Connect with us

Editörün Seçtikleri

Toplumsal Ayaklanmalar Çağına Girerken: Güney Asya’da Ne Oluyor?

Sri Lanka, Bangladeş, Myanmar, Endonezya, Nepal, Maldivler… Güney Asya hiç olmadığı kadar hareketli. Sokağa çağıran nedenler belli; işsizlik, yolsuzluk, baskılar ve kötü yönetimler. İsyan günlerinde her kesim kendi talepleriyle alanlara çıkar. Bir başkaldırıyı değerlendirirken sokaktakilerin taleplerine, kimlerle ittifak yaptığına yani sokağa asıl rengini veren şeye bakmalı.

Güney Asya, özellikle de Hint alt kıtası, bugünlerde Nepal ve Endonezya’daki ayaklanmalar dolanımıyla gündeme gelse de esasında son yıllarda toplumsal isyanlar konusunda en hareketli bölgelerden birisi. Pakistan’dan Bangladeş’e, Myanmar’dan Nepal’e, Hindistan’dan Sri Lanka’ya, Endonezya’dan Maldivler’e uzanan hatta dipten gelen dalga iktidarları sarsıyor.

Peki, Güney Asya’da ve de Hint-Pasifik’te neler oluyor? Neden kitleler meydanlarda, ne istiyorlar?

Son iki haftada Endonezya ve Nepal’de, bir yıl önce Bangladeş’te, iki yıl önce de Sri Lanka’da sokağa taşan öfkenin arka planında şu benzer gerekçeler var:

 İşsizlik

• Geleceksizlik

• Yolsuzluk

• Kayırmacılık

• Baskılar

• Kötü yönetimler

Hint Alt Kıtasında Ne Yaşanıyor?

‘Dünyanın çatısı’ olarak nitelendirilen 1.5 milyarlık nüfuslara sahip yeni hegemon güçler Çin ile Hindistan arasındaki Nepal’de yaşanan isyan Güney Asya veya Hint-Pasifik hattındaki isyanların kısa bir özeti oldu.

On gün önce 250 milyonluk nüfusa sahip Endonezya’da malikâneleri, konakları, meclisleri ve zenginlerin evlerini yakan öfkenin Nepal ayağında da benzer bir öfke vardı. İşsizlik, geleceksizlik girdabındaki gençler sosyal medya yasağı sonrası isyan bayrağını çekti. Başbakan istifa etti, ordu sokağa çıktı. Endonezya’da da saraylar, malikâneler, parlamentolar yakıldı, bakanlar peş peşe istifa etmek zorunda kaldı.  Son iki yılda yaşanan isyanlara daha detaylı olarak bakacak olursak.

• Sri Lanka, 13 Temmuz 2022: Sri Lanka’da kitleler 13 Temmuz 2022’de Devlet Başkanı Gotabaya Rajapaksa’yı devirdi. Rajapaksa klanı ülkeyi on yıllardır demir yumrukla yönetiyordu. Başkan Rajapaksa ülkeden kaçarak Maldivler’e sığınd, sonrasında da Singapur’a gitti. Rajapaksa’nın ülkeyi terk etmesi, on yıllardır Sri Lanka’yı yöneten ailenin “hanedanlığının” sonu oldu.

• Bangladeş, 5 Ağustos 2024: Bangladeş’te üç hafta boyunca süren protestoların ardından 5 Ağustos 2024 tarihinde 15 yıllık Şeyh Hasina yönetimi alaşağı edildi. Başbakan Hasina, Hindistan’a kaçmak zorunda kaldı.

• Endonezya, 25 Ağustos 2025: 284 milyonluk Endonezya’da vekillere sağlanan imtiyazlar ve konut yardımları hayat pahalılığı ve işsizlikle boğuşan ve kemer sıkma politikalarıyla sınanan halkın öfkesini taşırdı. 28 Ağustos’ta protestoların devam ederken motosikletli kuryenin zırhlı bir polis aracı tarafından ezilerek öldürülmesi öfkeyi perçinledi. Öğrenciler, gençler, işçiler sokaklara çıktı, zenginlerin evleri, meclisler, devlet kurumları ateşe verildi. Devlet Başkanı Prabowo Subianto düzenlemeyi geri çekti. Bakanlar istifa etti.

