
Türkiye-Kuzey Kürdistan siyasal atmosferi, her geçen gün daha yoğun ve hızlı değişen gündemlerle biçimlenmektedir. Faşist AKP/MHP iktidarı toplumu sürekli yeni tartışmaların, krizlerin, polemiklerin içine çekmektedir. Daha bir gündemin niteliği kavranamadan diğeri öne sürülmekte, daha bir gelişmenin politik anlamı açığa çıkarılmadan yeni bir tartışma toplumun önüne ana meseleymiş gibi konulmaktadır.
Bu tablo karşısında devrimci hareketin görevi gündemlerden kaçmak değildir. Güncel politik gelişmeleri yok saymak, kitlelerden kopmak anlamına gelir. Devrimci siyaset, halk kitlelerinin bilincine, öfkesine, arayışına, acısıyla başa çıkmasına ve mücadele dinamiklerine müdahale etmek zorundadır. Ancak burada tayin edici mesele, her gündemi aynı düzeyde ele almamak; esas ile tali olanı doğru ayırmak, taktik müdahaleyi stratejik hedefe tabi kılmaktır.
Marksist-Leninist-Maoist dünya görüşü bize çelişkileri somut tahlil etmeyi, ana halkayı yakalamayı, esas ile tali olanı ayırmayı öğretir. Buradan hareketle devrimcilik, gündemlerin peşinde sürüklenme değildir diyebiliriz. Devrimci politika, gündemlerin sınıfsal niteliğini kavrayarak onları devrimci mücadelenin ihtiyaçları temelinde konumlandırma pratiğidir. Bu nedenle sorun, “gündeme dahil olalım mı olmayalım mı?” sorunu değildir. Asıl sorun, hangi gündeme hangi düzeyde, hangi perspektifle ve hangi örgütsel hedefle müdahale edileceğidir.
Tali gündem; “önemsiz”, “bizi ilgilendirmeyen” gündem demek değildir. Devletin bir hamlesi, sistem içi bir kriz, saray mahkemelerinin bir kararı, burjuva muhalefet içindeki bir çatışma, kitlelerin dikkatini çeken bir politik gelişme tali gündeme örnek olabilir. Bunlar yok sayılamaz. Kitleleri ilgilendiren; onların gündeminde olan şey, gündemlerinden çıkaramıyorsak, bizleri de ilgilendirmek durumundadır. Fakat tali olanın esasın yerine konulması, devrimci hareket açısından ciddi bir politik dağınıklık yaratır. Tali gündemi esas görevin önüne koymak hareketi kendiliğindenci ve tepkisel bir hatta sürükler; sivil toplumcu, iktidar perspektifinden uzak, yasal-demokratik mücadele sınırlarına hapsolmuş bir pratik doğurur.
Bugün yaşanan sorunlardan biri de tam olarak budur. Devrimci hareketin bir bölümü, düzenin gündem akışına kendi bağımsız siyasi hattıyla müdahale etmek yerine, bu gündem akışının hızına kapılmakta; her gelişmeyi kendi ölçeğinden kopararak ana politik mesele haline getirmektedir. Böylece stratejik yoğunlaşma zayıflamakta, ana görevler geri plana düşmekte, örgütlü devrimci çalışma yerine gündelik refleksler öne çıkmaktadır. Oysa devrimci hareketin niteliği, her gündeme tepki vermesinde değil; halk kitleleri ile egemenler arasında vuku bulan çelişkileri iktidar perspektifli mücadelesinde bir dinamik haline getirebilmektir.
Bu nedenle devrimci hareket açısından gündemlere müdahalenin ölçütü, gündemin yarattığı gürültü ya da toplumda anlık bulduğu karşılık değildir. Ölçüt, söz konusu gündemin sınıf mücadelesi içindeki yerinin doğru tayin edilmesi ve devrimci örgütlenme, bilinç taşıma ve kitlelerle bağ kurma bakımından nasıl değerlendirileceğidir. Bir gündem, ne kadar geniş tartışılırsa tartışılsın, eğer devrimci hareketin ana görevlerini gölgeliyor, kitlelerin dikkatini reformizme hapsediyor ve bağımsız devrimci hattı zayıflatıyorsa, ona yaklaşımımız ihtiyatlı olmak zorundadır. Bir başka gündem ise ilk bakışta dar görünse bile, kitlelerin gerçek ihtiyaçlarına, ana çelişkilerine temas ediyor ve orta-uzun vadede örgütlenme olanakları yaratıyorsa, taktik yönelim konusu haline getirilmelidir.
