
Devrimci görevlerin başarısından bizzat devrimin başarısına kadar bütün başarılarda öngörü belirleyen unsurlardan biridir. Tayin edici role sahip olduğu da söylenebilir. Öngörü, tehlikeler karşısında önlemler almada olduğu gibi, uygun fırsatların değerlendirilmesi bakımından da etkili bir silahtır. Göğüsleyemeyeceğiniz kadar ağır bir saldırıyı öngörmeniz size bu saldırıya karşı tedbir alıp kendinizi koruma fırsatı sunar. Eğer bir ayaklanma hareketinin patlayacağını öngörürseniz, bu size ayaklanma sürecine hazırlanma fırsatı sunar. Hangi taktik siyaset ve stratejik planla hareket edeceğinizi, etkili eylemde bulunma imkanını ya da geri çekilmenizin gerekliliğini sizlere söyleyecek olan nesnel gerçeğe oturan objektif tespitleriniz ve bilimsel öngörünüzdür.
Öngörü, henüz yaşanmamış veya kanıtlanmamış olduğu halde, bir olay, bir gelişme ya da bir tez hakkında, eldeki delil ve görülen emarelerden yola çıkıp, gelişmenin ön habercisi olarak beliren ip uçları ve gelişme halkalarını bilimsel tutarlılık içinde bir araya getirerek, bunlar tarafından koşullanmış olan sonucu önceden görebilmektir. Diğer bir ifadeyle, geleceğin gelişmelerini önceden tahlil etme, görme ve bilme yeteneğidir. Bu tanımdan hareketle, öngörünün bir bilim mahareti veya bilimsel niteliğin ürünü olduğunu iddia etmek yanlış olmaz. Buna karşın öngörüde yanılgıya düşmek mümkündür. Yanılgıyı doğuran neden bilimsel görüş ve metotta zaafların olmasıdır. Bilimsel kavrayışın noksanlığı ile bilimsel yöntemde hataya düşülmesi, öngörüde isabet yitimini şartlar. Şayet bilimsel kavrayış ve bilimin emrettiği yöntemde bir zaaf ve zayıflık yok ise, ileri sürülmüş olan öngörüde yanılgı ya yoktur ya da yok denecek kadar azdır. Bilimsel görüş sağlam ve bilimsel metot doğruysa, yanılgıya düşme oranı o kadar azdır.
Öngörü, aynı zamanda analiz, tahlil ve tespit anlamına da gelir. Dolayısıyla, öngörü ve bunun ön şartları veya biçimleri olan analiz, tahlil ve tespit meselelerinde, irademize bağlı olan bilimsel görüş ve bilimsel metot şartından, yani irademiz dışında olan ikinci bir cephe daha vardır. Bu, irademiz dışında ve bize rağmen var olup bizleri sarmalayan, etkileyen dış siyasi koşullar gerçeğidir. Nesnel koşulları bilimsel ölçütler açıklayıp bilimsel yöntemlerle yanıtlamaya çalışırken, dış siyasi etmen konusunda hatalı tahlil-tespitlerde bulunmamız çok daha güçlü bir olasılık olarak karşımıza çıkar. Bu dış siyasi alan her zaman ve mutlak biçimde vakıf olmayabileceğimiz bütünlüklü koşulların bir belirleyeni olan sınıf düşmanlarımızın palanları, siyaset ve manevralarını ihtiva eder. Düşmanın her somut plan ve siyasetine vakıf olmamız mümkün olmaz. Çoğu kez gizli, sinsi ve kuralsızlıkla devreye sokulan bu plan ve politikaları somut olarak bilmemizin imkânı olmaz ki, bunlar genellikle ulaşma olanağımızın olmadığı düşmanın iradesi dahilindeki gelişmelerdir. Bilimsel öngörü ne kadar sağlam olursa olsun, ulaşma alanımız dışında kalıp tamamen düşmanın inisiyatifinde olan her somut plan, siyaset ve stratejileri bilmemiz-öngörmemiz mümkün olmaz. Dolayısıyla, bilimsel yeteneğe karşın, öngörü, tahlil ve tespit meselelerinde hatalara düşmek tamamen anlaşılırdır.
