
Her şeyin bir doğumu bir de ölümü vardır. Hiçbir şey doğanın bu diyalektik yasası dışında değildir. Ne ki, sınıflı toplum ve insan yaşamı bu süreci bekleyecek kadar uzun değildir. Bundandır ki insan doğal diyalektik akışa müdahale ederek onu hızlandırma rolüyle ortaya çıkar. Toplumların gelişme tarihi tam da bu zeminde mümkün olur-oldu.
Ezilen sınıfların devrimci eylemi toplumların tarihini bugüne taşıyan belirleyici unsur oldu, bundan sonraki ilerleyiş de yine ezilenlerin devrimci eylemiyle gerçekleşecektir. Bunda hiçbir tartışmaya yer yoktur. Bu manada emperyalist-kapitalizm de tarih olmaktan kurtulamayacaktır. Bu süreç öncekilerde olduğu gibi kendiliğinden değil, yine ezilen ve sömürülen sınıfların ve halkların devrimci eylemiyle gerçekleşecektir. İnsanın sınıflara bölünmesi, tarihin ilerletilmesini sınıfa ait insanın omuzlarına yükledi. İnsanı köleleştiren sınıf insanını, diğer sınıf insanı alt edecek, onun sistemini yıkacaktır. Çağımızın itici devrimci gücü olan proletarya ve emekçilerin bu niteliğidir. Proletarya önderliğinde geniş halk yığınları savaşmadan emperyalizm yıkılmaz. İnsanlar üzerinden geçiş sağlayan sistemler kendiliğinden ortadan kalkmaz. Ancak proletaryanın siyasi partisi vasıtasıyla örgütleyip yürüttüğü devrimci savaşıyla ortadan kalkar, kaldırılır.
Kapitalizmin en yüksek aşaması olan emperyalizm evresi tamamlanmış olmakla birlikte, emperyalist evrenin gelişim süreci de dinamik olma özelliğini yitirircesine sistematik krizler batağına saplanarak köklü tıkanmaların girdabında deviniyor. İç gelişim sürecini tam olarak tüketmemiş olsa da mevcut gelişim düzeyi ile karşı karşıya kaldığı siyasi tıkanıklıklar bağlamında sistem olarak siyasi miadını doldurmuş durumdadır. İç gelişim sürecinin sonucu olarak ulaştığı çok uluslu tekeller aşamasıyla gelişimini tamamlamıştır. Gerici siyasi-sistem olarak evirileceği daha ileri bir evre ya da daha ileri gerici bir toplumsal sistem niteliği yoktur. Bu zeminde, kendisini tekrar eden bir döngüyle tekerrür yaşamaktadır. İşte bundandır ki, yapısal kriz ve açmazları çok daha derin, sistematik ve müzmin biçimde yaşanmaktadır. Bu durumu aşmak için de gerici savaş, çatışma ve dalaşlar yürütmekte, zorunlu olarak kronik savaşlar tablosu resmetmektedir. Bir dalaş ve çatışma alanı kapanmadan bir başka alanda gerici savaş ve çatışmaların başlatılması veya başlaması tam da bunun ürünüdür. Evet, siyasi sistem olarak kendi içinde ilerleyip gelişeceği bir nitel evre, sunabileceği bir alternatif ve getirebileceği bir çözüm olmadığı için, yaşadığı kriz, bunalım ve tıkanıklıkları kronik savaşlar yürüterek ertelemeye çalışmaktadır. Dolayısıyla emperyalist sistemin kronik savaşlar dönemine girdiği veya bu dönem içinde olduğu tespit edilebilir.
Bu durumun işaret ettiği gelecek ya da geleceğe dönük gelişme olasılıkları nelerdir?
Birincisi; Gerici savaş ve saldırganlık temelinde yaşanan mevcut durum gidebildiği yere kadar devam ederek emperyalist gericiliğin içindeki çelişki ve dengeleri bu savaşlar süreciyle belli bir yere oturtup siyasi olarak geçici bir nefes almasına yol açar. Emperyalist bloklar arasındaki dalaş ve denge geçici de olsa, bir veya iki blok lehine değişir ve biri veya ikisi aleyhine sonuçlanır. Yani, esasta ‘’tek kutuplu dünya’’ dedikleri emperyalist dünya şartları egemen hale gelerek, havlu atan güçlere karşın dünya hegemonyası bir güce geçer ve dünya jandarması olma pozisyonu bu blok elde eder. Ki, bu olasılık geçici bir dengeden öteye geçmeyip yeni emperyalist dalaş ve dengelerin zeminini oluşturur.
