
Yadigar Aygün-Bahattin Seçilir/İstanbul
Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilli seçimlerine çok az bir süre kaldı. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) de ülkenin birçok yerinde milletvekili adaylarıyla, çalışmalarını sürdürüyor.
Yeşil Sol Parti’nin adaylarının biri de İstanbul’un 3’üncü bölgesinden aday gösterilen Sosyalist Kadın Meclisi (SKM) Sözcüsü Çiçek Otlu. Özgür gençlik saflarından itibaren aktif mücadele yürüten Otlu ile seçimleri, sahadaki havayı, güncel gelişmeleri ve ülkedeki sorunları konuştuk.
Kendinizi ve çalışmalarınızı biraz tanıtır mısınız?
Sivas Yıldız Elinde 1973 yılında dünyaya geldim. Türk Alevisiyim. 2 Temmuz Sivas Katliamı’na tanık oldum. Özgür Ülke gazetesinin bombalanması, devrimcilerin infaz edilmesi sonrasında üniversitede özerk demokratik üniversite talebi doğrultusunda devrimci mücadeleye katıldım. İlk mesleğim gazetecilik. Atılım Gazetesi muhabirliği yaptım. Daha sonra Özgür Gençlik saflarında gençlik mücadelesi yürüttüm. 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde, çalışmalar yürüttüm. Örgüt üyeliği iddiasıyla tutuklandım. Ölüm orucu direnişi, 19 Aralık Katliamı, Sivas Katliamı ve birçok katliamın tanığı oldum. Bunları gördüm ve yaşadım. F Tipi hapishanelerine karşı mücadeleye katıldım. 10 yıl sonunda tahliye oldum. Tahliye olduktan sonra Emekçi Kadınlar Birliği ve Emekçi Kadınlar Derneği’nin Genel Koordinatörlüğünü yaptım. Ezilenlerin Sosyalist Partisi’nde, birçok yöneticilik görevlerinde yer aldım. Şu an da ESP MYK üyesi ve Sosyalist Kadın Meclisleri Genel Sözcülüğünü yapıyorum. Tahliye olduktan sonrada defalarca gözaltına alındım ve tutuklandım. 5 yıl daha hapishanelerde kaldım. Mücadelemin çoğu ezilenlerin sesi olmak doğrultusunda yürüyor. İşçi sınıfının özgürlük mücadelesini savunuyorum. Kürt halkının özgürlük mücadelesini, Demokratik Alevi Hareketinin tüm taleplerini, kadınların, gençlerin, LGBTİ’lerin sesi olmaya, ekolojistlerin, azınlıkların sesi olmaya çalışıyorum.
Seçim yaklaşırken, AKP iktidarı HÜDAPAR ve Yeniden Refah Partisi ile bir ittifak oluşturdu. Bu ittifakı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu ittifakın kadınlara ne zararları olacaktır?
Bu ittifak epeyce tartışılıyor. AKP, kadınların sokakta büyük bedeller ödeyerek kazandığı kazanımları yok etmeye çalışıyor. AKP iktidara geldiğinden itibaren ilk olarak iş yerlerinde kreş hakkımızı elimizden aldı. Kürtaj yasağı getirerek kısaca sadece çocuk doğuracaksınız dedi ve kürtaj hakkımızı elimizden almaya çalıştı. Eğitim sitemini değiştirdi. Kadınların okuma hakkını elinden almaya çalıştı. AKP sürekli kadınlarla mücadele eden, kadınları, ev kölesi yapmaya çalışarak politik, İslamcı, faşist, rejimi aile yapısını oluşturmaya çalışıyor. İstanbul Sözleşmesini iptal edilmesine karşı mücadele ettik. Şimdide Taliban ittifakı kurdular. Bu Taliban ittifakının oy tabanı cemaatlerden geliyor. Bu cemaatlerin hangi politika izlediğini Ensar Vakfı’nda ki çocuklara yönelik cinsel istismar vakalarından, Hiranur Vakfı’ndaki kendi kız çocuğunu kendi tarikat üyesi ile zorla evlendirdiğinden biliyoruz. Yine deprem katliamında ortada kalan çocuklarımızı kendi cemaatlerine verdiklerini gördük. AKP kendi ideolojisine uygun bir nesil yetiştirmek istiyor. Diyanet Başkanı çıkıp ‘Evlat edindiğiniz kız çocuklarıyla evlenebilirsiniz’ diyor. Bu çok tehlikeli bir şey. Bu çocuk istismarını meşrulaştıran bir şey. HÜDAPAR ve Yeniden Refah Partisinin yaptığı bütün açıklamalarda ‘6284 Sayılı Kanun iptal edilsin’ diyor. Bu şekilde kadına yönelik şiddet meşrulaştırmaya çalışıyor. Karma eğitimi ret ediyorlar. Kadınları ve LGBTİ+ları yok sayıp katledilmesini savunuyorlar. LGBTİ+lara karşı ayrımcı ve nefret söylemini körüklüyorlar. Bu ittifakın, kadınlara, çocuklara, LGBTİ+lara var edecekleri hiçbir şey yok. Birçok kadın arkadaşımızın hayatı tehlikede. Yaşamlarımız, hayatlarımız tehlikede. Bu yüzden de biz kadınlar bu ittifaka itiraz etmemiz gerekiyor.
