Connect with us

Editörün Seçtikleri

Açıklanamamış Olup Açıklanabilir Olan Evrenin Bir Parçası Olarak Dünyayı Değiştirmek-1

Toplumlar tarihinde izlenen bu gelişmeler ezilen ve sömürülen yığınların devrimci eylemiyle bir toplumdan ötekine sıçrama biçiminde gerçekleşti. İşçi sınıfı biliminin değiştirme gücü bu yığınların pratik eyleminde ortaya çıkarak olgunlaştı. Bütün bu tarihin kanıtladığı şey, tüm toplumlar tarihinin evrimden devrime, devrimlerle sıçramalı değişime/ilerlemeye geçişten ibaret olduğudur. Ki toplumların ilerleme tarihi, her halkasıyla birbirini koşullayan, yadsıyarak gelişen ve birbirinden kopmaz, koparılamaz bir ilerleme çizgisidir. Tarihin durdurulamaz akışının bu çağdaki temel dinamiği ve işçi sınıfının değiştirici devrimci eyleminin itici gücü, kahredici nüfuzudur

Gerçek kahramanlar halk kitleleridir. Tarihin ilerleyişinin gerçek dinamikleri olarak kitleler, felaketleri yaşayarak amaçsızlıklar içinde boy veren kalkışmalarıyla tarih yazdı. Sınıflar mücadelesi bilimi, işçi sınıfı ve emekçi kitleleri kendi iktidarlarına ulaşan yepyeni yazgılarıyla tanıştırdı, buluşturdu. Tarih yazan yeni rol olarak modern işçi sınıfı ve devrimci halk kitlelerinin kendi sınıf örgütleriyle tarih sahnesine çıkmaları oldu. Yazılan her tarih, tarihe has güçlerin kendi sınıf çıkarları ve tarihsel devrimci eylemde birleşmeleriyle mümkün oldu.

Köleci toplum, ilkel de olsa komünal yaşama ve insanlığa vurulan darbeydi ki, insana/insan toplumuna vurulan ve hala sökülmemiş olan prangaların müsebbibi sınıflılığa açılmış olan bu kapıydı. Köle isyanları bu paslı/kanlı prangaları parçalayarak tarih yazan sınıf orijinli ama sınıf bilincinden yoksun ilk devrimci eylemdi. Köle isyanlarının yol açtığı feodal toplum sürecinde gündeme gelen köylü isyanları ve ayaklanmaları yine toplumlar tarihini ilerleterek tarih yazan dinamizm idi. Burjuva demokratik devrimlerle feodalizmin tasfiyesi gerçekleşirken, buna koşut olarak kapitalist üretim ve ilişkilerinin gelişmesi feodalizmin çözülerek yerini burjuvaziye bırakması biçiminde gelişti. Tarihin belirli aşamasında, sanayinin gelişmesinin bir tezahürü olarak gündeme gelen üretici güçlerin gelişen yeni niteliği ve yeni üretim ilişkileri ile üretim tarzının denk geldiği kapitalist toplum/kapitalizm şartlarının sınıf çelişkileri ve çatışması da bu tarihsel sürecin kendi dinamikleri üzerinden gelişti.

Felsefi, ideolojik, siyasi, örgütsel tüm bilimsel gelişmeler zemininde, kapitalizmle birlikte filizlenip boy veren işçi sınıfının örgütü proletarya partisi ortaya çıktı. Sınıf olarak çağın en devrimci sınıfı olarak ezilen halk kitlelerinin tarih yazan eylemine öncülük ve önderlik yaptı ve aktüel olarak bu rolü bugün de devam ediyor

Tarihi gelişmeler asla kendiliğinden tarihsel evrimle tamamlanmadı. Devrimler çığırı kâh devrim eylemiyle kâh devrime karşı direnemeyen çözülmüş sınıfların havlu atmasıyla nihai amaca uzanan günümüz gelişmelerine ulaştı. Bu serüvenin her kesitinde sınıf çelişkileri ve devrimci sınıf mücadeleleri istisnasız olarak motor oldu.

Toplumlar tarihinde izlenen bu gelişmeler ezilen ve sömürülen yığınların devrimci eylemiyle bir toplumdan ötekine sıçrama biçiminde gerçekleşti. İşçi sınıfı biliminin değiştirme gücü bu yığınların pratik eyleminde ortaya çıkarak olgunlaştı. Bütün bu tarihin kanıtladığı şey, tüm toplumlar tarihinin evrimden devrime, devrimlerle sıçramalı değişime/ilerlemeye geçişten ibaret olduğudur. Ki toplumların ilerleme tarihi, her halkasıyla birbirini koşullayan, yadsıyarak gelişen ve birbirinden kopmaz, koparılamaz bir ilerleme çizgisidir. Tarihin durdurulamaz akışının bu çağdaki temel dinamiği ve işçi sınıfının değiştirici devrimci eyleminin itici gücü, kahredici nüfuzudur.

Sosyalist Toplumda Sınıflar Mücadelesi

“Tarihsel gelişim halkalarını izlemek tabii diyalektik bir zorunluluk iken, tarihin, devrimci dinamiklerin itici gücüyle sıçramalar biçiminde ilerlediğini kabul etmek, zorunluluklar dünyasından özgürlükler dünyasına doğru yürüyüşün keskin bilinci -MLM kavrayışıdır. Ki, sınıf mücadelelerinin pratik tezahürü olan devrimci eylemin değiştirici rolü, bütün bu tarihsel zorunluluk ve sıçramalı ilerleyişin biricik öznesidir. Tarih tekerleğini hızlandıran sınıflar mücadelesidir. Toplumların doğru orantılı ilerleyişini ve nitel sıçramalarla değişimini sağlayan odur. Diyalektik ve tarihi materyalist/Marksist (MLM) felsefe, tarihsel zorunlulukları atlamadan bu engellerin yol üstünden kaldırılmasını nihai amaç uğruna savaşımın birer aşaması ve verili tarihsel şartların bir görevi olarak görür. Fakat bu görevlerin hiçbir aşamasını amaç haline getirmez, amacı bunlara feda etmez. Bu, proleter devrimci çizgi ile küçük-burjuva devrimciliğini ayırt eden nitel fark iken, son tahlilde komünist çizgi ile diğer reformist-revizyonist burjuva akımlar arasındaki kalın ayrım çizgisidir de”