İkincisi; Mevcut durumda kronik hal alarak devam edip yaşanmakta olan gerici savaş mekaniğinin kaçınılmaz olarak boyutlanıp dünya savaşı niteliğine dönüşmesi olasılığıdır. Ki, bu dünya savaşı emperyalist dünya sistemine bağlı tüm dünya devletlerinin ikiye, üçe vb. bölünmüş bir askeri cephede karşılıklı olarak yürüttüğü klasik savaş biçiminde olmayacağı gibi, günün teknolojik silah kapasitesine uygun biçimler gösterebilir. Elbette askeri cepheler temelinde klasik bir dünya savaşının patlak vermesi de emperyalist sistemin tıkanıklıkları dikkate alındığında bir olasılık olarak yadsınamaz. Ne ki, bu tarz bir savaşın, özellikle kimyasal silahlar ve savaş teknolojisi göz önüne alındığında, hiçbir emperyalist güç ya da bloğun göze alamayacağı aşikardır. Lakin öyle ya da böyle gerici savaşlar daha da boyutlanarak kronik biçimde devam edecektir. Edecektir çünkü, emperyalist sistemin gelişme dinamiğini yitirerek yaşadığı krizler karşısında savaştan başka başvurabileceği bir yeteneği kalmamış, yeni bir nitel evreye ilerlemesi ve ilerleme dinamiği kalmamıştır. Savaştan başka bir çözüm sunamamaktadır emperyalist gericilik. Bu savaşlar emperyalist sistem ve gericiliğin bazı sorunlarını ertelemesine yol açsa da esasta çöküşe doğru ilerlemesini hızlandıracaktır.
Üçüncüsü; Üçüncü olasılık tam da burada devreye girer. Bir alternatif ve çözüm sunmaktan yoksun olan emperyalist gericilik kronik savaşlar mekaniğini sürdürerek krizlerini aşmaya-ertelemeye çalışırken, bu gerici savaş ve saldırganlık zemininde yarattığı açlık, sefalet, tahribat, acı ve kıyımlarla mazlum ulus ve yoksul halkların devrimci mücadelesini büyüterek gündeme getirecektir. Yani, bir taraftan emperyalist gericilik yürüttüğü gerici savaşlarla teşhir olup her bakımdan zayıflarken, diğer taraftan yoksul dünyanın başkaldırısıyla tanışıp devrimlerle yüz yüze kalacak, çöküşünü hızlandırarak tasfiyesini olanaklı hale getirecektir. Özcesi mezar kazıcısını yaratan kapitalizm, emperyalizm aşamasıyla mezarını kazmaktadır. Eğer emperyalist sistem ve gericiliğin ilerleyebileceği yeni bir nitel toplumsal aşama yok ise, ve eğer emperyalist gericilik yapısal kriz ve karakterine bağlı olarak gerici savaşlara baş vurmaktan başka bir yeteneğe sahip değil, mevcutta görüldüğü gibi savaştan savaşa koşarak savaşlar kroniği yaşamakta ise o halde emperyalist gericiliğin bu savaşlarla çöküşünü hızlandırdığı doğrudur, bir o kadar da devrimlere uygun zemin sunarak tasfiyeye maruz kaldığı ve mezarını kazdığı da gerçektir. Ancak bu kendiliğinden gerçekleşecek bir durum değildir.
