
Toplumsal talep olarak uzun süredir işaret veren, ekonomik tablo ve siyasi gelişmeler itibarıyla nesnel şartları hasıl olan ama son tahlilde iktidarın kaygı ve keyfiyet engeline takılan erken seçimler gelinen bugünkü aşamada ‘‘geliyorum‘‘ diye bağırmaktadır. İktidarı muhalefetiyle burjuva siyasi irade ve aktörlerin belirgin davranış ya da siyasi hareketliliğiyle, erken seçimlerin yakın gelecekte somut gündem olacağı teyit bulmuş durumdadır. Anlaşılıyor ki, toplumsal kitlelerin ihtiyaç ve talebini dikkate almayan iktidar güruhu, erken seçimler için ihtiyaç duyduğu hazırlıkları yeterli gördüğü oranda tamamlamış olmalı ki, erken seçimlere gitme kapısını sonuna kadar aralamıştır.
Tek adam sultası ‘‘Şıpka geçidinde işler yolunda‘‘ misali, düne kadar korkup kaçtığı seçimler için bugün kolları sıvamış, Amed çıkışıyla en belirgin işareti vermiştir. Evet, iktidar günün konjonktürünü lehine mütalaa etmekte ve kendisi için en uygun koşullar olarak telakki etmektedir. Bu değerlendirmesinin belli gerekçeleri vardır ve yaptığı bu değerlendirme kendi avantajları için doğrudur. Elbette iktidarın kendisi için yaptığı en uygun şartlar tespiti doğru olsa da, bu onun seçimleri garanti ettiği anlamına gelmez. İktidar lehine ve aleyhine olmak kaydıyla ikili tablo mevcuttur ki, bunlardan biri iktidarın iradesi dahilinde iken diğeri iradesi dışındadır. Dahası, iktidarın kendi lehine yorumladığı ve kuşkusuz ki belli unsurlarıyla lehine hasıl ettiği şartlar bile, seçimleri kazanması için yeterli olmayabilir.
İktidarı ikna ederek ‘‘erken seçimlere gitme kararına‘‘ taşıyan lehte şartlar, bu şartların ikili karakteri ve erken seçimlere gitmeyi zorunlu kılan aleyhteki şartlar veya yumuşak karnını resmeden tablo nedir?
Öncelikle; iktidar ekonomik-siyasi çöküntünün girdabında çırpınan ve her yönlü sıkışıklığın sonucu olarak aciz vaziyete düşmüş, aslen yönetemez durumdaydı. Yerel seçimleri kaybetmesiyle birlikte, rant ve talan olanakları budanarak sınırlanmış ve ranttan beslenen güçle nüfuz ettiği besleme çevresini yeterince yemleyememe durumuna düşmüştür. Ki, bu durum diğer etmenlerle beraber nüfuzunu kırıp zayıflatmıştır. Zor ve korkuyla sürdürdüğü iktidar sultasının vidaları gevşeyerek, ağır sorun ve çatlaklarla yüz yüze gelmesine yol açmıştır. Yönetme ve iktidar etme şartları temelden sarsılmış, acizlik saldırganlığı koşullayarak iktidar için çare haline gelmiştir.
Çözülerek çöküşe doğru ilerleyen sancılı iktidar yolculuğu, bütün bu şartlar yetmiyormuş gibi, burjuva çıkar dalaşının ürünü olan bilinen skandallar patlak verdi. Cinayetlerden tecavüze, uyuşturucu ticaretinden mülkiyet ve zenginliklere konma gasplarına, kara para aklamaktan uluslararası kirli ticaret ve kaçakçılığa, astronomik rakamlarla ifade edilen rüşvetlerden haraçlara, provokasyonlardan katliamlara, komplolardan entrikalara, medya kuruluşlarına el koymadan ödenmeyen banka kredilerine, mafya çetelerinden karanlık kast örgütlenmeleri ve suçlara kadar, akla gelebilecek en kirli-pis iş ve yasadışı suç bu iktidarın içinde olduğu iğrenç kokan bataklık olarak öz unsurları tarafında ifşa edildi. Bu deşifre ile, iktidar ve gerici sınıfların gerçek yüzü (tümüyle değil bir kısmıyla) en çıplak biçimde kitlelerin gözleri önüne serilerek teşhir edildi.
