
Devrimin önder gücü olma iddiası büyük ve “kutsal” bir ideal olduğu gibi, nesnel ve öznel koşulların diyalektik ilişkisi içinde bu iddia somut bir güce dönüşür. Devrim idealiyle yola çıkan her örgüt, parti, ortaya koydukları devrim programı ile kendilerini devrimin biricik tek öncüsü, tek doğrusu olarak gösterir ve güçlü bir şekilde iddia ederler. Tabi bu, her devrimci örgütün kendi tasarrufunda olan bir şeydir. Bu nedenle hiçbirinin bir diğerine söyleyecek sözü de olamaz. Ancak ileri sürülen her iddianın ne kadar bilimsel olup olmadığı, devrimci normlar içerisinde devrimin lehine elbette ki tartışılır, eleştirilir veya ortak yanlar etrafında birlikler, birliktelikler kurulur. Bunlar, mücadele süreci içerisinde, mücadelenin kendi tabiatına aykırı olan şeyler değildir.
Sınıf mücadeleleri tarihi bu türden örneklerle doludur. Ancak, bütün bu iddialardan öte, içinde bulunulduğu verili anda, devrim anına önderlik etmeye hazır olmak iddiasını bambaşka bir durumu ifade eder ve bu durum, devrimin sübjektif ve toplumsal koşulların dinamik durumuyla ele alınıp değerlendirilmek durumundadır. Devrimci örgütlü siyasal bir öznenin, öznel ve nesnel toplumsal koşulları, bu koşullar içinde toplumsal devrimci dinamiklerin konumlanışını, örgütlülük düzeyini, bu düzeyin devrimin stratejik hedefleriyle olan kurumsal bağını, karşı devrimin koşullarını göz ardı ederek, toplumsal süreci devrim anı ve kendisini de devrime önderlik etmede hazır olduğunu tarif etmesiyle, açıklanacak bir hadise değildir, devrime önderlik yapma kapasitesi.
Devrimin nesnel ve sübjektif güçlerini MLM bilimsel dünya görüşünün hükmünde, politik iktidar mücadelesinin savaş pratiğinde harekete geçirmek ve iktidara yürümek, iddia etmenin ötesinde somut stratejik planlamaların ve bu stratejik planlamaları besleyen taktik kapsayıcılığın devrimci eylemidir.
Devrimin önder partisi olma durumu nedir ve hangi siyasal dengelerin koşullanmasıyla devrim denen kapsamlı toplumsal alt üst oluşu gerçekleştirir. Bunun da ötesinde, devrime önderlik etmeye hazır hale gelmiş bir partinin sınıfla ve geniş kitlelerle örgütlü ilişkilerine, özel olarak partinin kendi örgütsel durumuna, (yani mücadelede, devrimci savaşın stratejik planlarına uygun kurumsallaşmış, savaş ve örgütlenme düzeyi ile yaygın hale gelmiş alan örgütlerine), askeri güce, karşı devrimin her türlü kuşatmasına kurumsal olarak devrimci hamlelerle cevap verebilme kapasitesine, karşı devrim iktidarının durumuna, yani devrime önderlik edecek temel öznel güce sahip olup olmadığıyla ilintili olarak, önderlik pozisyonu tayin edilir.
Başında da belirttik, her örgüt veya partinin öncü olma iddiası kurulduğu ilk günden vardır bu normal de bir durumdur. Ama devrime önderlikte hazır hale gelmiş olmak iddiası, artık bir iddia olmaktan çıkmış somut bir olgu haline gelmiş demek olur ki bu elbette ki, devrimin öznel ve nesnel birçok dinamiğini kapsayan toplumsal çelişkiler üzerinden sürdürülen devrimci savaşın somut pratiğiyle ifade bulur. Her şeyden önce bunun mücadele pratiği içerisinde ikna edici yanlarının olması gerekir. Bu meselenin pratikte görünür yanıdır. Bir de ideolojik, siyasi ve politik yanı var bu işin. MLM ideolojiden fersah fersah uzaklaşmış pek çok kesim de aynı iddialarda rahatlıkla bulunabilmektedirler. Bunun bilimsel bir değeri olmadığı gibi, pratikte devrim ve sosyalizm adına da bir ilerleme kaydedemez.