Maddi yaşam etkinliği ve bundan beslenen zihinsel yaşam etkinliği kesintisiz bir değişim ve ilerleme zincirini izler. Bu ikisi arasındaki çelişki ya da uyumun devrimci tarzda kavranması ilerlemenin biricik anahtarıdır. Komünist topluma doğru adım atmak ve bu adımda gerilemeden ileriye doğru yol almak, nesnel yasalarla öznel yasaları teori-pratik düzleminde birleştirme yeteneğinin eseridir. Nesnel yasa ve çelişkiler, siyasi yasalar niteliğine taşınıp eylemleştirilmeden, kendiliğinden ileriye doğru gerçek devrimci ilerlemeler kaydedemezler. Nesnel koşullar mutlak suretle siyasi unsur ve süreçlerle buluşturulmak durumundadır. Mesele siyasi iktidar konusuna bağlandığı andan itibaren tüm sorun siyasi zeminde cereyan etmek durumundadır. Çözülecek çelişkinin temeli iktidarda karakterize oluyorsa, işte o vakit tüm mesele siyasi iktidar mücadelesinde kilitlenir. Ne rastlantılar izahına yaslanan özü kaderci yönelim ve ne de tarihi tekerrürden ibaret gören idealist yönelim tarihi ilerletmeye muktedir değildir. Ezilenlerin siyasi eylemi toplumlar tarihinin itici dinamiği, motorudur. Sınıf mücadelesi bir tercih değil hem nesnel hem de siyasi bir zorunluluk olarak geçerlidir, hayatidir

Felsefenin “madde ile düşünce arasında” nasıl bir ilişki olduğuna dair sorusu, idealizm ile diyalektik ve tarihi materyalizm arasındaki ayraç görevi görür. Bütün toplumsal, siyasal ve bilimsel gelişmelerin yönünü tayin eden ve burada açığa çıkan dünyanın yorumlanması ve değiştirilmesi eylemine yön verdi. Bilimlerin çatısı olan felsefenin sorduğu bu sorunun doğru yanıtlanması bütün yaşamın doğru yorumlanması ve çelişkilere doğru çözümlerin üretilmesiyle doğrudan ilintilidir. Diyalektik ve tarihi materyalist felsefenin bu soruya verdiği “madde düşünceden önce gelir” yanıtı tamamen bilimsel ve tartışma götürmez derecede doğrudur.

Lakin felsefenin sorusuna verilen yanıt bu kadarıyla sınırlı tutulamaz. Madde düşünceden önce gelir ama düşünce oluşup bilim düzeyine çıktıktan sonra, bu düşüncenin dönüp madde üzerinde belirleyici etki gösterdiği de inkâr edilemez gerçektir ki, verilen yanıt bu kapsamda genişletilmek durumundadır. Devrimci teori olmadan devrimci pratik olmaz ya da altyapının belirleyici olduğunu kabul etmeyen Marksist değildir ama bununla birlikte belli koşullarda üstyapının da belirleyici olduğunu kabul etmeyen de Marksist olamaz biçimindeki MLM sentezler tam da bunu ifade eder. Daha yakın toplumsal tecrübe ve sosyalist deney de, bunu destekleyen anlamlı bir süreçtir. Yaşanan sosyalizm tecrübesinin eleştirel muhasebesi gösterir ki, sınırlı coğrafyada da olsa nesnel koşulların sosyalizm lehine olmasına karşın, sosyalizmin yönetsel biçimi, felsefi ve teorik hataları çerçevesindeki üstyapı muhtevasına dâhil unsurların zayıflıkları sosyalist toplumdan geriye dönüşlerde önemli/belirleyici bir temel oluşturmuştur. Bu gerçek atlanarak sosyalizmin yeniden pratikleştirilmesi sağlanamaz ki, bu esasta bir üstyapı sorunu olarak karşımıza çıkar.

 Tarihsel gelişim halkalarını izlemek tabii diyalektik bir zorunluluk iken, tarihin, devrimci dinamiklerin itici gücüyle sıçramalar biçiminde ilerlediğini kabul etmek, zorunluluklar dünyasından özgürlükler dünyasına doğru yürüyüşün keskin bilinci -MLM kavrayışıdır. Ki, sınıf mücadelelerinin pratik tezahürü olan devrimci eylemin değiştirici rolü, bütün bu tarihsel zorunluluk ve sıçramalı ilerleyişin biricik öznesidir. Tarih tekerleğini hızlandıran sınıflar mücadelesidir. Toplumların doğru orantılı ilerleyişini ve nitel sıçramalarla değişimini sağlayan odur. Diyalektik ve tarihi materyalist/Marksist (MLM) felsefe, tarihsel zorunlulukları atlamadan bu engellerin yol üstünden kaldırılmasını nihai amaç uğruna savaşımın birer aşaması ve verili tarihsel şartların bir görevi olarak görür. Fakat bu görevlerin hiçbir aşamasını amaç haline getirmez, amacı bunlara feda etmez. Bu, proleter devrimci çizgi ile küçük-burjuva devrimciliğini ayırt eden nitel fark iken, son tahlilde komünist çizgi ile diğer reformist-revizyonist burjuva akımlar arasındaki kalın ayrım çizgisidir de.

Yeni burjuva kapitalist yolcu modern revizyonist çizgilerin temel handikaplarından biri, kapitalizmden komünizme geçişte bir ara toplum/geçiş toplumu olarak tarif edilmesine rağmen, sosyalizmi, bu tarihsel şartlara münhasır görmeyip anaçlaştırmaları ve kültür devrimleriyle ileriye doğru rotaya sokamamaları/sokmamalarıydı. Sosyalist Demokrasi’nin ilerletilerek toplumsal kitlelerin ihtiyaç ve siyasi arenada daha güçlü olarak örgütlenmeleri temelinde demokrasiyi daha ileri niteliklerde geliştirememeleriydi, toplumsal kitlelere mal edememeleriydi. Geliştirmek bir yana, katı merkeziyetçi, güvenlikçi, idari iktidar ve yönetim biçimleri benimsenerek, proleter devletlerin giderek parti devletlerine dönüşmesi yolu objektif olarak izlendi. Kendi kitlelerini yönetime taşımak, onlara mal etmek bir yana, ona yabancılaşmalarını sağlayan yönetsel, siyasi, ideolojik, örgütsel hatalar biriktirildi. (Esen gerici sert rüzgârların ağırlaşmış gövdeyi devirmesi olanaklı hale gelmiş, ağacın kendisini taşıması zorlaşmıştı. Yıkılmak rastlantı ya da yalnızca burjuva rüzgârın sertliğinden değil, biriktirilmiş ağırlıkları taşıyamamanın eseri olarak ikisinin bileşkesinde kapıya dayanmış, vuku bulmuştu.)

