
Ezilenlerin tüm tarihsel süreçleri boyunca, devrimci güçlerin devrime hazır yeterlilikte değil, nispeten zayıf askeri-örgütsel kuvvetler olarak eylemlerine başladığı evrensel bir gerçektir. Devrimci güçlerin harekete zayıf kuvvetler biçiminde başlamasında bir tuhaflık yoktur. Tarihsel devrimci pratiğin tecrübesidir ki, küçük güçler büyük güçlere karşı mücadele içinde gelişip büyürler. Bu büyüme, mücadele kararlılığı esasıyla, çoğalma biçiminde tezahür eder. Mücadele uyandırır, bilinçlendirir, taraftar edinir, büyür büyütür. Siyasi mücadeleler tarihi doğru orantılı gelişmelere tanık olduğu kadar, ne yazık ki, ters orantılı gelişmelere de şahit olur. Bu nedir? Şayet mücadelenin ekseni sınıf düşmandan çekilip iç ideolojik mücadeleye döner, bu esasa oturursa, çoğalarak büyüme yerine, azalarak küçülme gündeme gelir. Sorunun bu yönü mevcut durumda bizleri de ilgilendiren sorunlardan biri durumundadır. Zira, birer-ikişer, şu veya bu sebeple örgütlü gücümüz eksilmektedir. Eksilen güçler büyümez, tersine çoğalan güçler büyür. Bu mesele felsefi ezberlere sığınarak ötelenir ve kavranmazsa güçlenme yerine zayıflama kerte-kerte büyüyerek örgütsel güç durumunu devrimin mantığına ters biçimde eritir. Örgütsel güçlerdeki zayıflama fiilen kitleselleşme veya kitlelerin örgütlenmesine de negatif olarak yansır. Kitleleri kavrayıp kucaklamak, onlarla birleşmek devrimin temel meselesidir. Kitlelere giden örgütlü güçlerin zayıflığı, örgütsel daralmanın ötesinde, kitleleri örgütleme yeteneğinden uzaklaşmayı koşullar. İşte örgütsel daralma burada derinleşir, devrim uzaklaşır. O halde bu sorunun ele alınması ve tabi ki mümkün olduğu kadar kavranıp bilince çıkarılarak rayına oturtulması elzemdir.
Çoğalmak mı, azalmak mı? Bu sorunun cevabı genel olarak çoğalma tercihinde karşılık bulur. Özellikle azalmakta yorulmuş olanlar için çoğalma tercihi daha caziptir. Çoğalma istemi ya da tercihi genellikle doğrudur. Bazı istisnai durumlarda, örneğin ‘‘fazlalık-çokluk mu, yoksa ilke-nitelik mi ‘‘ ikilemi karşısında, pek tabii olarak ilke ve nitelikten yana tercihte bulunmak doğrudur. Ama bunun gibi istisnai durumlar dışında, yani nitelikle nicelik arasında bir tercih yapma zorunluluğu olmadığı durumda çoğalma veya fazlalaşma istemi kusursuzca doğrudur. Eğer bu çoğalma istemi karşısına, ‘‘önemli olan niteliktir, nicelik değil‘‘ diyerek karşı çıkanlar olursa, (ki bunlar her zaman vardır ve bunlar daha çok ezberden beslenenlerdir), bunların demagoji yaptıklarını söylemek durumundayız. Demagoji, arkadan dolanarak doğruyu çarpıtmak, doğruyu başka doğrularla veya genel doğrularla sulandırıp önemsizleştirmek veya doğruyu dürüst olmayan yaklaşımlarla boşa çıkarma, bir doğruyla diğer doğruyu dövüştürme, en nihayetinde dürüst olmayan yöntemlerle doğruları yıkıp bozma sanatıdır diyebiliriz. Yani, demagoji, bilerek ve bilinçli olarak doğruların çarpıtılmasıdır. Doğrular bilinçsizce de çarpıtılabilirler. Bu, demagoji değil, kavrayış, anlayış, düşünce hatası veya problemidir. Demagoji ile hatayı birbirinden ayırmak, ille de demagojiden sakınmak önemlidir. Çünkü, demagoji doğrudan burjuvadır, burjuva ahlak, tarz ve siyaset biçimidir. Ama hata hiç kimsenin kaçınamayacağı bir sorundur ki, komünistler de hata yaparlar. Hatta ciddi hatalar da yapabilirler. Ama komünist devrimciler ciddi hatalar da yapsa, oportünizmin tipik davranışı olan basınç altında sağa-sola çekilme veya demagoji manevrasıyla doğruyu savuşturmaya tenezzül etmez, gerçeğin karşısına doğrudan ve çıplak cüretle çıkma dürüstlüğüne sahiptirler.