Devrim ve devrimci mücadele, birçok momenti, yengi ve yenilgi sürecini kendi içinde taşıyan, gelişim ve gerileme dönemlerini kapsayan son derece karmaşık zengin deneyimler ortaya çıkaran sınıflar mücadelesi sürecidir. Sınıflar mücadelesi sürecinde her tarihsel kesit, bir çok politik özneleri öne çıkardığı gibi, bir çok politik özneleri de sınıf mücadelesinin dışına iter. Sınıflar mücadelesi sürecinde, örgütlü güç olarak ortaya çıkan birçok politik öznelerin gelişmesi ya da gerilemesi, tamamıyla devrimci savaşa dinamik rol katan tarihsel momentleri kavraması ile ilintili ortaya çıkan bir sonuçtur.
Komünist partisi ve komünistler, bu tarihsel momentleri doğru okuma, teorik olarak analiz etme, devrimci siyasetle tarihsel gelişmelere yön verme, toplumsal çelişkilere devrimci politika ile müdahale ederek devrimci savaşı geliştirme ve gelecek toplum ütopyamıza göre kitlelerin dinamik rolünü örgütleme kavrayışı ile, devrim ve devrimci savaşta özel bir role sahiptirler. Yani komünist partileri, tarihsel momentlerin özgün koşullarının teorisyenleri, bu koşulların ortaya çıkardığı fırsatları devrimin stratejik planları ekseninde devrimci savaşla çözen devrimci iradeleri, devrim ve karşı devrimin güçler dengesine uygun stratejik planlamalar yapan kurmayları olabildikleri oranda, toplumsal çelişkileri devrimci tarzda çözerler, devrimi besleyen devrimci savaş pratiğini politik iktidar ile taçlandırabilirler.
Sınıflar mücadelesinde, politik iktidarı kuşatma ile gerçekleşecek olan, devrim denen o büyük toplumsal alt üst oluş, toplumsal çelişkilerin kendiliğinden süreciyle tayin edilen bir eylem değildir. Stratejik ve taktik planlamalarla, devrimci bir programla, parçadan bütüne, karşı devrimi zayıflatan, devrimci cepheyi güçlendiren kapsamlı bir savaş sürecinin sonucudur. Hangi stratejik planlama ile olursa olsun, toplumsal dengelerin somut pratiğinde önemli bir tarihsel kesiti kapsayan devrimci savaş, kendi içinde önemli stratejik taktik süreçleri içermektedir. Basitten karmaşığa her stratejik plan ve bu stratejiyi besleyen taktiksel süreç, buna uygun devrimci güçlerin konumlanmasını gerektirir buna uygun politik yönelimlerle devrimci savaş sürdürülür.
Basitten karmaşığa farklı stratejik dönemleri ifade eden devrimci savaşın her aşamasında, devrimci savaş kendi içinde birçok farklı araçla sürdürülür ve her stratejik aşamanın bir sonraki stratejik aşamaya evrilmesi, devrimci mücadele, savaş, örgütlenme kapasitesi tarafından tayin edilir. Devrimci mücadelenin bu basitten karmaşığa stratejik taktik niteliği yadsınarak belirlenen her politik yönelim, sınıflar mücadelesinin tarihince kanıtlandığı gibi, devrim cephesinde derin bunalımlar yaratmaktadır. Örneğin, devrimin yolunun başından sonuna silahlı mücadele ile sürdürülen, sosyal, iktisadi toplumsal koşullarda, genel anlamda devrimci savaş, savunma denge ve saldırı gibi stratejik aşamaları içerir. (Klasik Halk Savaşı stratejisinin bu aşamaları, çok üstten bir soyutlama ile başından sonuna silahlı mücadele ile sürdürülen devrimci savaşa uygulanabilirliğini varsayarak) stratejik savunma aşamasında, politik iktidarı kuşatma alma politikası gibi bir sol sapma ne kadar tehlikeli ise, stratejik saldırı aşamasında, politik iktidarı kuşatma koşulları oluşmasına karşın, iktidarı alma hedefine kilitlenmemek gibi sağ sapma bir politika da bir o kadar tehlikelidir. Lenin’in “dün erkendi, yarın ise çok geç” belirlemesinin stratejik, politik esprisi tamda budur.
Devrimci savaş, sadece karşı devrimi yıpratma zayıflatma süreci değil, aynı zamanda, ideolojik, örgütsel, teorik, kuramsal, kültürel, askeri olarak komünist partisinin kendisini tarihsel koşullara göre komünist ilkeler ekseninde kurumsallaştırma sürecidir. Komünist partisinde, politik iktidar donanımı, yaşanmış tarihsel devrimlerin tecrübeleri dışında, başından hazır reçetelerle bahşedilmiş bir donanım değildir. Aynı zamanda, burjuva ve türevi gerici iktidar niteliğinin toplumda yarattığı derin çelişkiler ne denli derin olursa olsun, bu derin toplumsal çelişkiler ve hoşnutsuzluklar, kendiliğinden kitle hareketlerini beslese de bu dinamik kendiliğinden komünist partisinin inisiyatifine geçmez.
