Connect with us

Makale

Diktatörler Tarihin Önünde Her Daim Yenilmiştir

Geçmişteki zorbaların ve en yakın tarihimizdeki diktatörlerin istisnasız hepsi halklara neyi vermişlerse, bugünkülerin de onlardan farklı bir şey vermeyeceklerini bilmek için kahin olmaya gerek yok

Özel  mülkiyetin  ortaya  çıkışından  bu  yana, bütün  zorbalar, diktatörler hedefleri  farklı  farklı da  olsa da  hepsinin  benzer  özellikler  taşıdıklarını, benzer  araçlar  kullandıklarını  ve  sınıfsal  çıkarları  için  aynı  taktik ve stratejik  yolları  yürüdüklerini  görürüz. Ve  yine  aynı  yolun  yolcuları  olan  bu  zorbalar  ve  diktatörler  tarih  tarafından  hiç  bir  zaman  af  edilmemişlerdir. Dünün  kralları, şahları, beyleri  ve  tiranları  hepsi  tarihin  adaleti  önünde  yargılanarak  insanlık  tarihinin  çöplüğüne  atılmışlardır. En  yakın  tarihimiz  bunun  tanıklığını  yapmaktadır. Günümüz  faşizminin  aktörleri de  kendilerinden  öncekiler  gibi  aynı  benzerliklerle, dünyayı  kendi  sınıf  çıkarları  doğrultusunda  hızla  faşizmin  cenderesine  hapsetme  gayreti  içindeler.

 Halklarımıza  şu  soruyu  sormak  yerinde  olur  kanısındayız. Biz  emekçilere  duyulan  kinin, nefretin  hiç  eksik  olmadığı; zulmün, savaşların, kanın  ve  gözyaşlarının  bitmediği  böylesi  bir  sömürü  sistemi  içinde,  biz  dünya  halklarını  daha  neler  bekliyor  dersiniz. “Führer”, “şef”, “reis”  gibi  hiçte  hak  etmedikleri  sıfatlarla  yücelttiğiniz  bu  zalimlerin, sizler  üzerinden  edindikleri  egemenlik  “zaferlerini” alkışlayıp  sevinç  göz  yaşlarına  boğulurken, neyi  alkışlayıp, neye  sevindiğinizin  farkında mısınız? Bunun  için  engin  bilgiye, sayfalarca  kitaplar  devirmeye, entelektüel  bir  konuma  sahip  olmaya  gerek  yok. Sadece  dönüp  ayak  izlerinize  bakmanız  yeterlidir.

Geleceği  görmenin  veya  en  azından  tahmin  etmenin  en  kestirme  yolu  hiç  şüphe  yok ki  dönüp  geçmişe  bakmaktan  geçer. Geçmişteki  zorbaların  ve  en  yakın  tarihimizdeki  diktatörlerin  istisnasız hepsi  halklara  neyi  vermişlerse, bugünkülerin de  onlardan  farklı  bir  şey  vermeyeceklerini  bilmek  için  kahin  olmaya  gerek  yok. Çünkü  bu,  artık  tecrübeyle  sabit  bir  durumdur.

