
Kagar Operasyonu, yoldaşlara karşı son savaş değildir. Filizlenen umudu mezara gömmeye dönük karanlık bir komplodur. Amacı yalnızca toprağı kana bulamak değildir. Çatışmalar, teslim olmalar, yıkılan yapılar, tökezleyen adımlar bunların hiçbiri onun gerçek zaferi değildir. Onun ulaşmak istediği hedefler başkadır.
Yalnız seslerin bir araya gelmesini engellemek, suskunlaşmış topraktan bambu ormanlarının rüzgârını koparmak, düşen tohumların filizlenmemesi için taş duvarlar örmek onun amacıdır. Bunun için insanın üzerine attığı ağ, psikolojik savaştır. Toplama-çıkarma hesapları ise yalnızca birer maskedir.
En alttaki insan ayağa kalktığı gün, onun içine ateş düştü. O günden bu yana girişmediği savaş kalmadı. Hepsine göğüs geren kızıl ordu bugün tarih olabilir. Ama… Onun kazandığı zaferleri kuşaklar boyu hatırlayacaktır.
Yakalanıp kurşuna dizmelerle başlayarak; muhbirler, zehirlemeler, gizli komplolar, özel tetikçi çeteleri, Salwa Judum benzeri pek çok stratejiyi devlet hayata geçirdi.
Yoldaşların bastırılması, yalnızca devlet için değil, şirketler için de acil bir ihtiyaç hâline geldiği dönemden itibaren bu saldırı yeni bir biçim aldı. Sadece devrimci hareketi fiziki olarak tasfiye etmekle kalmadı; halkı devrimci harekete yabancılaştırma stratejisini de onlarca yıl önce uygulamaya koydu.
Devlet, medyanın desteğiyle Maoistleri “kalkınma karşıtı” olarak yaftalayan propagandayı yoğunlaştırdı. Şirket yanlısı aydınlarla Marksizmin devrinin geçtiği iddiasını öne sürdü. Yüz binlerce paramiliter gücü hareket bölgelerine yığarak Adivasi köylerine saldırılar düzenledi. Green Hunt ve Prahar operasyonları ile kuşatma ve imha programını hızlandırdı.
Sonraki dönemde SAMADHAN Operasyonu (Akıllı Liderlik, Agresif Strateji, Motivasyon ve Eğitim, Eyleme Dönüştürülebilir İstihbarat, Gösterge Paneli Tabanlı Anahtar Performans Göstergeleri, Teknolojiden Yararlanma, Eylem Planı, Finansmana Erişimin Engellenmesi) adı altında devrimci hareketin tümden tasfiyesine yönelik yeni bir strateji oluşturdu.
Devrimcilerin izini sürmek için muhbir ağını güçlendirmek, mali desteği kesmek, temel ihtiyaç maddelerine erişimi engellemek, teknoloji yardımıyla hedef bölgeleri belirlemek ve en modern silahlarla saldırılar düzenlemek gibi çok yönlü bir strateji uyguladı. Devrimci hareketin yapıları ve bağlantıları hakkında bilgi topladıktan sonra merkez, “son savaş” diyerek Kagar Operasyonu’nu ilan etti.
Fakat o zamana kadar Dandakaranya bölgesine yüz binlerce silahlı güç yığılmış, hareket alanından geri çekilme imkânı kalmamıştı. Bunun üzerine merkez hükümet açıkça “Belirlenen süre içinde ya öleceksiniz ya teslim olacaksınız” dedi. Art arda gelen çatışmalarla devrimci hareket ağır kayıplar verdi. Gizli ajanlar aracılığıyla üst düzey kadrolar hedef alınarak öldürüldü.
Gerçekte merkez hükümetin amacı yalnızca devrimcileri fizikî olarak tasfiye etmek değildir; asıl hedef Maoist ideolojiyi zayıflatmaktır. Tek bir efendinin boyunduruğu altında yaşanan günlerin sona ereceğine dair halkın umudunu yok etmek istemektedir. Savaş alanında şehit düşenler halkın yüreğinde kalıcı olur. Ama yenilgiyi kabul edip düşman karşısında baş eğilirse, o mücadeleye inanan halk umutsuzluğa sürüklenir. Devletin bugün istediği tam da budur.
