Connect with us

Makale

MLM Öğretide Strateji ve Taktik ( 2 )

Bu kadar açık ve net. Taktik, stratejinin bir parçasıdır, mücadelenin bütünüyle değil, onun tek tek parçalarıyla, taktik örgütlenme biçimleriyle ilgilenir. Strateji, iktidarı hedeflerken ; taktik, verili anda ya da mevcut durumda ki somut durumla ilgilenir. Yani daha kısa vadeli, stratejiye hizmet edecek mücadele biçim ve yöntemleriyle devrimi adım adım ilerletmenin yollarını ve araçlarını yaratır uygular

Strateji  ve  taktik  meselesine  ilişkin  ilk  yazımızda, konuyu  bir  kaç  başlık  altında  irdelemeye  çalıştık. Yazımızın  bu  ikinci  bölümünde,  yeni  başlıklar  altında  konuyu  biraz  daha  derinlemesine  ve  günümüz  sorunlarına  ışık  tutması  babında irdelemeye  devam  edeceğiz. Birinci  yazıda  olduğu  gibi, burada da  ustaların  Marksist  yorum  ve  bakışlarına  ağırlık  vereceğiz. Bunun  neden  böyle  olması  gerektiğini  birinci  bölümde  ele  almıştık, Bir  kez  daha  tekrarlama  gereği  duymuyoruz.

Devrimin  çeşitli  aşamalarında  strateji

Strateji, devrimin  verili  aşaması  temelinde, proletaryanın  ana  darbesinin  doğrultusunu  saptamak, devrimci  güçlerin  mevzilenişi (ana  ve  ikinci  yedek  güçler) için  uygun  plan  hazırlamak, devrimin  verili  aşamasının  tüm  süreci  boyunca  bu  planın  gerçekleştirilmesi için  çalışmaktır.  Bizim  devrimimiz  bugüne  kadar  iki aşamadan  geçmiş  ve  Ekim  Devriminden  sonra  üçüncü  aşamaya  girmiştir“ der  Stalin. Burada  bu  stratejik  evrelerin  kısa  bir  özetini  paylaşmakta  fayda  var. Çünkü  devrimin  çeşitli  stratejik  aşamalarına  ilişkin  ciddi  kafa  karışıklıkları  var. Genelde  devrimi  bir  tek  stratejik  hedefe  hapsedip, toplumun  içinde  bulunduğu  ekonomik  ve  siyasal  olgular  hesaba  katılmaksızın, kaba  bir  materyalizm  anlayışıyla  hareket  edilebilmektedir. Örneğin  Bolşevik  devriminin  sadece  sosyalist  devrim  stratejisine  hapsedildiği  gibi. Evet  sosyalist  toplum  için, (ama  sadece  sosyalizm  için, komünizm  değil) devrimin  son  evresi, sosyalizm  hedefli  mücadele  yürütmek  esas  olandır. Ancak  oraya varana  kadar, devrimin  başka  başka  stratejik  evrelerden  geçtiğini  bilmek  ve  bu  devrim  tecrübesinden  yararlanmak  bugünkü  komünistlerin  görevidir. Örneğin  emperyalist  işgal, ilhak  veya  emperyalist  savaşlar  dönemlerinde  devrim  için  farklı  farklı  stratejiler  gerektirir. Her  stratejik  evrenin  kendi  koşulları  içindeki örgütlenme  biçimleri, ittifaklar  sorunu  gibi  konularda  özgünlükleri  olur. Yani  tek  düze  bir  devrim  stratejisi  yoktur  olamazda. Evet  sosyalist  Bolşevik  devriminin  evreleri  dedik. Meselenin  en  iyi  anlaşılması  için  devrimin  izlediği  rotaya  kısaca  göz  atalım.