Son tahlilde azalmak güç kaybetmek ve zayıflamaktır
Çoğalma istemi aklı selim hiç kimsenin karşı çıkamayacağı genel bir doğruyken, buna nitelik önemlidir gerekçesiyle karşı çıkan yaklaşım, nicelik ile nitelik arasında kesin bir bağın olduğunu gözden kaçırmaktadır. Nicel birikimlerin nitel patlamalara yol açtığı gerçeği unutulamaz. Genel olarak nicelik bir şeydir ama nitelik de başka bir şeydir. Fakat böyle olması, bu ikisi arasında bir bağın olmadığı anlamına gelmez. Misal, siyasi gücün varsa, daha etkili siyaset yapabilirsin. Ya da örgütsel gücün varsa, buna bağlı olarak daha etkili-nitelikli eylemler gerçekleştirebilirsin. ‘‘Güç oyunu bozar‘‘ sözü boş olmadığı gibi, belli bir doğruyu ifade eder… Sokakları zapt eden bir gücün, bir çoğunluğun ciddi siyasi neticeler elde etmesi, ciddi değişimlere yol açması, büyük kazanımlar elde etmesi inkar edilebilir mi? Öyleyse, ezilen sosyal kitlelerin çoğunluğunu örgütleyerek veya etkileyerek seferber edemeyen ya da harekete geçiremeyen komünist devrimci güçlerin durumu neyi ifade etmektedir? Bu örgütlü güçler, tarihsel olarak haklı ve meşru olmalarına karşın, geniş toplumsal kitlelerde gerekli karşılığı bulamamakta, hatta kimilerinin siyasetleri ve nitelikleri fevkalade olmalarına karşın etkili olamamaktadırlar. Bunun en temel nedenlerinden biri, algıyı yöneten niceliği yakalayamamalarıdır. Nihayetinde çoğunluğa sahip olamayanların veya çoğunluğu oluşturamayanların azınlıkta kaldıkları için istedikleri kararları çıkaramadıkları, istedikleri nitel çizgiyi egemen kılamadıkları doğru değil midir? İşte bütün bunlar gösterir ki, çoğalmak anlamsız bir sevda değildir. Ve elbette nitelikle karşı karşıya koyulmaması gereken bir gereksinimdir çoğalmak. Dedik ya, bunu ancak azalmakta yorulanlar anlayabilirler. Azalmayı dert edinmeyenlerin ise, ezberci alışkanlıkla ‘‘önemli olan niteliktir ‘‘nakaratını tekrarlayıp farkına varmadan daralmanın ve marjinalleşmenin tohumlarını ektikleri açıktır. Devrimciler çoğalmak zorundadır. Devrimciler ne kadar çok olursa devrim o kadar yakınlaşır. Bunun evirilip çevrilecek bir yanı yoktur.
