Connect with us

Analiz

Kemal Ekinönü yazdı | Emperyalizm: Terörizm ile Savaş İkileminde Araf’ta- 2

Gerici molla rejiminin gerçekliğinden bağımsız olarak ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısı tam teşekküllü bir terörist saldırıdır. Tıpkı İsrail’in Filistin, Lübnan ve Suriye’ye karşı gerçekleştirdiği ve Filistin’de soykırım düzeyine ulaşmış olan saldırıları gibi; ABD’nin “Körfez Savaşı”nda Irak, Afganistan, sonraları Libya, Suriye ve Yemen’de gerçekleştirdiği gibi, Venezuela’dan sonra bugün İran’a karşı sürdürülen saldırılar da tartışma götürmeyecek açıklıkta seyreden emperyalist terörizmdir.

yazı

Yazar/Kemal Ekinönü

Terörizm, Emperyalizmin Yeni Eğilimi Değil; 21. YY’ın Başından İtibaren Uygulamaya Geçirdiği Stratejidir.

Öncelikle kavram dejenerasyonunun pik yaptığı zamanımızda şu durumu açıklığa kavuşturmak gerekir. Genellikle bir savaşın, iki ülkenin birbirleriyle savaşı olduğunu tanımlayan durum, savaşa tutuşan ülkelerin bitişik sınırlarının varlığını da içerir. Daha eskilere gitmeden örneklemek gerekirse; bugün sürmekte olan Rusya-Ukrayna savaşı, Pakistan-Afganistan çatışması, Vietnam-Kamboçya çatışması, Filistin-İsrail savaşı gibi savaş ve çatışmalar “ulusal” savaşlardır ve bu çatışmalarda taraflardan birinin veya her ikisinin savaşırken kullandıkları yöntemlerden bazıları, örneğin cephe çatışmaları, iç cephelerde askeri hedeflere yönelik hava saldırıları ve füze atışları, “hukuklandırılmış” savaş kurallarına uygundur.

Ancak böyle olsa bile, doğrudan sivil halkı hedef alan; yerleşim yerleri, okul, hastane ve üretim yerlerine ve/veya halkın yaşamını doğrudan etkileyen enerji, altyapı, gıda dağıtım alanlarına yönelik askeri saldırılar; kapitalist-emperyalist sistem tarafından tanımlanan ve içeriği de kendileri tarafından doldurulan “Terör ve terörizm” kavramına tekabül eden uygulamalar olarak, ayrıca insanlık suçunu da içeren saldırılardır. Bu perspektiften bakıldığında, bugün sürmekte olan İran ile ABD-İsrail “savaşı”na bir ulusal savaş diyemeyiz; denmemelidir de. Gerici molla rejiminin gerçekliğinden bağımsız olarak ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısı tam teşekküllü bir terörist saldırıdır. Tıpkı İsrail’in Filistin, Lübnan ve Suriye’ye karşı gerçekleştirdiği ve Filistin’de soykırım düzeyine ulaşmış olan saldırıları gibi; ABD’nin “Körfez Savaşı”nda Irak, Afganistan, sonraları Libya, Suriye ve Yemen’de gerçekleştirdiği gibi, Venezuela’dan sonra bugün İran’a karşı sürdürülen saldırılar da tartışma götürmeyecek açıklıkta seyreden emperyalist terörizmdir.

Durumun tam tarifinin bu olduğundan tereddüt etmek, emperyalist kapitalist sistemin; insan, canlı ve doğaya karşı her türlü savaş, katliam, cinayet ve yıkımı ile onun araçlarını kendi tekelinde bulundurmaktan ileri gelen “yasallık”la uyguladığı terörü örtülemek için yarattığı yanılsamayı gerçeklik olarak görmektir. Bunun böyle olduğunu görmemizi sağlayacak kanıt da yine verileri egemen sistem tarafından yüklenen “terörizm” kavramıdır.

Herhangi bir sözlüğe başvurup “terörizm nedir?” sorusunu sorduğunuzda aldığınız cevap: “Terörizm, siyasi, dini veya ekonomik hedeflere ulaşmak amacıyla sivillere, kurumlara veya devlet otoritesine yönelik baskı, şiddet, korku ve yıldırma yöntemlerini kullanan organize suç eylemleridir.” (abç) biçiminde verilmektedir.