”Birinci  aşama; 1903‘ten  1917  Şubat‘ına  kadar.  Hedef ;  çarlığı  yıkmak, ortaçağ  kalıntılarını  tamamıyla  tasfiye  etmek.  Devrimin  ana  gücü ; proletarya. En  yakın  yedek  gücü; Köylülük. Ana  darbenin  doprultusu: Köylülüğü  kendi  ekseni  altına  çekmeye  ve  çarlıkla  anlaşarak  devrimi  tasfiye  etmeye  çabalayan  liberal – monarşist  burjuvaziyi  tecrit  etmek. Güçlerin  mevzilenme  planı:  İşçi  sınıfının  köylülükle  ittifakı. ‚ Proletarya, şiddet  yoluyla  mutlakiyetin  direnişini  ezmek  ve  burjuvazinin  yalpalayan  tavrını  etkisiz  hale  getirmek  için  köylülük  kütlesini  kendi  etrafında  toplayarak  demokratik  devrimi  sonuna  kadar  götürmelidir. ( Lenin, 4.  baskı  cilt  1X,  saf. 81)

İkinci  aşama ; Mart  1917‘den  Ekim  1917‘ye.  Hedef : Rusya‘da  emperyalizmi  devirmek  ve  emperyalist  savaştan  çıkmak.  Devrimin  ana  gücü: Proleterya. En  yakın  yedek  gücü: Yoksul  köylülük, komşu  ülkelerin  proleteryası, muhtemel  yedek  güç.  Uzayan  savaş  ve  emperyalizmin  krizi, elverişli  faktörler.  Ana  darbenin  doğrultusu: Emekçi  köylü  kitlelerini  kendi  etkisi  altına  çekmeye  ve  devrimi  emperyalizmle  anlaşarak  sona  erdirmeye  çabalayan  küçük  burjuva  demokrasisini  ( Menşevikler, sosyal – devrimciler) tecrit  etmek.  Güçlerin  mevzilenme  planı:  Proleteryanın  yoksul  köylülükle  ittifakı. ‚ Proleterya, şiddet  yoluyla  burjuvazinin  direnişini  ezmek  ve köylülüğün  ve  küçük – burjuvazinin  yalpalayan  tavrını  etkisiz  hale  getirmek  için  nüfusun  yarı – proleter  unsurları  kütlesini  kendi  etrafında toplayarak  sosyalist  devrimi  yapmaktır.“ ( aynı  yerde)

    Üçüncü  aşama ; ”Ekim  devriminden  sonra  başlamıştır. Hedef: Bir  ülkede  proleterya  diktarörlüğünü  sağlamlaştırmak, aynı  zamanda  onu  tüm  ülkelerde  emperyalizmi  yenmek  için  kullanmak.’‘ Burada  enternasyonal  dayanışmadan, sosyalizmde  sınıf  mücadelelerinin  devamından, ana  darbenin  doğrultusunu ”küçük – burjuva  demokratları  tecrit  etmek“ olduğu  üzerine  tespitler  yapılmaktadır. Görüldüğü  gibi  Bolşevik  devrim,  sosyalizme  iki  stratejik  aşamadan  geçerek  ulaşmış. Birincisi  demokratik  devrim  süreci; ikincisi, sosyalist  devrim  süreci. Ondan  sonra  strateji  üçüncü  aşamaya  evrilmiş. Kuşkusuz  üçüncü  aşama  aynı  zamanda  komünizmi de  hedefleyen  aşama  olarak  görülmelidir.  Ancak  sosyalizmin  genel  olarak  geçici  bir  yenilgi  aldığı  ve  bundan  ciddi  derslerin  çıkartılması  gerektiği  bilinmelidir. Özellikle  üçüncü  evre  sürecindeki  siyasetler, politikalar, ekonomik  ve  sosyal  ilişkiler  tekrardan  MLM  bilimi  ışığı  altında  süzgeçten  geçirilme  ihtiyacındadırlar. İlk  sosyalist  devletler  ve  proletarya  iktidarlarının  yararlanabilecekleri  bir  tecrübe  yoktu. Oysa  şimdi  komünistlerin  önünde  olumlu  veya  olumsuz  yığınla  tecrübeler  duruyor. Sosyalizmin  yeniden  inşası  için  bu  yaşanmışlıkların  irdelenmesi  bir  zorunluluktur. Bunlar  doğru  bir  şekilde, MLM  ilkeler  ışığında  irdelenmeden, bilimsel  verilerden  mahrum  tezlerle  sosyalizmin  yeniden  inşası  iddiaları, ayakları  havada  iddialardır. Kuşkusuz, geriye  dönüşlere  ve  sosyal  emperyalizm  üzerine  komünistlerin  politik  anlayışları  ve  siyasal  tespitleri  var. Ancak  bunların  yetersiz  kaldığı da  ayrı  bir  gerçek.