İtiraf edelim ki, haklı-haksız, doğru-yanlış ayrı bir mesele ama günbegün azalmaktan yorulduk. Azalma sistematiği devam ettiği müddetçe, isterse doğru olalım, son tahlilde azalmak güç kaybetmek ve zayıflamaktır ki, bu trendi değiştirmeyen hiçbir hareket, isterse komünist olsun eriyerek marjinalleşmekten kurtulamaz. Devrim mücadelesi azınlıkla-az bir insanla sürdürülebilir. Lakin, bu mücadelenin büyük başarıya ulaşması için güçlerinin çoğalmasına, güç biriktirmesine ihtiyacı vardır. Çoğalmadan etkili nüfuza ulaşmak ve devrimi gerçekleştirmek mümkün olmaz. Kitlelerin eseri olan devrim, çoğalma yolu izleyerek bu gerçeğe ulaşır. Devrimin mantığı çoğalarak büyümek, toplumda kök salmaktır. ‘‘Az olsun, öz olsun ‘‘sabit siyaseti güdenlerin sağlam devrimci bir çekirdek olmaktan ve bu sağlam örgütlerine sahip olmaktan ileri gidemeyecekleri açıktır. Ama dert devrimdir. Dert buysa çoğalmak zorunludur.
Parti-örgüt kademelerinin yakınma hakkı yoktur. Onlar çözüm mercileridir ve çözümler üreterek soruna yanıt olmak durumundadırlar. Aksi halde görevlerini yerine getirmelerinden bahsedilemez. Başka bir çözüm gücü yoktur, tek çözüm gücü ilgili kademelerdir. Bu kademeler görevlerini asgari oranda da olsa doğru yerine getirirlerse, sorunların ve/veya azalma sorununun abartılı boyutlarını engellemiş olurlar. En azından gereksiz veya önlenebilir olan azalma sorunlarını ortadan kaldırılmış olurlar. Önlenemez olan veya zorunlu olan azalmalar ise ilgili kademelerin olumlu çabalarına karşın yaşanırlar. Ama bunlar, bahsettiğimiz ölçüde yorucu nitelik oluşturmazlar.
İnsanlar hata yapar. Komünist devrimciler hata yapar. Ciddi hatalar da yaparlar. Bütün bunlar eşyanın tabiatına uygundur, kaçınılmazdır. Mesele bunlara karşı nasıl yaklaştığımız, sorunları nasıl ele alıp çözdüğümüzdür. İkna ve kazanma esasına bağlı hareket edip etmediğimizdir. Tabi ki, her hata aynı değildir ve hata yapan insanların hepsi aynı nitelikte ve dürüstlükte değildir. Dolayısıyla sorunlara somut olarak yaklaşıp buna uygun çözümler, tavırlar geliştirmek doğrudur. Fakat temel yaklaşımımız iknaya dayanma, kazanma, değiştirip dönüştürme temelinde olmalıdır. Hastanın tedavi edilmesi genel kural, genel doğrudur. Tabi ki, her sorun aynı değildir ve bazı sorunlarda yaptırımlar gereklidir. Her hatanın bir karşılığı, her suçun bir bedeli vardır. Bizlerin yaklaşımı, ‘‘suçu‘‘ mahkum etmek ama ‘‘suçluyu‘‘ kurtarmaktır.
Ciddi hatalar da yapılsa, bu hataları yapanlar eğer hatalarını görüp özeleştirel yaklaşıyor, hatalarına samimi olarak eğiliyor, dürüst davranıyor ve irade-eylem birliği konusunda ya da disiplin meselesinde olumlu tavır alıyor ise ve en önemlisi de parti-devrim kaygısında tutarlı bir duruşa sahip ise-ler, bu durumdaki yoldaşlara yardımcı olmak ve kendilerini düzeltmelerine olanak tanımak, değim yerindeyse bir şans daha vermek doğru olandır. Hatalarında ısrar edenler, ders almayanlar, hataları karşısında dürüst ve samimi davranmayanlar ve iflah olmaz uyumsuzlar ise, hatalarının karşılığı olarak tüzüksel yükümlülükler temelinde yaptırımlara tabi tutulmalıdır. Verilen bu cezalarda da ana mantığımız kişiyi kurtarmak, düzeltmek, hatasını göstererek kazanmaktır.