Oysa geniş halk kitlelerinin daha etkin, yaygın ve gerçekte yönetime dâhil edilmesi, bu kitlelerin iktidar ve yönetim mekanizmasında özne yapılması, nüfuzun kitlelere devrinde daha cesur davranılması, dolayısıyla demokrasinin geliştirilerek ilerletilmesi sosyalist

İktidarlar altında/sosyalizmde tamamen mümkündü. Proleter nitelikte Sosyalist Demokrasi’nin sorunsuz uygulandığı kabul edilse bile, bu demokrasinin ilerletilmesi ve geliştirilerek yaygınlaştırılması perspektifi pratikleştirilmek durumundaydı. Aksi halde yerinde sayan bir demokrasinin gerilemesinden söz etmek kaçınılmaz olur-du. Proleter Sosyalist Demokrasi’nin “dondurulmadan” geliştirilmesinin zorunluluğu; en geniş emekçi kitlelerin ilerleyen trendle yönetimde özneleştirilmesinin sağlanamamasında anlam kazanan ya da iradelerinin öne çıkarılarak sosyalist devleti kendi devletleri olarak sahiplenmelerini sağlama görevinin uygulanmasındaki geniş sorunlardan ve Doğrudan Demokrasi niteliği karşısında nesnel olarak bağrında taşıdığı zayıflıklardan kaynaklanan bir ihtiyaçtı. Çin Büyük Proleter Kültür Devrimi bu doğrultuda çığır açıcı bir eylemdi, yeni bir nitel aşamanın mihengiydi fakat gecikmiş bir sıçrama/geç devreye girmiş bir yönelimdi.

Sosyalizmde sınıflar ve sınıflar mücadelesini dikkate almak kuşkusuz ki anlaşılırdır, anlaşılmak durumundadır. Buradaki sınıflar mücadelesini küçümsemek ya da es geçmek bir yana, “ileriye mi gidilecek yoksa geriye mi” sorusuna verilecek devrimci tercih yanıtı değerinde belirleyicidir. İktidarın sağlamlaştırılması ve sürdürülebilmesi değerinde belirleyicidir. Ancak bu mücadele, sosyalist devletin egemenliğinde olup esasen proleter/sosyalist devletin lehine koşullarda idi. Ve bu mücadelenin en temel alanı, ilerleme perspektifine uygun tüm ihtiyaçların karşılanmasının yanı sıra, demokrasinin toplumsal kitlelere yayılarak sosyalist devletle bütünleşmelerini sağlamaktan ve mücadeleyi onlarla birlikte yürütmekten geçmeliydi. Zira henüz kimim kazanacağı meselesi karara bağlanmış değildi. Felsefi ve teorik hataların yol açtığı idari tedbirlerin gölgesinde kalan sosyalist yönetim biçimi ciddi sorunların habercisiydi. Yönetimde sergilenen idari tedbir biçiminin abartıya varan boyutu ise hepten sorun davet eden eğilimdi. İdari tedbirler sosyalizm düşmanlarını baskı altına almakta etkili olabilir ancak aynı tedbirler toplumsal hoşnutsuzlukların da gerekçesi olabilirler ki, bu hoşnutsuzluk sosyalizmin düşmanları için uygun bir taban da yaratmaktadır. Özellikle demokrasi ve özgürlüklerin kısıtlanması ya da sınırlı olup geliştirilmemesi şartları, toplumsal kitlelerin hoşnutsuz olması veya düşmanlar tarafından kullanılabilir bir potansiyele dönüşmesinde rol oynar. İktidarda elitlerin oluşması, imtiyazlı kesimin-sınıfın oluşması, yozlaşmanın vuku bulması gibi burjuvalaşmanın baş gösterdiği şartlar söz konusu olduğunda ise, kitleler ile iktidar arasındaki uçurum derinleşmiş demektir ki, burada durum sosyalist iktidar/devlet için daha vahimdir. Kitleleri esaslaştırmayan, son tahlilde merkeze koymayan hiçbir iktidar ya da demokrasi biçimi, salt taşıdığı etiketle ayakta kalmayı uzun süre başaramaz. Demokrasi kitleler içindir. Bu demokrasi isterse Sosyalist Demokrasi olsun eğer sürekli geliştirilmez ve özellikle de kitlelere mal edilmez ise ya elitlerin demokrasisine ya belli bir azınlığın ya da imtiyazlı olanların demokrasisine dönüşür.

Proletarya ve emekçi sınıflar için demokrasi anlamına gelen Proletarya ve Emekçi Sınıflar Diktatörlüğü veya bu devletin uyguladığı Sosyalist Demokrasi, şayet kitlelerin dışında kaldığı ve onlara lütfedilen bir demokrasiye dönüşmüş ise, açık ki kitlelere sadaka olarak verilen onlara yabancı bir demokrasidir. O halde temel mesele, sosyalist devlet/demokrasi şartlarında, kitlelerle birlikte yönetme anlayışı zemininde ve kitlelerin iktidara taşınması perspektifiyle onları sosyalist iktidarın öznesi haline getirmek olup demokrasinin giderek kitlelerin inisiyatifine devredilmesinin somut olarak pratikleştirilmesinin zorunlu pratik bir süreç olarak ele alınmasıdır. Komünist toplum perspektifi taşıyan sosyalizm mücadelesi, yaşanan sosyalizm tecrübesinin tüm hata ve eksikliklerine, nesnel gelişmeler temelinde teori ve pratiğin geliştirilmeye muhtaç olmasına karşın, proletarya ve emekçi halk kitlelerinin özgürlüğü temelinde tüm insanlığın kurtuluşunun bayrağı, aktüel silahıdır.

Cüret Edelim, Öne Çıkalım, Kazanalım

MLM ile donanmış olan kolektifimiz, sosyalizm ve komünist toplum uğruna mücadeleyi her türden burjuva çarpıtma, saldırı ve safsataya karşın, yoksul dünyanın umudu olmaya devam ettiği inancını tereddütsüz olarak taşımakta, uluslararası proletaryanın coğrafyamız kıtası olarak komünizm için sosyalizmin kararlı mevzi olmaya devam etmektedir. Kolektifimiz, emperyalist dünya gericiliği ve yereldeki faşist iktidar şartlarında kıyım ve katliamlardan geçirilen, en acımasız baskı ve azgın sömürüye tabi tutulan proletarya ve emekçi sınıfların yaşamsal ihtiyacı haline gelen demokrasi uğruna mücadeleyi devrim sorunu kavrayışıyla tanımlarken, sosyalizm ve komünizm mücadelesinin bir gereği ve parçası olarak da kavrayıp kararlılıkla yürütmektedir. Demokrasiyle yetinen bir demokrasi mücadelesi değil, sosyalizm ve komünist toplum uğruna demokrasi mücadelesi tam anlamlı olandır. Kolektifimiz bütün bu kavrayışına rağmen, örgüt ve örgütlenmede inkâr edilemez açıklıkta önemli zayıflıklar taşımaktadır. Partinin güçlü kavrayış temeline paralel sağlam bir örgüt ve örgütlenmeye sahip olması, kuşkusuz ki eksikliklerini gidermesi ve hatalarını düzeltmesiyle olanaklıdır. Bu bakımdan sorunları bilince çıkararak doğru anlayışı pekiştirmesi, hata ve eksiklikleri asgariye indirmesi zorunludur. Bu zorunluluk, müzminleşen örgüt/örgütsel sorun açısından her zamankinden çok daha acildir. Örgüt kapsamında öne çıkan sorunların deşifre edilerek bunların çözüm metotlarını doğru anlayış temelinde tarif edip ortaya koyması, bütün sorunu halletmese de, hareketimizin tekrar tekrar ele alarak yoğunlaşması gereken bir görevdir. Örgüt bilincinden, önderlik-kadro sorununa, mücadele biçimlerinden kullanılan araçlara, stratejiden temel taktiğe, ilkelerden taktik siyasete, objektif gerçekten bu gerçeği değiştirme iradesine, çelişkilerden çelişkilerin çözüm yöntemlerine kadar bir dizi meselede sistematik ve tutarlı yoğun bir çabayla düzeltme iradesi sonuç alıcı perspektifle ortaya konulmak durumundadır. Bahis konusu edilen tüm unsurlarda sağlamlaşmış bir örgüt tahkimi olağan olduğu kadar ertelenemez bir görevdir de. Bu bilinçle, Parti 4. Kongremiz esas olarak örgüt ve örgütsel sorun çerçevesindeki gündemlere odaklanmış, buna dönük yönelim ve planlamasını aldığı kararlarla ortaya koyup can alıcı yerde duran örgütsel sorunların giderilmesi temelinde örgüt ve örgütsel muhtevaya dâhil teorik-pratik temel aparatların yerli yerine oturtulmasını ödev edinmiştir