Bu tamamıyla, KP’nin, devrimci mücadele süreciyle yaratacağı bir düzeydir. Yaşanan her toplumsal momenti, karşı devrimin ve devrimci toplumsal dinamiklerin karşılıklı pozisyonunu baz alarak, devrimci mücadelenin ihtiyaçlarına göre, komünist ilkelerle kendini yenileyen, aşan, kurumsallaşan KP’si, toplumsal ilerlemenin yönünü tayin etmekle kalmaz, politik iktidarı alma ve sürdürme niteliğini de güçlendirecektir. Komünistlerin, ideolojik ve teorik kuramlarının dayandığı zemin, toplumsal, sosyal, iktisadi koşullardır. Sosyal, iktisadi, toplumsal çelişkilerin koşullandığı sınıf mücadelesinin her aşamasını, ideolojik, teorik, örgütsel hamlelerle mücadeleyi sürdürmek, devrim ile karşı devrim arasındaki güç dengeleri arasındaki diyalektik bağ esas alınarak devrimci mücadeleyi sürdürmek, devrimin lehine olan tarihsel koşulları doğru okuyarak devrimin güncelliğini aramak, devrime önderlik etme rolünün tayin edici niteliğidir.
MLM politik devrim çizgisi sistematiği ile hareket ederek, sınıflı toplumun en önemli aygıtı olan gerici devlet mekanizmasını yıkmak ve parçalamak, proletaryanın sosyal devrimi açısından can alıcı husustur. Bu proleter devrimin ana hedefidir. Sınıflı toplumun günümüz biçimi olan burjuva ve türevi devlet egemenliğini parçalamak ve uzun bir tarihsel süreç boyunca boyunduruk altına aldığı ezilen yığınları bu kölelik zincirinden kurtarmak, kitlelerin eseri olan devrime, kitleleri seferber etmekle olanaklıdır.
Devrimci savaş ve mücadele, özünde bu sürecin mayalanmasıdır, kitlelerin sistemden, sistemin tüm kötülüklerinden kurtarılarak kendi kurtuluşlarına seferber edilmeleri, devrim için zorunludur. Devrime önderlik ve devrim hamlesi, bu denklem üzerinden toplumsal zemine oturmaktadır ve devrimin önder gücü olan KP, bu zemine doğru müdahale etmek durumundadır.
Politik İktidar Mücadelesinde ve Gelecek Toplum Ütopyamızda Komünist Partisinin Tayin Edici Rolü!

Devrimci, sosyalist sınıf mücadeleleri tarihi kanıtlamıştır ki bu iddialarla ortaya çıkan pek çok örgüt ve partiler olmuş, ancak bunlardan biri veya birileri idealleri doğrultusunda proletaryayı iktidara taşıyabilmişlerdir. Hiç kuşku yok ki bu, onların Marksist bilimle donanımlarının bir ifadesi ve sonucudur. Yani iddia etmenin ötesinde, somut durumu kavrayışı ve ona uygun taktik ve stratejik mücadele biçimlerini azimle hayata geçirmeleriyle ilgili bir durumdur. Önderliğe “hazır” hale gelmiş olma esprisi, kuru kuruya iddialarla değil, bir zat mücadelenin seyri içerisinde artıları ve eksileriyle ortaya çıkar. Bu mücadele sürecinde, artılarını arttıran, eksilerini azaltan, kitlelere güven veren, her bir yenilgi ve başarıdan devrimin lehine dersler çıkartan ve sınıf kavgasında bir adım gerilese de iki adım öne çıkmayı beceren ve MLM bilimle donanmış bir KP‘si ancak önderliğe hazır vasıflara sahip olabilir.
Bir parti veya örgüt kurulduğu ilk günde komünist bir ideolojiye sahip olabilir. Ancak komünist olmanın özelliği sadece teorik olarak komünist ideolojinin ve siyasetinin savunusunu yapmak değildir. Onu hayata geçirmektir de. Tıpkı, “dünyayı yorumlamak yetmez, değiştirmek gerekir” esprisinde olduğu gibi. Ya da Lenin‘in dediği gibi, “Devrimci ve sosyalizm yandaşı yada genelde komünist olmak yetmez.“ Yani Marksist teoriyle pratiğin birlikte yürütülmesiyle, bir parti ancak komünist olma ideallerine erişebilir. Bir KP’si, “sınıf görevini gerçekleştirmek için toplumsal faaliyetlerin istisnasız bütün biçimlerine ve yönlerine egemen olmayı bilmelidir. Ve gerektiğinde aniden bir biçimin yerine hızla bir diğerini koymaya hazırlıklı olmalıdır “der Lenin.