Devrimci Gençlin Gündemi
Buradan hareketle esas gündem ve ana görevlerimiz açıktır. İşçi ve emekçilerin sömürüye karşı mücadelesini büyütmek; Kürt ulusunun özgürlük mücadelesini tekçi-inkarcı-faşist devlet gerçekliği temelinde kavramak; kadınların kurtuluş mücadelesini erkek egemen düzenle hesaplaşmanın ayrılmaz parçası olarak ele almak; politik iktidar mücadelesinden bağımsız yürüyen ekoloji mücadelesini doğru bir hatta örgütlemek, gençliğin geleceksizlik, işsizlik, çeteleşme ve çürüme karşısındaki öfkesini devrimci örgütlülük ile politik bir niteliğe büründürmek; burjuvaya ait ne varsa teşhir etmek; reformist-parlamentarist beklentileri parçalamak ve proleter iktidar perspektifini güçlendirmek… Ana görev, gençliğin dinamizmini sosyal medya reflekslerine, burjuva muhalefetinin çağrılarına ya da burjuva klikler arası dalaşlara yedeklemek değil; onu örgütlü, bilinçli ve militan bir devrimci hatta kazanmaktır.
Bu çerçevede CHP’ye dönük “mutlak butlan” tartışması esas-tali ayrımını kavramak bakımından güncel ve öğretici bir örnektir. Bu gündemi “bizi ilgilendirmez” diyerek geçiştirmek doğru değil, en hafif tabirle de kolaycılıktır, politika üretememenin dışa vurumudur. Çünkü burada burjuva hukuk mekanizmasının, AKP-MHP faşist iktidarının ihtiyaçları doğrultusunda ana muhalefeti dizayn etme arayışı vardır. Devletin burjuva muhalefeti dahi denetlenebilir, sınırları çizilmiş ve gerektiğinde hizaya sokulabilir bir konumda tutma çabası görülmektedir. Bu yönüyle halk kitleleri nezdinde teşhir edilmelidir.
Fakat bu teşhir, CHP’nin arkasında hizalanmayı, CHP mağduriyetine yedeklenmeyi ya da CHP içi kliklerin kavgasını kitlelerin temel meselesi haline getirmeyi, taraf olmayı gerektirmez. CHP kurultayına dair ortaya saçılan iddialar (bizce daha ağırları da yaşanmıştır), delege hesapları, koltuk pazarlıkları ve klik çatışmaları burjuva siyaset sahnesinin çürümüşlüğünü göstermektedir. Ancak devrimci gençlik açısından esas mesele, hangi burjuva kliğin avantaj sağladığı, hangi aktörünün mağdur edildiği ya da hangi mahkeme kararının CHP içi dengeleri nasıl değiştireceği değildir. Esas mesele, bu yaşananları burjuvazinin doğrudan bir parçası olarak kavramak, kavradığımız oranda kitlelere kavratmak ve daha önce de söylediğimiz gibi ona ait ne varsa hedef almanın aracı haline getirmektir!
Dolayısıyla mutlak butlan tartışması tali bir gündemdir çünkü tarafı değiliz. Yok sayılmaz; fakat ana görevlerin yerine konulamaz. Devrimci hareket bu gündeme müdahale ederken hem AKP-MHP faşist iktidarının yargı eliyle yürüttüğü dizayn hamlesini teşhir etmeli hem de CHP’nin burjuva, faşist ve halk düşmanı karakterini gizlememelidir. Faşist iktidara karşı mücadele, faşist ana muhalefete yaslanarak verilemez. Ezilenlerin kurtuluşu bir burjuva kliğin diğerine karşı güçlenmesinde değil, bütün burjuva kliklerden kopuşun örgütlenmesindedir.