Komünist Parti ve Bu Temelde Birlik

Kırk akıllı bu sorunun çevresinde zamanının önemli bir bölümünü geçirmektedir. Ve sonuçta sorunlar çözümsüz kalabilmektedir veya gereğinden fazla enerji harcanabilmektedir. Sorunlar zamanında teşhis edilemediği için çözüm yöntemi de geliştirilememektedir. Aynı sorunlar, benzer biçimde örgüt ve organları uğraştırabilmekte, esas sorunlara yoğunlaştırmasını engelleyen bir yer tutabilmektedir. Hâlbuki sorunlar zamanında teşhis edilse ona göre çözüm yöntemi geliştirilebilir ve enerji mücadelenin esası için harcanabilir. Seviye geriliği, var olan eski alışkanlıklar ile çalışma tarzı ileri adım atmayı ve gelişmeyi engelleyen faktörlerdir. Partinin seviyesinin yeni görevler ışığında geliştirilmesi önümüzdeki görevlerden birisidir. Çağımızda kapitalist sistem gerçeğin parçası veya yansıması olan göstergeleri, gerçeğin yerine ikame etmektedir. Gölge kendi gerçeğinin yerine geçmektedir. Toplumsal ilişkilerin bu karışık durumunda, biçim ile arkasında yatan gerçeği ayırt etmek kolay değildir. Bu durumda, teori ve alan bilimine başvurmaksızın, ilişkinin kendisini çözümlemek zordur. Kitlelerin manipülasyonu bu çarpıtma üzerine kurulmaktadır. Buna yabancılaşma diyebiliriz.

Yabancılaşma kapitalist ilişkilerin bir biçimidir. Kitlelerin var olanı ters algılamasına yol açar. Yabancılaşma sadece kitlelerin gerçekleri tersyüz görmesine değil, politik partilerin üye ve çevresinin de yanılsama içine girmesine yol açabilir. Çevremizde veya hareketi için de meydana gelen bazı olaylara baktığımızda, basit şeylerden ötürü manipüle edilebilen ilişkiler görmekteyiz. Bir kişinin kendi durumuna mazeret uydurmak için kendi dışında belli yoldaşları çıkarı temelinde şekillendirebildiğini görmekteyiz. Demokratik işleyiş, daha doğrusu eski sekter tutumların doğurduğu sığlığın aşılması için tolerans sınırlarının genişletilmesi çabasından yararlanmak isteyenlerin, sanal medyayı kullanarak çoğu kez saldırı tavrı içine girdikleri de yabancısı olunan bir durum değildir. Bu durum ne ideolojik ne de teorik bir içerik ve derinlikle ele alınabilirdir. Tamamen yabancılaşmanın geldiği boyutla ilgilidir. Herhangi bir sorunun zamanında çözülmemesi, parti aleyhine işlev görmekte yer yer ciddi zararlara yol açmaktadır. Yabancılaşma bu anlamda parti saflarımızda da yansımaktadır. Dolayısıyla bilgiye dayanan bir sürecin işletilmesi gerektiği açıktır. Bilgi hangi alan ve konu ile ilgili ise o alanın metodolojisini de içerir. Alan ile ilgili bilginin takip edilmesi hem niteliği yükseltir hem de sorunların çözümünü kolaylaştırır. Ve bu tür durumlarda sorunun kişileştirilmesi de en aza indirilmiş olur. Biz de sorunları takip etme, alışkanlık ve duygu dünyasına göre şekillenmektedir. Bu durumda partinin nitelik üzerine çalışma yürütmesinin gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Eski tarz ilişkiler belli bir oranda aşılmasına rağmen, yeni döneme ilişkin kişilik tarzı tam oturmamıştır. III. Kongre, mücadelemize uygun düşmeyen ve zamanını yitirmiş şeyleri değiştirdi. Programı devrime uygun hale getirdi. Yılların birikimi ve alışkanlıktan gelen geri yanlara karşı bir tavır aldı. Tarihi, sosyal yapıyı kendimize göre değil, kendimizi sosyal olaylara göre biçimlendirmemiz gerektiğine vurgu yaptı. Keza siyasetin ve pratiğin yeni dönem ışığında ele alınmasına vurgu da önemliydi. III. Kongre düşünce yönteminde, tarihi tecrübenin değerlendirilmesi ve sentezlenmesinde önemli ileri bir adımdı. Şüphesiz bu adımın kadroyu ve örgütü yaratmada sıkıntıları olacaktı. Geleneksel eski tarzın yüklerini göğüslemede bu ileri adımı vurgularken, yeni başlangıç durumu olması itibariyle eksikliklerini, yeniyi işlevleştirme rolünü de kavramak ve aşmak durumundayız. Daha ileriye gitmek durumundayız. Hiçbir bilgi hiçbir zaman tamamlanmış olmaz. Tarihsel koşulları içerisinde bu ileri adım, daha önemli biçimde ilerletilmelidir.

