katliamlar, soykırımlar ve cinayetler üzerine inşa edilmiştir. Bu gerçekliğin teyidi, “Çetelerin kurduğu cumhuriyet, tabi ki çetelerle sürdürecek” itirafı ile sistemin içinden gelen ve seri cinayetlerin batıdaki icraatlarından sorumlu Veli Küçükle kalmamış, son on yılın siyasetine yön veren aynı çetelerden biri olan Sedat Peker’in ifşalarıyla da bu durum bütün gerçekliğiyle teyit edilmiştir.

Dolayısıyla, cumhuriyetin sürekli bir cinayetler serisi üzerine kurulmuş bir sistem olduğu halde, şimdi, yeni bir durummuş gibi sade “olabilir” varsayımına dayandırılsa da devrimcilerin tutumu açıktır; burjuva gerici siyasette arkasında kan ve can bırakarak ulaşılan her hedefin ardındaki etkinlik, siyasi cinayete tekabül eder!

 Birkaç örnek;

Aşırı kar hırsıyla işçinin duyarlılıklarının zayıflayacağını bile bile sekiz saatten fazla çalıştırmanın tetiklediği “iş kazaları” burjuva sınıfın işçi sınıfına karşı sürdürdüğü sistematik cinayetlerdir.

İşin sahibi patronun hiçbir zaman “iş kazaları” diye ifade edilen bu sistematik cinayetlerde adının geçmediği kenar notu olarak düşülürse ve aylık ortalamaya 160 işçinin öldüğü istatistiği de büyük puntolarla öne çıkarılırsa, T.C. hükümetlerinin ve sistem partilerinin tümünün bu cinayetlerden sorumlu olduğu kendiliğinden bir sağlama olarak ortaya çıkar zaten. Öyleyse soru şu; istikrarlı olarak tekrarlanan ve adına “iş kazaları” denen bu cinayetler sınıf çıkarlarının sonucu gerçekleşen en seri cinayetler olarak siyasi değilse nedir!

Türümüz insanın kendi yaşamının diğer tüm canlılarınkiyle birliktelikte anlam kazandığı bilincini edindikçe ve kurdun, kuşun, böceğin; kedinin köpeğin tilkinin; yılanın, bitin ve bitkinin… avlanması ve tüketilmesini, yaşama karşı suç sayıp haklı, doğru ve adil itirazlarla devletlerden bu vahşi tüketime karşı koruyucu yasalar koymalarını isterken, siz sistem politikacıları, insan yaşamının tüketilmesi karşısındaki suskunluğunuzla zalim kimliğinizi tanımlarken bu tepkisizliğinizin bir cesedinkinden daha soğuk olmadığını söyleme imkanından yoksun olduğunuz açıktır.

Haftalık olarak düzenli bilançosu verilen şu “… kırsalda on, şu şehirde yedi-sekiz, şu dağda şu kadarı etkisiz hale getirildi” denilen, yaşları on sekiz ila otuz arası kadın ve erkeklerden oluşan Kürt gençlerinin ve devrimcilerin, işi insansız makinelerle insan avlama derekesine indirmiş bu kanlı sistemin seri cinayetleri de siyasi cinayetler değil mi?

Her gün “etkisiz hale getirilen” onlarca genç kadın ve erkeğin aynı yakınları, bir yerlerde evlerinizin temizliğini, binanızın inşaatını, giydiğiniz, elbisenin, ayakkabının imalatını yapan; içtiğiniz suyun, meşrubatın kapınıza gelmesini sağlayan; sofranıza gelen etin sütün bakliyatın tedarikini yapan ve hatta site de, bankada, plazada güvenliğinizi sağlayan; lokantada, barda, gazinoda, sokakta yaşam kalitenize hizmet veren emekçiler olduğu halde siz, “siyasi cinayetler şüphesi” ile ayağa kalkanlar olarak, generallerinizin, içişlerindin sorumlu bürokratlarınızın yamandırılmış basın kanalıyla verdiği bilançoları, çay-kahve yudumlama eşliğinde dinlerken, istisnasız kırk yıldır o ekranlar karşısında yıkılıp kalan anne baba kardeş ve eş sayısının milyon, milyon acı ve öfke yudumlamasını bir gün bile hissetmeyen sizlersiniz.

Cizre’de bodrumlara sığınan 150 fazla sivilin, toz kondurmadığınız devletiniz tarafında diri diri yakılarak öldürüldüğünü konuşurken susanda; evine arama yapaya giden polise, “galoş giy” dediği için anne babasının gözü önünde kafasına sıkılarak öldüren Dilek Doğan cinayetine başka bir ülkede olmuş gibi ilgisiz kalan da sizler; yani “siyasi cinayetler olabilir” derken de, zaten, sizin ve hepimizin gözü önünde öldürülen Şenyasar ailesi katliamını da siyasi cinayet olarak görmüyorsunuz. Oysa bir an, sadece bir an kulak kabartırsanız duymanız mümkün olan bir ses var; oğlu, eşi ve kardeşi milletvekili adayının çetesi tarafından katledilmiş, ruhunda büyük bir umutsuzluk acı ve öfkeyle 200 günden fazladır Urfa adliyesi önünde hayatta bırakılmış oğluyla oturmakta olan bir anne, “katiller yargılansın” diye diye lori çekiyorken siz lal rolünü sürdürüyorsunuz: çünkü toplumun çoğuna kabul ettirdiğiniz üzere Kürt, sadece “Av’dır sisteminizin kuruluş felsefesinde!

