Connect with us

Editörün Seçtikleri

Emperyalist Dünya Gericiliğiyle Hesaplaşmak Devrimci Görev ve Zorunluluktur!

Emperyalist savaş ortamından ulusal-etnik statü bağlamında statü çıkarmaya çalışan bazı anlayışlara hatırlatma bağlamında, bu savaşın tarafları gericidir, tarihsel anlamda bir ilerlemeyi temsil etmez. ABD-İsrail saldırganlığı karşısında İran’ın haklı olması, İran Molla rejimini “ilerici” kılmaz. Ya da tersinden, bölgesel dizayn için ABD’nin, İran Molla rejimine yönelmesi, ABD emperyalizmine meşru bir zemin oluşturmaz. Emperyalist sistemin farklı merkezleri arasındaki tekelci rekabetin yıkıcı sonuçlarından biridir bu savaş.

yazı

3. emperyalist paylaşım savaşı başlayacak tespiti gün itibarıyla yetersiz, kısmen eskimiş bir tespittir. Zira, ABD emperyalizmi ile İsrail Siyonizm’i tarafından stratejik dizayn planı dahilinde periyodik biçimde uygulanan savaş mekaniği, geldiği İran halkasında kapsayıcı kaotik derinlik kazanarak adeta 3. paylaşım savaşı mahiyetine bürünmüştür. Mevcut haliyle işleyen savaş süreci büyük paylaşım savaşı olmakla birlikte, bu savaşın daha derin ve kapsamlı bir evreye tırmanması da mümkündür. Özcesi, bir anlamda başlamış olan emperyalist paylaşım savaşının hangi boyuta evrileceği, nereye varacağı ya da mevcut kapsam ve biçimle mi devam edip sonuçlanacağı gibi ihtimaller açısından ucu açık olan kaotik bir sürece işaret eder.

Yaşanan tecrübeler gösterir ki savaşı, silah envanteri teknolojik alt yapı kapasitesiyle birlikte zengin olan ve buna paralel olarak doğru savaş stratejisine sahip olanlar kazanır. İran’ı füzelerle esir almayı hayal eden iki haydut gücün İran’ın savaş stratejisi karşısında fiyasko yaşadığı söylenebilir. Emellerine ulaşamama ya da hayal ettikleri sonucu şimdilik de olsa elde edememiş olmaları bir fiyasko olarak mütalaa edilebilir. O halde, savaşı, sadece güçlü silahlara sahip olanlar değil, askeri gücün yanında aynı zamanda doğru stratejiye sahip olanların kazanacağı görüşü doğrudur. Kuşkusuz ki haklı olmanın ahlaki üstünlüğü, kendi vatan veya toprağını savunma meşruluğundan aldığı güven ve uluslararası alanda aldığı destek de savaşı kazanmada veya başarılı bir direniş-savaş vermekte önemli bir faktördür. ABD ve İsrail Siyonizm’i haksız ve saldırgan, İran ise haklı ve meşru taraftır savaşta. İran bunun avantaj ve üstünlüğüne de sahiptir. Lakin bütün bunlar gerçekte savaşı kazanacağı, askeri savaşı zafere taşıyacağı anlamına gelmez. Savaş askeri güçlerle, güçlü silahlarla, üstün teknolojiyle ve elbette güçlü ekonomiyle sürdürülüp kazanılır. Bu denklemde haydutlar cephesi, gerici İran rejimi/devletine karşı açık ara avantajlıdır.

