Connect with us

Makale

Küresel Adaletsizlik Ve İnsan

Açık ve net bir biçimde günümüz küresel güç hegemonyasında eşitsizliğin bir alt üst süreci yaşanmaktadır. En acımasız bir şekilde küresel düzeydeki adaletsizlik zapt edilemez bir boyuta taşınmıştır. Buna karşın emek mücadelesi Marks’ın deyimiyle “sosyal devrimlerin önem ve gerekliliğinin kaçınılmazlığı” artık günümüz dünyasında ivedilikle önem arz etmektedir

Bu hegemonya kimi zaman şiddet yoluyla bir geçiş sağlarken ve birçok kez de savaş ve işgallerle ancak amacına ulaşabilmiştir. Günümüzde bu müdahalenin esas lokomotifi şüphesiz sermaye egemenliği ile oluşturulan güç ve yetki ayrıcalığı olmuştur. Sermaye bir baskı unsuru olarak ağırlığını açıkça hissettirirken, o aynı zamanda herhangi bir “sosyal” oluşumu (toplumsal değeri) gözetmeksizin kendi amacına uygun ve de çıkarları doğrultusunda pay talebinde bulunur.

“Saat başına 10 sente kadar düşen ücretlerin yanı sıra bağımsız sendikalara izin verilmediği; dünya piyasasını mala boğan bir Çin’in yükselişi vardır” (1) ve bu anlayış yeni sürecin küresel dünyasında hemen hemen bütün ülkelerde baş gösteren kapitalist sömürü sistemin yeni versiyonudur. Emek-sermaye, üretim ilişki ve güçler arasındaki bu görülmemiş adaletsizlik elbette sadece Çin’e özgü veya bu ülkeyle sınırlı bir sorun olarak bakmamız doğru değildir.

Bu aynı zamanda kapitalist sistemin küresel ekonomi ve üretim ilişkisine yansıyan ve de bire bir yaşanan yeni iktisadi dünyadaki insanlığın karşı karşıya kaldığı bir var olma gerçeğidir. Son 25 ve 30 yılda ucuz iş gücü küresel sermayeye sınır tanımaz boyutta alan açarken, açlık ve yoksulluğun çığlık sesine rağmen daha da yoğunlaşarak yoluna devam etmektedir. Kimileri bu üretim ilişkisini dünyada “istihdam” olanağı diye alkış tutarken ve kimileri de bu ilişkiyi neoliberalizmle ilişkilendirerek kapitalist sisteme övgü yarışında buluştular.

Açık ve net bir biçimde günümüz küresel güç hegemonyasında eşitsizliğin bir alt üst süreci yaşanmaktadır. En acımasız bir şekilde küresel düzeydeki adaletsizlik zapt edilemez bir boyuta taşınmıştır. Buna karşın emek mücadelesi Marks’ın deyimiyle “sosyal devrimlerin önem ve gerekliliğinin kaçınılmazlığı” artık günümüz dünyasında ivedilikle önem arz etmektedir.

Görünen o ki, antikapitalist sınıf mücadelesi (!) bir gerileme sürecini yaşıyor olsa da sadece geçici bir zaman kaybı anlamından başka bir şey değildir. Bu boşluk uluslararası boyutta egemen güçlerce bir fırsat olarak kollanırken gerici dinci, mezhepçi ve milliyetçi akımlar üzerinden doldurulmak istenmektedir. Bu anlayış(lar) günümüz dünyasında geçici olarak ve de bekleneninde ötesinde bir alan başarısını elde etmiştir. Başta uluslararası aktörler olmak üzere, yerli işbirlikçi güçlerin iktidarlar desteğiyle gündem olmaya devam etmektedirler.

Bu faşizan ve gerici yükselişte en çok kazanım elde edenler ise; vatan, millet, bayrak ve din çıkışıyla gövde gösterişi yapan yerli iş birlikçi yönetimlerin sonsuz desteğini alan kesimler olmuştur. Bu süreç öteden beri sermaye ve büyük özel mülkiyetten yana taraf olan ve bu ilişkiden nemalanan çevrelerce desteklenirken, onlardan emekçi ve yoksullardan yana veya sömürü karşıtı olmasını beklemeyi düşünmek mümkün değildir. Bu ilişki bütününden hareketle, adına liberal demokraside denilse, burjuva demokrasisi de denilse, özünde hiçbir şey değişmeyecektir.