Özcesi, bu iktidarın, can çekişmesine yol açan ağır bagajına ek olarak en ağır suç ve skandallar üzerine oturan bir iktidar olduğu gün yüzüne çıktı. İktidar tam manasıyla suç üstü yakalandı. Burjuva muhalefet, bu niteliğine uygun olarak, kitle hareketiyle suç üstü yakalanan suçluyu iktidardan indirip yargıya teslim etme yoluna cüret etmese ya da bunu benimsemese de, büyük avantajlar elde ederek iktidara aday olma zemininde toparlanıp güç kazandı. Halk kitlelerinin öfkesi büyüse de, burjuva muhalefet bu öfkeyi tedrici kullanarak esasta frenleme rolü üstlendi. Sınıf ve halkın devrimci güçleri örgütsel yetersizlik ve bundan da kaynaklanan siyaset zaafiyetleri nedeniyle etkili bir dinamik olarak süreçte rol oynama etkisi gösteremedi. Fakat, her şeye karşın, iktidarın altı boşaldı, toprak kaymasının üzerinde oturmaktadır. Tablonun bir yüzü ve esas yanı budur.
Tablonun ikinci yüzü veya iktidarın seçime gidecek kadar özgüven bulduğu diğer yanı ise, şöyle okunabilir, okunması mümkündür.
Yaşanan süreç hepten iktidar aleyhine işlerken, iktidar içinde derin çatlak ve çatışmaları da şartladı. İçte derinleşerek cereyan eden bu çatlak ve çatışmalar, iktidar için büyük bir yıkım ve tam bir çöküşe yol açabilecek niteliktedir. Ki, tam da bu zeminde iktidar içi güç odakları kendisini göstererek, Erdoğan’ı kuşatıp teslim alarak yönlendirme derecesinde nüfuz gösterdiler. Dolayısıyla bu durumdaki iktidar, Erdoğan’ın mutlak otoritesini ortadan kaldıran ve iktidar egemenliğini sürdürmesinin birer iç tehdidi haline dönüştü. MHP ve Soylu ‘ya teslimiyet durumu, Erdoğan’ın megolomanik tek otorite sevdasına ciddi bir surun haline geldi. Erdoğan, bu tablo ve durumdan kurtulmanın yolu olarak, erken seçimleri uygun bir fırsat olarak değerlendirmiş olabilir. Zira, yaşanan kirlilikleri kendisinden uzak göstermek ve Soylu gibilerine yıkarak işi kotarmaya çalışmak kadar, mutlak otoritesini boşa düşüren bu ittifaklarını yumuşak yolla yolculaması Erdoğan için en rasyonel olandır.
Erken seçimlere ‘‘karar vermesiyle‘‘ ilgili tablonun devamı ise, Amed‘deki konuşmasında açık ip uçlarını verdiği ve HDP’nin yetkili ağızlarınca da adeta teyit edilen ama henüz resmen deklere edilmemiş olan muhtemel ‘‘çözüm süreciyle‘‘ anlam kazanmaktadır. Erdoğan güruhu ile Kürt siyasi irade ve aktörleri arasında, kapalı kapılar ardında görüşmelerin yapıldığı anlaşılmakla birlikte, bu görüşmelerin belli bir raddeye kadar ilerlediği de söylenebilir
Daha önce ifşa edilen heyet gönderme meselesi akılda dururken, Erdoğan’ın Amed’de ‘‘çözüm sürecini biz bitirmedik‘‘ söylemleri ve paralel olarak HDP eş genel başkanı Mithat Sancar’ın ‘‘Millet ittifakına‘‘ rest olarak okunan söylemleri bir tesadüften ibaret değildir. Bu vb gelişmeler ışığında, yakın zamanda yeni bir ‘‘çözüm süreci‘‘ bombasının patlaması sürpriz olmayacaktır. İşte Erdoğan’ı erken seçimlere ikna eden tablonun esas yüzü budur, burada saklıdır.