Bölgesel Savaşın Küresel Etkileri

İran’ın ABD ve İsrail karşısında bu savaşı gerçek manada ve bütünlüklü olarak kazanma şansı yoktur; teknolojik üstünlük, silah envanteri ve askeri alt yapı açısından kıyaslanamaz üstünlük elbette ABD-İsrail Siyonizm’i lehinedir. Nitekim devam eden savaşın sonucunu bu haydutlar belirleyecek, askeri savaş açısından kazanan bunlar olacaktır. Tabii, savaşın niteliği ve kapsamı değişerek Çin ve Rusya gibi emperyalist devletler İran lehine savaşa dahil olmazsa. Savaş eşitsizler arasında cereyan etmesine karşın, İran devasa askeri, teknolojik, ekonomik güç karşısında ve tabii ki elindeki coğrafi avantaj veya jeo-politik konumundan kaynaklanan avantajlarını stratejik fikirle iyi değerlendirerek savaşı başarıyla omuzlamaktadır. İran’ın balistik füzelerinin savaşın ilk günlerinde biteceği, dolayısıyla birkaç günlük savaşta teslim olacağı bekleniyordu, fakat İran köklü devlet olduğunu ve hafife alınmaması gerektiğini an itibarıyla 25 gündür yürüttüğü savaşla kanıtlamış oldu ki, bu İran’ın savaştaki güvenilirliğini arttırdı. Elbette, Hürmüz boğazını geçişlere kapatarak petrol fiyatlarının fırlaması ve bunun dünya petrol fiyatları ve ekonomisindeki yansımaları İran’ın elindeki avantajdır. Dahası, Hint okyanusunda ABD üssü olan adaya attığı 4 bin km menzilli balistik füzeyi elinde bulunduruyor olması da İran’ın ciddi olduğu kadar İran’ı iddialı hale getirmekte, ciddiye alınmasını sağlamaktadır. Zira, bu menzilli füze Avrupa başkentlerini vurma/vurabilme yeteneği anlamına gelmektedir.

İran’ın esas başarısı, saldırılara karşı beklenenin ötesinde bir direniş göstermek, en ağır saldırılara karşı kararlıca direnmektir. Ve bu direniş kapasitesi, düşmanlarının istediği sonuçlara kolayca ve hatta ağır bedel ödemeden ulaşamamalarını sağlamaktadır. İran’ın direnişi/beklenenden öteye bir direniş göstererek teslim olmaması ve savaşı uzatması, fiilen ABD-İsrail saldırganlarının büyük teknolojik güç ya da yenilmez askeri güç algısını yerle bir etmektedir. Bu da diğer ülkelerin bu haydutlar karşısında savaşmadan teslim olma eğilimlerinin yanlışlığını ortaya koymakta, bir bakıma bu haydutların yansıtıldığının aksine daha kof olduğunu kanıtlar. Kısacası, ABD emperyalizmi her şeye kadirdir fikri fiilen çökmekte, çökmüş olmaktadır. Trump’ın geri adım atma manevraları bu pozitif fikri iyice pekiştirirken, kuru sıkı tehdit ve şantajlarının boşa çıkması da inandırıcılığıyla birlikte güvenilirliğini sarsarak ABD’nin her şeye muktedir olmadığını ortaya koymaktadır.

**

ABD emperyalizmi, Venezüella baskınıyla verdiği mesajın arkasında durarak, aynı stratejik amaç doğrultusunda İsrail Siyonizm’iyle birlikte İran’a dönük başlattığı kanlı saldırganlıkla Çin’in petrol tedarikçilerini hedefledi; arkadan dolanarak Çin’i hedef aldı. Yürütülen savaşın salt adı geçen ülkelerle sınırlı olmayıp, bir bakıma ve hatta dolaylı-dolaysız olarak esasta Çin ile Rusya’ya karşı yürütüldüğü aşikardır. (Ve şayet bir ‘’kıyamet kopacaksa’’ tam da bu noktada kopacaktır.) ABD emperyalizminin Çin-Rusya emperyalistlerine meydan okuyarak kendisini hatırlattığı söylenebilir. Orta Doğu’da İsrail Siyonizm’i ile birlikte Filistin’den Suriye’ye gerçekleştirdiği ve İran’da devreye koyduğu dizayn saldırılarıyla bölgede inisiyatif üstünlüğünü ele geçirip dünya gericiliği içinde başat merkez olma imtiyazına, Venezüella’dan sonra İran saldırısıyla bir perçin daha çakmaya çalıştı, çalışıyor. Ancak ‘’evdeki hesabın çarşıya uymadığı’’ görülüp anlaşılmaktadır.

