Connect with us

Analiz

Avakian’ın Seçim Taktiği, Komüntern Hatalarının Yeniden Tezahürüdür

Doğrudur, Amerika’nın başkanlık koltuğunda oturan biri olarak Trump tekelci sermayenin saldırgan temsilcisidir. Bob Avakian bu kliği devirmeyi acil bir görev belirliyor. Bunda bir sorun yok. Ancak bu taktik siyasetin yanına John Biden kliğini destekleme çağrısı yapmasıyla durum değişiyor. İzlenen bu politikanın anlamı ABD emperyalist burjuvazisinin kuyruğuna şartsız takılmak ve yedeklenmektir. Böylesi bir politik tutum aklımıza vakti zamanında Uluslararası Komünist Hareketin (UKH) tarihinde yapılan bazı önemli ideolojik hataları getirmektedir

Önceki makalemizde seçim taktiği konusunda Bob Avakian’ın tavrını değerlendirmiş ve hem öncesinde bilinen tavrıyla düştüğü çelişkiye dikkat çekmiş hem de izlediği seçim politikasını eleştirmiştik. Şimdi konuyu bir başka boyutuyla yeniden ele almayı gerekli görmekteyiz. Bob Avakian’ın Amerika’da sürmekte olan seçim taktiğine ilişkin düştüğü sınıf işbirlikçisi tutumun dayandığı geçmiş tarihsel hatalarla ideolojik ilişkisini kurarak açıklamak ve böylelikle hatasını/hatalarını aşmalarına yardımcı olmak bizce önem arz etmektedir.

Bob Avakian veya ABD-Devrimci Komünist Partisi ile öteden beri ayrı düşündüğümüz konulardan biride BAŞ DÜŞMAN meselesi olduğunu dünya Marksist-Leninist-Maoist komünist çevreler tarafından iyi bilinir. Baş düşman belirlenmesi yaptığımızdan dolayı hem ABD-Devrimci Komünist Partisi hem de bu partinin başkanı Bob Avakian’ın eleştirileriyle karşılaşırdık. Çin Komünist Partisi ve Mao’nun baş düşman konusunu değerlendirmeye atfen şöyle diyordu: “Düşmanlar arası çelişkilerden yararlanılması, düşmanın teker teker yenmesi, o somut şartlarda tam doğru bir siyaset idi. Bu başka birçok şartlarda da doğru bir siyaset fakat bunu genel ilke seviyesine çıkartmak (abç) yanlıştır” (Dünyayı Fethetmek belgesinden). Bu alıntıda baş düşman belirlemesini ilke düzeyine çıkardığından hareketle Mao Zedung eleştirilmektedir. Mao Zedung eleştirilemez gibi bir anlayışımız yoktur. Fakat Mao’da baş düşman bir siyaset sorunu olarak ele alınır ve siyaset ise teori (ilke) değildir. Dolayısıyla ABD-DKP’nin getirdiği eleştiri yanlıştır. Konunun Mao’da baş düşman ilke düzeyinde ele alınmadığını biliyoruz. Mao’nun “Siyaset Üzerine” adlı yazısına bakıldığında meseleyi teorik düzlemde bir ilke olarak ele almadığını; tam tersine baş düşman meselesini taktik bir sorun olarak ortaya koyduğunu görürüz. Dahası, baş düşman sorunu objektif bir olgu olarak değişen dünyanın her bir siyasal ortamında ve her bir ülkede yeniden tespit edilmesi gerekli olan bir zorunluluk olarak karşımıza çıkacağını da sürekli akılda tutmalıyız. Bu objektif gerçeklikten hiç kimse kaçamaz. Konuyu biraz açarak üzerinde biraz duralım!

Baş düşman tespiti neden gereklidir? Ya da gerçekten gerekli midir?