 Bunlar, yani  bütün  diktatörler, hiç  bir  muhalefete  müsamaha  göstermezler. Adalet, hukuk  onlar  için  hiç  bir  anlam  ifade  etmez.  Kendilerinin  hizmetinde  olmayan  her  şeyi, ama  her  şeyi  ellerinin  tersiyle  iterler.  En  büyük  özelliklerinden  biri, olmayanı, olmuş  gibi  gösterirler. Yani  yüzleri  kızarmadan  gözlerimizin  içine  baka  baka  yalan  söylerler  ve  zeytin  yağı  gibi  üste  çıkarlar. Mesela, açlığı ve sefaleti  çok  büyük  bir  zenginlik  olarak  gösterirler.  Kitlesel  katliamlar  yapmakta, ırkçılık  yarışında  aynı  yolun  yolcularıdırlar. Güçlerinin  doruğuna  ulaştıklarında  kendilerini  “tanrılaştırırlar“. Kendi  zorba  kişiliklerine  her  ne  vesileyle  olursa  olsun  tapan  milyonlardan  oluşan  etten  bir  duvar  ağı  örerler. Bu  aşamadan  sonra  kendilerini  hiç bir  insani, ahlaki  ve  etik  değerlere  bağlı  görmez, hissetmezler. Kitleleri, ne  pahasına  olursa  olsun  mutlaka  devletin  yıkılmaz  güç  olduğu  ütopyası  rüyasına  inandırmaya  çalışırlar. Kendilerini, yıkılmaz  güç  olarak  gösterilen  devlet, kitleleri ise  hiç  çekinmeden  hizmetkar  köleler  olarak  görürler. Öyle ki  artık  hesap  sorulmayacak, herkesin  el pençe  önlerinde  diz  çökebileceği  güç  zehirlenmesi  noktasına  gelirler. Tam da  bu  noktada, kendilerinden  olmayan  her  farklı  muhalif  kesime  en  çok  acı  çektirdikleri  bir  sürece  girerler. Kendilerini  en  “güçlü”  hissettikleri  bu  dönem, aslında  en  zayıf ve en korkak oldukları  dönemdir. Çünkü, faşist  iktidarlarını  sürdürebilmek  için, halk  üzerindeki  baskılar, adaletsizlikler, açlık  ve  sefalet  arttıkça, kitlelerin  isyan  öfkesi de  ona  paralel  yükselmeye  başlar. Ve  öyle  bir  an  gelir ki  döktükleri  kanda  boğulup  giderler. Bütün  diktatörlerin, zorbaların  hazin  sonları  böyledir. Tarihin  sayfalarında  bunlara  dair  söylenmiş  bir  tek olumlu sözcük  bulunamaz. Tarihin  lanetlediği  bütün  bu  ırkçı  diktatörlerin en  belirgin  ortak  özellikleri, başka  millet  ve  milliyetlere  dair  ileri  sürdükleri  nefret  ve  alçaltıcı  ırkçı  söylemleridir. Mesela, Hitlerin  Alman  ırkını  dünyanın  en  üstün  ırkı  olarak  göstermesi, diğer  ırkların  kendilerine  kölelik  yapması  gerektiğini  söylemesi; Güney  Afrika‘da  beyazların, siyahlara  üstünlüğü; “Bir  Türk, dünyaya  bedeldir”  , ya da  Siyonizm’in  “on  Yahudi, yüz  Müslümana  bedeldir” gibi, kendilerini  yücelten, diğer  millet  ve ırkları  küçülten  ırkçı  söylemleri  çoğaltabiliriz. Böyle  olmakla  birlikte, bütün  ırkçı  diktatörler  aynı  zamanda  birbirlerinin  kuyruğu  olmayı  ihmal  etmez  ve  tam  bir  anlayış  birliği  içinde  olurlar. Yani  fırsat  bulsalar  birbirlerinin  gözlerini  oyacak  olan  bu  ırkçı  diktatörler, sınıf  çıkarları  gereği  birbirlerinin  dostu  olmaktan da  vazgeçmezler. Tarihe  bakıldığında, Hitler, Mussolini, Franco, “güneşin  oğlu” olduğu  iddiasındaki  ırkçı  Japon  imparatoru  arasında ki  ilişkiler  ve  dayanışmalar  böyledir. Veya  bugün  Trump, Erdoğan, Putin  ve  benzerleri  arasında ki  ilişki de  aynıdır.  Bunlar  her  ne  kadar, kitleleri  kandırmak  adına  kendi  milletlerini  diğerlerinden  üstün görme, birbirlerine  karşı “düşmanca“ hisler  besliyor  görünseler de  onları  birbirlerine  ikiz  kardeşler  gibi  yapıştıran, yan yana  getiren  sınıf  çıkarları  gereği, ideolojik, siyasi  ve  politik  bir  zeminde  hiç  tereddütsüz  buluşabilmeleridir. Kısacası  halklarımıza  şunu  ifade  etmek  istiyoruz;  Diktatörlerin  söylemlerine  değil, neler  yaptıklarına  ve  yapacaklarına  bakınız. Yaptıkları  hiç  bir  şeyin  kitlelerin  lehine  olmadığını  göreceksiniz. O  zaman, biz  emekçilere  düşen  onları  kutsamak  değil, nasıl ki  onlar  kendi  sınıf  çıkarları  doğrultusunda  bizleri  köleleştirmek  istiyorlarsa, bizlere de  kendi  sınıf  çıkarlarımız  doğrultusunda  onları ve  onları  dünya  halklarının  başına  musallat  eden  hakim  sınıfları  yargılamak  düşer. Yine,  iddia  ettikleri  gibi  devletin, hele de  söz  konusu  bu  burjuva  devletin  “kutsallığına“  değil, bir  sınıfın, bir  diğer  sınıfı  baskı  altında  tutma  aygıtı  olan  bu  devleti  yıkmak, yerine  herkesin  eşit  haklara  sahip  olduğu,   ve  geniş  kitleler  üzerinde  baskı  aracı  olmayacak  olan  yepyeni  bir  devleti  inşa  etmek  düşer  bizlere. Hatta  daha da  ileri  giderek  bir  baskı  aracı  olan  devlet  denen  aygıttan  tamamen  kurtulmak  gerek.