Özünde kof ve köhnemiş olan ama taktik üstünlük ve örgütlülük bakımından devasa siyasi güce sahip olan bu kan emici barbarın yaşamını uzatmak için her türden haydutluğa başvuracağı ve zor-şiddete dayalı gücünü kullanıp tüm olanaklarını seferber edeceği malumun ilanıdır. Ki, bugüne kadar ayakta kalmasının tek temeli, vahşi barbarlığa dayanan gerici savaş ve sömürgeci ilhak-işgal saldırganlığı, gerçekleştirdiği katliam ve kıyımlar, ekonomik-siyasi güç temelinde yürüttüğü talan ve sömürü, dünyasal sistem örgütlülüğü düzeyinde kurduğu tahakküm ya da egemenlik araçlarında karşılık bulan baskılardır. Bu nedenle kendiliğinden mezara girmeyeceği gibi, mezara sokulmasını engelleyecek büyük bir siyasi güce sahip olduğu ama devrimci yoldan tasfiye edilmesinin şart olup bunun nesnel olanaklarının olduğu da bir gerçektir. Lakin bütün gericilik aynıdır, ‘’vurmazsan yıkılmaz.’’ İşte bu tasfiyeyi gerçekleştirecek sübjektif etmenin yeterli düzeyde temsil ve tesis edilmesi bütün şartların başında gelir. Bu şart yerine getirilmeden devrimin gerçekleştirilmesi ve dolayısıyla emperyalist gericilik başta olmak üzere, bilumum gericiliğin tasfiye edilerek tarihin karanlığına gönderilmesi gerçekleştirilemez.
Bu kapsamda mütalaa edilmesi gereken hususlardan yaşamsal değerde olan tayin edici öğe, devrimci şartları devrime dönüştürmede siyasi rol oynayan öncü-önder gücün ta kendisidir. Bu güç örgüttür, örgütlenmenin ileri niteliği olan siyasi partidir. Sınıf örgütünün en ileri niteliği olan proleter örgüt veya komünist parti bu önderliğin ideolojik-siyasi-askeri-örgütsel formattaki sınıf bilinçli niteliği ve kurumsal karşılığıdır. Proletaryanın burjuvaziye karşı savaşta kullandığı biricik silah kendi sınıf örgütü ya da komünist partidir. Bu olmaksızın, proletaryanın bilinçli, örgütlü sınıf mücadelesinden ve bu mücadelenin başarısından bahsedilemez. O halde, proletaryanın önderliği veya komünist parti örgütü yaşamsal değerde tayin edici bir olgudur. Bu bağlamda burjuvaziye karşı savaşın dönüp dolaşıp önderlik sorunu ve bunun karşılığı olan Komünist Parti örgütünde odaklandığı söylenebilir ki, sınıf savaşının kilit unsurlarından biri sınıf örgütü ve önderliğidir. Bu sorun çözülmeden devrim sorunu çözülüp hal-yoluna koyulamaz.
Temel prensip siyasi iktidar uğruna tutarlı mücadele pratiği ve bilimsel ısrara dayanan kararlı militan devrimciliğin sergilenmesidir
Önderlik sorunu ya da Komünist Hareketin durumu özellikle örgütsel kapsamda olmak kaydıyla, nüanslar gösterse de esasta tüm dünya ölçeğinde cereyan eden temel bir sorundur. Ki, bu sorun coğrafyamızda da yakıcı olarak hissedilmektedir. Gerek dünya sathında olsun gerekse de coğrafyamız şahsında olsun, önderlik sorunu temel bir problem olarak öne çıkıp devrimin kaderinde rol oynamaktadır. Ancak, aynı kapsamda, Komünist Hareket/Partilerin varlığı ve omuzladıkları mücadeleler inkâr edilemez olan mevcut gerçeklerdir. Sınıf mücadelesinin kesintisiz olarak gündemde olmasında bu partiler ve mücadeleleri doğrudan rol oynamaktadır. Ağır bedeller pahasına yürüttükleri mücadelelerde büyük kazanım ve ilerlemeler elde etikleri de inkâr edilemez. Daha da önemlisi bu mücadelede kararlı bir savaş mevzisi olarak yer edinmekte, devrim ısrarlarını sürdürmektedirler. Ne ki bu partilerin geçici olarak biçimlenen örgütsel güç durumu devrimci şartları devrime dönüştürme yetisi ortaya koyamamaktadır. Bu durum geçici olmakla birlikte, bu yetersizliğin aşılması tamamen mümkündür, gerekli şartlara da sahiptir. Kimi coğrafya devrimlerinin ciddi gelişmeler kaydettiği izlenebilmektedir. Dahası, uygun olan devrimci şartlar, kendi özne ve dinamiklerini yaratarak önderlik ihtiyacını karşılama zenginliği ve yaratıcılığına sahiptir. Bu bağlamda, devrimlerin gelişip gerçekleşmesinin önünde esasta bir engel yoktur. Engel yok fakat sorun vardır. Sorun, öncü-önder partinin örgütsel güç ve niteliğini geliştirip büyütmek, devrime önderlik yapma kapasitesine ulaştırmaktır. Bu görev atlanamaz bir gereksinim, yakıcı bir ihtiyaçtır.