Peki biz bu makalede baş düşman sorununu neden yeniden gündeme getirme gereği duyduk? Orta yerde bunca ağır yeni sorunlar alternatif çözümler beklerken, taraflar arasında tartışılarak bir şekilde karara bağlanmış bir sorunu yeniden ele almak ve haklı olduğumuzu bir kez daha dile getirmek midir amacımız? Ki, baş düşman meselesi ve farklı düştüğümüz diğer ideolojik-siyasi bir çok konu, Bob Avakian ve ABD-DKP ile aramızda yazılı-sözlü olarak geniş biçimde tartışmış durumdayız. Konuya ilgi duyan arkadaşlar tartıştığımız bu konu için birçok kaynağın yanı sıra, Sınıf Teorisi dergisinin 16. ve 19. sayılarına ve ayrıca 1. Kongrenin İdeoloji Belgesi’ne bakabilirler. Ancak bizim bu makalede konuyu yeniden gündeme almamızın tek nedeni şudur. Dünyada baş düşman tespitinin yapılmasını doğru görmeyip eleştiren Bob Avakian’ın şimdi sürmekte olan Amerika seçimlerine dair belirlediği taktik politika ile adından söz etmese bile objektif olarak bir baş düşman tespiti yaptığını (Trump/Pence) ve daha da önemlisi yanlış bir taktik politika izlediğini görüyor olmamızdandır. “Uyur gezer Olmak ve Trump/Pence Rejimi Kabusu” başlıklı makalesinde şunları söylemektedir. “Adaletsizlikleri ve gezegenimizin tahribatını umursadığını, daha iyi bir dünya için çalıştıklarını iddia eden pek çok kişi halen Trump/Pence rejiminin faşizmini ve dünya için nasıl bir tehlike olduğunu (abç) saçma sapan bir şekilde rasyonalize etmeye çalışıyor ve bu rejime gerekli şekilde muhalefet etmiyor.” “Trump’ın diğer siyasetçilerden bir farkı olmadığını ve Trump’a karşı çıkmak, Trump/Pence rejimini defetmek için kitlesel bir şekilde mobilize olmak için bir ihtiyaç bulunmadığını iddia ediyor” diyor. Ve devam ediyor “Uyanık olduğunuzu sanıyorsunuz, ancak uyurgezer bir vaziyette bir kâbusun içerisine doğru yürüyorsunuz” demektedir. Biz makalemizde bu anlayışın çok geniş olmasa da genel bir eleştirisini yapmaya çalışacağız. Önceki makalemizde şöyle demiştik: “Trump, emperyalist sermayenin en saldırgan olduğu kadar, yıkıcı ve lümpen bir simasıdır ve dünya halklarının BAŞ DÜŞMANIDIR”. Dolayısıyla, Amerikalı ilericilerin-devrimcilerin taktik olarak tüm enerjileriyle yumrukları Trump kliği üzerinde yoğunlaştırmaları ve iktidarda yer alan o kliği yıkmak için çalışmaları doğru bir siyaset, doğru bir politika olabilir. Ancak, düne kadar “herkesin baş düşmanı özeldir, dünya çapında baş düşman tespiti yapılmaz” diyerek fırtına koparıp, bugün sessizce ve geçmişe dair ne söylediklerini unuttururcasına Trump’ı “dünya için Nasıl bir tehlike olduğunu” (bu arada baş düşman kelimesini kullanmaktan da özenle kaçınarak) dünya halkları için baş düşman, baş tehlike ve elleri nükleer silah üzerinde faşist biri olarak nitelemesi ve acilen yıkılmasını salık vermesi; kavramayanları ise “uyurgezer” olmakla suçlaması tipik bir Bob Avaikan pragmatizmi veya oportünizmi olsa gerek! Şu hakikat bir kez daha ortaya çıkmıştır. Birincisi, baş düşman meselesi teorik bir ilke meselesi değil, taktik siyaset meselesidir. İkincisi, laf olarak reddetseniz bile canlı hayat baş düşman gerçeğini evirir çevirir önünüze çıkarır ve siz baş düşmanı; yani ilk vurmanız, en başta devirmeniz gereken hedefi tespit ederek tüm gücünüzle o saldırgana yönelmek zorunda kalırsınız. Genel geçer tespitlerle veya dört yana yumruk sallayarak siyaset yapamazsınız. Yapmaya kalkarsanız ama başarılı olamazsınız. Genel geçer tespitlerle siyaset yapanlar komünizmin yüksek çıkarı ve temsil edilmesi adına sadece ideolojik sloganlarla ömür tüketenlerdir. Her somut durumda ilk vurulması ve okun sivri ucununun doğrudan yöneltilmesi gereken asıl güç kimdir? Siyasi, askeri, örgütsel ilk planda hedefe konulması gereken egemen düşman güç hangisidir? Siyaset bilimiyle uğraşanların ve devrim yapmak isteyenlerin kaçınılmaz olarak cevaplamaları gereken can alıcı bir sorudur bu. Çünkü biliyoruz ki düşmanlar arasındaki ilişkide tek bir düzey yoktur. Biri öne çıkar ve odak nokta, kör düğüm haline gelir. Teorik doğmalarla hareket edenler ve teorik doğmaları yüceltenler her daim yollarını şaşırırlar. Bu gibiler Maoist siyaseti kötürüm hale getirirler. Bu sebeple baş düşman sorusunu, hem dünya çapında hem de tek tek ülkelerde, sömürü dünyasına karşı mücadele yürüten komünistlerin doğru cevaplaması zorunlu ve kaçınılmazdır. Yani baş düşman tespiti konusu görmezden gelemeyiz. Ki, bu konu asla bir akademik tartışma değildir.

