Connect with us

Emek

‘Her şey kâr için, her şey bir avuç kapitalist şirket için’

SMF Emek Meclisi MYK Üyesi Yılmaz Yeter, sendikacıların ve yaşam savunucularının hedef alınmasının arkasında kapitalizmin kâr hırsı olduğunu belirterek, “asgari hukukun” dahi askıya alındığı bu süreçte toplumsal muhalefetin her alanında “ortak cephe siyasetinin” güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

röportaj

Bahattin Seçilir/İstanbul

İktidar ve güdümündeki sermaye sınıfı, derinleşen kapitalist kriz, yönetememe ve hegemonya bunalımı koşullarında, işçi sınıfının madenlerde, fabrikalarda, tersanelerde ve işyerlerinde geliştirdiği örgütlü mücadeleyi bastırmak amacıyla sendikal alana dönük bir tutuklama dalgası başlattı. Ağırlaşan çalışma ve yaşam koşulları, ucuz emek ve yaygınlaşan güvencesizlik koşulları karşısında gelişen sınıf tepkisinin önünü kesmeyi hedefleyen bu saldırı, doğrudan işçi sınıfının kolektif örgütlenme kapasitesini baskı altına alıyor.

İşçi direnişlerini örgütleyen, sınıfın ileri ve mücadeleci unsurları olarak öne çıkan sendikacılar bu süreçte hedef haline getirildi. Bu kapsamda, Başaran Aksu, Mehmet Türkmen, İleri Devrim Yurtsever, Beycan Taşkıran, Kanber Saygılı ve Aydın Kılıçdere, Hakkı Demiral, Kenan Hesas, İbrahim Halil Doğan, Serpil Topal, Doğukan Akan ve yaşam savunucusu Esra Işık tutuklandı.

Bu tutuklamalar, iktidarın zor aygıtlarının devreye sokulmasıyla, sermaye düzeninin ihtiyaçları doğrultusunda sınıf mücadelesinin bastırılmasının bir ifadesidir.

Yaşanan tüm bu gelişmeleri değerlendirmek üzere, Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) Emek Meclisi MYK Üyesi Yılmaz Yeter ile konuştuk.

Umut-Sen’den BİRTEK-SEN’e, Limter-İş’ten KESK/Haber-SEN’e uzanan süreçte; Başaran Aksu, Mehmet Türkmen, İleri Devrim Yurtsever ve Esra Işık’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda sendikacı ve yaşam savunucusu tutuklandı. Bu tabloya bakıldığında, emek ve sendikal alana yönelik baskının bugün ulaştığı düzeyi nasıl tanımlarsınız?

Yılmaz Yeter: Bu durum ülkemizde sınıf sendikacılığı ve emek alanındaki örgütlenmenin önündeki birçok yasal ve fiili engelleyici zorlukların dışında, tutuklama furyaları ile bu baskının kurumsallaşmış halini ifade etmektedir. Mevcut kapitalizmin krizi, iktidarın yönetim ve meşruiyet krizi ile “asgari hukukun” dahi askıya alındığı bir süreçten geçiyoruz. Ağırlaşan çalışma ve yaşam koşulları, ucuz ücret, zamlar ile tüm bunların dışında kamu kurum ve kuruluşlarında yaygınlaşan erozyon düzeni karşısında toplum, her alanda güvencesiz bir biçimde yaşama tutunmaya çalışmakta. Sınıfın örgütlü ileri güçleri, böylesi kırılgan süreçlerde tutuklamalarla patron sınıfının daha yoğun saldırılarıyla karşı karşıya kalmakta ve böylece tüm sınıf ve toplum baskı altına alınmaya çalışılmaktadır.

Son süreçte sendikal mücadele yürütenler ile yaşam savunucularının iktidarın hedefi haline gelmesini nasıl değerlendirmek gerekir? Bu saldırıların arkasındaki politik ve sınıfsal nedenler nelerdir?

Yılmaz Yeter: Bu saldırıların arkasındaki sebepler elbette ki kapitalizmin kâr hırsıdır. Ülkemizde muhalif kurum, kuruluş ve bireyleri tutuklamak için yeterince geniş repertuarlı, saçma sapan gerekçeler ve yasalar bulunmakla birlikte, yargı dilediğini dilediği biçimde yargılayıp tutuklayabiliyor. Bu artık rutin bir hal almış vaziyettedir. Kâr için şirketlerin mevcut ve sıradanlaşan çevre tahribatına ek olarak, güçlü emperyalist ülkelere nazaran geriden gelen Türkiye ve arkasından seyreden ülkeler burjuvazisinin kâr hırsı ve gevşek yasaları ile birlikte, bizim ve bizim gibi ülkeler madencilik, enerji ve rant üzerinden “acele kamulaştırmalar” ile içinde ülkemiz kapitalistlerinin de olduğu küresel kapitalizmin vahşi ve büyük doğa talanına maruz kalıyor. Ülkemizdeki doğa talanının bir kısmı HES’ler üzerinden yapılırken, önemli bir kısmı da emperyalist ülkelerin “dışsallaştırma” projeleriyle yabancı ve ortak şirketler üzerinden yapılıyor.