Ne ki, bu sürecin çok daha sinsi olarak Kürtleri bölüp parçalama ve PKK’yi ezerek tasfiye etme zemininde gelişme olasılığı büyük olmakla birlikte, çözüm safsatasıyla Kürt ulusunun boynundaki boyunduruğun tahkim edilerek derinleştirilmesi tehlikesi, bir önceki sürece oranla çok daha büyüktür. Muhtemel görünen yeni bir ‘‘çözüm sürecinin‘‘ gitmekte olan Erdoğan’ın Kürt düşmanı kanlı sultasını kurtarmaktan başka bir işlev görmeyeceği açıktır. Açıktır çünkü, tecrübeler bunu göstermektedir. Çünkü, faşist karakterleri kesin olan gerici sınıflara ve faşist Erdoğan iktidarına güven duyulamaz. Ve çünkü, Erdoğan ve şürekâsının Kürt düşmanlığı, en barbar katliamlarıyla tescillidir.
Her şeyden önce, Erdoğan’ın neden dün değil de, bugün ‘‘çözüm sürecine‘‘ ihtiyaç duyduğu iyi düşünülmelidir. Ve eğer Kürt siyasi aktörleri bir kez daha Erdoğan’ı kurtarma, iktidarını kurtarma pozisyonuna düşer ya da buna hizmet eden duruma düşerlerse, bilmelidirler ki, çok şey kaybederler. Başta Kürt halkının desteğini kaybedecektir. Demokrat, devrimci ve sosyalist güçlerin desteğini kaybedecektir. En önemlisi de meşru demokratik mücadele ve ulusal demokratik talepler eksenli haklı tarihsel mücadeleye dayanan varlık gerekçelerini yitirerek boşa düşürecek, ulusal özgürlük, bağımsızlık ve kurtuluş eğilimli hareketini karanlık sulara gömecektir.
***
Devrimci, demokratik ve sosyalist güçler olası erken seçimlere ittifak politikası temelinde hazırlanmalıdır. Tek-tek güçler olarak şimdiden seçim çalışmalarını planlayarak harekete geçmeli, adaylarını belirleme düzeyinde elini çabuk tutmalıdır. Eski ittifak bileşenlerinde derin bir kopuşun yaşanması muhtemeldir ve buna uygun olarak güçlü olunan alanlarda adaylar üzerinde anlaşarak yoğun çalışmalar başlatılmalıdır. Zira bozulması muhtemel olan ittifak bileşenleri tablosu yeni dengeleri gündeme getirecektir. Ne var ki, etkili ve somut çalışmalarla güçlü olunan alanlarda seçimlerin kazanılması mümkündür. Çünkü, halk kitleleri iktidara karşı büyük öfkeyle doludur ve alternatif güçlere yakındır. Dersim somutunda kazanılan belediye süreci, devrimci ve sosyalist güçler lehine büyük bir propaganda yapmıştır. Bu etkiyi arkasına alan devrimci, sosyalist güçlerin seçimlerde başarı sağlaması tamamen mümkündür. İktidar, iktidar ittifakları ve bütün burjuva düzen partileri, güçlü olduğumuz alanlarda kaybetmelidir. Devrimci ve sosyalist güçlerin ittifakı önemli başarılara imza atabilir. Bunun için bir an önce devrimci ve sosyalist güçlerin ittifakı sağlanıp çalışmalara başlanmalıdır.
Devrimci mücadele ve güçlerin örgütlenmesine hizmet eden, aynı zamanda kitlelerle birleşerek seçimlerde somut kazanımlar elde etmeyi hedefleyen devrimci anlayış temelinde seçim çalışmalarının yürütülmesi önümüzdeki görevlerden biridir. Kazanımları büyütmek, mücadele ve örgütlenmeyi yaymak, her çalışmayı devrim doğrultusunda ele alarak yürütmek somut ve genel perspektifimizdir. Bu perspektif ışığında seferber olmak devrimci görev ve sorumluluktur.