Parti-örgütün disiplin kurallarını alenen ve bilerek çiğneyen, yıkıcı ve bozguncu tavırlar, irade-eylem birliğini baltalayan davranışlar, bölücü yaklaşımlar asla kabul edilemezdir. Parti-örgütün bu davranış ve yaklaşımlara karşı kendisini koruma hakkı vardır ve bunu tüzük işleyişiyle garanti altına alır. Tüzük hükümlerine göre yaptırıma tabi tutulması gereken davranışlar özel olarak kişilere göre düzenlenmiş değil, parti-örgütün irade-eylem birliği ve demokratik normlarının korunarak sürdürülmesi temelinde düzenlenmiş genel prensiplerdir. Dolayısıyla, yaptırım gerektiren davranışlarda bulunan yoldaşlar, eğer bunları bilinçli olarak yapmıyor ise, bu hatalarını samimi olarak kabul edip tüzüksel yaptırımlara rıza göstermeli, kendileri talep etmelidirler. Zira, tüzüğün denetleyici, düzenleyici, sınırlayıcı ve kontrol edici özelliği, parti-örgütün ve o zeminde bir araya gelenlerin çıkarları içindir ve istisnasız olarak herkes için aynılıkla geçerlidir. Parti ve devrimin çıkarlardan yana olan her yoldaş, hataları karşısında uygulanması gereken tüzük yaptırımlarını gönüllü olarak kabul etmek durumundadır. ‘‘Ben mi, parti mi/kişi mi örgüt mü‘‘ sorularında her devrimci-yoldaş, tercihini parti-örgütten yana kullanma bilinci ve olgunluğuna sahip olmalıdır.
Özcesi, gerek hatalara karşı alınan tavırların doğruluğu ve gerekse de hatalar yapan yoldaşların hatalarına karşı tutumundaki doğruluk, mustarip olduğumuz azalma sorununda rol oynayan önemli unsurlardır. Bazen hatalı yaklaşımlardan kaynaklı azalmalara tanık olurken, bazen de hatalara karşı alınan tavırlar zemininde azalmalar yaşamaktayız. Azalma sorunu, yukarıda işaret ettiğimiz gibi muhasebe edilerek nedenlerinin açığa çıkarılması gereken köklü bir sorundur. Pratik gerçekte, daha çok yoldaşların kırılma ve gerilemeleri ya da hatalı bilinçle hareket edip örgüt dışı eğilimlere girmelerinden kaynaklanmaktadır. Fakat her halükârda, hatalara karşı doğru yol-yöntemle yaklaşılması ve aynı zamanda hata yapan yoldaşların da hatalarına karşı dürüst-samimi yaklaşması genel bir ihtiyaçtır. Burada doğru bir bilinç ve yaklaşım yakalandığında azalma sorunlarımızın gereksiz veya önlenebilir olan boyutlarını engellemiş oluruz ki, azalmanın yorucu hal aldığını her yoldaş daha geç olmadan görmek zorundadır.
Değişik vesilelerle örgütten kopan veya mücadeleden kopan yoldaşların gerçekliğine kayıtsız kalamaz, “bir şey olmaz” diyerek boş veremeyiz. Hiçbir sorunu küçümseyemeyiz. Bir tek insanın bile sorununu görmezden gelemez, öteleyip ihmal edemeyiz. Çoğu kez önemsiz görülenlerin karşımıza önemli sorunlar olarak dikildiğini unutmamalıyız. Azalmamızın sebeplerinden biri budur!