Tam da burada devrimci gençlik açısından tali gündemler karşısında temel görevlerden biri açığa çıkmaktadır: Kitlelerin gündemine giren her olguyu, onlardan öğrenirken onların mevcut bilincine teslim olarak değil, o bilinci dönüştürme hedefiyle ele almak. Kitlelerin CHP’ye, burjuva muhalefete, mahkemelere, seçimlere ya da sistem içi dengelere dönük beklentileri varsa, devrimcilerin görevi bu beklentilerin olduğu gibi peşine takılmak değil; bu beklentileri gerçek kurtuluş kavgasında politize etmektir.
Bugün reformist-parlamentarist hattın devrimci hareket üzerindeki etkisi de tam bu noktada yoğunlaşmaktadır. Reformizm, halk kitlelerinin emek sermaye çelişkisinden doğmuş dinamizmini sistem içinde çözüm arayışına mahkûm eder. Parlamentarizm, kurtuluşu mecliste kelle çoğunluklarına, seçim hesaplarına, burjuva muhalefetinin başarısına ve burjuva hukuk mekanizmasının işlemesine bağlar. Liberalizm, faşist devletin sınıfsal niteliğini perdeleyerek “hukuk devleti”, “demokratikleşme”, “normalleşme” masalları anlatır. Oysa MLM’ler açısından devlet sınıflar üstü bir aygıt değildir. Devlet, egemen sınıfların örgütlü zor aygıtıdır. Burjuva hukuk ise bu egemenliğin yasallaştırılmış ve kurumsallaştırılmış biçimlerinden biridir. Oradan ezilenler lehine bir şey çıkması ciddi bir toplumsal baskı ve devrim riski olmazsa mümkün değildir! Kaşıkla bir verdiklerini kepçeyle geri toplarlar.
Bu gerçeklik kavranmadan, burjuva siyaset sahnesinde yaşanan hiçbir gelişme doğru yere oturtulamaz. Burjuva muhalefetin “hukuk”, “adalet”, “demokrasi” söylemleriyle kitlelerin karşısına çıkması, onun sınıfsal niteliğini değiştirmez. Egemen sınıfların farklı klikleri arasındaki çelişkiler, halk kitlelerinin kurtuluşu için kendiliğinden bir olanak yaratmaz. Bu çelişkiler ancak devrimci bir müdahaleyle, kitlelerin yasal sınırlardan kopuşunu derinleştiren bir hatta bağlandığında anlam kazanır. Aksi halde kitleler, sistemin kendini yeniden üretmesine yedeklenir.
Tam da bu yüzden devrimci hareket, demokratik mücadele alanını küçümsemeden ama ona hapsolmadan hareket etmek zorundadır. Yasal-demokratik mücadele, faşizme karşı direnişin, kitlelerle bağ kurmanın, teşhir çalışmasının ve politik bilinç taşımanın bir alanı olabilir. Ancak bu alan, devrimci iktidar perspektifinden koparıldığında kendi başına amaç haline gelir. O zaman mücadele, devletin çizdiği sınırlar içinde nefes alıp vermeye çalışan bir itiraz pratiğine dönüşür. Devrimci hareketin görevi ise bu sınırları meşrulaştırmak değil, kitlelerin bilincinde ve pratiğinde bu sınırların aşılmasını örgütlemektir.
Bu noktada esas-tali ayrımı yalnızca teorik bir mesele olarak kavranmamalı, doğrudan politik pratik sorunudur. Hangi gündeme ne kadar güç ayrılacağı, hangi alanda nasıl konumlanılacağı, hangi sloganın hangi örgütsel hedefe bağlanacağı, hangi teşhirin hangi kitle çalışmasına dönüşeceği bu ayrım üzerinden belirlenmeli. Esas olanı kavrayamayan bir hareket, elindeki tüm enerjiyi tali gündemlerin içinde tüketebilir. Tali olanı yok sayan bir hareket ise kitlelerden öğrenme, kitlelere öğretme ve daha ileri nitelikte buluşma olanağını yitirir. Devrimci hareket bu iki yanlışa da düşmeden, her gündemi ana görevlere bağlama ustalığı göstermek zorundadır.