Şuraya geliyoruz: Erdoğan-AKP iktidarının gidici olduğu birçok kez öngörüldü. Teorik olarak bu öngörüler doğruydu. Ekonomik-siyasi gelişmelere bağlı nesnel koşullar bu öngörüyü tutarlı kılıyordu. Ki Erdoğan-AKP iktidarı 1 Kasım genel seçimlerinde tek başına hükümet kurmaya yeterli oyu alamadı. Lakin, siyasi güç unsurları devreye sokularak seçimler yenilendi ve gerçekleştirilen katliamlarla toplum korku atmosferine alınarak AKP iktidarı kitlelere dayatıldı. Eğer süreç olağan seyrine bırakılmış ya da olağan seyrinde ilerlemiş olsaydı Erdoğan-AKP iktidarı düşmüştü. Ancak siyasi güç fonksiyonu devreye sokularak süreç tersine çevrildi. Kısacası, ilgili öngörüler bilimsel bir tutarlılığa sahip olmasına karşın, siyasi güç rolünün dengeleri değiştirmesi hesaba katılmayarak veya olağanın dışında bir siyasi zor sürecinin işletilerek seçim sonuçlarının yok sayılarak değiştirilmesi hesaplanmadığı için öngörüde hataya düşüldü. İktidar güç zoruyla sonucu geçersiz ilan ederek, kaba baskı ve zorla sonuçları değiştirdi. Ancak, doğrunun-gerçeğin yok sayılması ya da güçle bastırılması onu ortadan kaldırmaya yetmiyor, yetmez. Nitekim aynı şartlar veya aynı akıbet Erdoğan/AKP iktidarının yakasını bırakmayarak tekrar tekrar önüne çıktı, çıkıyor. Bugün, Erdoğan-AKP/MHP iktidarı bu tehditten kurtulmamış, bilakis daha güçlü olarak bu tehdidin altındadır. Ekonomik şartlardan siyasi şartlara kadar bir iktidarın düşmesi için gerekli olan tüm şartlar bugün fazlasıyla mevcuttur. Peki bu şartlara rağmen Erdoğan-AKP iktidarı bir kez daha gerçeği ters yüz ederek iktidarını sürdürebilir mi? Teorik olarak her olasılık mümkündür. Fakat gerçekler bu iktidarın daha fazla ayakta kalacağını göstermemekte, gidici olduğuna işaret etmektedir.
Bunun nedenleri bilindiği üzere, ekonominin çökmüş olmasından, siyasi gelişmelere, burjuva muhalefetin büyümesinden Erdoğan-AKP iktidarının zayıflamasına, iç ve dış sermayenin mevcut iktidarla barışık olmayıp gözden çıkarmasına ve AKP’nin içten içe eriyip gitmesinden yedek lastiğinin rivayet edilen yeni eğilime girerek iktidar ortaklığının bozulmasına kadar bir dizi gerçek sebebe dayanmaktadır. Bu şartların toplamı Erdoğan/AKP güruhunun iktidarı kaybedeceğine delalettir.