Doğrunun kavranmasıyla yanlışın terk edilmesi bağışık eylemlerdir
Azalmak kader değildir. Çoğalmak ve çoğalarak devrimci enerjimizi sosyal devrimde kullanarak ilerlemek tamamen mümkündür. Bunun için nerede bir sorun varsa derhal onu çözmeye/doğru metotlarla doğru amaçlar için çözmeye azmetmek, nerede bir sorun varsa onu devrimci hedeflere uygun zeminde düzeltmek, nerede bir yanlış, bir eksiklik, bir zaaf varsa geciktirip oyalamadan onu gidermeye gayret etmek, işlerin tıkandığı yerde derhal engelleri aşarak tıkanıklığı açmak, en nihayetinde devrimciliğin törpülendiği her yerde devrime bağlılığı yüceltmek ve kuşkusuz ki doğruların etrafında kenetlenerek devrimci amaçlarda birleşmek gerekli olan tutumdur. Devrime ve devrimin çıkarlarına bağlı kalmak temel bir ilke sorunuyken, stratejik başarının da temel kaynağıdır.
Doğru davranmak, ortak hareket etmek, birlikte yürümek, birikerek ve çoğalarak büyümek; işte bütün bunların olanaklı ve güçlü pratik tek zemini demokratiklik normudur. Ortak ilke ve amaçların örgütte temsil edilmesinin yegâne biçimi proletarya demokrasisini işletmektir. Bu demokrasi ideoloji ve siyasetle beslendiği için her sorunun çözüm gücünü yöntem ve aracını tayin etmekte zorlanmaz. Ve onun merkeziyetçi yönüyle tamamlanan diyalektiği, sorunu, sorunun içinde olanlardan kurtulmak değil, onları yanlış fikir ve davranışlardan kurtararak saflarını arınmış güçlerle tahkim etmeyi koşullar. Yani proletarya demokrasisi ayrıştırıcı, öğütücü değil, birleştiricidir. Demokrasisiz merkeziyetçilik, merkezileşmemiş demokrasi tasavvur edilemez. Tarihsel şart ve zorunlulukların doğruladığı biçim demokratik merkeziyetçiliktir. Tek yanlı olarak demokrasi anarşizm, tek yanlı merkeziyetçilik ise baskıcı şeflik sultasıdır. Sorunlarımızın çözümü demokratik-merkeziyetçilik ilkesi ve bu ilkeye göre biçimlenen disiplin ve işleyiş kurallarıdır. Farklılıkları bir arada tutan çimento budur. Hepimizin çıkarları bunda temsil edilir. Mağduriyet ve yakınmacılık işimiz olamaz. Devrimci mücadeleden alıkoyacak ve amaç ve hedeflerimizden bizleri geri düşürecek her yanlış fikir ve tutuma karşı mücadele tek tavrımızdır. Tahakküm ve baskıyla işimiz olamaz. Uygulamamız demokratik-merkeziyetçiliktir.
Hiçbir sorun mücadelesiz çözülemez. Anında çözülebilir sorunlar, esasta sorun olmayan sorunlardır. Gerçek sorunların çözümü mücadele sürecini gerektirdiği gibi, bu sorunlar anında değil, çözülmek için zamana ihtiyaç duyarlar. İşte bu gerçek, istikrarlı, kararlı, sabırlı ve ideolojik mücadelede sebatkar olmamızı gerektirir. Doğrunun kavranmasıyla yanlışın terk edilmesi bağışık eylemlerdir ve bunlar zaman talep ederler.
Sorunlar karşısında daralarak boğulmaktansa, büyük geleceğe bakarak dar sorunların üstesinden gelen bilinçli tutumla ortak yürüyüşümüzü büyütmek yeğdir. Hataları alçakgönüllü yaklaşımla ortaya koyup özeleştirel samimiyetle yoldaşlığı pekiştirmek, devrimci dinamiği büyüterek ilerlemenin koşullarındandır. Tüm birimler önlerine hataları samimi özeleştiriyle aşma görevi koyarak ileri hedeflere kilitlenmelidir. Enerjimizi heba eden dar mecralardan çıkarak örgütün gelişimine sevk etmeli, devrimci siyasi görevlere serbest kulaç atmalıyız.
Yetinmeci değiliz, yakınmacı olamayız. Çünkü, devrim istiyoruz, daha azını değil…