Emperyalist Bloklar Arasında Üstünlük Mücadelesi

İran (İran’a dönük saldırı) hamlesi, ABD-İsrail ve Çin-Rus eksenli emperyalist güç ve bloklar arası çatışma ya da dengelerin biçimlenmesinde en kritik halka, en riskli hamleydi. Gelişmeler henüz yerli-yerine oturmayıp tam sonuçlanmamış da olsa, İsrail Siyonist devletini koçbaşı olarak kullanan ABD emperyalizminin Rusya ile Çin emperyalizmine karşı hamle üstünlüğünü elde ettiği söylenebilir ki, Çin ve Rusya’nın ilk etaptaki edilgenliği veya beklenen pratik reaksiyonda bulun (a)maması, ABD’nin bu ikili karşısında görece bir üstünlük sağladığı biçiminde okunabilir. Fakat İran şahsında yürütülen savaşın gelinen aşamada belli bir dengeye oturarak ve hatta İsrail-ABD’nin hayal ettiğinin tersine fiyaskoyla yüz yüze gelmesi kimin üstün olduğunu tartışmalı hale getirdi. En azından İran’ın kolay yutulur bir lokma olmadığı tecrübeyle açığa çıktı.

**

Evrensel hukuk normları ve uluslararası anlaşmalar başta olmak üzere, bu hukuktan da doğan devletlerin egemenlik/ulusların bağımsızlık hakkını haydutça ayaklar altına alarak çiğneyip, hegemonik nüfuza dayalı vahşi savaş saldırganlığı ve terörizm eşliğinde yükselen ABD komutasındaki emperyalist gericiliğin azgınca tırmanışına tanık olmaktayız. Hegemonik nüfuza dayalı varlığı, katliam ve savaş saldırganlığı eşliğinde yükselen işgal-ilhak eksenli sömürgeci kanlı tahakkümden ibaret olan ABD emperyalizmi, dünya proletaryası ve halklarının baş düşmanıdır. Emperyalist barbarlığın kanlı suratı, bugün dünyasal terörizm pratiği eşliğinde girişmiş olduğu kanlı haydutluk serüveniyle çok daha çıplak biçimde görünür olmuştur. Sınırsız serbesti ve yabanıl haydutluk nüfuzuyla derinleşip, yeni tipte hortlayan emperyalist vahşi saldırganlık, daha geniş ülke ve halklar yelpazesine yayılarak kırmızı alarm seviyesine ulaşmıştır.

ABD emperyalizmi İsrail Siyonizm’iyle birlikte açıktan terörizm uygulayan terörist devletlerdir. Dünyasal terörizmin bugünkü temsilcileri olarak hegemonik emeller uğruna savaş saldırganlığı eşliğinde kanlı bir terörizm sergilemektedirler. Bu haydutların dünya proletaryası ve halklarına teşhir edilmesi, yanı sıra bunların temsil ederek yürüttüğü emperyalist savaşlara karşı savaş karşıtı mücadelelerin ulusal ve uluslararası ölçekte geliştirilmesi tarihi sorumluluk ve devrimci görevdir. Anti-emperyalist ve emperyalist savaş karşıtı enternasyonalist örgütlenme ve mücadelelerin örgütlenerek yükseltilmesi ivedidir. Kışkırtıp yürüttükleri emperyalist savaşlar ve bunlar nezdinde emperyalist barbarlık yenilmek, tarihin çöp sepetine atılmak zorundadır.

ABD emperyalizmi Siyonist İsrail devleti ile birlikte, uluslararası hukuku aleni beyanla tanımayıp bizzat uyguladığı mevcut saldırganlıkla, sadece Filistin, Lübnan, Venezüella ve İran’a değil, Çin-Rusya eksenli emperyalist blok başta olmak üzere, ittifakları ve piyon ettiği ülkeler dışında kalan tüm dünya halklarına savaş açmıştır. Bu savaşın potansiyel tehlikesi insanlığı tehdit eden aktüel tehlikedir. Bundandır ki, savaş sarmalıyla büyük felaketlere kapı aralayan emperyalist gericiliğe karşı mücadele salt devrimci görev değil, özünde tüm insanlığın sorunudur.