 Devrimin  her  bir  aşamasının  ayrı  bir  stratejisinin  olduğunu  ve  her  bir  stratejinin  binlerce  taktiğe  ihtiyaç  duyduğunu  biliriz. Bu  konuda  Stalin  şöyle  diyor. ”Strateji, devrimin  ana  güçleri  ve  onların  yedekleriyle  uğraşır. Devrimin  bir  aşamadan  diğerine  geçmesiyle  değişir, fakat  verili  aşamanın  tüm  dönemi  boyunca  esas  olarak  değişmez. ….. Siyasi  stratejinin  görevi, her  şeyden  önce, marksizmin  teorisi  ve  programında  yola  çıkarak  ve  tüm  ülkelerin  işçilerinin  devrimci  mücadelesinin  deneyimlerini  hesaba  katarak , verili  tarihsel  dönem  için, verili  ülkenin  proleter  hareketinin  esas  doğrultusunu  doğru  saptamaktır.” ( Leninizm, Proleter  devrimin  stratejisi  ve  taktiği / saf.22 – 25)

Sanırız  stratejiye  ilişkin  bu  kadar  anlatı  ve  alıntı  yeterlidir. Önemli  olan  MLM  bakış  açısıyla  sorunun  özünün  kavranmasıdır. Şimdi  biraz da  sınıf  mücadelesi  açısından  oldukça  önemli  bir  yer  tutan  taktik  üzerinde  duralım. Evet  strateji  belirleyici  ve  esas  ama,  doğru  taktikler  olmadan  o  strateji  hiç  bir  işe  yaramaz. Bir  KP  için, doğru  stratejiye  rağmen,  karmaşık  mücadele  içerisinde, süreci  ileri  taşıyacak  taktik  mücadele  biçimleri, hatta  örgütlenme  biçimleri  yeterince  doğru  ele  alınıp  hayata  geçirilmemişse  bir  arpa  boyu yol  yürümek  olası  değildir.

Mücadele  biçimleri  ve  Taktik

”Taktik, hareketin  kabarma  ve  alçalma, devrimin  yükselme  ve  alçalmasının  nispeten  kısa  dönemi  için  proletaryanın  davranış  çizgisini  saptamak, eski  mücadele  ve  örgütlenme  biçimlerinin  ve  eski  şiarların  yerine  yenilerini  geçirmek, bu  biçimleri  birbiriyle  birleştirmek  vb bu  çizginin  uygulanması  için  mücadele  etmektir. Strateji, diyelim ki, çarlığa  yada  burjuvaziye  karşı  mücadeleyi  sonuna  kadar  götürmeyi  hedef  edinmişse, taktik  daha  az  önemli  hedefleri  önüne  koyar ; çünkü  onun  hedefi, bir  bütün  olarak  savaşı  kazanmak  değil, devrimin  verili  yükselme  ya da  alçalma  dönemindeki  somut  duruma  uygun  şu yada  bu  muharebeyi, şu yada  bu  çarpışmayı, şu yada  bu  kampanyayı, şu yada  bu  eylemi  başarıyla  gerçekleştirmektir. Taktik, stratejinin  bir  parçasıdır, ona  bağlıdır  ve  ona  hizmet  eder.“ (age / syf 25 )