Ve dahası, bir siyasal cinayet makinası konumundaki devletin saymakla bitmeyecek icraatlarına hapsedilenler de dahildir. Kimisi otuz, otuz beş yıldır hapiste, yaşı ve sağlığı nedeniyle yaşama öz yetisini kaybetmiş, ölümcül derecede kanser ve benzeri hastalıklarla cebelleşirken, aşiret kini ve nefretiyle onların orada ölümünü bekleyen “yargı” nızın tutumu karşısında suskunsunuz. Cinayete kurban gideceğiniz korkusu nedeniyle ortalığı ayağa kaldırırken zindanlara istiflediğiniz bu siyasi tutsaklar “cinayet işleyecek” dediğiniz bu sisteme karşı eleştiri yaptıkları, bildiri dağıttıkları ve bir protesto tutumu gösterdikleri için hapsedilmiş olanlarken, sizler; yoksul halk çocuklarının hapishanelerde katledilmesi karsısında da aynı ceset hissizliğini koruyorken, kimlerden “cinayete kurban gitmekten” duyduğunuz korkuyu kimlerle paylaşabilirsiniz ki. Cinayetlere, kana, öldürmeye eğitip, öykündürdüğünüz ve teşvik ettiğiniz cinnet toplumu inşasında katkınız varken…

Tümüyle simgesel olarak hatırlattığımız bu cinayetler, son beş yıl içinde oldu ve ne kadın cinayetlerini, ne maden ocaklarına birer, onar, otuzar ve 301 sayılarla diri diri gömdüğünüz işçileri; “tren kazaları, baraj patlamaları, sel felaketleri ve orman yangınları” diyerek geçirdiğiniz ve aslında tümüyle sistemin doymak bilmez sömürü ve soygun hırsının ürünü icraatlarının sonucu olan bu insan kaybını, iktidardakiler zaten “fıtrat” olarak görürken siz de iktidar süreçlerinizde farklı davranmadınız.

Şimdi sorumuzu tekrarlıyoruz: Sizler; önceleri yönetenken, yirmi yıllık İslami iktidar tarafından yönetimden dışlanmış olarak şimdi yeniden yönetmeye talip olanlar olarak, “siyasi cinayetler olabilir” endişesiyle çığlık atarken, gerçekten siyasi cinayete karşı olduğunuzu iddia ediyor ve hatta “ihtimaline” bile tahammül edemediğinizi mi söylüyorsunuz? Eğer bu itiraz itibariyle samimiyetle böyle düşünüyorsanız “ihtimali” de dahil olmak üzere halkın bu sesi duyabileceğini varsayarsak, siz, geriye dönüp ardınızda bıraktığınız ölüler için bir söz söyleyip, bir cümle kurabilecek misiniz? İçinde ölüler ülkesinde evlat matemi tutan yüzbinlerce annenin umutlanması adına, hatta, oluşturulmasında katkınız olduğu tartışmasız olan ve cinayet işleme ihtimali bulunan bu canilerin bıçağına karşı koyacak olan halkı bir kez daha arkadan hançerlemekten vazgeçecek misiniz? diyeceğiz ama, söz boşa gider!

Boşa gider çünkü size dokunacağına “ihtimal” verdiğiniz devletin hizmetindeki katiller etiyle, buduyla, ruhlarıyla sizlerindir ve sizlerin hizmetlisidir. Arkalarında bıraktığı sayısız cinayet ve katliamlarla doksanlı yıllarda devrimci ve komünistlerin, Kürtlerin, Alevilerin ve aydınların “kanında banyo” yaptıklarıyla kalmamış, bu görevlerini tüm tecrübe birikimiyle AKP iktidarında da “resmi olmayan!” bir sıfatla, “akçeler” ve “çökme”ler karşılığında yapmaya devam eden ve sizlerin hala eleştirel bir söz söylemekten imtina ettiğiniz en saygıdeğer cinayetler prensiniz Ağar, prensesiniz Çiler ve ‘Asena’sı “hanımefendi” de yeni iktidarın başbakan adayı olduğunu hatırlıyor ve tüm sorularımızın cevabını almaktan vazgeçiyoruz!

Yalandan, riyadan ve halkı aldatmaktan bir kez bile olsa ar edin, kafidir. Halk yaşamsal ferasetiyle dostunu da düşmanını da ayrıt edebilir ve kansız ve ölümsüz gelecek için bu sistemden kurtuluşun yolunu bulur!



Nisan 2026
PSÇPCCP
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930 

More in Editörün Seçtikleri