Connect with us

Makale

Anton Ekmekçi Yazdı: Artsakh (Karabağ) Meselesine Bakışta Devrimci Balans Ayarları Üzerine

Karabağ üzerinde ki bölgesel güç oyunları ve kamplaşmalara işaret etmek, bizlerin anti emperyalist görevlerine tekabül eder. Yalnız bu ifade biçimi yetersizdir. Fillerin tepiştiği yerdeki ezilen karıncalar dünyasının hukuk ve demokrasi ihtiyaçlarını tespit edip, bunları gidermeye dönük bağımsız yerel politikaların olması gerekir.

Konuya dolaysız girişle başlamak gerekirse; İddia edildiği gibi, dünya savaşı ihtimalini güçlendiren bu askeri siyasal çelişkinin sorumlusu Karabağ Ermeni direniş güçleri olabilir mi? Türkiye ve Azerbaycan’ın uzun süredir bu savaşa hazırlandıkları, zaten Ermeni aydın ve stratejistleri tarafından öngörülüyordu. Azerbaycan yönetimi, yıllardır petrol gelirlerinin önemli bir bölümünü Israil, Türkiye ve hatta Rusya gibi ülkelerden silah ve askeri modernizasyona yatırmaktaydı. Azerbaycan yönetimi, 2016, da sınır hattında askeri bir yoklama çektiği dönem, gelinen askeri büyümeyle ilgili beylik röportajlar vermişti. Son dönemlerde Türk ordusuyla ortak tatbikatlar yapması, Karabağ’ın ilhakının mesajlarını vermekteydi.

Azeri ordusunun savaş plan ve stratejisinin Türk genelkurmayı tarafından hazırlandığı anlaşılıyor. Türk ordusunun özel savaş subayları bu son operasyonları yönetmektedir. Efrin, İdlib ve Libya’da ki cihatçı çete ve teröristler bu operasyonda kullanılmaktadır. Saldırı, ansızın bir genel taarruz olarak, bütün konvansiyonel gücün devreye konulmasıyla başlatıldı. Türk hakim sınıflarını temsil eden AKP ve MHP İslami Turancıların, uluslararası politik ve diplomatik dengelerin lehlerine olması durumunda, Karabağ’da bir soykırım faciası gerçekleştirme potansiyelleri olduğu gibi, Ermenistan ülkesine de müdahale edip, Rusya’nın kolektif güvenlik anlaşmasına bağlı kalmaması durumunda tasfiye etme arzu ve amaçları da mevcuttur… En azından bunu tam olarak gerçekleştiremezlerse de, Nahcivan’ı ilhak edip, Hazar kıyılarına kadar koridor açmak için Ermenistan’ın bir bölümünü ele geçirmeye dair derin planları vardır. Bu plan bizzat Devlet Bahçeli tarafından son zamanlarda dillendirilmişti. Böylece Büyük Turan İmparatorluğu hayalinin bir bölümü gerçekleşmiş olacaktır. Rusların arka bahçesinde Ruslara rağmen bunları yapmanın şimdilik imkansızlıklar varmış gibi görünse de değişen olası politik ve askeri güç dengeleri, Ermenileri ikinci bir büyük soykırım tehlikesiyle baş başa bırakacağı gibi, uygarlığının tasfiye olabileceği son bir felakete dair tarihsel rizikolar taşımaktadır.

Ermeni milli burjuvazisinin sınıf niteliğinin, uluslararası pazar dalaşında bağımsız bir tutum alamayacağına dair öngörülerin olması, bu yeraltı nehrini andıran gerçekleri değiştirmemektedir. Bırakalım komün mücadelesini, devletin kuruluş esasları ve felsefesini bilmeden etkili bir anti-faşist mücadele siyaseti bile yürütülemez. Kaypakkayacı analitik tarih metodolojisi, devletin tarihsel köklerinin felsefesine dair büyük bir miras bırakmıştır bizlere. Klasik kitaplardan hazır cümleler çekerek çözüm reçetesi yapılamayacağı gibi, gerçek dünya da ki maddelerin hareketlerine uygun olmayan popüler ve ucuz hamaset sloganlarıyla devrimci bir siyaset oluşturulup yürütülemeyeceği de açıktır.

Her iki ulusun proleterlerinin, silahlarını burjuvazilerine çevirmeleri gerektiği yönünde ki açıklamaların maddi dünya da ciddiye alınacak bir karşılığı yoktur. Bu, ezberciliğe dayalı, ucuz ve etkisiz bir politikadır. Hatta bu koşullarda politik bir değeri bile yoktur. Gerçek maddi dünya da karşılığı olacak gerçekçi devrimci çözüm politikaları üretilip sunulmalıdır.