Bu  kadar  açık ve  net. Taktik, stratejinin  bir  parçasıdır, mücadelenin  bütünüyle  değil, onun  tek  tek  parçalarıyla, taktik  örgütlenme  biçimleriyle  ilgilenir. Strateji, iktidarı  hedeflerken ; taktik,  verili  anda  ya da  mevcut  durumda ki  somut  durumla  ilgilenir. Yani  daha  kısa  vadeli, stratejiye  hizmet  edecek  mücadele  biçim  ve  yöntemleriyle  devrimi  adım  adım  ilerletmenin  yollarını  ve  araçlarını  yaratır  uygular. Tıpkı  örgütsel  araçlarda  KP, Halk  Ordusu  veya  Halkın  Birleşik  Cephesi  stratejik  örgütlerken, yani  devrimin  olmazsa  olmazları iken;  taktik  mücadele  araçları  verili  duruma  göre  değişken, yenilenebilen veya  yerlerini  başka  başka  mücadele  araçlarına  bırakan  araçlar  olması  gibi. Kuşkusuz  bu, mücadelenin  somut  durumuyla  doğrudan  ilintili  bir  durumdur.

”Taktiğin  en  önemli  görevi, verili  her  anda  somut  duruma  en  uygun  düşen  ve  stratejik  başarıyı  en  emin  şekilde  hazırlayan  mücadele  yollarını  ve  araçlarını, biçimlerini  ve  yöntemlerini  saptamaktır. Bu nedenle, taktik  eylemler, onların  sonuçları, kendi  başına, dolaysız  etki  bakış  açısından  değil, stratejinin  görevleri  ve  olanakları  bakışı  açısından  değerlendirilmelidir.“  ( age / saf. 27. )

Çünkü, dolaysız  etkileri  görünürde  pek  parlak  olan,  ancak  stratejiye  uymayan, onun  ilerlemesine  hizmet  etmeyen  taktik  eylemler  mümkündür ve mücadele içerisinde  bolca  karşılaştığımız da  bir  durumdur.  Örneğin; Sosyalistlerin yürüttüğü  kooperatifleşme  mücadelesi. Bunu  stratejinin  bir  parçası olarak  ele  alıp  şu  sonucu  çıkartmamız  gerekiyor. Önce  bu  somut  durumun  ve  kitlelerin  bir  ihtiyacımı? Evet, Yaratılan   kooperatif  aracı, taktik  bir  araç mı? Ona da  evet, peki  verili  duruma  denk  düşen  bu  araç  ve  mücadele  biçimi  nasıl  hayata  uygulanmalıdır ki, stratejiye  hizmet  edebilsin.  Öncelikle  üretimin  ve  tüketimin  kollektifleştirilmesi, ürünün  aracısız  pazara  sunulması  ve  kitlelere  uygun  fiyatlarla  buluşması. Bu  işin  bir  yanı. İkincisi, belkide  en  önemlisi, bu  araç  üzerinden  kitlelerin  örgütlenmesidir. Bunlara  ek  olarak  daha  bir  sürü  şey  sıralanabilir. Ama  bu  iki  esas  yol  ve  yöntem  yoksa,  o  kooperatifler  birer  ticarethaneye  dönüşür, stratejiye  hizmet  ve  ilerletme  yerine, stratejinin  işini  zora  sokan  araçlara  dönüşebilirler. Ama  hedeflenen  amaçlara  denk  bir  mücadele  yürüttükleri  durumda, mücadelenin  ilerlemesine  büyük  katkılar  sunacakları tartışmasızdır. Taktiğin  önemi  burada  çok  net  bir  şekilde  ortaya  çıkıyor. Bu, mücadelenin  anlık  ve  somut  durumuna  ilişkin  tüm  alanlar  için de  böyledir. Kitlelerin  en  acil  sorunları  olarak, işsizliğin, yoksulluğun, açlığın, adaletsizliğin, hukuksuzluğun,  bunlarda  yetmezmiş  gibi  baskının, zulmün, zindanın  hüküm  sürdüğü, kitlelerin  en  demokratik  mücadele  araçlarından  yoksun  bırakıldığı, komünistlerin ise sahada pek  etkili  bir  güç  olmadıkları  bir  ortamda, bir  nebze de  olsa soluklanma, geniş  halk  kitleleri  lehine  ufakta  olsa  bir  kısım  kazanımlar  elde  etmeye  dair  taktik  mücadele  yöntemleriniz  yoksa, doğru  stratejilerinizin  hiç  bir  hükmü  yoktur. Bunun  sonucu  olarak  kitlelerden  güven  beklemek  ham  hayalden  başka  bir şey  değildir.