Devrimci savaş yürütülerek öğrenilir. Bunun gibi devrim de önce öğrenilerek değil, mücadele edilerek savaş içinde geliştirilerek gerçekleştirilir. Siyasi partinin rolü burada açığa çıkar ki, bu savaşı devrimci ideoloji-teori ve ilkeler temelinde örgütleyip, bizzat önderlik yaparak doğru amaç ve hedefler temelinde bilinçli olarak yönetmesi bu partinin belirleyici görevidir. Ve bu parti, sınıf savaşının normlarına uygun olarak biçimlenmek ve örgütsel gücünü bu savaşı yürütecek düzeyde hazırlayıp yeterli nicelik ve niteliğe taşımak durumundadır. Bu partinin adının komünist olması ve hatta komünist teori ve ilkelerle billurlaşması yetmez. Örgütlenerek örgütsel-siyasi gücünü bu niteliğe uygun hale getirmesi ve siyasi savaş ihtiyacını karşılayacak maddi güce kavuşması devrim ve devrime önderlik yapması açısından elzemdir.
Hiç şüphesiz ki, sınıf savaşı yürüten her komünist partisi veya devrimci sınıf partisi bu amaç, hedef ve görevleri benimseyerek çabalar göstermekte, kitleler içinde örgütlenerek örgütsel gücünü büyütüp siyasi iktidar hedefine endeksli çalışmalar yürütmektedir. Komünist ve devrimci partilerin varlık gerekçelerini bu zeminde sürdürdüklerinden kuşku duyulamaz. Bilimsel sosyalizm teorisini benimseyen Maoist Komünist Partilerin varlığı ve kararlı mücadelesi bu zeminde vücut bulmaktadır. Buna karşın, siyasi coğrafyamızda nesnel devrimci durumu devrime dönüştürme ya da devrime pratik önderlik yapma düzeyinde bir örgütsel-siyasi güç niceliği yakalanmış değildir. Bu durum, ilgili komünist partilerin doğru siyasetler geliştirerek kitlelerle buluşup onlar içinde örgütlenmelerini derinleştirme, örgütsel güçlerini nitelikli ve sıkı örgütleyerek sağlamlaştırma, örgütlü güçlerini eylem pratiği içinde eğiterek geliştirme ve militanlaştırma, en geniş mücadele yöntemleri ve örgütlenme araçlarını kullanma, statik düşünce ve mekanik anlayışlardan koparak yeni siyaset ve biçimler geliştirip nüfuz alanlarını büyütme, birlik ve birlik biçimlerini geliştirerek devrimci dinamiği büyütüp somut mücadele ve kazanımlar temelinde geniş kitlelere güven verme, kitlelerin taleplerini dikkate alan politik mücadelelerde varlık göstererek bütünlüklü bir vizyon ve devrimci alternatifi somut kazanımlarla yükseltme görevlerinde yoğunlaşmalarını gerekli kılmaktadır.
Temel prensip siyasi iktidar uğruna tutarlı mücadele pratiği ve bilimsel ısrara dayanan kararlı militan devrimciliğin sergilenmesidir. Bu mücadelenin görev olarak buyurduğu gereksinimlerin karşılanması yürütülen bütün çalışma, örgütlenme ve eylem pratiğinin hedefidir. Bu hedeflerin gerçekleştirilmesinde stratejik belirleyen komünist parti iken, bu parti yeteneğinin somut karşılığı örgütlenme ve mücadele biçimlerinde teori-pratik birliği zemininde ortaya koyduğu genel siyasette somutlanır. Geniş kitlelerin başat çelişkisi devrimci siyasetin merkezinde olmak durumundadır. Fakat toplum onlarca-yüzlerce çelişki ve sorun yumağını barındırmaktadır. Bu çelişkilerin her biri farklı çözüm yöntemleri ve biçimlerini gereksinim eder. Temel çelişkinin çözümü baş çelişkinin çözümünü takip ederken, baş çelişkinin çözümü ise onlarca mücadele biçimleriyle onlarca çelişkinin çözülmesi ve kazanım ve ilerlemeler sağlayarak mümkün olabilir. Bundandır ki, komünist parti izleyeceği siyaset ya da siyasi yönelimini, sadece stratejik unsurlarla daraltmadan, zengin örgütlenme ve mücadele yöntemleri konseptiyle ele alıp, somut siyasetini canlı çelişki ve somut sorunlar kapsamındaki politik mücadelelerle biçimlendirmek durumundadır; geniş kitlelerle buluşmanın yolu buradan geçer. Bu, gelişip güçlenmesinin, dolayısıyla görev ve sorumlulukları karşısında üstünlükler elde etmesinin temel angajmanıdır. Geniş kitlelerle birleşmeyen ve kitleler üzerinde ideolojik-siyasi tesir kurarak onları seferber edemeyen bir partinin stratejik başarılara uzanması imkânsız olmasa bile oldukça zordur. Doğru siyaset izlenmeden doğru pratik geliştirilemez.