**

Bu ikili haydudun hiçbir etik, kural ve sınır tanımayan hoyrat küstahlıkla giriştiği savaş saldırganlığında yenilgiye uğratılması, fiili saldırıya maruz kalan tek-tek ülkelerin sorunu değil, esasta yukarıda işaret ettiğimiz tüm insanlık ve dünyanın sorunudur. Bugün belki de her zamankinden çok daha güçlü olarak bu haydutluğun mağlup edilmesinin şartları gelişmekte, yenilgiye uğratılması için adeta fırsat doğmuş durumdadır. Kabul edilemez biçimde başlatarak dünya hegemonyası emeliyle tırmandırılan tahakkümcü hegemonik savaş saldırganlığında, ABD emperyalizmi başta olmak üzere, ikili haydut a karşı birçok cephede savaş açmak, yenilgiye uğratılmasının yollarındandır. Nitekim, Rusya ile Çin’in İran’a sağladığı istihbari destek bile iki haydudun İran karşısında açmaza, bir nevi ‘’bozgun’’ yaşamasına yol açmıştır. Elbette açık bir yenilgi alarak bozgun yaşamış değiller fakat İran’ı kısa sürede teslim alıp kendi kuklaları bir iktidarları işbaşına getirip hegemonik borusunu çalmayı tasavvur etmeleri bakımından, yani stratejik planları temelinde öngördükleri gerici amaç, hedef ve emellerine ulaşamama anlamında bir bozgundan söz etmek yanlış olmaz.

ABD-İsrail Saldırganlığı ve İnsanlığın Sorunu

Öte taraftan, İran karşısında yaşadıkları bocalama veya yaşadıkları fiyaskoya ve hatta yukarıda tarif edilen çerçevede yaşadıkları “bozguna” karşın, İsrail-ABD haydut ikilisi askeri teknoloji ve güç bakımından üstünlüklerini korumakta, bunun ürünü olarak savaşta baskın taraf olmayı sürdürmekte, daha da önemlisi devam eden İran savaşında askeri savaşı kazanan muhtemel güçler olacaktır ki, İran’ın şimdiye kadar yaşadığı yıkım ve verdiği kayıplar bile savaşın üstün tarafının ilgili barbarlar olduğunu gösterir. Bundan sonra devam edecek savaş da ikili haydut gücün lehine ve üstünlüğünde gelişecektir. Tabii ilerleyen savaş seyrinde, savaş açıktan yeni nitelik ve kapsama dönüşmez, Rusya-Çin gibi ülkeler doğrudan askeri olarak savaşa dahil olmaz ise. Ki bu durumda savaşın gerçek bir felakete dönüşmesi mümkün olacaktır. Bu düzeydeki savaşın gerçek bir felaket olacağını bilen ve öngören emperyalist haydutlar, anlaşmalar zemininde aralarında pazar paylaşımını yaparak savaşı daha üst boyuta taşımayı tercih etmemektedirler, etmeyeceklerdir. Aksi halde dünyasal bir yıkım ve felaket herkesi içine alarak dünyayı çoraklaştıracak büyük karanlığa adım atılmış olacaktır.

Bu dönemin savaş biçimi, yeni nesil savaşlar denilen yeni nesil silahlarla kontrollü ve denetimli ama seçici ve bilinçli stratejik hedeflerle belirli sınırlılıklar çerçevesinde yoğunlaşan, odaklandığı hedeflerde belli dengelerin oluşması veya oluşturulmasını hedefleyen ve/veya tamamlayan, dolayısıyla da tek gücü mutlak dünya hegemonu yapmayan ama belli bir denge temelinde tarafların çıkarlarını düzenleyen vb. vs. zemininde bir süreç olarak vuku edecektir.

Sonuç Bağlamında;

ABD-İsrail’in fiili saldırganlığıyla başlayan ABD-İran savaşı, yazımızın genelinde ifade ettiğimiz gibi sadece bölgesel çelişkiler üzerinden okunacak bir savaş değildir. Bu aynı zamanda çok kutuplu emperyalist dünya düzeninin, iktisadi-siyasi-hegemonya krizinin sonucudur. Kutuplu emperyalist dünya sisteminin merkez ve çevre güçlerinde, hegemonya ve ekonomik mekanizmalarında yaşanan sert kırılmalar kriz hali üretmekte ve bu krizden ana emperyalist güçler hegemonik güç olarak dünyayı dizayn etmek istemektedirler. Yani tarihsel olarak, emperyalist tekel sermayesinin dünyaya yeniden dağılımında, dünyanın yeniden paylaşımında oluşan kırılgan fay hatlarından emperyalist savaşın yıkıcılığı oluşuyor.

