Burjuva siyaset erenası ısınma haddini doldurarak patlamaya hazır bir enerji birikimi taşıyor. Devletin temel kurumlarıyla iktidar arasındaki aleni çatışma, bu enerji hattındaki yüksek gerilimi resmederek yansıtıyor. Burjuva gerilimin ana artellerini, ortaklarıyla birlikte iktidar bloğu ile ittifak niteliğindeki muhalefet bloğu oluşturuyor.
Devletin temel kurumları arasındaki aleni çatışma, bu iki burjuva blok arasındaki çatışmadır. Yaşanan çatışmanın mevcut aşamasında avantajlı olan muhalefet bloğu, dezavantajlı olan ise iktidar bloğudur. Çünkü, iktidar bloğu ekonomik krizden, iç-dış siyasi sorunların batağında bulunmakla birlikte, keyfiyetçi hukuksuz uygulamaları, saldırganlıkları, yolsuzlukları, çürümüşlüklükleri ve köhnemiş zihniyetiyle yol açtığı acı ve tahribatlar gerçeğiyle geniş toplumsal kesimlerin nefrete varan tepkisini hak ederek köşeye sıkışmış durumda ve erimektedir. Buna karşın muhalefet bloğu, AKP’nin kurucuları da dahil yeni siyasi aktörlerle dinamize olup daha geniş bir yelpazeye yerleşerek büyümekte, iktidarın devletle çatışması gibi hassas bir siyasi zemini kullanma avantajını elde tutmakta ve belki hepsinden de önemlisi iktidara karşı demokratik muhalefet zemininde geniş toplumsal muhalefet cephesinden de objektif olarak da olsa faydalanmaktadır.
Yani, muhalefet bloğu yalnızca iktidarla çatışırken, iktidar bloğu hem burjuva muhalefetle, hem de demokratik muhalefet ve devrimci halk muhalefeti ve mücadelesine karşı çatışmaktadır. Dahası, dış düşman yaratarak milliyetçiliği manivela etmeye çalışırken, yarattığı dış düşmanlarla ağrımayan başına bez bağlayıp içinden çıkamadığı ağır sorunlarla boğuşmak durumundadır. Ekonomik kriz ve yönetememe halinin derinleşmesi gibi gibi sorunlar da işin cabası… Bu tablo şunu kanıtlamış durumda; iktidarın saldırganlıktan, faşizmi her alanda hortlatmaktan başka çaresi kalmamıştır. Yaptığı budur, yapacağı da budur…
Fakat bu enerji sıkışmasının yarattığı yüksek gerilim, iktidarın iktidarı kaybetme noktasında yaşadığı sıkışmanın ürünüdür ki, bu sıkışmışlığı atlatmanın formülü olarak daha şuursuz saldırılara girişmek ve hatta devletin temel kurumlarıyla bile çatışmayı göze almak biçiminde umar edilip yürütülmektedir.
Olağan burjuva devlet doktrininde yer alan temel kurumlar etkisiz hale getirilmiştir
Olağan burjuva devlet doktrininde, anayasayı, anayasal kurumları ve bunun bir biçimi olarak Anayasa Mahkemesini tanımamak, yani bu fiiller doğrudan devleti veya devletin temel kurumlarını ortadan kaldırmaya dönük bir suç olarak değerlendirilip yargılanırlar. Lakin, mevcut durumda bu suçu işleyen devletin yürütme organıdır. Yani devletin temel kurumlarını tanımama, dolayısıyla onları işlevsiz hale getirme veya ortadan kaldırma fiili, devletin diğer temel kurumu olan iktidar-yürütme tarafından gerçekleştirilmektedir.
Ancak, tek adam sultası olarak tüm yetkileri Erdoğan’ın elinde toplayan yeni sistem (başkanlık) nedeniyle, yani bu tek adamın mutlak yönetimle kontrol edip denetimine aldığı mevcut yargı, yasama ve yürütme erklerindeki keyfiyetçi inisiyatifi nedeniyle yargılanmanın önü fiilen kapatılmıştır. Anayasa mahkemesi bir milletvekili hakkında hak ihlali kararı vermesine karşın, Erdoğan’ın kontrolüne aldığı ve dikte ettiği alt mahkemeler tarafından tanınmamakta, doğrudan Erdoğan’ın talimatlarıyla gereği yapılmamaktadır.