Bu nedenle teslimiyetleri teşvik ederek silahlı mücadelenin devrinin kapandığı iddiasını yaymaktadır. Oysa dışarıdan göründüğü gibi tüm “teslim” sahneleri aynı değildir. Bir zamanlar üst düzey kadrolar yakalandığında “çatışmada öldürüldü” denilirdi. Şimdi ise üst kadroları halk önünde etkisizleştirilmiş, iradesiz figürler gibi gösterme stratejisi uygulanıyor. Devlet aygıtı, istihbarat ve polis tarafından perde arkasında yürütülen süreçler halka açıklanmadığı için, medyada teslimiyet gösterileri üzerinden “her şey bitti” propagandası yapılmaktadır.
Muhbirler aracılığıyla devrimci harekete mensup bir kişiyi yakalayıp teslim olmaya zorlamak ve onun üzerinden diğerlerine ulaşmak, on yıllardır uygulanan bir yöntemdir. Bunun pek çok örneği vardır. Bir dönem Janashakti Partisi* de bu stratejiyle ağır darbe aldı. 2004’te hükümetle yapılan barış görüşmelerinin ardından başlayan çatışmalar sonucu Maoist Parti Andhra Pradesh’ten Dandakaranya’ya çekilebildi; ancak Janashakti Partisi bu imkânı bulamadı. Partinin kilit isimlerinden Riyaz, Haydarabad’da yakalanıp Karimnagar’da öldürüldü. Ardından bir başka önemli lider gözaltına alındı, 20 gün boyunca elde tutularak onun üzerinden tüm liderlik kadrosu tutuklandı. 20 gün sonra yaklaşık 35 militanın “teslim olduğu” gösterilerek partinin bitirildiği algısı yaratıldı.
Bugün Maoist Parti konusunda da benzer bir strateji uygulanmaktadır. Timlerden müfrezelere, taburlara kadar büyüme; hapishane firarları, kıtlık dönemlerinde yapılan eylemler, silah fabrikalarına saldırılar, toprak mücadeleleri, şirketlere karşı ayaklanmalar… Bunların hiçbiri halkın katılımı olmadan mümkün değildir. Bu nedenle şimdi amaç yalnızca Maoist hareketi fizikî olarak tasfiye etmek değil; bir daha başını kaldıramayacak hâle getirmektir. Bunun için on yılların pratiğine dair en küçük ayrıntıyı dahi çözmeye çalışmaktadır devlet aygıtı. Elindeki her fırsatı kullanmaktadır. Aynı zamanda devrimci hareketin ideolojik olarak başarısız olduğu düşüncesini halkın zihnine yerleştirmek için yoğun çaba harcamaktadır.
Merkez hükümetin 31 Mart’a kadar “Maoistlerden arındırılmış bir Hindistan” kuracağız diye defalarca açıklama yapması; teslim olanlara silahlı mücadelenin devrinin bittiğini söyletmesi; tutuklananları teslim olmuş gibi göstermesi; teslim olmayanları öldürerek “her şey sona erdi” algısını yerleştirmesi bu stratejinin parçasıdır. Öte yandan, yıllardır devrimci pratiği eleştiren sözde aydınlar da halkın son umudunu ezmeye dönük bu komplonun bir parçası hâline gelmektedir. Bu durum karşısında devrimci harekete taş atmak kolaydır. Fakat onun kazandığı zaferler inkâr edilemez.
Gerçekten de devrimci hareket bugün kayıp yaşayabilir. Ama onun verdiği güçle bugüne kadar ayakta kalan insanlar hâlâ vardır. “Yoldaşlar gelecek” umuduyla binlerce köy hâlâ beklemektedir. Yarın yoldaşlar silahlarla gelmeyebilir; ama kayaları yararak yeni filizler yükselecektir. Bir sabah ansızın doğan güneş karanlığı mutlaka dağıtacaktır.
Not*: Janashakti, Hintçe’de “Halkın Gücü” anlamına gelir. “Janashakti Partisi”nin açılımı Hindistan Komünist Partisi (Marksist-Leninist) Janashakti’dir.
Kaynak / Yeni Demokrasi