Ermenilerin bir kavim olarak kendilerini tehlikede hissettiği bir dönemde, bu ulusa iç savaşı önermek, trajikomik bir durumdan öteye gitmemektedir. Eğer önerilecekse, iki tarafa da orta ve uzun vadede, iç politik mücadele ve dönüşüm hedefleri belirlenmeliydi. Devrimimizin bölgesel bir etkinlik ve güç kazandığı ileri dönemlerde, çağrıların çıtası yükseltilebilir ancak. Her iki ulusun komünist, devrimci, demokrat, aydın ve barış yanlısı güçlerinin ortak siyasal ve kültürel çalışmalarını önermek, halklar arasında ki onarılması zor düşmanlıklara karşı, sosyal pedagojik bir sağaltıcı hizmet görevi görecektir. Biz komünistlerin, iki ulusun arasında ki çatışmaya karşı çıkıp, ateşkes, diploması ve müzakere yöntemine gelmesi için çağrılar yapmamızda bir sakınca yoktur. Bu durum evrensel ahlâkî politik ilkelerimize uygundur. Ama kaçınılmaz bir istila durumunda, Karabağ öz savunma güçlerinin askeri direnişini de meşru görmemizin önünde hiçbir ilkesel engel yoktur. Karabağ’ın kendi kaderini tayin etme meselesinde, değil Azerbaycan’ın, Ermenistan’ın bile saygılı davranmasını talep edebiliriz. Bu durum demokrasi hukukuna uygunluk arz eder. Ama Karabağ’ın istila ve ilhakına karşı, Karabağ Ermeni milliyetinin, Ermenistan devletiyle askeri ve ekonomik ittifakına karşı çıkmak anlamsızdır. Hatta Rusya ile olası ittifak arayışları, milli hareketlerin doğasına uygundur.

Amerikalılar İngilizlere karşı, Fransızlarla ittifak kurmuştu. M. Kemal hareketi, ulusal kurtuluş niteliğinden uzaklaşıp, Anadolu’da modern Turancı özellikler göstermesine rağmen, İngilizlerin sayesinde Ulus devlet olabildi. Hatta bu durum, devrimci ulusal hareketlerin bile doğasında vardır. Rojava’da YPG güçleri, havada ABD’nin desteğiyle Rakka’ya girdiği zaman, Türkiyeli devrimci çevreler bu durumu selamladılar. Ki bizce de bir mahsuru yoktur. Peki neden, MÖ. 700’lü yıllardan beri, anti Ermeni kültür uygarlığının merkezlerinden olan Artsakhda ki Ermeni gönüllü fedaileri işgalci diye suçlayabiliyor?… Bu tezlerin devrimci hukuk ile ilişkisi aydınlatılmalıdır. Biz eğer burjuva devletler hukukunu üst organı olan Birleşmiş Milletler hukuk ve genelgelerini merkez alırsak, Kuzey Kürdistan’ı Türkiye’nin malı saymamız gerekir. Ve orada ki direnişçileri de bölücü ve sorunlu insanlar olarak görmemiz gerekirdi. Eğer Karabağ Ermenilerinin geçmişte ki bağımsızlık referandumu savaşın sebebiyse, o zaman Kürtlerin özerklik talepleri ve hakları da hendek ve bodrum katliamlarının sebebi midir?

Emperyalist güçlerin dalaşına sığınıp, sosyal şoven politikalara düşüp, küçük ve öteki milliyetlerin ezilmesine sebep olmak, bizlere devlet sosyalizminden kalan bir diplomatik tarihsel mirastır. Real Sovyet Sosyalizmin tarihi, Kemalistleri yanına çekmek için hala soykırım yollarında gezinen Ermeniler aleyhine verilen tavizlerle doludur. Sovyet dış komiserlerinin yığınla Kemalizm hakkında ki devrimci raporlarına rağmen, analitik çalışan zekasıyla bilimsel şüpheye düşmüş olan Kaypakkaya ardılları olmak bizlere gurur veriyor. Şeyh Said örneğinde olduğu gibi, şeriatçı, gerici ve aşiretçi resmi tarih motiflerine rağmen ve hatta İngiliz parmağı söylemine rağmen, bu harekettin özünden demokratik ulus öğesi yakalamış bir gelenek olarak, günümüzde Karabağ’dan, hala Ermeni milli demokratik hukuk niteliği yakalayamamış olmak abeste iştigaldir.