STK statüsündeki Mimarlar ve Mühendisler Birliği ile Tabipler Birliğinden, yargı sisteminin parçası olan Barolar Birliğin’ne uzanan, hızını kesmeyerek yargı sisteminin en üst kademesi olan Anayasa Mahkemesi‘nin revize edilerek iktidarın arka bahçesi haline getirilmek istenmesine kadar ilerleyerek resmen rayından çıkan hukuk dışı açık faşist yönelim, iktidar bloğu ile muhalefet bloğunun çatışması olsa da, buradaki temel husus iktidarın eleştiri ve muhalefete tahammülsüz olan mutlak otorite ve hakimiyet isteminin ürünüdür. Ki, iktidarın içinde olduğu bu durum bir rastlantı olmadığı gibi, bu durum bir taraftan yaşadığı erimenin iktidarı kaybetme düzeyinde kıritik bir noktaya gelmesinden doğan korku-endişenin ürünüyken, diğer taraftan kaçınılmaz olarak gitmek zorunda kalacağı bir erken genel seçime dönük hazırlığın emaresidir.
Erdoğan iktidarının bu zeminde tırmandırdığı saldırganlık sadece burjuva muhalefetle sınırlı kalmamakta, daha keskin biçimde demokratik muhalefete karşı da sergilenmektedir. Seçimlerde yerel yönetimleri kazanan HDP’li belediyelerin hemen hepsi kayyım saldırısıyla gasp edildi. Kürtlerin, demokratik iradesine açık darbe yapıldı, seçimler resmen geçersiz hale getirildi. Seçmenlerin iradesi yerine Erdoğan’ın atamaları egemen uygulama haline geldi. Bunla kalmayıp Kürt milletvekillerinin de üçer-beşer dokunulmazlıkları kaldırılıp tutuklandı. Ve yeni fezlekeler hazırlanıp yeni tutuklamalar yoldadır.
Yapılan son tutuklanmaların gerekçeleri çürük ve hukuk dışı olduğu için, HDP ve Kürt siyasetçiler kaçırılarak itirafçılaştırılmaya çalışılarak, yalan ifadelerle gerçekleştirilen hukuksuz tutuklanmalara gerekçe yaratılmaya çalışılmaktadır. En azından uzun yıllar bu vekillerin, siyasetçilerin içerde tutulması sağlanmaya çalışılmaktadır ve ihtiyaç duyduğu zaman dilimi içinde bu vekiller içerde tutulacaktır. Kaçırılıp ajanlık teklif edilenler HDP’li olduğuna göre, bunlardan alınacak muhtemel yalan beyanlar da tutuklanan HDP’li vekillerin tutuklanmalarına gerekçe yaratmak içindir. Önce tutukla sonra delil yarat; işte iktidar bu kadar gayrı hukuki, bu kadar keyfiyetçi, bu kadar faşisttir.
Erdoğan, Bahçeli ve Perinçek ırkçı faşist Türk milliyetçiliği ve Kürt ulusuna düşmanlık politikasında birleşmekteler
Devrimci ve sosyalist güçlere karşı da aynı saldırılar, tutuklamalar, katliamlar sistemli olarak yürütülmektedir. Yani, iktidar burjuva muhalefetten, demokratik muhalefete ve oradan devrimci mücadele güçlerine dönük komple bir saldırı yürütmekte, saldırganlığını pervasızca büyütmektedir. Erdoğanın yürüttüğü bu kapsamlı faşist saldırganlık siyasetinde Bahçeli ve Perinçek rol oynayarak gözükse de, bunlar Erdoğan’ın birer piyonu ve tetikçi maşaları olarak Erdoğan’a yaltaklanıp hizmet etmekten ibarettirler. Ve kuşkusuz ki, Erdoğan, Bahçeli ve Perinçek ırkçı-faşist Türk milliyetçiliğinde, Kürt ulusuna düşmanlık politikasında, devrimci güçler ve halk düşmanlığı paydalarında buluşmakta, tam bir birlik ve sınıf kardeşliği sergilemektedirler.