Gençliğin Görevi Mücadelenin İtici Motor Kuvveti Olmaktır
Bu ustalık, kitle çizgisinin doğru kavranmasını gerektirir. Kitlelerden öğrenmek, onların her geri bilincine teslim olmak değildir. Kitlelerin gündemine girmek, onların mevcut sınırları içinde kalmak değildir. Kitlelerin acılarını, öfkelerini, beklentilerini ve arayışlarını kavramak; bunları devrimci bilincin, örgütlü mücadelenin ve iktidar perspektifinin konusu haline getirmek demektir. Kitlelerin olduğu yerde olmak, onları düzenin kuyruğuna terk etmemek demektir. Ancak kitlelerin olduğu yerde olmak, düzen muhalefetinin arkasında hizalanmak, CHP’nin kortejinde erimek, sandık beklentilerine ya da burjuva hukuk umutlarına teslim olmak demek değildir.
Devrimci gençlik açısından bu mesele daha yakıcıdır. Çünkü gençlik, gündemlerin hızına en açık sosyal tabakadan biridir. Öfkenin, arayışın, tepkinin ve dinamizmin yoğunlaştığı gençlik alanı, aynı zamanda düzenin ideolojik saldırılarının da yoğunlaştığı bir alandır. Sosyal medya merkezli gündem akışı, gençliğin dikkatini sürekli dağıtmakta; anlık tepkileri örgütlü sürekliliğin yerine koymaktadır. Böylece gençliğin militan potansiyeli, çoğu zaman geçici çıkışlar, kısa süreli kampanyalar, gündelik polemikler ve burjuva muhalefetin çağrıları içinde tüketilmektedir.
Oysa devrimci gençliğin görevi gündem tüketmek değil, mücadelenin itici motor kuvveti olmaktır. Üniversitelerde, liselerde, mahallelerde, işçi havzalarında, yoksul emekçi semtlerinde, kadınların ve ezilenlerin mücadele alanlarında süreklileşmiş bir çalışma yürütmeden devrimci gençlik hareketi büyütülemez. Gençliğin geleceksizlik karşısındaki çaresizliği, bu çaresizlik karşısında ortaya çıkan öfke ve bu öfkeden doğan enerji; örgütlü bağlarla, politik eğitimle, disiplinli çalışma ile ve kitlelerle kurulan canlı ilişkilerle devrimci bir niteliğe kavuşturulabilir. Devrimci gençlik, her gündemi MLM süzgeçten geçirip, sınıfsal niteliğini ortaya koyaraktan örgütlenmenin aracı haline getirmeyi öğrenmelidir.
Bu nedenle her gündem karşısında sorulması gereken soru açıktır: Bu gelişme hangi sınıfsal çelişkiye işaret ediyor? Kitlelerin hangi kesiminde nasıl bir arayış ya da hareketlenme yaratıyor? Bu tepki düzen içi kanallara mı akıyor, yoksa devrimci müdahale için olanaklar mı barındırıyor? Biz bu gündeme müdahale ettiğimizde, bağımsız devrimci hat sağlayabiliyor muyuz, yoksa burjuva kliklerden birinin pozisyonunu mu tahkim ediyoruz? Bu müdahale örgütlenmeye mi hizmet ediyor, yoksa yalnızca gündelik tepki üretmekle mi sınırlı kalıyor?
Devrimci hareketin politik olgunluğu, bu sorulara verdiği yanıtta somutlanır. Her gündeme aynı ağırlıkla yüklenmek, politik ciddiyet değil dağınıklıktır. Gündemlere sırt çevirmek ise devrimcilik değil, kitlelerden kopuştur. Esas olan, taktik esneklik ile stratejik kararlılığı birleştirmektir. Taktikte esnek, stratejide net olmayan bir hareket, gündelik gelişmelerin akışında savrulur. Stratejide iddialı ama taktik müdahalede yetersiz bir hareket ise kitlelerin canlı süreçlerine nüfuz edemez. MLM yöntem, bu ikisini devrimci bir bütünlük içinde kavramayı gerektirir.
