
Maddelerin milyarlarca yıllık olasılıklaşmış öz varoluş mazilerine dair içsel derinlik, bizlere süresiz düşünsel boyutlar bahşeder.
Gerçekliğin kendisini tanımlama süreci ile bilginin kendisini oluşturma süreci arasında diyalektik bir bağ vardır ama, bütün bu süreçleri yöneten en önemli bağ, kişinin kendisini yeniden oluşturma sürecidir. Aydınlanmanın aydınlanmasının üst metodolojisi, kesinlikli dogmatik yasaların belirlediği statik bir dünyanın tezahürü olan paradigmalarla değil, bilakis, sıçrayan, patlayan, kahreden ve dönüşen dinamik bir dünyanın, esnek, aşıngaçlı ve çoklu karakter demetlerinden oluşan yeni paradigmaları üzerinden yükselir.
Işık huzmesinin koşullandığı bilgisel teorik dalgalar yaratan Komünalist aydın, mevcut problemin yeniden kavramsal anlamlandırılması için, problemin eski anlamlandırılmış kavramsal bağlantılarının sahillerine yönelmekte tereddüt etmez. Gerçekliğin önceden belirlenmiş sübjektif çerçevesine, kendi tarihsel koşullarında yeniden dokunan teoriler, yeni bilgi partiküllerinin mayalandığı demetçiklere dönüşürler. Bilgiye dair bu mekanizmanın çalışma yasaları, toplumsal tarihsel pratik ve çağdaş sınıf mücadeleleri ile sağlam bağlar kurarlar. Gerçek hayat süreçleri içerisindeki çekişmeler, farklılaşmalar, genleşmeler ve patlamaların üretip yönettiği bir süreçtir bu.
Yabancılaşma kavramı, devrimci aydınlanma metodolojisine ulaşmada en büyük toplumsal zihinsel karadelik gibidir. Yabancılaşmanın en etkili güç araçlar paranın yanında, iş bölümü ve uzmanlaşma ile metaların dolaşımına koşullanmış ve bu dolaşım pazarındaki metalar arasında, en fazla yıldızı parlayan bir meta olma yolunda tarihsel bir eğilim gösteren bilginin de yer alması nedeniyle, yabancılaşmanın tarihsel güç odaklarında bir genleşme, derinleşme ve daha üst düzeyde karmaşık kavramlaştırma ihtiyacı doğmuştur. Uygulanabilinir bilimsel bir metodolojiye sahip olmadan, bütün dikkatini iktidara odaklamış, bilgiyi küçümseyen ve bilginin geleceğini iktidar sonrasına ötelemiş anlayışlar, kendilerini devrimci bir iktidarın edinim olanaklarından da mahrum bırakırlar. Evet doğrudur, emek kurtulduktan sonra bilgi tamamen özgürleşecektir ama, bu durum, emeğin kurtulması için bilginin gerekliliğini önemsizleştirmez. Bilgi ve iktidar arasındaki bu ilişkiye bakış açısının getirdiği farklılık, iktidarcı geleneksel sol ile, aydınlanmacı devrimci solun arasındaki temel sorunu oluşturur.
Egzotik dünyanın ruh çağırıcılarını davet eden serzenişler ile bir toplumsal kurtuluş modeli örgütlenemeyeceği gibi, tek tek ülkelerde hükümetlere karşıt olmak ya da iktidarı istemenin kendisinin ne kadar mülkçü moderniteyi hedeflediği meselesini belirsiz kılıyor. Devrimcilerin bilgi, iktidar, örgüt, kitle iletişim araçlarıyla ilişkisini yöneten paradigmalarla olan bilimsel eleştiri ve hesaplaşmasından beslenmeyen bir aydınlanmanın, dünyayı değiştirmeye muktedir olması iddiası, bir peri masalı düşüdür. Kendi kendisini yanlışlamaktan korkmayan yeni bir aydınlanmacılığın cüreti, gerçekleşebilir bir yeryüzü düşünün taşlarını döşeyecektir. İdeolojik ve felsefi olarak kendisiyle cebelleşmeyen bir aydınlanmacılık çabası, eski dünyaya olan itirazlarını kavramlaştıramamak düzleminden, yeni dünya ile ilgili tasarımların belirginsizleştiği bir geleceğe doğru evirilecektir.
Gelişen fabrika otomasyon sisteminin, üretim sürecinde emek zaman miktarından rol kapımının toplumsal sonuçları ve dijital çağın getirdiği sınıf sosyolojisi üzerindeki değişken yapısal farklılıkları bahane ederek, emek merkezli bir siyaset ve kültür dilini terk edip liberalleşmek gerektiği yönündeki tezlerin muhteşem bir icada dönüştüğünü görüyoruz. Ve yine bu durum, eski dünya ile hesabını bitirmemiş anlayış sahiplerini, bir Dünya Komün Konfederasyonuna gitmek gibi, bilinç ile Sosyal varlık arasındaki uyumsuzluğun yarattığı absürtlükler ve paradoksların yapıcısı mucitlere doğru adeta evriltiyor. En alttakilerin, ağır işçilerin, işsizlerin, çöpleri eşeleyen milyonların ve sefillerin/donsuzların, mevcut dünyanın liberal parametrelerindeki lümpenlikleri, post modernist argümanların cilası ile kaplayıp, yeniden pazara sürme konusunda öğütler dinlemeye ve yeni icatlara ihtiyaçları yoktur. Devrimci saflardaki bu tür eğilimler, dünyayı en alttakilerin sınıfsal ve türsel varoluş dürtüleri ile değil, kendi bireysel ve sınıfsal sosyal maddi gerçekliğin hacmi ile orantılı algılamaktadırlar.
Ve dünyayı bu küçük mülk evrenin aritmetiğine uydurma çabası, yeni devrimcilik olarak sahnelendiği özel bir dönemdeyiz. Anlaşılmaz bir istenç ile iktidarı istemenin, Komünal bir dünya yaratma arzusu olduğuna dair yanılsama, tutucu ve liberal bütün versiyonları ile, teknik denen “Şeytan icadı” nın sınırlarında stop edecektir. O güzel gelecek dünyanın bugünden yarına nasıl kurulacağına dair, bilimsel felsefi bir metodolojiden yoksunluk, akıllı makineleri yeni tanrılar mertebesine yerleştirmektedir. Maddi dünya ile nesnel iyelik ilişkisi bulunan kuramlar, alt kavramların arasında kurulan bağlaşıklar örgüsünün bilgi ile örülmüş olmasından ileri gelir. Kendi kafasında bu mikro köprüleri kavramlaştıramayan kadroların, toplumsal yaşam içerisinde bunu başarmaları mümkün değildir. Modernitenin değerleri ile kökünden zıtlaşmayan devrimcilerin, iktidarın ve tekniğin gücünü arama ve onlara ulaşma çabaları anlamsızdır.
Devrimci yolun üzerindeki sorunların önemli bir kısmı, kafalarda eskiyen bazı paradigmaların yarattığı dağlardır. Gerçekleşecek bir paradigma devriminde, bazı sorunların eski yerinde durmadığı anlaşılacaktır. Sorunların çözümüne dair baş çelişki, iktidar, para ve teknik ile aramızdaki çelişme değildir. Baş çelişme, bizim kafamızdaki bazı eski bakış açıları ile, nesnel dünyanın hareket yasaları arasındaki uyumsuzluktur. Eğer bu çelişme gevşer ise, nehir akar ve karaya oturan bazı gemiler kıpırdar…