Emperyalist savaş ortamından ulusal-etnik statü bağlamında statü çıkarmaya çalışan bazı anlayışlara hatırlatma bağlamında, bu savaşın tarafları gericidir, tarihsel anlamda bir ilerlemeyi temsil etmez. ABD-İsrail saldırganlığı karşısında İran’ın haklı olması, İran Molla rejimini “ilerici” kılmaz. Ya da tersinden, bölgesel dizayn için ABD’nin, İran Molla rejimine yönelmesi, ABD emperyalizmine meşru bir zemin oluşturmaz. Emperyalist sistemin farklı merkezleri arasındaki tekelci rekabetin yıkıcı sonuçlarından biridir bu savaş.

Komünistlerin Savaş Tutumu

Emperyalist sermayenin çıkarlarının çatışması somutunda olduğu gibi, bu savaşın tarafları ve savaşın niteliği gericidir. İran’ın emperyalist bir saldırıya uğraması, İran rejiminin kendi halkını ezip bastırarak sürdürdüğü rejimini mazlum kılmaz. Somut bir saldırganlık karşısında, kendi ulusal sınırlarını savunma haklılığıyla, sınıfsal nitelik olarak ilerici olmak bir ve aynı şey değildir. Komünistler bu ayrımı net yaparlar. Komünistler, savaşta bir gücü desteklemeyi, o güçle dayanışma içinde olmayı, bir) savaşın niteliğine bakarak, iki) savaşan tarafların sınıfsal ve (ezilen ulus) niteliğine bakarak belirlerler. Bu açıdan bakıldığı zaman, ABD-İsrail-İran savaşı somutunda, bu savaş gerici bir savaştır. İşçi sınıfı ve ezilen halkların bağımsız politik özne olarak bu savaşa karşı öncelikli tutumu, bu savaşı teşhir etmek, ABD-İsrail saldırganlığına karşı tutumu öne çıkararak emperyalist savaş karşıtı dayanışma ve mücadele ağını uluslararası düzeye taşımaktır. Dayanışma ve ortak mücadele, ilerici güçlerin arasında kurulan en güçlü politik bağdır. İran’da Molla rejimine karşı direnen, ağır bedeller ödeyen devrimci muhalefet, ABD saldırganlığına karşı fiili tutumunu, Molla rejimine karşı da ortaya koymuş durumdadır. Etki gücü tartışmalı olsa da bu devrimci politik bir tutumdur. Proleter devrimci strateji açısından, bu devrimci politik tutumu, ulusal ve bölgesel sınırları aşan bir yaklaşım ile, emperyalist müdahalelere karşı anti-emperyalist geniş bir cephe oluşturma mücadelesiyle ele almak öne çıkan görevlerden biridir.

Emperyalist krizler ve savaş hali, devrimcilerin, komünistlerin önüne önemli tarihsel fırsatlar çıkarma koşullarıdır. Sorun bu koşulları devrimci tarzda işleyecek komünist ve devrimci hareketin öznel kapasitesiyle alakalıdır. İran emekçi sınıflarının bağımsız politik hattını örgütlemesi, emperyalist müdahale ve gerici molla rejimine karşı İran halkının kalıcı dönüşümler yaratacak bir özne olarak öne çıkmasına, koşullar düne göre daha olgundur. İşçi ve emekçilerin örgütlü- bilinçli müdahalesi ancak ki emperyalist krizleri devrimci bir dönüşüm fırsatına dönüştürebilir. Kuşkusuz bu devrimci hamle, sadece coğrafya devrimci hareketlerinin omuzlarında yükselmeyecektir. Emperyalist savaşlara, işgal ve ilhaklara, sömürüye karşı enternasyonal dayanışma ve mücadele hattı, sürecin devrimcilere, komünistlere acil çağrısıdır.

ABD-İsrail’in İran saldırısı, kutuplu emperyalizmin dünyayı yeniden paylaşım dalaşı, kapitalizmin yapısal niteliğinden kendini tekrar eden kriz halinin koşulladığı emperyalist savaş hali, dünya proletaryası ve ezilen haklarının oynaması gereken politik rolü açığa çıkarmaktadır. Komünist hareket bu politik rolü coğrafya devrimleri ve enternasyonal alanda somut güç haline getirdikçe, bu rol tarihsel misyonunu yerine getirir.

Bu yazı Halkın Günlüğü Gazetesi‘nin Nisan-2026 tarihli 59. sayısında yayımlanmıştır.



Nisan 2026
PSÇPCCP
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930 

More in Editörün Seçtikleri