Biz bu konu ve bu gibi konular üzerinde çok durduk ve hala da duruyoruz. Amacımız hiç kimse ile yarış yapmak ve boş didişmek olmadığını özellikle belirtelim. Fakat, yanlışlar içinde debelendikleri halde, uyarıldıkları, eleştirildikleri halde, bu hatalarında ısrar edenlerin içinde bulundukları çelişkili çıkmazları düzeltmeleri için devrimci eleştirilerle yardımcı olmaya çalışmak da görevimiz olduğunu biliyoruz. Örneğin hala devam etmekte olan Amerikan seçimlerinde Bob Avakian’ın belirlediği taktiğin sınıf işbirlikçisi bir taktik olduğunu ve bu çizginin ideolojik köklerinin komünist hareketin tarihinde bulunduğunu gördüğümüz, bildiğimiz için bir kez daha bu hataları ele alarak dikkat çekmek istedik ve bu nedenle eleştirdik. Biz Türkiye-Kuzey Kürdistan’lı komünistler ısrarla şunu söylüyoruz. Dünya çapında veya her bir ülkede baş düşman tespit etmek mutlaka gereklidir. Dünya çapında baş düşman tespit etmek, her bir ülkenin halklarının kendi özel baş düşmanını ayrıca tespit etmemek gibi bir sonuca götürmez. Mesela Türkiye-Kuzey Kürdistan halkının içerdeki baş düşmanı Selefi sultan Tayyip’in başını çektiği ve ittifak ettiği faşist kliktir. Diğer önemli bir husus ise dünyada ve her bir ülkede baş düşman tespiti yapmak demek ikincil durumda kalan diğer sınıf düşmanlarımızı göz ardı etmek ve onlara yedeklenmek anlamı veya sonucu asla çıkarılamaz. Stratejik olarak egemen kliklerin tümü bizim sınıf düşmanlarımızdır. Böyle oldukları için hepsi hedeflerimiz arasındadır. Kimi devrimci partiler baş düşman tespiti yapmayı yanlış bulurken, Üç Dünya Teorisi dediğimiz melanet karşı-devrimci teoriyi benimseyenler ise tam da yukarıda söylediklerimize zıt belirlemeler yaparak toptan karşı-devrimci konuma düşerler. Akılda tutulması ve asla çıkarılmaması gereken husus, Üç Dünya Teorisini savunan modern revizyonistler, karşı-devrimci çizgilerinin emrettiğini yapıyorlar. Yani, karşı-devrimci Üç Dünya Teorisini savunan modern revizyonistler için baş düşman konusu taktik bir siyaset değil, teorik düzlemde bir ilke sorunu şeklinde ele alındığı için kendi burjuvazilerine yedeklenerek devrime ihanet ettiler. Eskinin tutarlı revizyonisti, şimdinin gözü kara faşisti Doğu Perinçek gibilerin izledikleri çizgi Üç Dünya Teorisi’nin emrettikleridir. Dolayısıyla Üç Dünya Teorisi’nin Maoist çizgi ve anlayışla bir alakası yoktur. Tıpkı 2. Enternasyonalcilerin gerçek Marksizm ile alakaları olmadıkları gibi. (Burada bir parantez açarak belirtelim ki Üç Dünya Teorisi’nin mahiyetini anlamak isteyenler için Sınıf Teorisi dergisinin 16. Sayısının 68 sayfasında “Üç Dünya Teorisi’nin Genel Bazı Unsurlarını Özetleyelim” başlıklı bölüme bakabilirler) Devam edelim. Biz komünistler baş düşman meselesini taktik siyasetin konusu olarak kavrarız. Siyaset teori değildir. Dolayısıyla baş düşman tespiti, hem dünya çapında hem de tek tek ülkelerde düşmanı lokma lokma yutma siyasetidir. Mümkün ve fırsat olsa sınıf düşmanlarımızın tümünü aynı anda yenmeyi kim arzulamaz? Fakat tarihi tecrübeler tekrar tekrar göstermiştir ki siyaset genel geçer düz belirlemelerle yapılamaz. Siyaseti böyle yapmaya kalkanlar ise başarılı olamazlar. Gelin görün ki hem ilke düzeyinde hem de taktik düzeyde baş düşman tespit etmeyi yanlış bulup eleştiren Bob Avakian, adını anmadan, dünya çapında baş düşman tespiti yapmaktadır. Fakat bunu yaparken ne yazık ki kapitalizmin diğer azgın savunucusu John Biden kliğine yedeklenmiş ve militan savunucusu durumuna kadar düşmüştür. Yukarda verdiğimiz alıntıyı okudunuz. Ek olarak şöyle diyor Bob Avkian: “açık olmak gerekirse, bu durum kazanma şansı olmayan bazı adaylar için “tepki oyu” vermek değildir, Trump’a karşı etkili şekilde oy kullanmak Demokrat Parti adayı Biden’e oy vermek anlamına gelir.” Bu alıntı ile baş düşman ya da ilk devrilmesi gereken hedef belirlenirken, diğer emperyalist kliği alternatif olarak sunmuş olduğu da açıkça ortaya çıkıyor. Bu çizgide devrimci bir çıkış veya kurtuluş için bir yol yoktur. Dolayısıyla böyle bir tutum, sınıf işbirlikçiliği olarak tarihe geçmiştir. Hemen bu noktada doğru bilimsel tavrın ne olduğunu anlamak bakımından gayet öğretici olan komünist önder Kaypakkaya’nın hangi perspektifle meseleye yaklaştığını bir kez daha görelim. Bu alıntıyı vermekle tekrara düştüğümüzün farkındayız ama bazılarına bilimsel doğruları döne döne hatırlatmak yanlış olmayacaktır.