Bir parti bunlardan muafsa, devrime önderlik etmek için hazır olduğu iddiasında olabilir mi? Olsa bile görev ve sorumluluklarını yerine getirebilir mi? Devrimci sınıf savaşımını sevk ve idare etme sanatı teorik söylemlerle değil, gerçekten savaşın her bir alanında ustalaşmak ve Marksist bilimin özümsenmesiyle mümkündür. Sadece pratik alanda ki ustalaşma yetmez. Aynı şekilde siyasi mücadele biçimlerinde de Marksist birikime sahip olmak gerekiyor. Siyasi mücadele biçimleri, savaşı sevk ve idare biçimlerinden de çeşitlidir. Ekonomiden toplumsal duruma, kültürel gelişmelerden toplumu oluşturan sınıfların durumuna, mücadele eden mevcut güçlerin karşılıklı ilişkilerinden iktidarın karakterine ve daha geniş anlamda uluslararası ilişkilere kadar bir dizi çeşitlilikten oluşur.
Siyasi ve ideolojik alanda açık sınıf düşmanıyla çatışmak yetmez, birde revizyonist ve oportünist akımlarla da mücadele etmek zorundadır proletarya partisi. Parti bütün bu alanlarda ustalaşıp uzmanlaştıkça devrime önderlik etmeye hazırlıklı hale gelebilir. Bunlar oldukça önemli ve ek olarak ihtiyaç duyulan örgütlenmeler üzerindeki inisiyatifini de eklemek gerekir. “Öne çıkarılacak mücadele ve örgüt biçimleri, tam da hareketin verili anındaki kabarma ya da alçalma koşullarına en uygun olan ve kitleleri devrimci mevzilere çekmeyi, milyonlarca kitleyi devrim cephesine çekmeyi ve onların devrim cephesinde mevzilenmesini kolaylaştıracak… “örgüt ve mücadele biçimlerine ihtiyaç var. Kuşkusuz bütün bu deneyim, tecrübe ve birikimler gökten zembille inmeyecektir. Sınıf mücadelesinin seyri içinde kazanılabilir ve iktidara sağlam adımlarla yürünebilinir.
Geniş Kitlelerin Desteğini Almayan, Onları İhtilalci Bir Ruhla Seferber Edemeyen Parti İktidar Olamaz
Önemli bir ayrıntı olarak belki de altı çizilmesi gereken bir başka nokta ise, öncü kurumayın kendisine eleştirel ve özeleştirel bir biçimde yaklaşmasıdır. Mücadele içerisinde yanlış yapmamak, hataya düşmemek gibi bir ihtimal neredeyse olanaksızdır. Önemli olan bu kaçınılamaz durum değildir. Yanlışların, hataların yerine doğruların konulması önemlidir. Eleştiri ve özeleştiri tam da bunun içindir. Lenin yoldaş ısrarla şunu belirtmektedir. “…meselenin odak noktası, öncünün kendini ele alması, kendini değiştirmesi, kendi yetersiz hazırlığını ve yetersiz becerisini açıkça kabul etme görevinden kaçınmamasıdır.” Bütün bunları yerine getirmekte tereddüt etmeyen ve önemli derecede yerine getirmiş bir KP‘si artık hazırlanmanın ötesinde bir yerdedir.
Meselenin odak noktası, daha kararlı adımlarla ileriye atılmak ve işçi sınıfının önderliğinde kitleleri iktidara taşımak olacaktır. “Hazırım “demenin yolları buralardan geçiyor. Salt teorik söylemlerden değil.
Mücadele içinde ustalaşmak, uzmanlaşmak iktidara gelmek için yeterlimi; elbette ki hayır. Devrim kitlelerin eseriyse, parti, en geniş kitlelerle buluşmak zorundadır. Kitlelerle buluşmanın biricik yolu, hiç kuşku yok ki MLM bir programa sahip olmak ve o programı doğru taktik ve stratejik mücadele biçimleriyle hayata geçirerek kitlelere güven vermekten geçer. Geniş kitlelerin desteğini almayan, onları ihtilalci bir ruhla seferber edemeyen bir partinin iktidarı alması olası değildir.