Dünyayı  omuzlarında  taşıyan  emekçiler, yaratan  siz, üreten  siz  olmanıza  rağmen, açlığa, yoksulluğa  talim  eden  gene  sizlersiniz.  Sizin  sırtınızdan  saraylarda  yaşayan, sofralarında  dünyanın  bütün  nimetleri  eksik  olmayan, ama  sizlere  bir  lokma  kuru  ekmeği  bile  çok  gören  bu  asalakları  daha  ne  kadar  sırtınızda  taşıyacaksınız. Sabır  taşı  olsanız  bile, çatlamanız  gerekmez mi?. “Tanrılaştırdığınız”  diktatörün, kanınızın  son  damlasını da  emmekte  olduğunun  farkında  değil misiniz? Deli  Dumrul  misali, geçmediğiniz  yollar, köprüler, tüneller  ve  hava yollarının  paralarını  çeşitli  vergilerle  sizlerden  alınarak, üç- beş  kodamanın  kasalarına  aktarıldığını  ne  zaman  anlayacaksınız.  Onlar  zevki sefa  içinde  yüzerken, sizler  yokluk  ve  sefalet  içinde  boğuşup   yine de “Allaha  çok  şükür“ demekten  vazgeçmeyecek misiniz? Ürettiğimiz  değerleri  kardeşçe  üleşelim  deme  cesaretini  göstermeyecek misiniz? Biz  bu  cesareti  göstermediğimiz  sürece, onlar  bizi  sömürmeye, köleleştirmeye  acımasızca  devam  edecekler. Aslında  insanlık  adına, toplum  adına  zerre  kadar  kıymeti  olmayan  bu  halk  düşmanlarını, sizlerin  nezdinde  onca  kıymetli  kılan  nedir. Sizleri  aç- susuz  bırakmalarımı. Haksız- hukuksuz  savaşlara  gönderip  kanınızı  akıtmalarımı. Sizleri  birbirinize  düşman  etmelerimi. Din, millet, bayrak, ırkçılık  kisvesi  altında  söyledikleri  yalanlar mı  onları  “baştacı”  etmenize  vesile  oluyor.  Peki,  bu  söylediklerine  dair  bir  kerecik  olsun  bir  risk  altına  girdiklerine  hiç  tanık  oldunuz mu? Bütün  riskleri  sizlerin  omuzlarına  yıkmaktan  başka.

Ekmeği  elinden  alınan, çocuğu  cepheye  sürülen  ve  gözyaşlarını  katık  eyleyen  analar, babalar  ve  açlığın, yoksulluğun  ceremesi  altında  inim  inim  inleyen  milyonlarca  işsiz, güçsüz  kalmış  emekçi  halkımız, artık  bu  talan, yalan, kıyım, yıkım  ve  sömürü  düzenine  dur  demekten, diktatörleri  kendi  döktükleri  kanda  boğmaktan  ve  şimdiye  kadar  olduğu  gibi  tarihin  çöplüğüne  gömmekten  başka  bir  çıkış  ve  kurtuluş  yolu  yoktur. İnsanca  yaşamı  ve  kurtuluşu  başka  başka  yerlerde  aramayın. Kurtuluş  kendi  ellerinizdedir. Hayatın  her  alanında, korkmadan, yılmadan  birleşerek  birlikteliğinizi  pekiştirmekten  ve  birlikten  aldığınız  güçle  masaya  vuracağınız  yumruktan  geçer.

 Diktatörler, zorbalar  ne  kutsanacak  ne de  tanrısallaştırılacak  tiplerdir. Onlar, güçlüymüş  gibi  görünseler de,  aslında  dünyanın  en  korkak  sülükleridir. Sıradan  bir  emekçi  gibi  sokakta  tek  başlarına  dolaşma  cesareti  olmayanlar  güçlü  değil, ancak  korkak  olabilirler.  Yüzlerce  korumayla  dolaşmalarının  tek  nedeni  korkaklıklarıdır.  Hanlarını, saraylarını  başlarına  yıkmak  sanıldığı  kadar  zor  değil. Sadece  birleşin  ve  kendi  gücünüzün  farkına  varın. Gerisi  kolay. İşte  o  zaman, onların  kaçacak  delik  arayışlarına  kendiniz  tanık  olacaksınız.



Ocak 2026
PSÇPCCP
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031 

More in Makale