Ve biz bu tarife, “bilim insanlarına, 7-12 yaş grubunda eğitim alan çocukların okullarına, hastanelere, devlet başkanları ve aile bireylerine; bir Anadolu atasözünde ‘… zeval olmaz’ denen elçilere; kapitalist devlet düzenine, sömürgeciliğe, faşizm ve diktatörlüklere karşı mücadele eden devrimci parti ve örgüt yöneticilerine yönelik suikast ve toplu katliamlar gerçekleştirme…”yi de eklediğimizde göreceğimiz şey; emperyalizm ve İsrail Siyonizm’i gibi bağlaşıklarının, emperyalizme biat etmeyen dünya halklarına ve uluslara uyguladığı yöntemin, kendi tariflerini de zayıf bırakan tam teşekküllü bir terörizm olduğudur.

Aşağıda verdiğimiz son yirmi beş yılın dökümü de başını ABD, İsrail ve NATO’nun çektiği emperyalist bloğun gerçekleştirmekte olduğu stratejinin tam teşekküllü bir terörizm olduğu daha rahat görülebilir.

Adına “II. Körfez Savaşı” da denmiş olan; “ABD, İngiltere, Avustralya ve Polonya ile birlikte 30’dan fazla -emperyalist ve gerici- devletin lojistik, hava veya kara desteği sağladığı” 2002’deki Irak işgalinin ilk dalga saldırısına verilen “Şok ve Dehşet Operasyonu”, terörizm ile emperyalizmin doğrudan ilişkisine kendileri tarafından verilmiş olan en tartışmasız kanıttır.

İkinci Irak işgal saldırısına verilen bu ad ile “terör-terörizm” kavramının içerik dolgusunda kullandıkları argümanların aynılığı göz önüne alındığında, ABD ve bağlaşıklarının dünyanın gözlerinin içine baka baka “ben terörizmi uyguluyorum” dediği apaçık ortaya çıkar.

Öte yandan, Londra merkezli anket şirketi ORB’a göre bu saldırı ve işgal savaşında hayatını kaybeden insan sayısı 1.220.580 iken; Irak ordusuna ait maksimum 10 bin ile ABD ordusunun 4.431 kaybının çıkarılmasından sonra geriye kalan 1.220.565 bin kaybın sivil halk olduğu gerçekliği, ABD bloğunun bir kitle katliamcısı blok olduğunu teyit eder.

Bu tasarlanmış katliam ve terörün yanı sıra, aynı araştırma şirketinin raporlarına göre ABD emperyalizmi, 2000’den bugüne kadar Pakistan, Yemen, Somali, Filipinler, Irak, Suriye gibi ülkelerde belgelere dayalı yüzlerce suikast eylemi gerçekleştirmiştir. Bu saldırılar genellikle “drone saldırıları, özel kuvvetler baskını veya uzaktan kumandalı füze saldırıları” şeklinde olmuşken, bu saldırılarda “belgelenmiş” ölüm sayısı 2500 civarında olsa da bazı analizlerde ABD’nin “hedefli öldürme” olarak tanımladığı bu saldırılardaki ölüm sayısı bu sayının iki katı olarak verilmektedir. Yanı sıra, bu terör uygulama stratejisinde İsrail ABD ile bir yarış halindeyken, bu iki devletten hangisinin diğerinin öncüsü ve ilham vericisi olduğu adeta belirsizleşmektedir.

Kendisi de İsrailli olan araştırmacı gazeteci Ronen Bergman’a göre (“Kalk ve Önce Sen Öldür – İsrail Suikastlarının Gizli Tarihi”), İsrail kuruluşundan bugüne kadar 2700 suikast eylemi ile özellikle Filistinli devrimciler ve Ortadoğu’daki “İsrail karşıtları” olmak üzere politikacılar, örgüt liderleri, devlet başkanları ve diplomatlar ile nükleer silah ve teknoloji ile ilgili bilim insanlarını hedef almış; on binlerce insanı doğrudan özel hedef seçimi ile katletmiştir… Sadece bu örnekler bile, özellikle ABD ve İsrail’in terörizm stratejisinde birbirinden öğrenerek ve birbirlerini destekleyerek Ortadoğu’da ve dünyada, kendi siyasi ve ekonomik hedeflerine ulaşmak için açıkça işgal savaşlarının yanı sıra özellikle terörizm uyguladıklarına yeterince kanıt olmaktadır.