“Bir komünist hareket için elbette iki gerici klikten birini tercih etmek söz konusu olamaz. Komünist hareket, ikisini de düşman olarak görür; ikisini de devirmek için mücadele eder; ama bunlar arasındaki mücadeleye de gözlerin yummaz; bu boğuşmadan kendi hesabına azami derecede fayda sağlamak için, bunların birbirlerine göre durumunu iyi tespit eder, en gerici olanı tecrit eder, ilk ve en şiddetli saldırılarını ona yöneltir, bu arada diğer gerici kliğin mahiyetini teşhir etmekten, onunla kendi arasındaki düşmanlık çizgisini sıkı sıkıya muhafaza etmekten de geri kalmaz. Bilir ki, hakim sınıflar arasındaki bu boğuşma her an halka karşı bir birleşmeye dönüşebileceği gibi, bugün en gerici olan kliğin yerini, yarın diğeri de alabilir. Bu, gericiler arasında durmadan değişen güç dengesine, iktidara hangi kliğin hakim olduğuna, iktisadi ve siyasi buhranın mevcut olup olmamasına ve benzeri şartlara bağlıdır” (İbrahim KAYPAKKAYA Seçme Yazılar. Umut Yayıncılık. Sayfa 216.) Önder KAYPAKKAYA yoldaşın bu bilimsel tespitinden öğrenmek elzemdir. Baş düşman tespitini eleştiren Bob Avakian, şimdilerde hem “çaktırmadan” dünya halklarının baş düşmanı Trump kliği olduğu tespitinde bulunmakta hem de yaptığı baş düşman tespiti ile işi öyle bir noktaya vardırıyor ki, John Biden’e oy isteyecek kadar sağ bir çizgiye düşerek kapitalist-emperyalist burjuvazinin diğer kanadına yedeklenmektedir. Bu noktada komünist Önder İbrahim Kaypakkaya’nın uyarısının ne kadar yerinde olduğu bir kez daha anlaşılıyor.

2. Dünya savaşında ittifaklar ve Bob Avakian bugünkü çizgisinin çıkmazı!

Doğrudur, Amerika’nın başkanlık koltuğunda oturan biri olarak Trump tekelci sermayenin saldırgan temsilcisidir. Bob Avakian bu kliği devirmeyi acil bir görev belirliyor. Bunda bir sorun yok. Ancak bu taktik siyasetin yanına John Biden kliğini destekleme çağrısı yapmasıyla durum değişiyor. İzlenen bu politikanın anlamı ABD emperyalist burjuvazisinin kuyruğuna şartsız takılmak ve yedeklenmektir. Böylesi bir politik tutum aklımıza vakti zamanında Uluslararası Komünist Hareketin (UKH) tarihinde yapılan bazı önemli ideolojik hataları getirmektedir. Daha önceleri UKH’nın bu hatalarını eleştiren Bob Avakian, aslında aynı hatalara kendisinin de düştüğüne bugün tanık oluyoruz. İkinci dünya savaşı döneminde Stalin ve Komüntern’in izlediği anti-faşist cephe siyaseti üzerine Devrimci Enternasyonalist Hareket (DEH) içinde karşılıklı tartışmaları hatırlatmak isteriz. Avakian’ın bugün izlemekte olduğu çizgi ile Komüntern ve Stalin’in anti-faşist cephe konusunda düştüğü hatalar arasındaki ideolojik bağı açıklamak bir kez daha ihtiyaç haline gelmiştir. Öncelikle belirtelim ki Komüntern, enternasyonal proletaryanın komünizm mücadelesinin vazgeçilmez bir silahıydı. Dünde bugünde biliyoruz ki dünya devriminin ilerletilmesinde ve büyük kazanımların elde edilmesinde Komüntern’in katkıları oldukça büyüktür. Konumuz başlı başına Komüntern değerlendirmesi elbette değildir. Tartıştığımız konu anti-faşist cephe ile sınırlı kalacaktır. Bu bakımdan 1935 Komüntern 7. Kongresinin kararlarına bakmakta fayda var. Esasta doğru gördüğümüz 7. Kongre kararları, bazı tali noktalarda problemler içerdiği de bir gerçektir. 