“Yalnızca öncüyle “diyor Lenin, zafer kazanılamaz. Tüm sınıfın, geniş kitlelerin, öncüyü ya doğrudan desteklediği ya da ona karşı hayırhah bir tarafsızlık gösterdiği bir konum almamış oldukları sürece, öncüyü tek başına tayin edici bir savaşa sürmek … yalnızca bir budalalık olmakla kalmaz, aynı zamanda bir cinayet olur. “Kitleleri proletarya partisinin etrafında birleştirmek, onların güvenini kazanmak elbette ki yalnızca ajitasyon ve propagandayla mümkün değildir. Bunun için öncünün pratik olarak kararlı mücadelesinin yanı sıra, kitlelerin kendi siyasi deneyimleri de gerekir.” Bu, tüm büyük devrimlerin temel yasasıdır” der Lenin. Bu somut olgularla yüzleşip bütünleşmemiş bir örgütün, devrim için “hazırım” iddiası, ancak kendi kendisine ajitasyon çekmekten öte gitmez.
“Tayin edici muharebe, diyor Lenin, eğer 1–) bize düşman tüm sınıf güçleri yeterince kargaşa içindeyse, yeterince birbirine düşmüşse, güçlerini aşan mücadele ile yeterince güçten düşmüşlerse; eğer 2–) tüm yalpalayan, istikrarsız, kararsız, yani küçük burjuvazi burjuvaziden farklı olarak küçük burjuva demokrasisi, halkın gözünde yeterince teşhir olmuşsa, iflaslarıyla pratikte yeterince gözden düşmüşse; eğer 3–) proletarya içinde, burjuvaziye karşı en kararlı, en yürekli devrimci eylemleri desteklemekten yana bir kitle ruh hali başlamışsa, ve güçlü bir şekilde yükseliyorsa. Eğer durum buysa o zaman devrim gerçekten olgunlaşmıştır. O zaman zaferimiz kesindir. Bu durum özellikle emperyalist kapitalist ülkelerde devrim halidir. Doğal olarak, proletarya partisinin de iktidarı ele geçirebilmenin hazır olma halidir. Denilebilir ki. Bu aşamaya gelene kadar ki mücadele sürecinde, proletarya partisi hazırlıksız mıydı? Bu aşamaya kadar ki mücadele biçimlerini iktidarı ele geçirmenin hazırlıkları olarak ele alıp, devrim anına gelindiği andan itibaren ve eğer stratejiden herhangi bir sapma söz konusu değilse KP‘si iktidar için hazırdır tespitinde bulunmak sanırız yanıltıcı olmasa gerek.
Bütün dünya KP’lerinin sosyalizm ve devamla sınıfsız ve sınırsız bir dünya yaratma stratejileri aynı olsa da devrimi örgütleme ve izleyecekleri yol bir ve aynı değildir. Bu, ülkelerin sosyo ekonomik durumları, devlet ve yönetim biçimleriyle doğrudan ilintili bir durumdur. Genel olarak gelişmiş kapitalist ülkelerde devrim için silahlı bir toplu ayaklanma stratejisi öngörülürken; sömürge ve yarı sömürge ülkelerde başından itibaren silahlı mücadele stratejisine göre devrim örgütlenir. Burada da iktidara gelmek için, mücadelenin inişli çıkışlı birden fazla evreleri vardır. Örneğin savunma, saldırı, denge gibi çeşitli evrelerden geçerek ancak devrim gerçekleştirilebilmektedir.

Doğal olarak denge hatta saldırı üstünlüğünün ele geçirildiği ana kadar ki dönemleri devrimin hazırlık dönemleri olarak ele almak mümkündür. Saldırı üstünlüğünün ele geçirildiği dönemi ise, artık iktidarın ele geçirilmesi ve zaferin kaçınılmaz olacağı durum olarak anlamak gerekiyor. Bu, partini mücadeleyi zaferle taçlandırmaya hazır hale geldiği anlamına da gelir.
Kısacası, hazırlanmakla, hazır olmak arasındaki nitel farklılıkları ayrıt edip anlayamazsak, düşmanı küçümsemek, kendi durumumuzu gereğinden fazla abartmak gibi hata ve yanılgılara düşeriz ki, bu da devrimin lehine değil, aleyhine bir dizi olumsuzluğun yaşanmasına vesile olur. Bunlar uluslararası Komünist Partileri tarihinde az rastlanmış şeyler değildir. Devrimci cephe de açıkça tartışılmakta olan bu konu üzerinde şimdilik polemikler yürütmek değildir amacımız. İdeolojik ve siyasi olarak ciddi bir mesele olarak gördüğümüz bu konuya dair kaba hatlarıyla düşüncelerimizi ifade etmek istedik. Elbette ki ileride yürütülen tartışmalar çok daha kapsamlı ele alışı beraberinde getirecektir.
Bu makale ilk olarak Halkın Günlüğü Gazetesinde yayınlanmıştır.