Bu olgulardan çıkan sonuç nedir?

Emperyalizmin nükseden bunalımlarını çözmede başvurduğu genel savaşın; savaş sanayii ve araçlarının zamanımızda ulaştığı teknik, teknolojik düzeyinin kullanılması halinde I. ve II. Dünya Savaşlarında elde ettikleri gibi sonuçları verip veremeyeceğinden duydukları belirsizlik korkusu, emperyalizmi krizlerini terörizm stratejisiyle aşmaya değil, yönetmeye zorlamaktadır. Bu açıdan bakıldığında, Rusya-Ukrayna savaşından itibaren algılatılan “durumun III. Dünya Savaşı’na doğru sürüklendiği” korkusunu, emperyalist terörizmin genel hedeflerinden biri olarak kabul etmek gerekir. Bu korkunun insanlık çoğunluğunun algısında genel bir sosyal eğilime dönüşmesi demek, bir dünya savaşındansa ABD-İsrail bloğunun sürdürdüğü küresel çaptaki terörizmini “evla” görmekle sonuçlanır. Bu durumda da zaten olmakta olan şey, olacak genel bir şey olarak; özellikle ABD emperyalist bloğunun, genel bir savaşla çözmeye zorunlu oldukları krizlerini terörle çözme yöntemini dünyaya kabullendirmeleri demektir. Makalemize koyduğumuz “Emperyalizm: Terörizm ile Savaş İkileminde Araf’ta” başlığıyla anlatmak istediğimiz durum tam olarak budur.

İkinci olarak, bugüne değin genel olarak emperyalist sistemin ve bağlaşıklarının; emperyalizme, sömürgeciliğe ve kapitalist sömürü ve soygun sistemine karşı mücadele eden devrimci ve komünist hareketleri “terör örgütleri, teröristler” gibi ithamlarla lanse etmelerinin, aslında yukarıda verileriyle ortaya koyduğumuz kendi terörist stratejilerini örtülemek için uyguladıkları bir kara propaganda olduğu sonucu çıkar. Devrimci ve komünist partilere yönelik bu ithamla hedefledikleri şey; ezilenlerin örgütlü özneleri üzerinde yaratacakları psikolojik baskıyla bu özneleri eylemsel yönelimlerden tereddüde sevk etmek ve giderek onları kendi tarihsel ve siyasal söylemleriyle çatışma hâline sokmaktır. Oysa işçi sınıfı ideolojisi olan komünizmin temel tarihsel tezi “…Dünyayı değiştirmektir.” Ve bu değişimi eylemsiz düşünmek ise tümüyle olanaksızdır!

Bu durumda da yapılacak iki şey vardır. İlki, “Terör ve Terörizm” yaftasının üreticisi ve uygulayıcısı olan emperyalist sistem ve bağlaşıklarına iade etmek üzere; kapitalist-emperyalist soygun düzenini tanımlamakta kullanılan argümanlarımızı, bu gerçekliğin anlaşılmasını sağlayacak açıklıkta yeniden kurmak ve teşhirde emperyalist terörizmi ön plana çıkarmaktır;

İkincisi de terör, işgal ve yağma savaşlarıyla göz göre göre ulusların varlıklarına, halkların yaşam ve emeklerine çöken bu ulusal ve küresel teröristlere, kitle katliamcılarına ve insanlık suçlularına karşı mücadelede başvurulacak eylemleri tereddütsüzce hayata geçirmektir. Hiçbir gerçek devrim bundan başka bir dille konuşmadı ve bundan başka bir pratikle vücut bulmadı çünkü! (Son)



Nisan 2026
PSÇPCCP
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930 

More in Analiz