Komünist Temelde Birlik

“Günün sorunları, geçmişle benzerlik oluşturmasına rağmen farklıdır. Dolayısıyla Lenin ve Mao ile komünist yönelimi sınırlayamayız. Leninizm, II. Enternasyonal’e, Maoizm de Sovyet revizyonizmine karşı, devrimci-komünist çizgiyi temsil ediyordu. Bu iki komünist çizgi hem isim anlamında hem de çizgi anlamında devrim ve farklılığın sembolüydü. Hiçbir çizgiyi “izm’lerle” sınırlandırarak, dondurup, kutsayamayız; onu ilerletmek zorundayız. Komünist ideoloji, siyaset tarihsel gelişmelere bağlı olarak ilerler. Şimdi yapmaya çalıştığımız, dünyayı değiştirmek için yorumlamaktır. Pozitivist-burjuva realist değil, şimdiki toplumun içindeki dinamiklerini, hakikatlerini topluma açıklamak; bu hakikatleri toplum nezdinde güncelleştirerek, toplumu değiştirmektir”

 Komünist birlik, öncelikle partinin sağlamlaştırılmasını içerir. Partinin sağlamlaştırılması, daha nitelikli hale getirilmesi demektir. Daha nitelikli bir parti, çağın sorunlarını anlayabilen, dünya komünist hareketini ve çevresindeki gelişmeleri takip edebilen; aynı zamanda birçok yönlü müdahale edebilen parti demektir. Komünist teori evrenseldir; tek tek ülkelerde aldığı biçim özgüldür. Ülkelerdeki devrim, dünya devrim mücadelesinin bir parçasıdır. Bu temelde bakıldığında enternasyonal bir ilişkinin önemi ortaya çıkar. Bu yönüyle dünya devrim cephesinin, dünya komünist hareketinin sorunlarına ve komünist teori ve okullar hakkında yürütülen tartışmalara vakıf olmayı önümüze görev olarak koyar. Bu gelişmelerin gerisinde kalarak dünya hareketlerini takip etmek mümkün değildir. Bugün dünya ne II. Enternasyonal ile Lenin, ne de Mao ile Kruşçev arasında süren bir çatışmayı ve ayrılıkları yaşıyor. II. Enternasyonal döneminde Lenin’in tavrı önemliydi. Keza Mao’nun tavrı da o dönemde önem teşkil ediyordu. Bu anlamda Leninizm de Maoizm de dünya komünist hareketinin ışığı olmaya devam ediyor. Ama bugünkü sorunları çözümlemek, Marks, Lenin, Mao kılavuzluğunda bizim görevimizdir.

Günün sorunları, geçmişle benzerlik oluşturmasına rağmen farklıdır. Dolayısıyla Lenin ve Mao ile komünist yönelimi sınırlayamayız. Leninizm, II. Enternasyonal’e, Maoizm de Sovyet revizyonizmine karşı, devrimci-komünist çizgiyi temsil ediyordu. Bu iki komünist çizgi hem isim anlamında hem de çizgi anlamında devrim ve farklılığın sembolüydü. Hiçbir çizgiyi “izm’lerle” sınırlandırarak, dondurup, kutsayamayız; onu ilerletmek zorundayız. Komünist ideoloji, siyaset tarihsel gelişmelere bağlı olarak ilerler. Şimdi yapmaya çalıştığımız, dünyayı değiştirmek için yorumlamaktır. Pozitivist-burjuva realist değil, şimdiki toplumun içindeki dinamiklerini, hakikatlerini topluma açıklamak; bu hakikatleri toplum nezdinde güncelleştirerek, toplumu değiştirmektir. Günümüzde ne II. Enternasyonal revizyonizmi ne de Sovyet revizyonizmi veya “sosyal emperyalizm” var. Bu temelde bir ayrışma çizgileri ortadan kalkmıştır. Daha çok günümüz dünyasına ait yeni ayrışım çizgileri var. Bu gelişmeler karşısında anakronik manada eskiyi tekrarlamak da, yeni gelişen çizgiler üzerinden kapitalizmin ana sorunlarından kaçmak da doğru değildir. Yeni tartışmalardan komünist teoriyi geliştirebilir, güçlendirebiliriz. Post Marksist teori kendi içinde bütünlüklü bir teori değildir. Bu teoriden Maoizm’i besleyen

Hatta Maoizm’i Post Marksizm’in öncülü gören Batılı düşünürler de vardır. Bu durum daha çok sınıf indirgemeci teoriden uzaklaşmakla, Çin ve Proleter Kültür Devrimi ile ilgilidir. Çünkü bu devrimler “Doğu’ya” özgü karakter taşımaktadır. İşçi sınıfı ile birlikte köylüler, diğer halk kitleleri bu devrime katılmış ve aynı zamanda kitle inisiyatifi ile iktidara ortak olmuşlardır. Post Marksizm bu tür eğilimlerden beslenmek istemektedir. Bu onun yanlışlığı değil, olumluluğudur. Ama bu durum Post Marksist teorinin özünü oluşturmamaktadır. Onlar bu teoriden yararlanarak sınıf ve sosyalist projeleri silikleştirip anlamsız hale getirmek istemektedirler. Günümüzdeki akımları ve geçmiş dayanaklarını iyi anlamalıyız. Bu akımlar anlaşılmadan, aynılaştığımız veya ayrıştığımız noktalar ortaya çıkarılmadan kafa karışıklığını gideremeyiz. Bugün tabanımız ve birçok yoldaşımız bu konuda kafa karışıklığına sahiptir. Bu manada ideolojik çalışmayı derinleştirmeli, parti içi eğitimi önemsemeliyiz. Günümüzde siyaset ve bilgi anlamında teorik çalışmadan kaçma eğilimi güçlüdür. Bu alan üzerinde çalışmak emek gerektiren bir şeydir. Dolayısıyla zahmetlidir. Son yıllarda teorik çalışmaya ilginin azlığı bununla ilgilidir. Diğer bir yön ise, teorik çalışmayı pratik bir faaliyet olarak telakki etmeme sorunudur. Bu durum da teorik çalışmayı küçümseme ve dar pratiği yüceltme eğilimi ile ilgilidir. Teorik çalışma, pratik çalışmanın bir karşıtı değil bilakis onun bileşenidir. Teori pratiği, pratik teoriyi kapsar; bu anlamda düalist bir eğilim doğru değildir. Parti birliği, komünist bir zemin üzerinde gelişerek güçlenir. Bu anlamda derin bir kavrayış olmadan ne birlik ne de çizgi anlamında farklılık ortaya çıkabilir. Sorunlar çözümsüz kaldıkça, daha çok meseleleri kişiselleştirme eğilimi gelişmektedir. Dolayısıyla aynı düşünen yoldaşlar kişisel sorunlar üzerinden birbirini tüketmekte üstelik bunu kolektifin gündemine taşıyarak, çevre kitleye kadar yaymaktadırlar. Bu anlamda partinin birliğini zayıflatacak tüm çabalar boşa çıkarılmalı, devrimci bir temel üzerinden daha yüksek bir birlik sağlanmalıyız