Buna karşın antiemperyalist ve sömürü karşıtı devrimci mücadelenin gelecek bir dünya için ekmek, su ve hava kadar kaçınılmazlığı devam edecektir. Bu anlayış ve beklentinin güçlenerek etkili olabilmesi için uluslararası destek ve dayanışmanın küresel düzeyde rol oynaması önemle kaçınılmaz gözüküyor. Dünyada ezilenlerinden yana halkların dostluk ve dayanışmasını savunanlar ancak devrimci ve sosyalist düşün perspektifiyle mümkün olmuş ve bu değişmeksizin böyle kalacaktır. Yoksa gerici ve dini doğmalarla toplumları etkisi altına alan anlayıştaki örgütlenmeler ne yoksulluğa ve ne de uluslararası dayanışma için bir alternatif olacaktır.

Tarihte hümanizm düşünün en önde gelen ismi olarak tanımlanan Desiderius Erasmus’un (1466-1536), “Bütün dünya anavatanımdır” veya “En çok insan başka insandır” sözlerini din, dil ve ırk ayrımı yapmaksızın söylemiştir. Anı şekilde Marxs’ın, (1848) “Bütün ülkelerin proleterleri birleşsin” (2) söylemi yakın bir devrim çağrışım hayali değildi; bu, özünde dünya işçi sınıfına, ezilenlerin dostluk ve dayanışmasına yapılan anlamlı bir siyasal mesajdı. Dolayısıyla, sınıflı toplumların modern çağı denilen kapitalist süreçten beri ayrımcılığı, gericiliği ve sömürüyü en tutarlı bir şekilde ret edenler hep devrimciler, sosyalistler olmuştur; din, dil ve cinsiyet ayrımı yapmaksızın.

Hak arama ve sömürüsüz bir geleceği düşünmek önemle “publik” (toplumsal, yani kamusal düşün) gerçeğini dayatmaktadır. “Kamusal düşün” insanlığı ilgilendiren her şeyi ve her yeri kapsayan bir bütünlük demektir. Bu anlayışı içselleştiren bir inançla insan yaşamında açık bir tercihle donanmalı ki pratikteki önem ve anlamı hissedilir olsun. Her şeyden önce “kamusal düşün” ve “kamusal yaşam” anlayışı sınıfsız bir toplum gerçeği demektir, bireyin(lerin) refahı değilde toplumun eşit oranda çıkarını gözeten yaşama mutluluğunun öncelikli olması demektir. Zira “kamusal düşün” şunu öngörmektedir; ‘her yer benim ve hiçbir şey benim özel mülkiyetimde değildir’ anlayışı ile toplumsal sahiplenmeyi talep etmektedir. Böyle bir düşün tarzında olmak ve toplumsal bilinçlenmeyi bu algı ile birleştirmek değerli ve de anlamlıdır.

Şu bir gerçek ki; özel mülkiyette adaletsizlik eşitsizliği güçlendirir ve ısrarla birbirini besleyedururken, toplumda ki sınıfsal ve sosyal ayrışmayı daha da pekiştirir olmuştur. Bu yapılamayı kırmanın tek yolu ise “kamusal düşünün” toplumda güçlü ve egemen kılınmasıyla ancak mümkün olacaktır.

Özel mülkiyet “kamusal düşüncenin” aksine; insanları nasıl sömüreceğini, ötekileştireceğini ve ayrıştırarak önemsizleştireceğinin sınıfsal düşüncenin siyaset ve ekonomideki ayarıdır. Kapitalist toplumlarda özel mülkiyetin öncelikli olduğu kâr hırsı, eşit oranda bütün insanların çıkarını gözeten “kamusal düşün” anlayışına zıttır ve hep karşı olmuştur. Dolayısıyla, antikapitalist mücadeleden hak arama ve uluslararası dayanışma ruhu ile bütünleşen toplum ve insanlığın sınıfsal dönüşümü “kamusal bilinçle” yönlendirilmesi gerekmektedir. İşte ancak o zaman, insanlığın 10 sente hibe olması kolay olmayacaktır.

Kaynakça:

1- Van der Pijl, Kees, “Küresel Rekabetler”, İmge kitapevi, Ankara 2014, sayfa 393-395.

2- Karl Marx ve Friedrich Engels, “Komünizm bildirgesi- Komünist Manifesto”, 21 Şubat 1848.



Şubat 2026
PSÇPCCP
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
232425262728 

More in Makale