Bu strateji, kirli ve riskli üretimi kendi ülkelerindeki çevre yasalarından, yüksek işçilik maliyetleri ve toplumsal muhalefetten kaçarak ve bu ülkelerin bir avuç kapitalistinin iş birliği ile büyümesi uğruna bizim gibi ülkelere kaydırılarak hayata geçiriliyor. Kaz Dağları’nda Kanadalı şirketlerin yaptığı siyanürlü maden faaliyetlerini Kanada’da yapmaları mümkün değilken, ülkemizde rahatlıkla yapılabiliyor. Aynısı Erzincan İliç, Bergama, Akbelen, Cerattepe, Mersin Akkuyu, Adana ithal çöp atık fabrikaları için de geçerlidir. Bunların arkasında kapitalizmin kâr hırsı vardır ve bu küresel kapitalizmin bir dişlisi de ülkemiz kapitalistleridir. Tıpkı sendikal mücadele yürütenler gibi yaşam savunucuları da aynı kapitalizmin tehdit ve baskısıyla karşı karşıyadır ve aynı yargının yine absürt, keyfi baskılarıyla teslim alınmaya, sindirilmeye çalışılmaktadır. Her şey kâr için, her şey bir avuç kapitalist şirket için.

Coğrafyamızda işçi sınıfının geçmişteki sendikal mücadele hafızasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu tarihsel birikimin bugüne kadar taşındığını düşünüyor musunuz? Geçmişle kıyasladığınızda bugün bir kopuş ya da zayıflama sizce var mı?

Yılmaz Yeter: Ülkemizde işçi sınıfının geçmişteki sendikal hafızası oldukça güçlü ve dönemler itibariyle dinamiktir. 12 Eylül askeri faşist darbesi öncesi ülkemiz nüfus ve çalışan miktarı göz önüne bulundurulduğunda, dönemin siyasal ve sosyal atmosferi oldukça hareketli ve diridir. 80 öncesi ülkemizin iktisadi gelişimini dönemin koşulları üzerinden baktığımızda, ülkemiz nüfusu 40 milyon, şehirli nüfus %40 ile 17 milyona yaklaşırken, ülkemizde aktif işçi sendikalı sayısı 1,6 milyon civarındadır. Günümüz şartlarında kapitalizmin ülkemizdeki gelişim seyrini ele aldığımızda, bugün ülkemiz nüfusu 87 milyon, şehirli nüfus %80’i geçerek 70 milyonu aşmış durumdadır ve ülkemizdeki işçi sendikalı sayısı 2.400.000’dir. Sarı sendikacılık gibi nitelik sorununun yanı sıra nicelik olarak da bu oldukça düşük bir rakamdır. Sendikal mücadele bu dönemde hem ekonomik sosyal haklar hem de siyasal talepler ile toplumsal muhalefetin önemli bir parçası olmuştur.

‘12 Eylül sonrası sendikal mücadele sınıf sendikacılığından ekonomik sendikacılığa doğru gerilemiştir’

12 Eylül ile bu dinamik örgütlü sendikal güçler kırılmış, yasaklanmış ve ciddi bir gerileme yaşamıştır. 12 Eylül sonrası özellikle 89 bahar eylemleri ile sendikal mücadele yine önemli bir ivme yakalamış ve 12 Eylül korku duvarlarının yıkıldığı bir süreç olmuştur. Bu dönemlerde ileri sendikaların özellikle neoliberal politikalara (özelleştirme, esnek çalışma, taşeronlaşma) karşı verdiği mücadele önemli bir yer tutmuştur. 12 Eylül sonrası sendikal mücadele sınıf sendikacılığından ekonomik sendikacılığa doğru gerilemiştir. AKP iktidarı ile birlikte özelleştirmeler adeta pik yapmış ve ileri sendikalar özellikle 2000’lerin başından 2015’lere kadar devasa özelleştirmelere karşı mücadele etmiştir. Bu tarihsel hafıza ciddi kırılma ve baskılar yaşamış olsa dahi bugüne kadar taşınmıştır. Ancak bugün artık değişmiş koşullar söz konusudur.