7. Kongrede faşizm ile burjuva demokrasisi arasında farka dikkat çekilmiştir. Bu ayrıma dikkat çekmesi elbette gerekli ve çok önemliydi. Fakat görüşümüzce faşizm ve burjuva demokrasisi arasında özel nitelik bir fark yoktur. Her ikisi de burjuva diktatörlüğüdür. Biçimdeki ayrımı dikkate almak ve bu biçim farkına işaret etmek çok doğru olduğu halde, biçimi özün önüne çıkarmak hatalıydı. Komüntern bu hatayı yaptı. Öyle ki biçimsel farklılığın ortaya çıkardığı taktik görevlerin strateji düzeyine getirilmesi büyük hatalara yol açtı. Siyaset ideolojiyi, taktik stratejiyi yuttu. Komüntern ve Dimitrov bu noktada ciddi hatalara düştüler. Anlatmak istediğimiz şudur ki Hitler faşizmine karşı taktik olarak burjuva demokrasisi ile ittifak, stratejik bir göreve dönüştürüldü. Hata tam da bu noktada yapıldı. Bu düşülen hatayla beraber proletarya ve ezilen halk kitleleri faşist klik dışındakilere karşı objektif olarak silahsızlandırılmış oldu. Dünya proleter devrimi ile tek tek ülke devrimleri arasındaki diyalektik bağ gözden kaçırıldı. Dolayısıyla dünyanın ezilen halk kitleleri bu konuda uyarılamadı. Bu hatalı politik belirlemeler nedeniyle tek tek ülkelerdeki komünist partiler kaçınılmaz olarak ağır hatalara düştüler. Çok net olarak Komüntern’in tali noktadaki bu hatalı çizgisi, tek tek ülkelerdeki devrimin zafer kazanıp, dünya proleter devrim cephesine katılması engellendi ve sosyalist anayurdun korunmasına katkısı objektif olarak küçümsenmiş oldu. Uluslararası anti-faşist ittifakın zarar görmemesi adına yeni sosyalist mevzilerin (ülke) kazanılması bu nedenle es geçilmiş oldu. Çünkü komünist partiler içerde kendi burjuvazisini devirmek ve devrimi sürdürmek yerine burjuvaziyle uzlaştılar. Böyle yapmalarında Komüntern’in hatalı çizgisinin payı inkar edilemez. Bu duruma rağmen tek tek komünist partilerin hatadaki payı esastır. Fakat elbette her partinin hataları öncelikle kendisinindir. Örneğin Çin Komünist Partisi ve diğer bazı komünist partiler Komüntern’in bu çizgisini ülkelerinde bire bir uygulamadılar ve devrim yaparak sosyalist kampa; sosyalist anavatan olarak kabul gören Sovyetler Birliğine katılmış oldular. Tekrar edelim ki bu noktada yanlış olan elbette faşist kampa karşı, uluslararası anti-faşist cephenin kurulması değildi. Yanlış olan şey, ittifak siyaseti yapanlar arasında taktik düzeyde tutmak yerine, stratejik düzeye çıkarılmış olmasıdır. Yani bir kez daha söylersek taktik stratejiyi, siyaset ise ideolojiyi yedi. Strateji düzeyine çıkarılmış olan bu politikanın doğal mantıki sonucu olarak tek tek ülkelerdeki komünist partiler içerde burjuvaziyle uzlaşıp devrimi tatil etmeleriyle beraber kimi ülkelerde mümkün olabilecek bazı devrimler yenilgiye uğradı. İtalya, Yunanistan, Fransa ve İspanya gibi ülkeler de durum böyle oldu. Şimdi Komüntern ve diğer ülkelerdeki tek tek komünist partilerin o dönemler bu konuda düştükleri hataları burada bütün yönleriyle ele alıp yeniden değerlendirecek değiliz. Bizim buradaki amacımız, o günkü koşullar içinde komünistlerin düştükleri tali ancak ağır sonuçlara yol açan hatalardan öğrenmek ve aynı hataları yapmaktan kaçınmaktır. Gelin görün ki İkinci Dünya Savaşının içinden geçtiği evreleri kavrayamayarak, “savaş baştan itibaren emperyalistler arası bir savaştı” görüşünden hareketle savaşın doğrudan Sovyetler Birliğine yöneldiğini ve o noktada baş çelişkinin ne olmasını anlamayıp tek düze yaklaşmaları neticesinde anti-faşist cephenin mahiyeti küçümsendi. Sol-sekter bir yaklaşımla ikinci dünya savaşı gibi çok ağır koşullar altında Hitler faşist kliğine karşı burjuva demokrasisi ile anti-faşist cephenin kurulmasını yanlış bulan Bob Avakian, şimdi dünya halkları ve insanlık için çok tehlikeli gördüğü