
Strateji ve taktik meselesine ilişkin ilk yazımızda, konuyu bir kaç başlık altında irdelemeye çalıştık. Yazımızın bu ikinci bölümünde, yeni başlıklar altında konuyu biraz daha derinlemesine ve günümüz sorunlarına ışık tutması babında irdelemeye devam edeceğiz. Birinci yazıda olduğu gibi, burada da ustaların Marksist yorum ve bakışlarına ağırlık vereceğiz. Bunun neden böyle olması gerektiğini birinci bölümde ele almıştık, Bir kez daha tekrarlama gereği duymuyoruz.
Devrimin çeşitli aşamalarında strateji
“Strateji, devrimin verili aşaması temelinde, proletaryanın ana darbesinin doğrultusunu saptamak, devrimci güçlerin mevzilenişi (ana ve ikinci yedek güçler) için uygun plan hazırlamak, devrimin verili aşamasının tüm süreci boyunca bu planın gerçekleştirilmesi için çalışmaktır. Bizim devrimimiz bugüne kadar iki aşamadan geçmiş ve Ekim Devriminden sonra üçüncü aşamaya girmiştir“ der Stalin. Burada bu stratejik evrelerin kısa bir özetini paylaşmakta fayda var. Çünkü devrimin çeşitli stratejik aşamalarına ilişkin ciddi kafa karışıklıkları var. Genelde devrimi bir tek stratejik hedefe hapsedip, toplumun içinde bulunduğu ekonomik ve siyasal olgular hesaba katılmaksızın, kaba bir materyalizm anlayışıyla hareket edilebilmektedir. Örneğin Bolşevik devriminin sadece sosyalist devrim stratejisine hapsedildiği gibi. Evet sosyalist toplum için, (ama sadece sosyalizm için, komünizm değil) devrimin son evresi, sosyalizm hedefli mücadele yürütmek esas olandır. Ancak oraya varana kadar, devrimin başka başka stratejik evrelerden geçtiğini bilmek ve bu devrim tecrübesinden yararlanmak bugünkü komünistlerin görevidir. Örneğin emperyalist işgal, ilhak veya emperyalist savaşlar dönemlerinde devrim için farklı farklı stratejiler gerektirir. Her stratejik evrenin kendi koşulları içindeki örgütlenme biçimleri, ittifaklar sorunu gibi konularda özgünlükleri olur. Yani tek düze bir devrim stratejisi yoktur olamazda. Evet sosyalist Bolşevik devriminin evreleri dedik. Meselenin en iyi anlaşılması için devrimin izlediği rotaya kısaca göz atalım.
”Birinci aşama; 1903‘ten 1917 Şubat‘ına kadar. Hedef ; çarlığı yıkmak, ortaçağ kalıntılarını tamamıyla tasfiye etmek. Devrimin ana gücü ; proletarya. En yakın yedek gücü; Köylülük. Ana darbenin doprultusu: Köylülüğü kendi ekseni altına çekmeye ve çarlıkla anlaşarak devrimi tasfiye etmeye çabalayan liberal – monarşist burjuvaziyi tecrit etmek. Güçlerin mevzilenme planı: İşçi sınıfının köylülükle ittifakı. ‚ Proletarya, şiddet yoluyla mutlakiyetin direnişini ezmek ve burjuvazinin yalpalayan tavrını etkisiz hale getirmek için köylülük kütlesini kendi etrafında toplayarak demokratik devrimi sonuna kadar götürmelidir. ( Lenin, 4. baskı cilt 1X, saf. 81)
İkinci aşama ; Mart 1917‘den Ekim 1917‘ye. Hedef : Rusya‘da emperyalizmi devirmek ve emperyalist savaştan çıkmak. Devrimin ana gücü: Proleterya. En yakın yedek gücü: Yoksul köylülük, komşu ülkelerin proleteryası, muhtemel yedek güç. Uzayan savaş ve emperyalizmin krizi, elverişli faktörler. Ana darbenin doğrultusu: Emekçi köylü kitlelerini kendi etkisi altına çekmeye ve devrimi emperyalizmle anlaşarak sona erdirmeye çabalayan küçük burjuva demokrasisini ( Menşevikler, sosyal – devrimciler) tecrit etmek. Güçlerin mevzilenme planı: Proleteryanın yoksul köylülükle ittifakı. ‚ Proleterya, şiddet yoluyla burjuvazinin direnişini ezmek ve köylülüğün ve küçük – burjuvazinin yalpalayan tavrını etkisiz hale getirmek için nüfusun yarı – proleter unsurları kütlesini kendi etrafında toplayarak sosyalist devrimi yapmaktır.“ ( aynı yerde)