• Nepal, 8 Eylül 2025: Otuz milyon nüfuslu Nepal’de iktidarın sosyal medyaya getirdiği kısıtlama bardağı taşıran damla oldu. Kayırmacılığa, torpile, işsizliğe isyan eden gençlerin başlattığı isyan iki günde Başbakan Oli yönetimini devirdi. 9 Eylül’de görevi bırakan Oli, ülkeden kaçtı.

• Myanmar, 1 Şubat 2021: Eski adı Burma olan Myanmar’da askeri darbe sonrası ülke iç çatışmalara sürüklendi. İç çatışmalar sürerken kendilerini “Üç Kardeşler İttifakı” olarak tanımlayan Myanmar Ulusal Demokratik İttifak Ordusu, Arakan Ordusu ve Ta’ang Ulusal Kurtuluş Ordusu Çin sınırına yakın kuzeydeki Shan eyaletinde kontrolü ele geçirdi. BBC’nin 2024 tarihli araştırmasına göre, askeri yönetim ülke topraklarının yalnızca %21’ini kontrol ederken, isyancı güçler %42’sini elinde tutuyor.  Olağanüstü hale rağmen kitlelerin askeri yönetime karşı eylemleri zaman zaman yükseliyor.

• Maldivler, 7 Şubat 2012: Hint Okyanusu’ndaki turistik takımadalardan oluşan Maldivler’de Devlet Başkanı Muhammed Naşid, ülkesinde haftalardır süren gösterilerin ardından istifa etti. Siyasi erkler arasındaki kapışma nedeniyle 2018’de de olaylar patlak vermiş, adalarda olağanüstü hal ilan edilmişti.

Bu Daha Başlangıç

Yoksulluğa, baskılara, geleceksizliğe, kötü yönetimlere karşı gençlerin öncülüğünde başlayan isyanlar here yeri kasıp kavurmayı sürdürecek. Endonezya ve Nepal son değil başlangıç.

Neden?

Kitleler ayrım gözetmeksizin her yerde yoksullaşıyor. Gençler iş bulamıyor, çalışanlar işlerini kaybediyor, pahalılık artıyor, yaşam standartları düşüyor. Bunların yanında iktidarların savaş politikalarına yaptığı yatırımlar, kayırmacılık, yolsuzluklar kitlelere sarayları ateşe vermekten başka bir yol bırakmıyor.

Güney Asya ülkelerinin tamamında, Hint-Pasifik’tekilerin tamamına yakınında kişi başına düşen gelir 5 bin doların altında. İnsanlar kıt kanat geçinmeye çalışırken bir grup zümre ise zenginliğine zenginlik katıyor. Gelir adaletsizliği büyürken baskılar, sansür, karartmalar sınıf öfkesini keskinleştiriyor.

Worldometer’ın Birleşmiş Milletler verilerinden aktardığına göre 15 Eylül Güney Asya’daki toplam  nüfus 2.089.482.113. Güney Asya toplam dünya nüfusunun 25,33%’ine denk geliyor. Bu rakamlara İran ve Pakistan da dahil.

Kimler Sokaklarda

Nepal ve Endonezya örneklerinde de bir kez daha görüldü ki toplumun tüm katmanları meydanlarda. Sokaklara çıkanlar homojen değil. Ağırlıklı olarak örgütsüz olan bu kesimler siyasi yelpazenin en solundan en sağına, sosyalistinden milliyetçisine uzanıyor. BirGün Pazar’da Erkin Öncan da vurgulamıştı; Eylemleri tek bir odak yönetmiyor, çok parçalı bir yapı söz konusu. Sosyal medya üzerinden belirli kesimler öne çıksa da ayaklanma oldukça kozmopolit bir hüviyete sahip.