ve eli nükleer tetikte faşist klik dediği Trump/Pence blokuna karşı, emperyalist tekelci sermayenin bir diğer kesimi olan John Biden’ı faşizme karşı destekleme ve Biden’a oy kullan çağrısı yapabilmektedir. Durum açıktır ve çağrının mahiyeti ortadadır. “Trump’a karşı etkili şekilde oy kullanmak Demokrat Parti adayı Biden’e oy vermek anlamına gelir” Biden, biçimde Trump ile bazı konularda ayrı düşünse de ve çatışma halinde olsa da, (bu onların sınıf çıkarlarının bir gereğidir) bunlar arasında nitel bir fark yoktur. Şu bir gerçektir. Emperyalist ülkelerde faşizm tekelci burjuvazinin en bağnaz saldırgan diktatörlüğüdür. Burjuvazinin en gerici kanadının iktidar biçimidir. Fakat bu gerçeklikten yola çıkarak sermayenin bir diğer kanadına yedeklenmek kabul edilebilecek bir siyaset olamaz. Bob Avakian’da yeniden zuhur eden şey, geçmişte toptan ret edip eleştiri konusu yaptığının çok daha kötü bir karikatürünü şimdi kendisi yapıyor olmasıdır. Bu tutumuyla 1. Dünya savaşı sırasında Marksizm’e ihanet eden 2. Enternasyonalcilerin önderi Kaustky’nin kendi burjuvazisini destekleyen tutumunu hatırlatmaktadır. Bu noktada düştüğü hata af edilecek bir hata değildir. Devrimi ve halk kitlelerini Biden gibi gerici emperyalist kliklerin arkasında saf tutmaya çağrı yapan bu sınıf işbirlikçi çizgi; yani geçmişte eleştirdiği Komünter’in yanlış çizgisi, Amerika’da BOB Avakian ile yeniden ortaya çıkmıştır. Bu çizgi ile asla devrime yürünemez. Biliyoruz ki biçimi ister burjuva demokrasisi, isterse faşizm olsun, her ikisinin de özü şiddettir, baskıdır. Ki, komünist bir devrim yapmak istiyorsunuz ama proletaryanın kendi bağımsız bayrağı altında, egemen sınıflardan baskı gören tüm ezilen topluluklarla ittifak etmek temelinde anti-faşist bir cephede veya eylem birliklerinde buluşmak yerine, dün tamamen karşı durdurulan çizginin kötü bir kopyasıyla, hiç bir özeleştire gerek bile görmeden, şimdi faşizme karşı mücadele yürütmek adına John Biden ile ortak cephede buluşuyor ve faşizme karşı John Biden’ı halk kitlelerine kurtuluş umudu olarak gösteriyorsunuz. Denebilir ki, Stalin ve Komüntern’de Hitler faşizmine karşı diğer emperyalist devletlerle ittifaka girdi, ve siz bu politikayı desteklemektesiniz o halde sorun ne? Doğrudur, taktik düzeyde kalması koşuluyla destekledik ama biliyoruz ki Bob Avakian bu ittifakı taktik seviyede bile yanlış bularak eleştiri konusu yapardı! Bakın DEH Deklerasyon’u bu konuda ne diyor. “Faşizme karşı mücadeleyi stratejik bir aşama yapma ve burjuva demokrasisi ile faşizm arasındaki farkı mutlaklaştırma eğilimi, proletaryanın sefaletinin, işçi sınıfı içerisindeki bölünmeye şifa bulunmasının temelini yaratmakta olduğunu ilan etmek”. DKP-ABD, Deklarasyonu ilk imzalayanlar arasında yer alan parti olduğunu hatırlatalım. Şimdi bu imzaladığı belgenin içeriğini unutmuş görünüyor. Sonraki yıllarda süren tartışmalarda biz Türkiye-Kuzey Kürdistanlı komünistler, “karşı devrimci kliklerle ittifak veya özel anlaşmalar yapılır ya da yapılmaz gibi ilke düzeyinde mutlak bir yaklaşımımız yoktur” görüşündeydik. Hala da aynı görüşteyiz. Konuyu mutlaklaştırmak dogmatizme ve ağır hatalara götürür. Nasıl ve hangi şartlar altında ittifaklar ya da özel anlaşmalar yapacağımız tamamen taktik siyasetin ve somut durum değerlendirmesinin konusudur. Burada tartıştığımız ve yanlış bulduğumuz husus şudur. Taktik açıdan dahi böylesi ittifakları eleştirdiği halde, şimdi bütün söylediklerini yok sayarak aynı hataya; hatta