Saldırı, savunma  ve  geri  çekilme  dönemlerinin  taktik  mücadele  biçimleri  genellikle  bir  ve  aynı  değildir. Sınıf  mücadelesi  içerisinde  bu  süreçlerle  yüz yüze  gelmek  kaçınılmaz  bir  durumdur. Geri  çekilmek, bozguna  uğramış  panik  ve  telaş  havası  değildir. Daha  fazla  kayıplar  vermeden, derli toplu  ve  bir  plan  dahilinde  toparlanıp  güç  biriktirerek  yeniden  saldırıya  geçme  halidir. Savunma, mevcut  güçlerini  koruma  ve  saldırıya  yeniden  hazırlanma  dönemidir. Kısacası  her  döneme  ilişkin  taktik  mücadele  ve  mücadele  araçları  gerekir. Her  dönem  için  aynı  taktik, aynı  araçlarla  yol  alınamaz, strateji  geliştirilemez.  Bugün  Türkiye-Kuzey Kürdistan‘da ki  mevcut  durum, hem  KP‘nin  özelinde  ve  hem de  genel  olarak  devrimci  hareket  açısından  duruma  uygun  taktik  mücadele  biçimleri  ve  yine  taktik  mücadele araçlarını  öngörmektedir. Hem  objektif  durum  ve  hem da  subjektif  durum  bunu  zorunlu  kılmaktadır. KP,  sağ’dan sol‘dan  gelecek eleştiri ve  saldırılara  pabuç  bırakmadan  doğru  bir  taktik  yönelimle  sahaya  inmek  zorundadır. Aksi  taktirde  komünistliği  tartışılır  hale  gelir.

”Taktiğin  görevi, her  şeyden  önce, stratejinin  yönergelerini  kılavuz  edinerek  ve  bütün  ülkelerin  işçilerinin  devrimci  mücadelesinin  deneyimlerini  göz  önüne  alarak, her  verili  anda  somut  savaş  durumuna  en  uygun  mücadele  biçim  ve  yöntemlerini  saptamaktır“ der  Stalin  yoldaş.( age./ saf. 28) Öyle ise, şu  anda  Türkiye – Kuzey Kürdistan‘da  geçmişe  takılıp  kalmaksızın, mevcut  duruma  uygun  taktik  mücadele  biçimleri  ve  araçlarını  belirlemek  proletarya  partisinin  en  acil  görevlerinden  biri  olarak  kendisini  dayatmış  durumdadır. Hakim  sınıfların  ve  küçük  burjuva  hareketlerinin  sürece  dair  harıl  harıl  politikalar  ürettikleri, ittifaklar  yaratma  çabası  içinde  oldukları  ve  ülkenin, ülke  halklarının  geleceğini  belirlemede  rol  oynamaya  çalıştıkları  böylesi  bir  dönemde,  balkonda  seyirci  pozisyonunda  olmak  komünistlerin  işi  olamaz. Aksine  öyle  sağlam  bir  taktik  politika  yürütmeli ki, hakim  sınıf  kliklerinin  peşine  takılmış  küçük – burjuva  kesimleri de  halkın  ve devrimin  lehine  yürütülecek  bir  mücadele  çemberi  etrafında  toparlayabilmelidir. Bunu  sağ, pasifist  bir  mücadele  biçimiyle  değil, radikal  ve  stratejiye  uygun  bir  mücadele  biçimiyle  başarabilir. Aslında  objektif  durum  buna  uygun. Sadece  subjektif  durumun  uygun  hale  getirilmesi  gerekiyor. Bu da  proletarya  partisinin  elindedir.

