
Büyük Türk burjuvazisinin iki ana partisi arasındaki iktidar mücadelesi kızışarak sürüyor. Devlet iktidarının büyük bir bölümünü 20 yıllık hükümet sürecinde ele geçiren AKP, muhalefetteki CHP’yi parçalayarak önümüzdeki seçimleri kazanma ve şimdiye kadar ele geçirdiği iktidar mevzilerini koruma ve genişletme siyasetini sürdürüyor.
Her parti, özellikle de egemen sınıf partisi, kendi içinde kanatlıdır, bloklardan oluşur. Bu, sınıflı toplumlarda kaçınılmaz bir durumdur. En alttan en üste kadar tüm sınıflar, şu veya bu ölçüde iktidar mücadelesine, yani mülke ve yaşama hakim olma mücadelesine katılırlar. Hal böyle olunca, iktidar mücadelesinin en etkin araçları konumunda olan partiler, bu sınıfların çıkarlarına göre mevzilendikleri mücadele organları olarak çıkarlar tarih sahnesine.
Son yüz yirmi yıllık Türkiye tarihi, İttihat ve Terakki-Hürriyet ve İtilaf, CHP-Terakkiperver, CHP-Serbest Fırka, CHP-DP, CHP-AP ve günümüze kadar isim değiştirerek sürüp gelen aynı durum, CHP-AKP. Bu partilerin tarihi, hem birbirleriyle hem de kendi içlerinde iktidar mücadelelerinin bir tarihidir.
Küçük ve orta mülk sahiplerini temsil edenlerin çoğu bu iki ana parti içinde yer alıyorlar. İki ana partiye katılmayan küçük ve orta mülk sahiplerinin kurdukları partilerin tarihini nasıl tarif edebiliriz peki? Onu da büyük mülk sahibi iki ana partinin kendi aralarındaki iktidar mücadelesinde, taraf tutma, eleştirme veya umutsuz bir iktidar mücadelesi verme şeklinde tarif edebiliriz.
Küresel kriz ile Türkiye ve Kürdistan’ın kendi iç dinamiklerinden kaynaklanan krizin iç içe yarattığı yarılma şartları, egemen sınıflar arasındaki çelişkileri bugünkü sıcak konumuna getirmiş bulunuyor. Burjuva muhalefet, geniş halk yığınlarının memnuniyetsizliğini, bilinen tarihsel taktiklerle kendi gücüne katmış görünüyor. İktidardaki ana parti de buna karşılık, muhalefetteki ana partinin belediyelerini gasp ediyor; parti içindeki bir kanadı, yargı ve polis desteği ile parti yönetimine geçirmeyi ve partiyi bölmeyi amaçlıyor.
Yüz yirmi yıllık yakın tarihin günümüze bakarak söylediği şey şudur: Güneşin altında sürüp giden şu kavga kayıkçı kavgası değil, egemenler arasında sürüp giden bir iktidar kavgasıdır.
İşçi sınıfına dayanan ve geniş cephe politikası izleyen deneyimli bir komünist partisinin yokluğu, ezilen sınıf ve kategorilerin bu çıkar kavgasında iki ana partinin yedek güçleri haline gelmesine yol açıyor. Bu çatışmanın yarattığı fırsatlar, kitlesel gösteriler, propaganda ve ajitasyon imkanları, sınıfın devrimci gücüne kanalize edilemiyor. Sadece ülke değil, tüm dünya aynı durumu yaşıyor. Dünyanın yeni komünist partileri doğuracak yeni ve çok daha büyük çatışmalara ihtiyacı var. Sessizlik ölümün gerçek adıdır.