Nepal’de devlet kurumlarını, meclisi, sarayları ateşe verenlerin içinde monarşi isteyenler de var, yarım kalan devrimi tamamlamak isteyenler de. Evet, 2008 Devrimi Nepal’de yarım kalmıştı. Maoistler monarşiyi devirip cumhuriyeti ilan etmişti ancak “devrim” yarım kalmıştı. On yıllarca süren gerilla mücadelesi sonrası gelinen noktadan huzursuz olanların sayısı fazla. Endonezya’da işçiler de, öğrenciler de, işsizler de, geçinemeyenler de meydanlardaydı.

Nepal, Endonezya veya bir başka ülke, bu bir isyan hali ve eşyanın tabiatı gereği her kesim kendi talepleriyle meydanlara çıkıyor.

Vijay Prashad – Atul Chandra’nın BirGün’de çıkan çevirisi sadece Nepal değil Küresel Güney’deki birçok ülkenin sorunlarına da ışık tutuyordu: “Karşılanmayan vaatler, yolsuzluklar ve oportünist ittifaklarla geçen yıllar yalnızca o veya bu parti için değil, tüm müesses nizam açısından bir meşruiyet krizi yarattı. Mevcut ayaklanma biriken yanlışların sonucunda bir halk tepkisi.”

Nepal’i arka plandaki derin ekonomik sefaleti bilmeden anlamak zor. 15 ila 40 yaş arası nüfusun yüzde 43’ünü oluşturduğu, genç işsizliğin yüzde 20,82’lerde olduğu, kişi başına gelirin 1.447 dolar olduğu, insanların akın akın ülke dışına çalışmaya gittiği bir ülkede kitleler ayaklanmayacak da ne yapacak?

Jeopolitik Hesaplar

Bütün bu isyanların bir tarafında Güney Asya’daki jeopolitik hesaplar elbette ki yok değil. Çin ile Hindistan arasında gidip gelen, ABD’nin de çekim alanında olan Himalayalar ülkesinde kuşkusuz ki her aktörün kendi hesabı var. Son olayda da Hint milliyetçiliğinin çekim alanındaki gruplar, monarşinin geri gelmesini arzulayanlar vardı. ABD ve Batı tarafından “fonlanan” gençlik grupları da hemen her yerde olduğu gibi burada da vardı. ABD’nin ülkedeki kimi sivil toplum yapılarını National Endowment for Democracy- NED üzerinden fonladığı “sır” değil.

ABD ve Hindistan’ın olaylarda parmağı olduğu, Çin’e yakın K.P. Sharma Oli yönetimini devirmek için gençleri el altından desteklediğine dair yorumlar da buradan türedi. Hindistan’ın, ABD’nin veya Çin’in farklı ülkelerdeki olaylara açık veya örtülü desteği yok sayılamaz. Oli’nin Pekin’e yakınlığı herkesin malumuydu.

Ancak Nepal’de de, Endonezya’da da daha öncesinde de Bangladeş’te, Sri Lanka’da ayaklanmalara rengini veren şey halkın geleceğine sahip çıkma öfkesi. Sokaklarda, meydanlarda baskın olarak yankılanan sloganlar başkaldırının sınıfsal, toplumsal yapısını gösteriyor.

Bir hareketi, başkaldırıyı, ayaklanmayı değerlendirirken sokağa çıkanların yapısına, taleplerine, kimlerle ittifak yaptığına bakılmalı. Hareketin, isyanın ana karakterini kimler belirliyor, ona göre bir nitelendirme yapılmalı.