Nitekim Erdoğan da bunu görmektedir. Görmektedir ki, reformlar safsatasını sıklıkla dile getirmekte ve yeni müttefik arayışları veya yeni destek rezervlerine yelken açmaktadır. Dahası, eksen kayması denen eğilimi de yansıtmaktan geri durmamaktadır. Geleceklerini AB gördüklerini söylemekten İngiltere ile anlaşmalara ve Putin’e övgüler dizmesine kadar yansıttığı eğilim, ABD ile bir kopuş mesajı vermektedir. Bu, bir şantaj olarak da okunabilir. Zorunlu olarak gideceği bir erken seçim için ihtiyaç duyduğu atmosferi yaratmak için de bu söylemleri dillendirmiş olabilir. Fakat, Erdoğan’ın ABD emperyalizmine ağır bir teslimiyet şartlarını kabul etmekten başka şansının kalmadığı mevcut momentte, Erdoğan’ın eksen değiştirme yoluna gitmesi mümkündür. Hele iktidarın elden gittiğini gördüğü şartlarda yapmayacağı şey yoktur. Eksen değiştirmeye de ağır teslimiyet şartlarına da okey çekeceği açıktır. Ancak, ABD’ye teslimiyet bayrağı çekse de, iktidarının tehlikede olduğunu gören Erdoğan, iktidar umuduyla eksen değiştirmeyi benimsemeye daha yatkındır. Rusya ile temellerini atmış olduğu stratejik anlaşmalar zemininde ilerleyerek bu bağımlılığı büyüteceği gibi, Çin’le ve aynı zamanda İngiltere, Almanya ile de eş güdümlü ilişkiler geliştirip bağımlılığı burada da derinleştirebilir. Ki mevcut dünya şartları, yani emperyalist bloklar arası güç dengeleri ve dalaş süreci Erdoğan’a bu ilişki biçimine girmeyi olanaklı kılmaktadır.
Erdoğan bu eksen değişikliği olasılığının benzeri olarak, ülke içindeki müttefikler bağlamında da bir dizayna gitmek durumundadır ve bunun ipuçlarını da vermektedir. Bahçeli MHP‘sinin iktidarını sağlama almak için yetmediğini ve aynı zamanda iktidarı sağlama almak için gireceği reformlar süreci kapsamında da Bahçeli ile uyumlu yürüyemeyeceğini gören Erdoğan yeni ittifak arayışlarıyla hamleler yapmaya hazırlanmaktadır. Fazla sürmeden Bahçeli ile iplerin koptuğuna tanıklık yapılacaktır. Mevcut iktidar ortaklığı sürecinde palazlanan ya da güçlendiğini sanan Bahçeli, Soylu ve bürokraside edindiği güçle birlikte, Akşener ‘e de çağrı yaparak bir merkez oluşturma peşindedir ki, bununla seçimlerde iktidarın resmi bir ortağı, temsilcisi olmayı tasavvur etmektedir. (Bu gelişmeler şimdiden siyasi kulislerde dolaşmaktadır.) Soylu’nun üçüncü iktidar ortağı olarak telaffuz edilmesi de boş bir söylem değildir. Kendince, Soylu ve bürokrasideki örgütlenmesi ile birlikte Akşener’i de koparıp cephesine dahil ederek MHP merkezli bir odak yaratmak peşindedir. Ancak, bütün bunlarda dirsek atan öncelikle Erdoğan’dır. Ki, o Erdoğan ki, nicelerini kullanıp bir kenara bırakmıştır. Bahçeli akıbetini gördüğü için milliyetçi faşist merkez yaratma hedefiyle bu eğilime girmek zorunda kalmıştır.
Gelişmeler Erdoğan-AKP güruhunun işinin zor olduğunu açıklamaktadır. Yeni ittifaklar bulması bunca güvensizlik zemininde kolay olmayacaktır. En azından iktidarı kotarma düzeyinde yeni ittifaklar bulması zordur. Son derece zordur. Aslında tek alternatifi Kürtlerdir. Fakat Kürtlerin Erdoğan’a güven duymaları için bir tek sebep olmadığı gibi, bunca katliam, darbe ve azgın saldırılara rağmen Erdoğan’la ittifak edecek Kürt de bulunamaz. Elbette, Kürtlerin ihanet içinde olan kesimleri Erdoğan’la hareket etmeye yatkındır, bugüne kadar yapmışlardır da. Ancak, Babacan, Davutoğlu gibi faktörler bu Kürtler içinde de Erdoğan’ın eriyip yok olmasına neden olmaktadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın Kürtler kartına oynamasının gerçek karşılığı, eski Kürt oylarını yeniden alma, dolayısıyla Babacan ve Davutoğlu’na kaptırdığı eski Kürt oylarını yeniden almaya dönük bir arayıştır. Tabi, CHP’nin de bu oylardan bir kısmını aldığı söylenebilir. İşte Erdoğan’ın Kürt kartına oynadığı yer buradır. Eskiden AKP’ye oy verip de şimdi, Davutoğlu, Babacan ve hatta CHP’ye kaymış olan oyları kotarıp geri almak için oyun kurmakta, bu Kürt oylarına oynamaktadır. Kısacası, Erdoğan’ın buradan oy çıkarması oldukça zordur. Geriye kalan, Perinçek’tir ki, bununla ittifak yapmasına gerek yoktur hem kendiliğinden vagon olmuştur ve hem de oy oranı tenezzül edeceği bir oran değildir. Onları almış olduğu halde iktidarını koruyamamaktadır.