Komünist Parti Alelade Değil Stratejik Araçtır

“Komünist Parti, burjuva gerici sınıf ve iktidarlarını devrim vasıtasıyla yıkma hedefini alenen beyan eden bir siyasi savaş organizasyonudur. Bu parti, sınıfların ortadan kalkmasının koşullarını yaratma görevini omuzlarken, bu uğurda kendi sınıfı ve devleti de dâhil tüm sınıf ve devlet biçimlerine nihai olarak düşman olduğunu bugünden deklere eder. Fakat tarihsel zorunlulukları es geçmeden, bu zorunluluklar temelinde burjuva sınıf gerici devletlerini devrimci yoldan tasfiye edip yerine proletarya önderliğinde proletarya ve emekçi sınıfların devletini kurma görevini tartışmasız olarak omuzlar. Tıpkı, savaşları ortadan kaldırmak için savaşa başvurduğu gibi, kendisi de dâhil olmak üzere tüm sınıfları ve bu sınıfların devletlerini ortadan kaldırmak için proletaryanın sınıf çıkarlarını gerçekleştirme ve proletarya ve emekçiler devletini kurmayı somut tarihsel görev olarak üstlenir, bu görevi yürütür”

Komünist parti tarihsel bir olgu, tarihsel bir misyondur; bu misyonu yürütmenin olmazsa olmaz aracı ya da biçimidir. Komünist parti örgütler toplamıdır; örgütler koalisyonu değil, ortak amaç ve siyasi hedefler paydasında tek çatıda merkezileşmiş, temel örgütsel ilke zemininde birleşmiş aparatlar bütünüdür. Parti, örgütler toplamı olan bir örgüttür; sınırlı değil en geniş ve en nitelikli örgüttür. Örgütlenmenin en nitelikli formatı örgüttür. Örgüt, örgütlenmenin vazgeçilmez biçimi ya da diyalektik bir sonucu, örgütlenme de örgütün ön koşuludur. Örgütlenmeden gerçek mücadele gücü oluşturulamaz, örgüt teşekkül edilemez. Örgütlenme mantıki tutarlılık içinde örgüte varır, örgüte dönüşür. Örgüt denen araç olmaksızın da örgütlü güç tesis edilemez, örgütlü mücadele yürütülemez. Örgüt, örgütlenen ya da örgütlenme ihtiyacı içinde olan sınıf mensuplarının irade ve eylem birliğinin ifadesi, bu iradenin en ileri yetenekte işlevli aracıdır. Gücün en mükemmel organizasyon içinde silaha dönüşmüş halidir. Bu organizasyon olmadan işçi sınıfı ve emekçi kitlelerin gerçek gücüne kavuşması ve bu gücünü yetkin biçimde kullanmasından söz edilemez.

Devlet düzeyinde örgütlenmiş olan gerici sınıflara karşı mücadelede devrimci sınıfların kendi örgütlerine sahip olmaktan başka şansları yoktur. Proletarya ve emekçi sınıfların emperyalist dünya gericiliği şahsında burjuvaziye karşı verdiği iktidar mücadelesinde kullandığı biricik silah kendi sınıf örgütüdür. Bu örgüt, Marksizm’in Leninizm aşamasından sonra üçüncü-yeni nitel gelişme aşamasını ifade eden Maoizm aşamasının yeni örgüt niteliğinde açığa çıkardığı Maoist Komünist Parti’dir. Bu silah olmaksızın günümüz proleter devrimci sınıf mücadelesinin başarılı ve yetkin biçimde yürütülmesinden söz edilemez. Parti ve örgüt, proletarya ve emekçi sınıfların sadece örgütlülüğünün ifadesi değil, en ileri sınıf örgütlülüğü niteliğinin ifadesidir. Proleter sınıf örgütü ya da komünist parti, proletarya ve emekçi halk kitlelerinin siyasi iktidar uğruna gerici/burjuva sınıflara karşı verdiği mücadelede yakıcı ihtiyaçtır. İki sınıf arasındaki can alıcı sorunun devrimci yoldan çözülmesi ihtiyacından doğar. Komünist toplum mücadelesi ve bunun somut tarihsel şartlardaki zorunlu önkoşulu olarak biçimlenen siyasi iktidar mücadelesi ancak örgüt aracıyla; bu amaç ve hedefleri karşılama niteliğinde bir araçla yürütülüp zafere ulaştırılabilir. Komünist parti/örgüt amaç değil, araçtır. Lakin bu, alelade bir araç değil, yaşamsal değerde stratejik bir araçtır. Devrimci sınıfların siyasi iktidar mücadelesinde elzemdir, bu mücadelenin olmazsa olmazıdır. Bu araç/örgüt/parti tamamen MLM kurama göre dizayn edilip içerik kazanmış, bu kurama uygun bütünlüklü değişim görevlerini karşılamaya dönük rol oynayan siyasi bir organizasyon ya da pratik formasyondur.

Öyle ki, bu araç; evrensel muhtevaya sahip ve/veya bağlı olmak kaydıyla somut parçada da, devrimci sınıf felsefesini/dünya görüşünü, devrimci sınıf ideolojisini, devrimci sınıf teorisini, devrimci sınıf siyasetini, devrimci sınıf kuramının amaç ve ilkelerini bağrında taşıyarak bunlara uygun teşekkül olmuş, bu sübjektif zemini somut araçta maddi güce dönüştürmüştür. Aynı zamanda devrimci sınıf iktisadını, toplumsal-siyasi sistem kurgusunu, kültür ve ahlakını, siyasi görevlerini ve bu görevlerin gerçekleştirilmesinin kural ve yöntemlerini, mücadele/örgütlenme araç ve biçimlerini örgütsel ilke (ler)de birleştirerek irade-eylem birliği temelinde tüm teorik-pratik görevlerin hayata geçirilmesinin mükemmel bir silahıdır. Bundandır ki, bu araç/örgüt/parti olmaksızın burjuvaziye karşı savaş-ım gerektiği gibi verilemez. Bundandır ki, bu silah-araç olmaksızın, başta emperyalist dünya gericiliği olmak üzere, onun egemen iktidar biçimleri, yerel uzantıları ve nihayetinde bilumum gerici türevleri mağlup edilip tarihin karanlığına yolcu edilemez. Ve bundandı ki, komünist toplum ve onun önceli olan siyasi ilerlemeler, siyasi süreçler, siyasi devrimler gerçekleştirilip bunun iktidarları kurulamaz; insanlığın özgürlük düşü kurulamaz. İşte örgüt denen aracın stratejik değeri, indirgemeci yanılsamayla araç denilerek küçümsenen ama yaşamsal önemde olan değeri özetlemeye çalıştığımız tanımdaki bu içerikten ileri gelmektedir. Hiç kuşkusuz ki, bu değerde de olsa, bir araç durumundaki örgüt/parti anaçlaştırılamaz, halkın çıkarlarının üstünde tutulamaz. Parti kesinlikle proletarya ve emekçi sınıfların çıkarlarına göre konumlanmak ve komünizm amacına uygun evrensel ve enternasyonalist bir karaktere sahip olmak durumundadır. Ancak, amaca/amaçlara ulaşmak ve proletarya ile emekçi halk kitlelerinin çıkarlarının temsil edilerek kazanılması ve korunması için bu araç/parti mutlak biçimde ihtiyaçtır ve bu ihtiyaç temelinde gözbebeği bibi korunmak durumundadır. Tersi durum proletarya ve emekçi halkın çıkarlarına zarar vermek, onlara ters düşmektir.

