
Zamanı durdurmak mümkün değil. Ama zamanı geçmişiyle, günüyle ve geleceğiyle irdelemek pek ala mümkün. Zaman, umut ve özgürlükler için yürütülen kavgaların yanı sıra, köleliklerin, zincire vuruluşların ve yağlı urganların hüküm sürdüğü sınıf mücadeleleri tarihi olarak akıp geldi ve akıp gitmeye devam ediyor. Yıllar yılları, asırlar asırları devirdi. Şimdi 2020’nin eşiğini adımlıyoruz. Her yeni yıl “umut ve kardeşlik” yılı olsun denir ya… Umudu yitirmemek adına bir kez daha demeyi es geçmeyelim.
Kuşkusuz insanlık tarihi bunu inkar etmeyecek kadar güzel yaşanmışlıklarla doludur. Zincire vurulu kölenin kükreyişi ve zincirlerini kırması böyledir. Yada serfin proleterleşmesi, proletaryanın yakın geçmişte iktidara el koyması ve yürünen zaman tünelinde insanlık adına yaşanılan başka başka güzellikler inkara gelmez. Ama 2019 yılı, ‘’dipsiz bir kuyuya düşmüşlüğün’’ hissini veren bir yıl olsa da, dünyanın pek çok coğrafyasında halkların isyanlarının boy verdiği bir yıl olma özelliğini de taşıdı. Özellikle emekçi kadın hareketleri umut zincirinin parıldayan halkaları oldu. Dünyayı sarsar nitelikteki kendiliğindenci halk hareketleri, kendi öncüsüne inanılmaz kanallar açıyor ve öncüsünü bekliyor.
Haramilerin, çarmıha gerdikleri Orta Doğu coğrafyasında cehennem ateşleri hala harıl harıl yanmaya devam ediyor. Halklar, ‘’kelle bir yana, gövde bir yana’’ vahşetiyle yüz yüze. Ölüme şapka çıkartıyor sokaktaki aç insanlar. Pazar-pazar satılıyor kadınlar, gencecik çocuk yaştakiler… Şehirler kuşatılıyor, şehirler kan revan içinde. Binlerce yıllık tarih, binlerce yıllık kültür mirası tarumar ediliyor. Yanık insan et kokuları dünyanın burnunun direğini kırıyor. ‘’Beyaz bayrak çekmiş’’ yaralı bebelere bile yaşam hakkı tanınmıyor. Hamile kadınlar, doğmamış bebeleriyle toprağı yorgan eylemek zorunda bırakılıyor. Halaya durmuş gençlerin bombalanan bedenleri yaprak misali ağaç dallarında sallanıyor.
Hangi birini söylesek bilemiyoruz. Zulümkarın zulmünü anlatmaya ne ömür yeter, ne de sabır… insan mı dayanır… Dünyanın bütün nimetlerini midelerine indiren üç beş haydut doymak bilmiyor. Omuzlarına taktıkları bolca apoletli ve göğüslerine astıkları bolca madalyalı katiller sürüsünü sürüyorlar dünya halklarının üstüne bu haydutlar. Acının ve zulmün bini bin para Filistin de, Irak da, Suriye de, Libya da, Afganistan da, Somali de… Ne Sivas’lar, ne Maraş’lar, ne Şengal ‘ler, Kobani ler, Amedler, Cizreler, Parisler, Dersimler gördük… Bunlar gördüklerimizin binde biri. Yaşadıklarımızın devede kulağı… Her doğan günde, “Güneş bile utancından kızararak doğuyor.”
Özlemini duyuyoruz Çin settini aşarak dünyayı sarıp sarmalayan şanlı dünya proletaryası ve ezilen halklarının coşkun nehirler gibi akan şahlanış yıllarını… Talan ve sömürünün belinin kırıldığı, emeğin özgürleştirilmek istendiği, zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyleri olmayanların iktidar yürüyüşlerinin özlemini duyuyor, umudunu yaşıyoruz… Tarihin bu yakın geçmişinde olduğu gibi, umudu çoğaltarak, ne emperyalist haydutlara, ne de onların çanak yalayıcılarına biat etmeden onların hanlarını-hamamlarını kuşatma sırasını biz emekçiler devralacağız… İktidarlarını başlarına yıkacağımız günler çok yakın değilse, uzak da değildir…
Talanın, yağmanın, acının ve ızdırabın son bulacağı, barışın, özgürlüğün ve kardeşliğin hüküm süreceği günler kaçınılmazdır. İşte o zaman her yol Marks’ın, Lenin’in, Mao’nun ve Ho amcanın işaret ettikleri yola çıkacak. İşte o zaman bizler, HOŞ GELDİN YENİ YIL, HOŞ GELDİN ÖZGÜRLÜK, HOŞ GELDİN BARIŞ deme mutluluğunu yaşayacağız.
Nice-nice sömürüsüz, sınıfsız ve sınırsız özgür yıllara onurlu Dünya Halkları, devrimci proletarya, mücadeleci yoldaşlar!…