Diğer ortak paydaları ise, bu ırkçı-faşist iktidarı ‘‘devlet bekası‘‘ safsatasıyla sürdürüp meşrulaştırmak ve iktidar karşıtı tüm muhalefet ve mücadeleyi ‘‘terör‘‘ demagojisiyle bölmek, ‘‘şeytanlaştırma‘‘ algısıyla toplumdaki karşılığını zayıflatmaktır. Buradan, iktidarın yaşadığı kankaybını önlemek ve erken seçimlerle bir dönem daha Erdoğan’ı dokunulmaz otorite haline getirerek korumaktır. Yani, yürütülen azgın saldırganlığın sebeplerinden biri erken seçimlere dönük zemini güçlendirmektir. Erken seçim hesaplarını iktidar reddederken, ‘‘neden gitsin ki‘‘ sorusuyla erken seçimi öngörmeyen çevreler de yaygın olarak bulunmaktadır.
Oysa, seçimlere gitmesi mevcut ekonomik kriz ve yönetememe krizinin zorunlu bir sonucu olarak görülmektedir. Dahası, Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı süreci bu dönemle tamamlanmakta ve anayasanın ilgili maddesine göre bir daha seçimlere aday olarak katılamamasını söylemektedir. Zamanında yapılan olağan seçim dışında bir erken seçim veya olağan dışı seçimlerle bir kez daha seçimlere girmeyi fiilen hak kazanıp yeniden seçilip cumhurbaşkanlığı sürecini birkaç yıl daha uzatmak için erken seçime gitmesi rasyoneldir, neredeyse kesindir. Olağan süreci dolduğunda bir kez daha cumhurbaşkanı adayı olarak seçime girmesi önünde anayasa maddesinin engeli olduğu için, bu olağan süreç dolmadan erken seçim vesilesiyle bir kez daha seçimlere girip cumhurbaşkanı olmayı düşünmektedir Erdoğan. Yani bu sebeple bir erken seçim, bizzat Erdoğan’ın-iktidarın tercihi olarak gündeme gelecektir.
Gerçi böyle de yapsa, Erdoğan’ın bir daha seçimleri kazanması oldukça zordur. Bunu gören Erdoğan yürüttüğü saldırganlık ve düzenlemelerle erken seçimde kazanmayı amaçlamaktadır, bu zemini yaratmak için muhalefet üzerindeki baskıları, tutuklamaları, keyfiyetçi hukuksuzlukları ve faşist saldırıları tırmandırmakta, hatta anayasa mahkemesiyle çatışmaktadır. Ve tüm demagojileri çöktüğü, kredileri tükendiği ve büyük bir muhalif cephe oluşup iktidar saltanatının sonu göründüğü için tek çare olarak çatışma ve saldırganlığa başvurmaktadır. Ama nafile. Erdoğan-AKP/MHP’nin her hangi bir seçimi kazanma şansı kalmamıştır. Bahçeli ve Perinçek’i yanına alarak izdivadeye çekilmesinin zamanı gelmiştir. Anayasa mahkemesi üyesinin ışıklarla mesaj vermesi kuru bir cesaret işi değildir! Muhalefetin yüklenmesi ve iddialı söylemleri boşuna değildir. Halk kitlelerindeki öfke ise asla karşılıksız ve sonuçsuz değildir.
Bilinçli devrimci hareketin tarihi rolünü sahneye koymasının koşulları mevcuttur
Yaşanan bu süreç veya muhtemel gelişmeler karşısında devrimci ve sosyalist güçlerin yönelimi veya izleyeceği siyaset, iktidarın ele geçirilmesi olmasa bile, demokratik kazanımların elde edilmesi, devrimci mücadelenin geliştirilmesine endeksli biçimlenmek durumundadır. Bunun için birleşik devrimci mücadele silahının kullanılarak devreye koyulması elzemdir. Devrimci mevzilerin ilerletilmesi ve kazanımların elde edilerek devrim doğrultusunda geliştirilmesi, devrimci cephenin güçlerini ortak mücadele mevzilerinde etkin olarak seferber etmesiyle olanaklı olacaktır. Ve elbette her devrimci dinamiğin devrimci görevlere daha sıkı sarılarak devrimci eylem pratiğini geliştirmeleriyle mümkün olacaktır. Burjuvazi çatışma ve çatlaklar içindedir. Devrimci durum gelişerek elverişli şartlar sunmaktadır. Bilinçli devrimci hareketin tarihi rolünü sahneye koymasının koşulları mevcuttur ve bunda kararlı militan bir duruşun gösterilmesi elzemdir…