Bu aracın/partinin korunması, ideolojik teorik ilke ve temelleri kadar, demokratik merkeziyetçilik ilkesine göre disiplin ve demokrasi ögelerinde biçimlenen örgütsel işleyişi temelinde vücut bulan merkezi-birleşik yapısı altında sağlanan irade-eylem birliğinin korunması anlamına gelir. İrade-eylem birliği korunmadan partiden/örgütten ve bunların merkezi birleşikliğinden söz edilemez. Parti, örgütler toplamıdır. İhtisas, kademe, yetki, siyasi, askeri, ekonomik, kültürel, cins gibi özgünlüklere göre özgün görevlerle teşekkül olan örgütlerin hiyerarşi zinciri içindeki demokratik şartlar uyumuyla oluşan üst kurumsal ya da merkezi birleşik niteliğidir. Örgütsel şeması ya da örgütlenmesi böyleyken, düşünsel aktivite ve yapısı açısından ise, fikir zenginliği ve dinamizmine açık olup monolotik olmayan canlı bir organizmadır.

Dolayısıyla, nihai olarak devlete düşman olmasına karşın tarihi zorunluluk olarak proletarya ve emekçiler devletini kurmayı yaşamsal bir görev olarak gerçekleştirir. Bu hedef uğruna burjuvaziye karşı keskin bir savaş yürütür. Parti/örgüt bilinci, örgüt/parti, belirli amaç temelinde nitelenmiş ve proletarya ile emekçi halkın çıkarlarını temel kaygı edinen siyasi hedeflere bağlı, ideolojik, teorik, siyasi karakterden ve bunlara bağlı ilkelerden, strateji ve siyasetten, örgütlenme ilkesi ve mücadele ilkelerinden, hukuk ya da adalet anlayışından, tarihsel ve siyasi mirastan, kültür ve ahlaktan, sınıf tavrı ve dürüstlük ilkesinden, devrim davasına bilimsel bağlılık ve devrimci kararlılıktan, fedakârlık ve üretkenlikten, mücadeleci ısrar ve bilumum gericilikle arasına net çizgi çekmekten ve nihayetinde bütün bunları somutta temsil eden ya da maddi karşılığı olan kadro ya da insan unsurundan teşekkül olur. Kuşkusuz ki, daha bir dizi özellik sıralanabilir örgüt için. Ancak bazı unsurlar var ki, örgüt için olmazsa olmaz değerinde öncelikli ve hatta varlık-yokluk meselesi durumundadırlar. Örneğin, demokrasi ve adalet/hukuk anlayışı bunlardandır ki, yaşanan sosyalizm tecrübesi muhasebe edildiğinde, demokrasi ve adalet anlayışının geri dönüşlerde yumuşak karın olarak rol oynadığı söylenebilir. Kısacası, örgüt için hayati önemde gördüğümüz bu gereksinimler ivedilikle yerine getirilmeden ya da bugünden asgari düzeyde yerine getirilmeden ne örgüt gerçek manada temsil edilebilir ne de mücadele süreci mantığına uygun sürdürülebilir.

Dolayısıyla, örgütü kavramak, örgütü var eden unsurları kavramakla mümkündür. İhtiyaçtan doğan örgütün yaşamsal önemi kavranmadan örgüt hakkıyla temsil edilemez. Örgüt güçlü zeminde temsil edilemeden de gelecek tasavvurunda yol alınamaz. Burada öne çıkan öge parti/örgüt bilincidir. Örgüt bilinci, örgütün dayandığı kuramdan, amaçtan, ilke ve stratejisinden, hedef ve görevlerinden bağımsız değilken, bunlar zemininde yükselen örgütün/partinin menfaatlerinden, dolayısıyla halkın ve devrimin çıkarlarından, bu çıkarların korunmasından tecrit görülemez. Örgüt bilinci, soyut ve belirsiz bir kurgu değil, tersine somut, pratik olgudur. Partinin/örgütün çıkarlarını önde tutmayan, onları her şartta korumayı görev edinmeyen, örgüt kaygısını esas almayan, kolektifin çıkarlarını, kararlarını, politikalarını, disiplin ve işleyişini, demokratik-merkezi birleşikliğini, kurumsal yapısını, demokrasisini, ilke, hedef ve amaçlarını yaşamın her alanında koruyup temsil etmeyen bir yaklaşım örgüt bilincinden yoksundur.

Bu bilinç kuşkusuz ki, kör bağlılık ve biat değil, bilinçli bir bağlılıktır. Yani, partinin/örgütün politikalarını, kararlarını sorgusuzca kabul etmek, eleştirmemek ve her şeye karşın kabul etmek anlamına gelmez. Bilakis, eleştirel yaklaşım, sorgulayan tutum, doğru-yanlış eksenli ideolojik mücadele kolektifimizin teşvik ederek tanıdığı bir zorunluluk ya da gelişmenin önemli dinamiğidir. Lakin eleştiri hakkı, iki çizgi mücadelesi, kararlara katılmak ya da katılmamak biçimindeki hak ve özgürlükler sınırsız burjuva özgürlük içinde değil, demokratik-meşru örgütsel mekanizmalar ve açıklık içinde yapılmak durumundadır.