Üçüncü aşama ; ”Ekim devriminden sonra başlamıştır. Hedef: Bir ülkede proleterya diktarörlüğünü sağlamlaştırmak, aynı zamanda onu tüm ülkelerde emperyalizmi yenmek için kullanmak.’‘ Burada enternasyonal dayanışmadan, sosyalizmde sınıf mücadelelerinin devamından, ana darbenin doğrultusunu ”küçük – burjuva demokratları tecrit etmek“ olduğu üzerine tespitler yapılmaktadır. Görüldüğü gibi Bolşevik devrim, sosyalizme iki stratejik aşamadan geçerek ulaşmış. Birincisi demokratik devrim süreci; ikincisi, sosyalist devrim süreci. Ondan sonra strateji üçüncü aşamaya evrilmiş. Kuşkusuz üçüncü aşama aynı zamanda komünizmi de hedefleyen aşama olarak görülmelidir. Ancak sosyalizmin genel olarak geçici bir yenilgi aldığı ve bundan ciddi derslerin çıkartılması gerektiği bilinmelidir. Özellikle üçüncü evre sürecindeki siyasetler, politikalar, ekonomik ve sosyal ilişkiler tekrardan MLM bilimi ışığı altında süzgeçten geçirilme ihtiyacındadırlar. İlk sosyalist devletler ve proletarya iktidarlarının yararlanabilecekleri bir tecrübe yoktu. Oysa şimdi komünistlerin önünde olumlu veya olumsuz yığınla tecrübeler duruyor. Sosyalizmin yeniden inşası için bu yaşanmışlıkların irdelenmesi bir zorunluluktur. Bunlar doğru bir şekilde, MLM ilkeler ışığında irdelenmeden, bilimsel verilerden mahrum tezlerle sosyalizmin yeniden inşası iddiaları, ayakları havada iddialardır. Kuşkusuz, geriye dönüşlere ve sosyal emperyalizm üzerine komünistlerin politik anlayışları ve siyasal tespitleri var. Ancak bunların yetersiz kaldığı da ayrı bir gerçek.
Devrimin her bir aşamasının ayrı bir stratejisinin olduğunu ve her bir stratejinin binlerce taktiğe ihtiyaç duyduğunu biliriz. Bu konuda Stalin şöyle diyor. ”Strateji, devrimin ana güçleri ve onların yedekleriyle uğraşır. Devrimin bir aşamadan diğerine geçmesiyle değişir, fakat verili aşamanın tüm dönemi boyunca esas olarak değişmez. ….. Siyasi stratejinin görevi, her şeyden önce, marksizmin teorisi ve programında yola çıkarak ve tüm ülkelerin işçilerinin devrimci mücadelesinin deneyimlerini hesaba katarak , verili tarihsel dönem için, verili ülkenin proleter hareketinin esas doğrultusunu doğru saptamaktır.” ( Leninizm, Proleter devrimin stratejisi ve taktiği / saf.22 – 25)
Sanırız stratejiye ilişkin bu kadar anlatı ve alıntı yeterlidir. Önemli olan MLM bakış açısıyla sorunun özünün kavranmasıdır. Şimdi biraz da sınıf mücadelesi açısından oldukça önemli bir yer tutan taktik üzerinde duralım. Evet strateji belirleyici ve esas ama, doğru taktikler olmadan o strateji hiç bir işe yaramaz. Bir KP için, doğru stratejiye rağmen, karmaşık mücadele içerisinde, süreci ileri taşıyacak taktik mücadele biçimleri, hatta örgütlenme biçimleri yeterince doğru ele alınıp hayata geçirilmemişse bir arpa boyu yol yürümek olası değildir.