Örgüt ve örgütlenme yoksa devrime giden mücadele yoktur, devrim yoksa kurtuluş ve özgürlük yoktur
Bugünün öne çıkan somut görevlerinden biri emperyalist gericiliğin gerici savaş ve işgal saldırganlığı başta olmak üzere, onun tüm türev ve uzantılarına karşı her düzeyde birleşik mücadeleleri geliştirip yükseltmektir. Birleşik mücadele perspektifiyle somut adımları atılan ve geliştirilen somut siyaset ve kazanımlar bu ihtiyacı karşılayan devrimci önemli devrimci odaklardır. Devrimlere giden yol devrimci güçler ve kitlelerin birliğinden ve ortak sınıf düşmanına karşı birleşik mücadelesinden geçecektir. Anti-emperyalist, anti-faşist mücadelelerin geliştirilmesi birleşik mücadelenin enternasyonal ruhla dünya ölçeğine taşınmasının bir biçimidir. Emperyalizme karşı mücadele birliği emperyalist dünya sistemi ve onun dünya proletaryası ve halklarının baş düşmanı olan vahşi saldırganlığına karşı proletarya enternasyonalizminin yükseltilmesini gerektirir. Komünist ve Devrimci Hareketin uluslararası örgütlenmesi burada hayati anlam kazanır. Örgüt ve örgütlenme yoksa devrime giden mücadele yoktur, devrim yoksa kurtuluş ve özgürlük yoktur.
Birleşik mücadele ve enternasyonal örgütlenmeler tek-tek komünist partilerin görev, rol ve önderlik sorumluluklarını ortadan kaldırmaz. Bilakis onları elzem kılar. Komünist partileri devrim güçlerini ve geniş halk kitlelerini birleştirerek devrime gider. Bundan başka devrime giden yol yoktur. Gerçek önderlik burada açığa çıkar. Önderlik yapmanın yolu birlikte yürümeyi, devrimci kuvvetleri birleştirmeyi gerektirir. Bunun dışında bir önderlik tasavvur edilemez, geliştirip pratikleştirilemez.
Türkiye-Kuzey Kürdistan’da ulusal çelişkinin diriliğiyle birlikte sınıf çelişkileri de keskinleşmektedir. Eş zamanlı olarak gerici iktidar dalaşı zemininde burjuva klikler arası çelişkilerin de keskinleştiği bir süreç yaşanmaktadır. Genel seçimler siyasi gelişme ve gündemin başına oturmuş durumdadır. Burjuva klik dalaşı giderek tırmanmaktadır. Lakin devrimci sınıfın bu dalaşta kaybedeceği vakit yoktur. Kendi mücadelesini geliştirerek devrimini gerçekleştirmek proleter sınıf tavrı ve tutumudur. Mücadelelerimizin merkezi sınıf devrimidir. Faşist AKP/MHP iktidarını yıkmak sadece devrimimizle sınırlı bir görev değildir. Aynı zamanda emperyalist zincirin zayıf halkalarından kopararak emperyalist kriz ve bunalımı derinleştirip ondan parça koparmaktır. Bu, enternasyonal görevin somut biçimidir. Faşist iktidara karşı devrimci savaşımız aynı zamanda emperyalist gericiliğe karşı savaştır. Bu savaşta devrimci kuvvetlerle her ölçekte birleşip ortak örgütlenme ve mücadeleler geliştirmek devrimimizin görevi, izlemesi gereken yoldur.