Ezilen, yoksullaşan, geleceksiz bırakılan örgütsüz kalabalık kitleler, canları pahasına sokaklara çıkarken talepleri oldukça net: Yolsuzluklara, sefalete, pahalılığa, baskılara, kötü yönetimlere hayır. Hal böyleyken son yıllarda nerde bir ayaklanma olsa anında bunu bir bütün olarak “dış güçlere” yedekleme hastalığı türedi. Daha isyanın dumanı tüterken “büyük fotoğrafı” gören kimi kesimler birbirleriyle yarışırcasına protestoları karalama, gerici-otokrat rejimlerin yanında hizalanma hali virüs gibi yayılmaya başladı. Bu ruh hali maalesef ki sola da haylice sirayet etmiş halde. Jeopolitikçi yaklaşım, içeride dışarıda herkesi esir almış durumda. Bir kişi ayaklanmayı versin, anında damgalanıyor. İran, Nepal, Endonezya, Moldova, Gürcistan fark etmiyor. Ve haliyle bu komploculuğa varan okuma gerçeğin bir bütün olarak görülmesine engel oluyor.

Özetle bir hareketi, başkaldırıyı, ayaklanmayı değerlendirirken sokağa çıkanların yapısına, taleplerine, kimlerle ittifak yaptığını bakılmalı.

Emperyalistlerin, güç merkezlerinin, egemenlerin ortaya çıkan öfkeyi çalması ya da çalmaya kalkışması, manipüle etmesi ayrı bir şey. Toplumsal hareketleri kendi emelleri için araçsallaştırmaları yabancısı olunan şeyler değil. Bunun yakıcı çarpıcı örneklerini Ortadoğu’dan biliyoruz.

Samir Amin’den aktaracak olursak: “Her zaman ilerisi sosyal hareketler olduğu gibi gerici sosyal hareketler de var. Bunun tipik örneği faşist hareketlerdir. Söz konusu hareketlerin sosyal çatışma gerçeğinin neresinde yer aldığını ve hangi sosyal çıkarları temsil ettiğini anlamak için bunların ne tür bir toplum projesine sahip olduklarına bakmak gerekir. Başlangıçta kriter basittir; eğer bir hareket toplumu ileriye taşıyıp, dönüştürme perspektifine, koşulsuz ve ikircikli olmayan bir tarzda sosyal ilerleme perspektifine sahipse ve öyle hareket ediyorsa, o hareket ilericidir. Neo liberal küreselleşme tarafından tehdit edilen çıkarları savunan o yolda mücadele eden tüm sosyal hareketler sendikalar ve diğerleri (öznel ve genel amaçlar için mücadele edenler kadın hakları, göçmenler, ekolojik hareketler vb) bu anlayış içinde ister radikal ister ılımlı olsunlar ilerici hareketlerdir.” (Modernite, Demokrasi, Din)

Yeni Bir Çağa Girerken

Ekonomik-askeri savaşların, müdahalelerin, hegemonya, güç mücadelesinin tırmandığı, “yeni bir çağ”ın içerisindeyiz. Egemenler arası paylaşım kavgasında rekabet kızışırken, dünyanın dört bir tarafında sokaklar, meydanlar kaynıyor. Ancak sokaklara çıkanlar bir bütünlük oluşturmuyor; homojen olmayan bir ayrışma söz konusu.

Kendi içlerinde farklılıklar arz etseler de büyük bölümü küresel kapitalizmle sorunu olan, ilerici bir nitelik taşıyan, emekten, özgürlüklerden, adalet ve eşitlikten yana hareketler öne çıkıyor. Sokaklara çıkanlar sadece “ilerici” değil tabii ki.

Güney Asya’dan Latin Amerika’ya, Avrupa’dan Afrika’ya yerkürenin her bir köşesinde toplumsal, siyasal çalkantılar var. Yeni bir dünya savaşı tamtamları içerisinde, militarizmin tırmandığı, nükleer güçlerin karşı karşıya geldiği bu kaotik iklimde kitlelerin başkaldırısı artarak sürecektir. Dün Nepal’de başlayan isyan yarın Malezya’nın, Fransa’nın, Polonya’nın kapılarını da çalacaktır. Görünen o ki; 21’inci yüzyıl toplumsal ayaklanmalar yüzyılı olacaktır.

Kaynak: BirGün



Ocak 2026
PSÇPCCP
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031 

More in Editörün Seçtikleri