Türkiye’de uzun süredir ekonomik kriz, işsizlik ve artan bir yoksullaşma var. AKP, iktidarı 21 yıldır Türkiye halklarına hangi zararlar verdi? Türkiye halkları hangi sorunlar ile karşı karşıya?
Sorunlarımız çok büyük. Özellikle Maraş merkezli deprem katliamında halkın enkaz altında kaldığını, devletin ve devlet kurumlarının enkaz altında kaldığı gördük. Devlet kurumlarının bittiği çürüdüğünü, gördük. AKP’nin yönetememe krizi yaşadığını biliyoruz. Bu krizi yaşarken de tüm halkın politik özgürlüğünü de elinden almış durumda. AKP, toplum üzerinde 2015 Temmuz’dan sonra OHAL ile birlikte inanılmaz bir devlet baskısı oluşturdu. Polis terörü oluşturdu. Hiçbir söze, hiçbir eyleme, hiçbir özgürlük hakkı tanımıyor. İşçi sınıfı, kendi hakkını aramaya başladığı andan itibaren polis barikatlarını ya da grev yasaklarını karşısında görüyor. İşçiler, sendikalı olduğu için işinden atılıyor. Bu topraklardaki en büyük sorunlardan birisi işçi sınıfı istediği asgari ücreti alamamış durumda. Kiralar olmuş 8 bin-10 bin TL. Asgari ücret ile elektrik faturası mı ödeyeceksiniz? doğalgaz faturası mı? Su faturası mı ödeyeceksiniz? Yoksa yemek mi alacaksınız? Pandemi de gördük işçi sınıfının haklarını savunan bir sistem ile karşı karşıya değiliz. AKP, sadece sermeye düzenini kar güvenliğini gözetti. Pandemi de bütün işçileri ölmesini kabul etti ve işe gönderdi. İnsanlar çocuklarına önlük alamadığı için, çocuklarının istedikleri ihtiyaçlarını alamadığı için intihar ettiler. İnsanlar, böyle bir yoksulluk, böyle bir işsizlik istemiyoruz diye Meclis kapılarına dayanıp kendilerini yaktılar. İnsanca yaşamın olmadığı bir yaşam istemediklerini haykırdılar. En büyük sorunlardan biri insanların asgari ücretlerin düşük olması, sendikal haklarının olmaması, grev hakkının yasaklanmasıdır. İnanılmaz bir işsizlik var. İnsanlar iş bulamıyor. Gençler okulunu bitirse bile meslek sahibi olsa bile işe giremiyor. Hayat pahalılığı çok yüksek. Hiçbir şey alamıyoruz. En temel ihtiyaçlarda bile KDV çok fazla. Bu yoksulluğun bitirilmesi gerekiyor. Zam düzeninin ortadan kaldırılması gerekiyor. İnsanların barınma sorunu var. Deprem ile birlikte yaşanılır güvenilir alanları yok. Herkesin büyük bir telaşı var. Sermeye bu süreçte de kendi karını düşünüyor. Emlak fiyatları deprem güvenliği olan bölgelerde çok artmış durumda. Gençliğimizin de barınma sorunu var. KYK yurtlarından dan çıkarılıp, evlerine gönderdiler. Bunların hepsine baktığımızda ezilenler için büyük sorunlar. Her şeyleriyle o kadar sahtekârlar ki onların kurduğu düzen kesinlikle sermaye düzenini savunuyor. İşçilerin emek sömürüsünü savunuyorlar.