Mücadele biçimleri ve Taktik
”Taktik, hareketin kabarma ve alçalma, devrimin yükselme ve alçalmasının nispeten kısa dönemi için proletaryanın davranış çizgisini saptamak, eski mücadele ve örgütlenme biçimlerinin ve eski şiarların yerine yenilerini geçirmek, bu biçimleri birbiriyle birleştirmek vb bu çizginin uygulanması için mücadele etmektir. Strateji, diyelim ki, çarlığa yada burjuvaziye karşı mücadeleyi sonuna kadar götürmeyi hedef edinmişse, taktik daha az önemli hedefleri önüne koyar ; çünkü onun hedefi, bir bütün olarak savaşı kazanmak değil, devrimin verili yükselme ya da alçalma dönemindeki somut duruma uygun şu yada bu muharebeyi, şu yada bu çarpışmayı, şu yada bu kampanyayı, şu yada bu eylemi başarıyla gerçekleştirmektir. Taktik, stratejinin bir parçasıdır, ona bağlıdır ve ona hizmet eder.“ (age / syf 25 )
Bu kadar açık ve net. Taktik, stratejinin bir parçasıdır, mücadelenin bütünüyle değil, onun tek tek parçalarıyla, taktik örgütlenme biçimleriyle ilgilenir. Strateji, iktidarı hedeflerken ; taktik, verili anda ya da mevcut durumda ki somut durumla ilgilenir. Yani daha kısa vadeli, stratejiye hizmet edecek mücadele biçim ve yöntemleriyle devrimi adım adım ilerletmenin yollarını ve araçlarını yaratır uygular. Tıpkı örgütsel araçlarda KP, Halk Ordusu veya Halkın Birleşik Cephesi stratejik örgütlerken, yani devrimin olmazsa olmazları iken; taktik mücadele araçları verili duruma göre değişken, yenilenebilen veya yerlerini başka başka mücadele araçlarına bırakan araçlar olması gibi. Kuşkusuz bu, mücadelenin somut durumuyla doğrudan ilintili bir durumdur.
”Taktiğin en önemli görevi, verili her anda somut duruma en uygun düşen ve stratejik başarıyı en emin şekilde hazırlayan mücadele yollarını ve araçlarını, biçimlerini ve yöntemlerini saptamaktır. Bu nedenle, taktik eylemler, onların sonuçları, kendi başına, dolaysız etki bakış açısından değil, stratejinin görevleri ve olanakları bakışı açısından değerlendirilmelidir.“ ( age / saf. 27. )
Çünkü, dolaysız etkileri görünürde pek parlak olan, ancak stratejiye uymayan, onun ilerlemesine hizmet etmeyen taktik eylemler mümkündür ve mücadele içerisinde bolca karşılaştığımız da bir durumdur. Örneğin; Sosyalistlerin yürüttüğü kooperatifleşme mücadelesi. Bunu stratejinin bir parçası olarak ele alıp şu sonucu çıkartmamız gerekiyor. Önce bu somut durumun ve kitlelerin bir ihtiyacımı? Evet, Yaratılan kooperatif aracı, taktik bir araç mı? Ona da evet, peki verili duruma denk düşen bu araç ve mücadele biçimi nasıl hayata uygulanmalıdır ki, stratejiye hizmet edebilsin. Öncelikle üretimin ve tüketimin kollektifleştirilmesi, ürünün aracısız pazara sunulması ve kitlelere uygun fiyatlarla buluşması. Bu işin bir yanı. İkincisi, belkide en önemlisi, bu araç üzerinden kitlelerin örgütlenmesidir. Bunlara ek olarak daha bir sürü şey sıralanabilir. Ama bu iki esas yol ve yöntem yoksa, o kooperatifler birer ticarethaneye dönüşür, stratejiye hizmet ve ilerletme yerine, stratejinin işini zora sokan araçlara dönüşebilirler. Ama hedeflenen amaçlara denk bir mücadele yürüttükleri durumda, mücadelenin ilerlemesine büyük katkılar sunacakları tartışmasızdır. Taktiğin önemi burada çok net bir şekilde ortaya çıkıyor. Bu, mücadelenin anlık ve somut durumuna ilişkin tüm alanlar için de böyledir. Kitlelerin en acil sorunları olarak, işsizliğin, yoksulluğun, açlığın, adaletsizliğin, hukuksuzluğun, bunlarda yetmezmiş gibi baskının, zulmün, zindanın hüküm sürdüğü, kitlelerin en demokratik mücadele araçlarından yoksun bırakıldığı, komünistlerin ise sahada pek etkili bir güç olmadıkları bir ortamda, bir nebze de olsa soluklanma, geniş halk kitleleri lehine ufakta olsa bir kısım kazanımlar elde etmeye dair taktik mücadele yöntemleriniz yoksa, doğru stratejilerinizin hiç bir hükmü yoktur. Bunun sonucu olarak kitlelerden güven beklemek ham hayalden başka bir şey değildir.