Erdoğan’ın işçilerden oy alması (yeni oy alması veya oylarını arttırması) zaten mümkün değildir. Askeri ücretten işçi maaşları ve çalışma koşullarına, işçileri korona salgınında çalışmaya zorunlu tutarak ölümün kucağına atmasına kadar bütün politikası işçilerden oy devşirmesinin mümkün olmadığını ispatlar. Memurdan, esnaftan, emekliden, öğrenciden ha keza. Kadından asla! Elinde kalan potansiyel, cemaat ve tarikatlardır. Bunların önemli kesimi şimdiden nemalandırılıp yedeklenmiştir zaten. Mevcuttan daha fazla oy yok burada.
Tutsaklara dönük af çıkarma siyasetiyle, hapsettiği yüzbinlerce tutsak ve ailesinden bir miktar oy alabilir. Fakat bu da yetmez iktidar için ve buranın da oylarının ezici çoğunluğunu alması mümkün olmaz.
Geriye kalan ülkenin büyük ve orta sermaye kesimleridir. Burada da ‘‘reformlar‘‘ yapıp rant alanları ve imtiyazlar sağlasa da etkili olamayacağı açıktır. Olsa da iktidarı kotaracak potansiyeli yoktur. İktidarı boyunca para dağıtarak çevresinde tuttuğu kesimleri artık tutamaz durumdadır. Zira, parayı tüketti ve artık bolca savurup vereceği rüşvet kaynakları kalmadı. Buralar da musluklar kesilince ıramaya başladı. Büyük şehir belediyelerini kaybetmesi ağır bir darbe oldu rant üzerinden yaratılan kenetlenmeye.
Toplumsal kitleler işsizlik, yoksulluk ve açlıkla cebelleşmektedirler. Bu kitlelerin büyük bir bölümü diğer siyasi partilerin etrafında kümelenmiştir. Kamuoyu yoklamaları Erdoğan ve AKP’sinin oylarının ciddi derecede düştüğünü ve erimenin devam ettiğini göstermektedir. Peki Erdoğan-AKP iktidarına oy verecek hangi kesimler kaldı? İdeolojik olarak AKP’li olanlar ve hala nemalanan cemaat ve tarikatlardan başka hiçbir kesim kalmadı. Peki bu AKP’nin yeniden iktidar olması, yeterli oy çoğunluğunu alması mümkün müdür? Hayır! O halde Erdoğan/AKP iktidar dönemi kapanmakla yüz yüzedir… Bunca gerçeğe rağmen Erdoğan/AKP güruhu iktidarda kalamaz.
Şayet her şeye rağmen Erdoğan/AKP iktidarı bir dönem daha seçilerek iktidara gelirse, yani muhtemel erken ya da zamanlı genel seçimlerde bu iktidar düşmez ise, o zaman, o durumda bu coğrafyada yaşayan halklara karşı olduğu gibi, bilime karşı da, uluslararası sermayenin yeni bir suikastı gerçekleşmiş demektir. Aksi taktirde gelişmenin iktisadi, siyasi ve ahlaki zemininde Erdoğan-AKP’ iktidarının sürmesi bilimsel olarak mümkün değildir.