‘Faşizmi değil özgürlüğümüzü seçeceğiz’
Bir süredir seçim kampanyası için sahadasınız. Sahayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Sahadan nasıl dönüşler alıyorsunuz? Halkın talepleri nelerdir?
Halkımız artık yeter diyor. Bu emek sermeye çelişkisinin, cins çelişkisinin ortadan kalkmasını istiyor. Bu ayrımcı dil ve nefret söyleminin ortadan kalkmasını istiyor. Herkesin bir beklentisi var. Değişik alanlara gidiyoruz. Konyalısı da ‘Artık yeter bu yoksulluk olmasın, Kürt, Türk ayrımı olmasın, Alevi Sünni ayrımı olmasın’ diyor. Sokaklarda, ‘Yeter artık bizi böyle ayrıştırarak düşman ediyorlar diyorlar.’ Seçim çalışmalarına herkesin dilinde artık yeter var. Bu şovenizim, milliyetçiliğin, faşizm ortadan kalkmasını istiyor. Yoksulluğun, işsizliğin ortadan kalkmasını istiyor. AKP-MHP Bloğu, Kürt halkının inkarını ve imhasını savunuyorlar. Bu toraklarda Kürtler, hakkını istiyor. Anadilde eğitim hakkı istiyor. Bugüne kadar yürüdüğü mücadelesi ile kendi örgütlülüğünü istiyor. Yerel yönetimlere atanan kayyumların kalkmasını istiyor. Hapishanelerde ki siyasi rehine olarak tutulan Figen Yüksedağ, Selahattin Demirtaş, Gülten Kışanak gibi politik tutsakların serbest bırakılmasını istiyor. İmralıda’ki Sayın Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılmasını ve onun özgürlüğünü istiyor. Halkımız oldukça bilinçlenmiş durumda. 2 burjuva ittifakın bir seçenek olmadığını ikisinin de sermaye yanında olduğunu iki ittifakında burjuva sistemden yana olacağını söylüyor. Halkımız şu an bir tercih yapıyor. Herkes şunu söylüyor ‘Karanlıktan aydınlığa çıkmalıyız. Faşizm değil kesinlikle özgürlüğümüzü seçeceğiz’ diyor. Halkımız örgütlenmek gerektiğini söylüyor. Kabuklarımızdan çıkmamız gerektiğini belirtiyorlar.
‘Kitleler Yeşil Sol Parti’ye yüzünü dönmüş durumda’
Emek ve Özgülük İttifakı ile birlikte seçimlere giriyoruz. Epeyce bir başarı kazanacağımıza inanıyorum. Anketlerde de çıkan sonuca baktığımızda 7 Haziran 2015 seçimlerinde ki gibi büyük bir coşku kitlesellik var. Kitleler, Yeşil Sol Parti’ye yüzünü dönmüş durumda. O zaman AKP’ye tek başına iktidar olma tadını tattırmamıştık. Kendisinin başına MHP’yi bela etmiştik. İnanılmaz siyasi bir zafer kazanmıştık. Her zaman mücadele etmeye direnmeye sözümüzü söylemeye direnmeye devam ettik. Bu dönem o direnişimizin halklar nezdinde çok güçlü bir karşılığı olduğunu görüyoruz. Sokakta sözünü söyleyen, diren hiçbir şekilde vazgeçmeyen bizleri sahiplenmiş durumda. Bu bizim için çok önemli. Yeşil Sol Parti’ye oy istiyoruz. Yeşil Sol Parti aday sayısının daha fazla artmasını istiyoruz. Milletvekili sayımızın 100 olacağını düşünüyoruz. Sadece parlamentoda siyaset yürütmeyeceğiz. Sokakta da mücadele yürüteceğiz. Oy sandıklarımıza sahip çıkmamız gerekiyor. Sandık güvenliğini sağlamalıyız. Sadece sandık güvenliği sorunumuz yok. HÜDAPAR’ı kendine ittifak etmiş AKP