Saldırı, savunma ve geri çekilme dönemlerinin taktik mücadele biçimleri genellikle bir ve aynı değildir. Sınıf mücadelesi içerisinde bu süreçlerle yüz yüze gelmek kaçınılmaz bir durumdur. Geri çekilmek, bozguna uğramış panik ve telaş havası değildir. Daha fazla kayıplar vermeden, derli toplu ve bir plan dahilinde toparlanıp güç biriktirerek yeniden saldırıya geçme halidir. Savunma, mevcut güçlerini koruma ve saldırıya yeniden hazırlanma dönemidir. Kısacası her döneme ilişkin taktik mücadele ve mücadele araçları gerekir. Her dönem için aynı taktik, aynı araçlarla yol alınamaz, strateji geliştirilemez. Bugün Türkiye-Kuzey Kürdistan‘da ki mevcut durum, hem KP‘nin özelinde ve hem de genel olarak devrimci hareket açısından duruma uygun taktik mücadele biçimleri ve yine taktik mücadele araçlarını öngörmektedir. Hem objektif durum ve hem da subjektif durum bunu zorunlu kılmaktadır. KP, sağ’dan sol‘dan gelecek eleştiri ve saldırılara pabuç bırakmadan doğru bir taktik yönelimle sahaya inmek zorundadır. Aksi taktirde komünistliği tartışılır hale gelir.
”Taktiğin görevi, her şeyden önce, stratejinin yönergelerini kılavuz edinerek ve bütün ülkelerin işçilerinin devrimci mücadelesinin deneyimlerini göz önüne alarak, her verili anda somut savaş durumuna en uygun mücadele biçim ve yöntemlerini saptamaktır“ der Stalin yoldaş.( age./ saf. 28) Öyle ise, şu anda Türkiye – Kuzey Kürdistan‘da geçmişe takılıp kalmaksızın, mevcut duruma uygun taktik mücadele biçimleri ve araçlarını belirlemek proletarya partisinin en acil görevlerinden biri olarak kendisini dayatmış durumdadır. Hakim sınıfların ve küçük burjuva hareketlerinin sürece dair harıl harıl politikalar ürettikleri, ittifaklar yaratma çabası içinde oldukları ve ülkenin, ülke halklarının geleceğini belirlemede rol oynamaya çalıştıkları böylesi bir dönemde, balkonda seyirci pozisyonunda olmak komünistlerin işi olamaz. Aksine öyle sağlam bir taktik politika yürütmeli ki, hakim sınıf kliklerinin peşine takılmış küçük – burjuva kesimleri de halkın ve devrimin lehine yürütülecek bir mücadele çemberi etrafında toparlayabilmelidir. Bunu sağ, pasifist bir mücadele biçimiyle değil, radikal ve stratejiye uygun bir mücadele biçimiyle başarabilir. Aslında objektif durum buna uygun. Sadece subjektif durumun uygun hale getirilmesi gerekiyor. Bu da proletarya partisinin elindedir.
”O (marksizm), en çeşitli mücadele biçimlerini tanır ; ve bunları ‚kafadan uydurmaz‘ , bilakis devrimci sınıfların, hareketi seyri içinde kendiliğinden ortaya çıkan mücadele biçimlerini sadece genelleştirir, örgütler ve onlara bilinç unsuru taşır. Marksizm her türlü soyut formülle, her türlü dogmatik reçeteye kesinlikle düşmandır ve hareketin gelişmesiyle, kitlelerin bilincinin artmasıyla, iktisadi ve siyasi buhranların keskinleşmesiyle birlikte sürekli olarak yeni ve çeşitli savunma ve saldırı yöntemleri ortaya çıkartan kitle mücadelesinin dikkatle incelenmesini talep eder. Bu yüzden marksizm hiç bir zaman, hiç bir mücadele biçimini reddetmez.“ (age./ saf. 29)
Proletarya partisinin görevi, sürecin başından sonuna kadar, bütün bu sözünü ettiğimiz konularda strateji ve taktikte, bunlara dair örgütlenme ve siyasetinde ustalaşmaktır. Mücadele biçim ve alanlarını ustalıkla verili ana göre ayırmak ve yine somut duruma göre birleştirme becerisini gösterebilmektir. Bu, elbette ki sadece ajitasyon ve propagandayla olabilecek iş değil. Sadece öncü kahramanların üstesinden gelebileceği bir durum da değildir. Devrim kitlelerin eseridir, Parti bu işin öncüsü ise kitleler motoru olmak durumundadırlar. Bunun için, kitlelerin de kendi siyasi ve pratik deneyimleri gereklidir. Lenin, ”Bu, tüm büyük devrimlerin temel yasasıdır“ der. Kitlelerin parça parça gelişen kendiliğindenci hareketleri, öncü tarafından siyasi birlikteliğe dönüştürüldüğünde işte o zaman devrim gerçekten kitlelerin eseri olacaktır. Şu anda ülkemizde, köylüler kendi sorunlarına dair, işçiler kendi sorunlarına dair, meslek odaları, sağlık emekçileri, kadınlar, öğrenciler vb bütün emek alanlarında bir hareketlilik var. Ama herkes sadece kendisi için hareket halinde. Hiç bir alan, bir diğerinin mücadelesine ciddi anlamda omuz vermiyor. Kuşkusuz bu mevcut faşist iktidarın işine geliyor. Değil devrimci stratejiyi, taktiği bile geriletiyor. İşte tam da burada proletarya partisine görevini hatırlatmak gerekiyor. Stratejiye sarılıp, taktik geliştirmeme gibi bir lükse sahip değildir proletarya partisi.