Bugün ihtiyaç duyulan şey, gündemlerin hızına kapılan bir refleks siyaseti değil; ana görevlerde yoğunlaşan, gündemleri bu yoğunlaşmanın hizmetine sokan bir devrimci pratiktir. Bu pratik, örgütsel süreklilik ister. İdeolojik netlik ister. Kitlelerle sabırlı ve ısrarlı bağlar kurmayı ister. Güncel gelişmeleri takip etmekle yetinmeyip, her gelişmeden politik sonuçlar çıkarmayı, bu sonuçları örgütlü çalışmaya dönüştürmeyi ister. Devrimci gençlik, kendi görevini burada kavramalıdır.
Gençlik Çözümleyen, Örgütleyen ve Devrimci Hattı Büyüten Bir Kuvvet Haline Gelmelidir
O halde mesele açıktır: Gündemlerin peşinde sürüklenmeyeceğiz; gündemleri devrimci mücadelenin ihtiyaçları temelinde ele alacağız. Tali olanı yok saymayacağız; fakat tali olanı esasın yerine de koymayacağız. Kitlelerin gündemine ilgisiz kalmayacağız; fakat kitlelerin mevcut bilinç sınırlarına teslim olmayacağız. Demokratik mücadele alanlarını değerlendireceğiz; fakat yasal-demokratik sınırların içine hapsolmayacağız. Burjuva kliklerin çatışmalarını teşhir edeceğiz; hiçbir burjuva kliğin arkasında hizalanmayacağız.
Bugün devrimci gençliğe düşen görev, kendini bu bilinçle donatmak ve bu bilinçle örgütle(n)mektir. Geleceksizliğe, işsizliğe, yoksulluğa, çeteleşmeye, yozlaşmaya, ulusal baskıya, kadın düşmanlığına, ekolojik talana ve faşist saray rejiminin bütün saldırılarına karşı öfkeyi örgütlü bir devrimci hatta biriktirmektir. Sosyal medya reflekslerinin, reformist çağrıların, parlamentarist beklentilerin dar ufkunun ötesine geçmektir. Gençliğin dinamizmini proleter iktidar perspektifiyle birleştirmektir.
Bütün bunların yapılabilmesi, elbette devrimci gençliğin politik çalışmayı merkeze koymasını zorunlu kılar. Politik çalışma, devrimci faaliyetin tamamlayıcı bir unsuru değil, bütün çalışmaların can damarıdır. Kitlelerle bağ kurmak, gündemleri doğru kavramak, tali olanı esas görevlere bağlamak ve burjuva ideolojisinin etkisini kırmak ancak sistemli politik çalışmayla mümkündür. Dolayısıyla devrimci gençliğin kendisini ideolojik-teorik olarak sürekli geliştirmesi gerekmekte. Okumak, incelemek, tartışmak ve MLM bilimiyle donanmak boş zaman aktivitesi değil, devrimci çalışmanın ayrılmaz parçasıdır, böyle kavranmalıdır. Teoriden kopuk pratik körleşir; pratikten kopuk teori ise cansızlaşır. Devrimci gençlik, her gündemi doğru çözümleyebilmek, kitlelerin bilincine müdahale edebilmek ve her türden burjuva-küçük burjuva eğilime karşı sağlam durabilmek için kendisini politik olarak yetkinleştirmek zorundadır.
Bu nedenle politik çalışmayı büyütmeli, okumayı devrimci yaşamın zorunlu bir parçası haline getirmeli, ideolojik netliği pratik mücadeleyle birleştirmeliyiz. Gençlik yalnızca tepki veren değil; çözümleyen, örgütleyen ve devrimci hattı büyüten bir kuvvet haline gelmelidir.
Bu yazı Halkın Günlüğü Gazetesi‘nin Temmuz-2026 tarihli 62. sayısında yayımlanmıştır.