Resmi ideoloji ve siyasetin devrimci tarih yazılımı ve politik programlara etkisi her dönem olabilir. Karabağ’ın sahibinin emekçi halklar olduğu yönünde ilanlar vermek, kulağa sola dair hoş çağrışımlar yapsa da milli inkâr, şovenizme ve Ermeni fobiye açık gizlenmiş çağrışımlar yapmaktadır. Bu durum Efrin’in ya da Hatay’ın sahibinin emekçiler olduğunu söylemek gibi bir şeydir. Yanlış olmamakla birlikte, yetersiz ve tamamlanmamış bir tanımlamadır. Bilindiği gibi proletarya hareketinin Kuzey Kürdistan’ı birinci kongresinde bir ülke olarak tanıması için yaklaşık kırk yıl geçmesi gerekti. Kaypakkayacılığın şanlı ideolojik tarihine rağmen, örgüt formasyonunun ve sosyolojisinin resmî devlet ideolojisinden kurtulup özgürleşmesine dair felsefi ve gizli ideolojik problemler bir süre daha devam etmiştir.

Ermeni meselesine dair köklü tarihsel ve ideolojik bakış açısı geliştirilip, paralel ve ötekileşmiş tarihsel doğrultunun sac ayakları doğrultulmadıkça, insanın tamamlanması ve özgürleşmesi meselesi hep problemli kalacaktır. Klasik siyasetin geleneksel ideolojik düşünüş biçimlerinin dışında, yeni devrimci bir yolla, Ermeni hadisesi kafalarda çözümlenmedikçe, bu topraklarda iç doğasına kavuşmuş, dış doğayla özdeşlik bir tek insan çıkmayabilir. Yeni insan uygarlığının ve aydınlanmanın kapısı gibidir. Bu konu, yabancılaştırıcı bir öge olarak bütün zamanlara direnecek bir konudur. Büyük yabancılaşmanın aracı olmaktan çıkarmak, devrimci aydınlanmacıların görevidir. Ermeniler Karabağda milliyet özelliği göstermektedirler. Biz çeşitli milliyetlerden Komünistlerin, milli burjuva bayrakları altında toplanması ya da bu yönle çağrılar yapması, tabii ki varoluş gerekçemizle çelişmeli kalır. Karabağ üzerinde ki bölgesel güç oyunları ve kamplaşmalara işaret etmek, bizlerin anti emperyalist görevlerine tekabül eder. Yalnız bu ifade biçimi yetersizdir. Fillerin tepiştiği yerdeki ezilen karıncalar dünyasının hukuk ve demokrasi ihtiyaçlarını tespit edip, bunları gidermeye dönük bağımsız yerel politikaların olması gerekir. Soruyoruz o zaman. ABD’nin petrol için Suriye’de ki varlığı ve Rusya’yla it dalaşı gerçeğini hatırlatarak, bu durumda Kürtler, Kobane’yi savunurken ABD’nin hava desteğini getiren ittifakı, mücadelenin demokratik ve meşru yönünü ortadan kaldırır mı?

Milli kurtuluş hareketlerine demokratik karakterini veren, önderlik ettiği partisinden ziyade, bizzat bu hareketlerin kendi tarihsel doğalarıdır. Böyle olmasaydı, Kaypakkaya, gerici diye bilinen Şeyh Said hareketinin doğasında demokratik bir öz bulamazdı. Kızıl Kürdistan tezi, abartısız ve ilkel milliyetçilikten uzak bir tarzda incelenip yerli yerine oturtulmalıdır. Bazı demokrat araştırmacılar, Karabağ’ın tamamını Kürt milli burjuvazisinin mirası sayan tezlerini ortaya atarken, bu tezlerinin hukuki çekirdeğinin yerkürenin her yerinde sorunsuz çalışmasını istiyorlarsa, tarihsel anlamda Batı Ermenistan’ın tasfiyesinde Abdülhamit’ten beri hesaplayıp tezlerine eklemelidirler. Kadim Ermeni orijininin geçtiği Kafkasya gibi bir bölgede, Türkiye’nin aktör olduğu bir meselede tavır almak için, tarihsel derinlikli bir savaş anatomisi deneyimine ve ideolojik uyanıklığa ihtiyaç vardır. Diplomasi hesaba katılmadan politika üretme dikkatsizliğe yol açabilir. Ermeniler haksız ve işgalci dedikten sonra, objektif olarak Türk özel harp dairesinin elinde ki kartları güçlendirmeye hizmet edebilir. Biz farketmesekte faşist klik, dış siyaset ve diplomaside sol ve ilerici güçleri yanına almış gibi gösterip kullanabilir.



Mart 2026
P S Ç P C C P
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  

More in Makale