”O (marksizm), en  çeşitli  mücadele  biçimlerini tanır ; ve  bunları ‚kafadan  uydurmaz‘ ,  bilakis  devrimci  sınıfların, hareketi  seyri  içinde  kendiliğinden  ortaya  çıkan  mücadele  biçimlerini  sadece  genelleştirir, örgütler  ve  onlara  bilinç  unsuru  taşır. Marksizm  her  türlü  soyut  formülle, her  türlü  dogmatik  reçeteye  kesinlikle  düşmandır  ve  hareketin  gelişmesiyle, kitlelerin  bilincinin  artmasıyla, iktisadi  ve  siyasi  buhranların  keskinleşmesiyle  birlikte  sürekli  olarak  yeni  ve  çeşitli  savunma  ve  saldırı  yöntemleri  ortaya  çıkartan  kitle  mücadelesinin  dikkatle  incelenmesini  talep  eder. Bu  yüzden  marksizm  hiç  bir  zaman, hiç  bir  mücadele  biçimini  reddetmez.“ (age./ saf. 29)

Proletarya  partisinin  görevi, sürecin  başından  sonuna  kadar, bütün  bu  sözünü  ettiğimiz  konularda strateji  ve  taktikte, bunlara  dair  örgütlenme  ve  siyasetinde  ustalaşmaktır. Mücadele  biçim  ve  alanlarını  ustalıkla  verili  ana  göre  ayırmak  ve  yine  somut  duruma  göre  birleştirme  becerisini  gösterebilmektir. Bu, elbette ki  sadece  ajitasyon  ve  propagandayla  olabilecek  iş  değil. Sadece  öncü  kahramanların  üstesinden  gelebileceği  bir  durum da  değildir. Devrim  kitlelerin  eseridir, Parti  bu  işin  öncüsü ise kitleler  motoru  olmak  durumundadırlar. Bunun  için, kitlelerin de  kendi  siyasi  ve  pratik  deneyimleri  gereklidir. Lenin, ”Bu, tüm  büyük  devrimlerin  temel  yasasıdır“ der. Kitlelerin  parça  parça  gelişen  kendiliğindenci  hareketleri, öncü  tarafından  siyasi  birlikteliğe  dönüştürüldüğünde  işte  o  zaman  devrim  gerçekten  kitlelerin  eseri  olacaktır. Şu  anda  ülkemizde, köylüler  kendi  sorunlarına  dair, işçiler  kendi  sorunlarına  dair, meslek  odaları, sağlık  emekçileri, kadınlar, öğrenciler  vb bütün  emek  alanlarında  bir  hareketlilik  var. Ama  herkes  sadece  kendisi  için  hareket  halinde. Hiç  bir  alan, bir  diğerinin  mücadelesine  ciddi  anlamda  omuz  vermiyor. Kuşkusuz  bu  mevcut  faşist  iktidarın  işine  geliyor. Değil  devrimci  stratejiyi, taktiği  bile  geriletiyor. İşte  tam da  burada  proletarya  partisine  görevini  hatırlatmak  gerekiyor. Stratejiye  sarılıp, taktik  geliştirmeme  gibi  bir  lükse  sahip  değildir  proletarya  partisi. 

İttifaklar  ve  taktik

Sosyalizmin  zaferi  için, taktik  ittifaklar, taktik  uzlaşmalar  kaçınılmazdır. Reformlar  için  mücadele  edilmez  şeklindeki  sekter  yaklaşımlarda  yanlıştır. Bunlar  doğru  anlaşılıp  kavranmadıkça, elbette ki  taktik  geliştirmekte  zor  hatta  imkansız  olacaktır. Doğal  olarak  bu, sosyalizm  mücadelesinin  önünü  tıkar.