Üretim ilişkilerindeki teknolojik dönüşüm, dijital platformlar, yapay zekâ, esnek part-time çalışma, uzaktan çalışma, sözleşmeli çalışma ve taşeronlaşma, sınıf için daha toplu “fabrika modelinin” dışında daha “dağılmış” bir durumu ifade etmektedir. Bunun sendikal faaliyetlere olan etkisini görmek ve tüm bunları kapsayan bir sendikal faaliyeti mümkün kılmak önem arz ediyor. Değişen koşullar yukarıda da ifade ettiğimiz gibi bir yönüyle dezavantaj sağladığı gibi, başka bir yönüyle sosyal medya ve hızlı bilgi iletişimi açısından örgütlenme avantajları da sağlamaktadır. Dolayısıyla geri mevzilere düşmüş, aşılabilir zayıflıklar olmakla birlikte değişen koşullara alternatif araçları doğru kullanmak olumlu bir avantaj olarak da duruyor. Dolayısıyla geçmiş ile kıyaslandığında birçok sebeple, özellikle baskılarla geriletilerek zayıflatılması söz konusu olmakla birlikte kopuştan ziyade değişim var diyebiliriz. Neoliberalizmle birlikte gittikçe güvencesiz, belirsiz, geçici, projeli; daha yalnız, daha bireysel ve daha dağınık işçi-emekçi sınıfın bir parçası olan bu yapı, sürekli genişlemekle birlikte mevcut sendikal örgütlülüğün yasal ve fiili çerçevesinde farklılık arz eden bir durumu ifade etmektedir.

Önümüzdeki dönemde etkili bir karsi koyuş için nasıl bir ortak mücadele hattı kurulmalı? Somut olarak neler yapılmalı?

Yılmaz Yeter: Önümüzdeki dönemde etkili bir karşı örgütlenme için, geçmişin hafızası; taşeronlaşma, özelleştirme, grev deneyimleri, ekonomik koşulların iyileştirilmesi ve sınıf sendikacılığı üzerinden önemli bir yol gösterici olmaya devam ediyor. Ancak bu hafızanın dışında, değişen koşullara karşı alternatif yol, yöntem ve araçları doğru değerlendirme üzerine bir yetkinlik göstermek günümüz ve gelecek için önemlidir. Bunları doğru biçimde birleştirecek, dönemin ihtiyacını dönemin araçlarıyla uyumlu bir biçimde buluşturacak, işçi-emekçi geniş cepheyi kuracak bir birliktelikle; ekonomik, sosyal ve siyasal alanların birbirini güçlendirdiği ortak mücadele alanları kurulmalı ve güçlendirilmelidir. Yukarıda sendikal mücadelenin önündeki belli engel ve tıkanıklıklara değinmekle birlikte, sorun yalnızca bir alanda yaşanan gerileme veya tıkanıklıktan ibaret değildir. Yaşam savunucularından, ekoloji mücadelesinin öneminden söz ettik; kadınlar, gençler, öğrenciler, emekliler ve dezavantajlı çeşitli kimlik, inanç ve uluslar vardır. Yine ciddi oranda dejenere edilmiş kamu kurumları bulunmaktadır.

‘Ortak cephe siyasetini her alanda güçlendirmemiz gerekiyor’

Ülkemizde kamunun özellikle yargı, hukuk, eğitim, medya ve kamu yararına kurumlar olarak nitelendirilen alanların genelinde yaşanan erozyon, toplumun tüm bireylerini tehdit edecek bir duruma gelmiştir. Toplumun ve yaşamın her kesiminden, her alanından çıkan bir nevi bu anonim karşıtlığı, tüm özgün ve farklı alanlarıyla birlikte uyumlu, sistemli ve örgütlü bir güç haline kavuşturacak ortak cephe siyasetini, irili ufaklı her alanda yaygınlaşarak güçlendirmemiz gerekiyor. Her alanda yaşanan tüm gerileme ve tıkanma birbirini olumsuz etkilerken, tüm alanları dönemin güncel araçlarını doğru değerlendirerek kazanca dönüştürmek; farklı mücadele alanlarını olumlu etkilediği gibi toplumsal muhalefette de enerji oluşturarak ileri kazanımlar ve güçlü örgütlülükler elde edilmesini mümkün kılabilir.



Nisan 2026
PSÇPCCP
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930 

More in Emek