daha kötü temelde Bob Avakian’ın kendisi de düşmüştür. Yine tek yanlı, sorgusuz, koşulsuz olarak sermayenin diğer azgın temsilcisi olan John Biden lehine çalışmak üzere destek çağrısında bulunmuştur. Ki, bugün için John Biden gibilerle bırakalım faşizme karşı mücadele etmek, bu klikle yakın durmak bile komünizm davasına ağır zarar verir. Açık söylemek gerekirse Biden’ın görüşleri ve savunuları, Trump/Pence kliğinden çok da aşağı kalır yanı/yönü yoktur. Açmak gerekirse aralarında fark niceliğe ilişkindir. Nicelik farklılıklar olmasaydı zaten aynı partiden seçime girerlerdi ya da birinden biri seçime girmezdi. Bob Avakian Trump ile Biden arasında nitelik bir fark olduğuna inanıyor olmalı ki aşağıda aktardığımız şu belirlemeyi yapmaktadır. “Adaletsizlikleri ve gezegenimizin tahribatını umursadığını, daha iyi bir dünya için çalıştıklarını iddia eden pek çok kişi halen Trump/Pence rejiminin faşizmini ve dünya için nasıl bir tehlike olduğunu saçma sapan bir şekilde rasyonalize etmeye çalışıyor ve bu rejime gerekli şekilde muhalefet etmiyor.” “Trump’ın diğer siyasetçilerden bir farkı olmadığını ve Trump’a karşı çıkmak, Trump/Pence rejimini defetmek için kitlesel bir şekilde mobilize olmak için bir ihtiyaç bulunmadığını iddia ediyor” (Uyur gezer Olmak ve Trump/Pence Rejimi Kabusu yazısının Vaziyet budur Riskler Budur) metninden. Olmuşken ABD eski Başkan’ı Barak Obama misali elinizde megafon Biden lehine oy toplamaya çıkın. Zaten Biden için oy toplama çalışmaları içinde koşturmaktadırlar. ABD-DKP, emperyalist Amerikan sistemini bireylerin tutumuyla açıklaması o sistemin işleyişini zerre kadar anlamaması demektir. Tıpkı Türkiye’nin devlet sisteminin işleyişinin başındaki bir birey veya hükümet olan bir parti ile açıklamak kadar anti bilimsel olması gibi. Bireylerin, iktidarda olanların kişisel rol ve sorumlulukları elbette vardır ancak sistem kendi işleyişini sadece kişilere bırakmayacak kadar ciddiye alır ve yapacaklara karar verir. Güçler Dengesi dedikleri ABD sitemini hatırlamak yerindedir. Bob Avakian’dan verdiğimiz yukarıdaki alıntı net olarak faşist klik ile diğerleri arasında nitelik bir fark olduğunu anlatıyor. Oysa Avakian eskiden faşizm ile burjuva demokrasisi arasında nitelik farkın olmadığını söyler ve bu konuda farklı görüşte olanları haklı olarak eleştirirdi. Geriye dönüp baktığımızda Hitler faşizmi, başta sosyalist Sovyetler Birliği olmak üzere, o dönem tüm dünya insanlığı için büyük bir yıkım ve kanlı belaydı. Eklemeliyiz ki dünya halkları için Sovyetler Birliği büyük, politik etkisi ağır ve saygın bir güç olarak diğer faşist olmayan devletlerle ittifak kurarak ve onları yedekleyerek sosyalist anayurdu o günkü ağır şartlar altında faşist saldırganlıktan korumayı başarmıştır. Sosyalist anayurdu savunma konusunda faşist olmayan emperyalist ülkeleri yedeklemiştir. Yani onlara yedeklenmiş değildi. O günkü koşullar altında o politika yanlış değil, doğruydu. Yanlış olan bu ittifakın stratejik düzeye çıkarılmasıydı. Bu tali hatayı zaten eleştirmiştik. Şimdi devrimci amaçlar doğrultusunda hem taktik siyaset olarak seçimlere girme hem de anti-faşist cephe konusunu yanlış gören bir anlayışın düştüğü çelişkiye ve açmaza işaret etmek ve düştükleri Hataya dikkat çekmektir. Gerçi bu arkadaşların devrimci eleştiri karşısında dürüst davranıp hatalarını kabul etmeleri şimdilik pek olası görünmüyor ama biz yine de duyduğumuz sorumluluğun bir gereği olarak eleştirilerimizi sürdüreceğiz.