” Bazıları, Leninizm’in  genelde  reformlara  karşı, uzlaşma  ve  anlaşmalara  karşı  olduğunu  sanıyorlar. Bu  tamamen  yanlıştır. Her  ne  koparırsan kar‘ olduğunu, belirli  koşullar  altında  genelde  reformların, özelde ise  uzlaşma  ve  anlaşmaların  zorunlu  ve  yararlı  olduğunu  Bolşevikler de  herkes  kadar  bilir.“ der  Stalin

  Ve  Lenin‘den  şu  alıntıyı  yapar; ” ….bu  arada  manevra  yapmayı, düşmanlar  arasındaki ( geçici de  olsa ) çıkar  çatışmalarından  yararlanmayı, olası (geçici, istikrarsız, yalpalayan, koşullu da  olsa ) müttefiklerle  anlaşmalar  yapmayı  peşinen  reddetmek – bu  sonsuz  derecede  gülünç  bir  tavır  olmaz mı ? -“ ( age.  Saf. 55)

Önemli  olan  mücadelenin  seyri  içinde  reformların  veya  anlaşma  ve  uzlaşmaların  kendileri  ve  olup  olmaması  değil. Bunların  nasıl  yapıldığıdır. Bir  reformist  için, reform  her  şeydir. Onun  için bunun  ötesi  yoktur. Düzen  içi  ”iyileştirmelerin“ ötesine  geçmez. Hatta  iktidardaki  burjuvazi   dahi  iktidarını  sağlamlaştırmak  için  reformları  bir  yöntem  olarak  kullanır, Devrimci  mücadelenin  önüne  geçmenin  bir  aracı  olarak  kullanır. Komünistler ise; ”Reformu  sadece,  legal  ve  illegal  çalışmayı  birleştirmenin  bir  dayanak  noktası  olarak  ve  burjuvaziyi  devirmek  için  kitlelerin  devrimci  hazırlığını  amaçlayan  illegal  çalışmayı  güçlendirmeye  yarayan  bir  siper  olarak  kabul  eder“ Reformistlerle, komünistler  arasındaki  konuya  ilişkin  kalın  çizgi  budur. Yani  reformların  ne  için  uygulandığıdır.

Devrim  yolunun  oldukça  dolambaçlı  ve  zikzaklarla  dolu  olduğunu  biliyoruz. Doğal  olarak  her  koşul  altında  olmasa da  marksizm, uzlaşmalara, anlaşmalara  ve  çeşitli  ittifaklara  karşı  değildir. Uzun  erimli  bir  mücadele  sürecinde  bunlar  olabilecek  şeylerdir. Sorun  bunların  olup  olmaması  değil, nasıl  ve  kimin  yararına  olacağı  sorunudur. Tıpkı  reformlarda  olduğu  gibi. ”Blanguist  Komün  kaçkınları, manifestolarında  hiç  bir  uzlaşmayı  doğru  bulmadıklarını  yazmışlardı. Engels  bu  manifestoyla  alay  etti. Mesele  diyor  Engels, şartların  bizi  mahkum  ettiği (ya da  şartların  bizi  zorladığı) uzlaşmalardan  yararlanmaya  her  zaman  için  karşı  olmak  değildir. Mesele, proletaryanın  gerçek  devrimci  hedeflerini  her  zaman  göz önünde  tutmak  ve  onları  her  şart  altında, her  zikzak  hareketi  ve  uzlaşma  boyunca  izleyebilmektir.”

Sonuç  olarak, reformlar, uzlaşmalar, anlaşmalar  ve  ittifaklar  sınıf  mücadelesinin  karakterinde  var  olan  şeylerdir. Mesele  bunları  görmemezlik, inkar  etmek  değil, devrimin  lehine  nasıl  kullanılacağını  bilme  meselesidir. Doğal  olarak  günümüzde  bunlar, somut  gelişmelerden  kaynaklı  olarak  mücadelenin  gündemini  çok  daha  fazla  işgal  eder  durumdalar. Bunlardan  kaçarak, somut  durumu  yok  sayarak,  mücadeleyi  ilerletmek, ona  doğru  yön  vermek  ve  doğru  kanallara  kanalize  etmek  sadece  bir  ütopya  olarak  kalmaya  mecburdur. 



Şubat 2026
PSÇPCCP
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
232425262728 

More in Makale