İttifaklar ve taktik
Sosyalizmin zaferi için, taktik ittifaklar, taktik uzlaşmalar kaçınılmazdır. Reformlar için mücadele edilmez şeklindeki sekter yaklaşımlarda yanlıştır. Bunlar doğru anlaşılıp kavranmadıkça, elbette ki taktik geliştirmekte zor hatta imkansız olacaktır. Doğal olarak bu, sosyalizm mücadelesinin önünü tıkar.
” Bazıları, Leninizm’in genelde reformlara karşı, uzlaşma ve anlaşmalara karşı olduğunu sanıyorlar. Bu tamamen yanlıştır. Her ne koparırsan kar‘ olduğunu, belirli koşullar altında genelde reformların, özelde ise uzlaşma ve anlaşmaların zorunlu ve yararlı olduğunu Bolşevikler de herkes kadar bilir.“ der Stalin
Ve Lenin‘den şu alıntıyı yapar; ” ….bu arada manevra yapmayı, düşmanlar arasındaki ( geçici de olsa ) çıkar çatışmalarından yararlanmayı, olası (geçici, istikrarsız, yalpalayan, koşullu da olsa ) müttefiklerle anlaşmalar yapmayı peşinen reddetmek – bu sonsuz derecede gülünç bir tavır olmaz mı ? -“ ( age. Saf. 55)
Önemli olan mücadelenin seyri içinde reformların veya anlaşma ve uzlaşmaların kendileri ve olup olmaması değil. Bunların nasıl yapıldığıdır. Bir reformist için, reform her şeydir. Onun için bunun ötesi yoktur. Düzen içi ”iyileştirmelerin“ ötesine geçmez. Hatta iktidardaki burjuvazi dahi iktidarını sağlamlaştırmak için reformları bir yöntem olarak kullanır, Devrimci mücadelenin önüne geçmenin bir aracı olarak kullanır. Komünistler ise; ”Reformu sadece, legal ve illegal çalışmayı birleştirmenin bir dayanak noktası olarak ve burjuvaziyi devirmek için kitlelerin devrimci hazırlığını amaçlayan illegal çalışmayı güçlendirmeye yarayan bir siper olarak kabul eder“ Reformistlerle, komünistler arasındaki konuya ilişkin kalın çizgi budur. Yani reformların ne için uygulandığıdır.
Devrim yolunun oldukça dolambaçlı ve zikzaklarla dolu olduğunu biliyoruz. Doğal olarak her koşul altında olmasa da marksizm, uzlaşmalara, anlaşmalara ve çeşitli ittifaklara karşı değildir. Uzun erimli bir mücadele sürecinde bunlar olabilecek şeylerdir. Sorun bunların olup olmaması değil, nasıl ve kimin yararına olacağı sorunudur. Tıpkı reformlarda olduğu gibi. ”Blanguist Komün kaçkınları, manifestolarında hiç bir uzlaşmayı doğru bulmadıklarını yazmışlardı. Engels bu manifestoyla alay etti. Mesele diyor Engels, şartların bizi mahkum ettiği (ya da şartların bizi zorladığı) uzlaşmalardan yararlanmaya her zaman için karşı olmak değildir. Mesele, proletaryanın gerçek devrimci hedeflerini her zaman göz önünde tutmak ve onları her şart altında, her zikzak hareketi ve uzlaşma boyunca izleyebilmektir.”
Sonuç olarak, reformlar, uzlaşmalar, anlaşmalar ve ittifaklar sınıf mücadelesinin karakterinde var olan şeylerdir. Mesele bunları görmemezlik, inkar etmek değil, devrimin lehine nasıl kullanılacağını bilme meselesidir. Doğal olarak günümüzde bunlar, somut gelişmelerden kaynaklı olarak mücadelenin gündemini çok daha fazla işgal eder durumdalar. Bunlardan kaçarak, somut durumu yok sayarak, mücadeleyi ilerletmek, ona doğru yön vermek ve doğru kanallara kanalize etmek sadece bir ütopya olarak kalmaya mecburdur.