rejimini ne yapmaya planladığı belli. Seçim günü AKP-MHP bloğu yenilirse ülkeyi bir kaosa sürüklemeyi düşünüyor. Bugünden başlayan ırkçı saldırıların ve söylemlerin 14 Mayıs gecesi çıkacak sonuçta da ortaya çıkabilir. Hem sandık güvenliğini almalıyız hem de halkımız kendi güvenliğini almalıyız. Halk direniş komitelerinde örgütlenmeliyiz. Halkımız mutlaka örgütlenmelidir. Halkımız mutlaka sokaklarda olmalıdır. Kimi sandıkta oyumuzu korumalı kimi seçim kurullarının yakınında kendimizi örgütlemeliyiz. Buralardan çıkacak sonuçları yönetmeliyiz. Amed’te Şırnak’ta, Dilok’ta da oylarımızı korumalıyız. Kendi bekalarını düşünen bir iktidar var. Bu iktidarı, bertaraf etmeliyiz. Bunu yapmak içinde birlikte olmalıyız. Birlikte değiştirmek istiyorsak, birlikte kazanmak istiyorsak, hepimizin yapacağı iler var görevler var. Bunlardan biride oya sahip çıkmak.
Son olarak sizlerin eklemek istediği bir şey var mıdır?
İlk başta 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı’nı kutluyorum. İşçileri, emekçileri, kadınları, gençleri, LGBTİ+ları, ekolojistleri, herkesi 1 Mayıs alanlarına çağırıyoruz. İlk sözümüzü 1 Mayıs’ta söyleyeceğiz. Kitlesel bir şekilde tüm taleplerimizi dile getireceğiz. 1 Mayıs’ta alanlara aklamalıyız. 14 Mayıs sabahı kesinlikle oy kullanmaya gitmeliyiz. Bu tarihsel ve kritik süreçte sorumluluğumuzu yerine getirmeliyiz. Bütün halkımıza, kadınlara, gençlere, çağrımız budur. Amblemimizi herkese öğretelim. Tüm haklarımızı alamaya çalışan, erkek egemen rejimi kurmaya çalışan, Taliban ittifak kurmaya çalışan, İstanbul Sözleşmesi’ni ret eden, 6284 Sayılı Kanun’u kaldırmaya çalışan, nafaka hakkımızı, kürtaj hakkımızı elimizden almaya çalışan, bizi sadece ev kölesi yapmaya çalışan eğitim hakkımızı ret eden, sağlık hakkımızı ret eden bizi köleliğin dışında bir hayat tanımayan AKP-MHP rejimine karşı olmalıyız. Çocuk yaşta evlilikleri onaylayan, çocuk yaşta cinsel istimara karşı olmalıyız. Hiranur Vakfını, Ensar Vakfı’nı meşru gören bu erkek egemen rejime karşı olmalıyız. Bu güç bizde var. Sokaktan geri durmayan, tüm yasaklara rağmen 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde, 25 Kasım Uluslararası Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi konusunda 25 Kasım’da sokakta olan ‘Susmuyoruz, Korkmuyoruz’ ve İran’da yükselen ‘Jin Jiyan Azadi’ sloganı bize rehber olmuş durumda. Yaşamak istiyorsak önce özgürlüğümüzü almalıyız. Başka şansımız yok. Eşit olmak istiyorsak önce özgürlüğümüzü almalıyız. Bu güç bizde var. Bu erkek egemen rejimle mücadele eden bizlerdik. Birbirimizden vazgeçmediğimizi, bir kadının daha eksilmeyeceğini, kadına yönelik şiddete tahammülümüzün olmadığını, Kürdistanda’ki inkârcı, asimilasyoncu kadın politikalarına karşı itirazımız var. Biz her zaman kadınlar birlikte güçlü dedik. 14 Mayıs’ta da birlikteliğimizi erkek egemen rejime karşı göstermeliyiz.