Ayrıca, unutmayalım ki 2. Dünya savaşı döneminde Sovyetler Birliği, dünya devriminin ve sosyalizmin kalesiydi. Proleter dünya devriminin ilerletilmesinde özel bir yeri vardı. Elbette böyle bir sosyalist kalenin korunmak istenmesi elzemdi ancak bu koruma, tek tek ülke devrimlerinin ertelenmesini değil, sosyalist anavatanı koruyacak ittifaklar yapılırken her bir ülke devrimine hız vermekle daha sağlam korunabilirdi. Doğru politika bu olmalıydı. Şimdi ne koşullar itibariyle ne de ABD’deki durum ve dünyadaki güç dengesi aynıdır. En azından bugün için korunması gereken sosyalist bir kamp ya da sosyalist bir ülke yoktur. Dolayısıyla ABD-DKP Başkan’ı Avakian’ın seçim politikası bu bakımdan da hatalıdır ve basit bir taktik meselenin çok ötesinde bir yıkım ve çürümedir. Sınıf işbirlikçisi siyaset dememiz birde bu nedenledir. Komünizm mücadelesinin seyri içinde karşı-devrime yedeklenmiş olmakla, ne kadar niyet edilirse edilsin, ezilen halklar için iyi ve parlak bir gelecek yoktur. Bu çizgiyle komünizme yürümek mümkün olmayacaktır. Bize göre Bob Avakian’ın sol sekter çizgisi sağa ve hatta sağın da sağına düşmüş ve devrimci rotadan çıkarak sınıf işbirlikçiliğine varmıştır. Dünya Maoist komünist hareketine yukardan yanlış reçetelerle ayar vermeye çalışan ve kendisini dünya komünist hareketinin önderi olarak gören Avakian’ın izlediği çizgi yeni bir komünizmi değil, hızla terk etmesi gereken, geçmiş hataların/çıkmazların bir sentezini temsil etmektedir. Komünizme ya dünya çapında yürünecek ya da hiçbir şekilde yürünemeyecek. Uluslararası Komünist Hareketin (UKH) dünya çapında birliğinin önemi ve dünya partisi esprisi bunun için anlamlıdır. Fakat biliyoruz ki proleter dünya devrimi karmaşık bir süreçtir. Özde olmasa da her bir halkada değişik biçimler alır. Buna yol açan şey tamamen her yerin kendisine özgü koşullarıdır. Tek tek ülkelerin devrim sürecine tek merkezden, Bob Avakian reçeteleriyle çözüm sunmaya kalkmak yolu yordamı şaşırmaktır. Dünya devrimi özde değil, her bir halkada koşullar gereği çeşitli değişik biçimler alır dedik. Karmaşık bir süreç olarak her bir koşul somut bir değerlendirmeyi gerekli kılar. Reçeteler bire bir uygulansaydı Çin devriminin zaferi asla mümkün olmazdı. Ki, Sovyetler Birliğinin olduğu koşullardaki dünya ile bugünkü dünyanın somut durumu asla aynı değildir. O dönem yapılan hatalardan öğrenmek ve o hataları tekrar etmemek esas işimiz olmalıdır. Kimileri bu tür tartışmaları skolastik veya akademik bulabilir. Oysa durum hiç öyle değildir. Geride kaldığı sanılan kimi önemli hatalardan öğrenmenin ne kadar hayati olduğu bugün tartıştığımız konu üzerinden kez daha net biçimde görüyor ve birbirleriyle olan ilişkisine tanık oluyoruz. Bob Avakian’ın 2 Kasım 2020 ABD seçimi için izlediği taktik, bir seçim taktiğinin boyutunu çok aşan yanıyla Komüntern hatalarının kötü bir kopyasını temsil etmektedir. Trump ve avenesini devirme konusunda yeterince kararlı davranmadıklarından hareketle “Uyanık olduğunuzu sanıyorsunuz, ancak uyurgezer bir vaziyette bir kabusun içerisine doğru yürüyorsunuz” diyor Bob Avakian. Galiba bu belirlemesi en çok da kendisi için geçerlidir! Sözünü ettiği kabusun farkında mıdır bilinmez ama hızla bu “kabustan” ve “uyur gezerlikten” uyanıp kalkması devrim için acil bir ihtiyaçtır. Bob Avakian’ın öğretileri dışında kendilerine ait tek bir laf etmeyi bilmeyen/beceremeyen takipçi kesim, tıpkı liderleri gibi, seçimlere taktik katılmayı dahi revizyonizmle suçlarlardı. Yine, 2. Dünya savaşı döneminde sosyalist anayurdun savunulması için anti-faşist cephe siyasetini eleştirel kabul edenleri burjuva kuyrukçuluğuna düştükleri şeklinde damgalamakta özel haz alır/bayılırlardı. Ama her nedense önder kabul ettikleri Bob Avakian’ın eleştirdiğimiz bu son yaklaşımına dair dut yemiş bülbül misali sus pus durumdadırlar. Tapmak hürmetin yerini alınca hal böyle oluyor.



Ocak 2026
PSÇPCCP
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031 

More in Analiz