 Özgürlük ile disiplinin aynı anda geçerli olduğu unutulamaz. Karara, düşünceye, politikaya katılmamak demokratik hak ve fikir özgürlüğünün gereğiyken, bu kararları tanımak disiplin gereğidir. Düşünce olarak kararlara katılmamak olağan ama çoğunluk tarafından alınan kararlara/çoğunluğun kararlarına uymak ve onu uygulamak tüzüksel işleyiş ve disiplin bakımından zorunlu, demokratik-merkeziyetçilik ilkesinin bağlayıcılığı gereğidir. Örgüt bilinci bu noktada sağlam oturup uygulanmadan merkezi birleşik yapıdan/örgütten söz etmek mümkün olmaz. Örgüt bilinci salt örgüte karşı sorumlulukla sınırlı bir mesele değil, örgüt şahsında devrim ve halka karşı sorumluluk bilincidir. Örgüt bilincinin gereği olarak örgüt çıkarlarının korunması, devrimin ve halkın çıkarlarının korunması manası da taşıyan bir bilinçtir. Örgütün çıkarlarıyla halkın çıkarlarının çatıştığı yerde tercih elbette halkın çıkarlarından yanadır. Fakat örgüt çıkarlarına karşı sorumlulukla halkın çıkarlarına karşı sorumluluk, bu istisnai durumlarla manipüle edilecek bir konu değildir. Genel olarak örgüt/parti, halkın ve devrimin bir silahı olarak vardır ve varlık gerekçesi bunlardır. Dolayısıyla, partinin çıkarlarıyla devrimin çıkarlarını esasta bir görmek yanlış değil, doğrudur. Partinin çıkarlarını korumak, devrimin ve halkın çıkarlarını korumaktır. Partinin ifade ettiği rol ya da partinin karşılığı doğrudan devrimle, halkın menfaatleriyle özdeştir. Ki, parti/örgüt bilincinin önemi tam da buradadır. Örgütsel tutum ya da örgüt bilinci taşıyan tutum, somut olarak veya somut pratikte nasıl karakterize olur? Örgüt içi şartlarda örgüt üyesi/mensubu herkes kendi görüşlerini, eleştirilerini, katılıp katılmadıklarını sınırsız biçimde ifade edebilir, mücadelesini yürütebilir. Kararlara karşı çıkar, kendi görüşünü karar haline getirmeye çalışır. Bunlar örgüt-örgütsel işleyişi içinde tüzük hükümleriyle kurala bağlanmış ve garanti altına alınmıştır. Ancak, örgüt dışına/dışarıya karşı, bu örgüt üyesi/mensubu kesinlikle kendi kişisel fikirlerini açıklamaz, propaganda etmez, savunmaz. Bilakis, örgütün kararlarını veya görüşlerini savunur, propaganda eder, uygular. Katılmadığı karar ve farklı görüşlerine rağmen merkezi karar ve disipline tabi olma zorunluluğu, aynılıkla partiyle yaşadığı sorunlar zemininde de geçerli olur. Parti/örgüt içinde sorunların yaşanması inkâr edilemez bir realitedir ve olağandır da. Partiyle sorunlar yaşamasına karşın, doğru örgüt bilincine sahip olan örgütlü kimse bu sorunları dışarıya ve altlara yansıtmaz, dahası partiyle yaşadığı sorunlara karşın partiyi dışa ve alta karşı sahiplenir, korur, savunur. Örgütçü tavır ya da örgüt bilincinin tipik tavrı burada daha çıplak biçimde açığa çıkar. Parti/örgüt kültürü ve ahlakını edinmiş olanlar sorunlarını tartışacağı yeri bilir, partiyi zayıflatmamaya, parti saflarında demoralizasyon yaratmamaya azami dikkat gösterirler. Bunlar isterse partiyle sorunlu olsunlar yine de partiyi korur, bu tavırlarından dolayı da saygınlık ve itibar görürler. Bencil hırslar ve küçük-burjuva yaklaşımlar kendi özlem ve arzularını öne çıkararak partinin çıkarlarını geriliklerine feda eder. Egolarına ve küçük-burjuva gururuna yenik düşen ferdi tavır, her fırsatta örgütten acısını çıkarmaya, burun sürtmeye, karalamaya, örgütü zayıflatmaya tenezzül eder ki, bu örgüt bilincinin zayıflığını açıklamaktan öteye, daha derin sorunları işaret eder. Bu da bencilce olup esas enerjiyi sınıf düşmanına değil örgüte karşı mücadelede harcamaya taşır. Yabancılaşma burada başlar, derinleşir

Kolektifimiz defalarca kez ifade etti ve eder ki, parti disiplin ve işleyişine ters düşen, parti kararlarını boşa düşüren parti ilkelerine aykırı olan, çalışmaları ve çalışanları şahsında ya da doğrudan partiyi karalayarak teşhir eden, partinin irade-eylem birliğini baltalayan, kolektifin çıkarlarını parçanın ya da bireyin çıkarlarına feda eden, merkeziyetçi yapısını zayıflatan, dolayısıyla partiyi zayıflatan her tutum hangi gerekçeyle olursa olsun kabul edilemez. Partinin, her bir örgütünün, kadrolarından örgütlü faaliyetçilerine kadar her militanının düşman karşısında korunması nasıl ki ilke sorunu olarak benimseniyor, öyle de partinin ve her militanının her alanda ve her bakımdan korunması ilkesel bir sorun-tutumdur. Bu ilkeyi gerekçeler yaratarak sulandırmak parti bilinci, kültürü ve tavrıyla bağdaşmaz.

Partinin yıpratılması, işleyiş ve disiplininin iğdiş edilmesi, iradesinin, eylem birliğinin ve demokratik-merkeziyetçi yapısının bozulması veya zaafa uğratılması, en önemlisi de bencilce (ve bilinçsizce de olsa), dedikodu, teşhir ve karalama ya da yatay ilişkilerle partinin illegalitesini zaafa uğratıp düşman saldırılarına açık hale getirilmesi devrimci kişilik açısından köhne, parti bilinci açısından yozlaşmadır. Parti, aynı zamanda en ileri seviyede yoldaşlaşma kundağıdır. Partide ilişkiler hukuku ya da ideolojik, teorik, örgütsel formasyonda teşekkül bulan parti içi ilişki hukuku yoldaşlıkta ifade bulur. Yoldaşlık hukuku siyasi amaç ve hedefler ekseninde sınıfın, halkın ve devrimin yüksek çıkarlarında mayalanıp bu amaçları güden parti ve örgüt kaygısında anlam bulur. Parti mücadelenin sahası olup, bu sahayı emanet alanların değişen ve değiştiren canlı organizmasıdır. İrade ve eylem birliğinin ruhsal ve kültürel karşılığı yoldaşlıktır, yoldaşlık ilişkisidir. Partinin korunması kadar her bir yoldaşın korunması da ilkesel bir sorun ve tutumdur. Hem iki çizgi mücadelesindeki yaklaşım, hem de proleter kültür yönelimli davranış ve yaklaşım; her türden yıkıcı, yıpratıcı, geriletici ve mücadeleden koparıcı yaklaşımları, böylesi “yoldaş”lığı reddeder. Yoldaşlaşma veya yoldaşlık ilişkisi sınıflı topluma hâkim menfaat ilişkilerinden, bencilce davranışlardan, lümpen tutum ve yaklaşımlardan, ahbap-çavuş/kafa-kol ilişkilerinden uzaktır, ondan kopuştur, alternatif yeni toplum tasavvuruna uygun en ideal yaşam ve ilişki biçimidir. Bu ilişkinin özü ilişkiyi koşullayan şartlar ve politik zemin itibarıyla siyasaldır, siyasi amaç ve hedeflerde örtüşmektir.

Bu makale ilk olarak Halkın Günlüğü’nde yayınlanmıştır



More in Editörün Seçtikleri