Connect with us

Makale

Faşist AKP-MHP İktidarının Saldırıları ve Burjuva Muhalefetinin Çıkmazları

Gare saldırısı, HDP’nin kapatılmak istenmesi, AKP ve MHP tarafından yapılan yeni anayasa teklifi, AKP tarafından hazırlanan ”İnsan Hakları Eylem Planı” gibi iktidarın politikalarına karşı, farklı politikalarla sahaya inişleri bunu göstermektedir. Bu, emperyalistlerin genel olarak “yeni” politikalarının bir yansıması ve yeni arayışlar içine girişlerinin bir sonucu olarak değerlendirilmelidir. Bir yandan iktidarın iplerini sıkarken, muhalefetin önünü açmaya başladıklarını görüyoruz.

Faşist AKP – MHP iktidarı, toplumsal desteği yitirdiği ve ciddi bir yönetememe sorunu yaşadığı içindir ki, iktidarda kalmanın veya kalabilmenin arayışlarını sınıfsal niteliklerine uygun politikalarla sürdürmeye çalışmaktadır. Bu gerici politikalar, her dönem olduğu gibi, bugün de faşist saldırıları yoğunlaştırmak, ırkçı – milliyetçi ve İslami duyguları en üst seviyeye çıkartmak, sindirme ve korku üzerine iktidarlarını sürdürme çabaları şeklinde kendisini göstermektedir.

Uygulanan ve hayata geçirilen bu politikalar, genel olarak tüm ezilen halk kesimlerine olduğu kadar, “ millet İttifakı” olarak bilinen burjuva muhalefeti de etkisizleştirmek ve dağıtmayı hedeflemektedir. İktidarın söz konusu saldırıları karşısında, yine söz konusu “millet ittifakı” nın birlikteliği de pamuk ipliğine bağlı olarak her an kopacakmış, dağılacakmış görünümünü vermektedir. Öte yandan faşizmin azgın saldırılarını göğüslemek, gerçek anlamda devrimci, demokratik bir muhtevayla mücadele sahasına çıkan “Birleşik Mücadele Güçleri” faşizme karşı mücadele seferberliği ilan etmiş durumda.

Yani, yıllardır faşizmin en ağır saldırılarına maruz kalan Türkiye – K. Kürdistan halklarının önünde üç ayrı ittifak örgütlülüğü bulunmaktadır. 1– Faşist iktidarını devam ettirmek isteyen “ Cumhur İttifakı” , 2 -Tek adam diktatörlüğü yerine, faşizmi maskelemek adına parlamenter sistemi savunan “Millet İttifakı” , 3 – Gerçek anlamda demokratik bir toplumsal yapılanmayı, faşizmi hak ettiği mezara gömmek isteyen “Birleşik Mücadele Güçleri” nin oluşturduğu birlikteliktir.

“Cumhur İttifakı” , AKP, MHP, Vatan Partisi ve BBP gibi faşist Türk- İslam sentezli partilerden oluşurken, “Millet İttifakı” ise, yine egemen sınıfların bir başka kanadının sözcülüğünü yapan CHP, İP, Sadet P. , DP, GELECEK ve DEVA partilerinden oluşuyor. Bunlara ek olarak tartışmalar yürüttüklerini bildiğimiz kimi “sol” partilerin, kurumların dahil olma ihtimallerini de gözden ırak tutmamak gerekir. Ancak yukarıda da belirttiğimiz gibi, bunların “ittifakı” hem henüz netleşmiş değil ve hem de pamuk ipliğine bağlıdır. Her an birileri kopup “Cumhur İttifakı”na katılabilir veya başka bir arayış içinde de olabilirler.

Birleşik Mücadele Güçleri ise ( Alınteri, DBP, Devrimci Parti, ESP, Mücadele Birliği Platformu, Partizan, ve SMF) doğrudan doğruya halk kitlelerine dayanan, halkın içinde örgütlenen devrimci, demokratik ve yurtsever örgütlülüklerden oluşmuş bir oluşumdur. Kuşkusuz bu oluşumun daha da genişlemesinin sınıf mücadelesine katacağı değeri ve katkıyı tartışmak bile istemiyoruz. Bu nedenle, Türkiye- K. Kürdistan halklarının kardeşçe, barış içinde ve demokratik bir ortamda yaşayabilecekleri ve giderek halkın kendi iktidarını kurabileceği bir sürecin örgütlenmesi özlemini duyan tüm devrimci, demokratik kesimlerin bu alanda güçlerini bir arada toplamalarında yarar gördüğümüzün altını çizmek isteriz.

Bilindiği gibi, faşist iktidar saldırılarını iyice yoğunlaştırarak sürdürmektedir. Zaten iktidarını sürdürebilmek için başka da bir alternatifi kalmamıştır. Ekonomik olarak, siyasal olarak, kültürel olarak hatta dış siyasette dahil devlet tam bir çöküntü içindedir. Milyonlarca emekçi açlık, yoksulluk ve işsizlikle boğuşurken, saray ve bir avuç çevresi varlık içinde yüzerek, har vurup harman savurmaktadırlar. Neredeyse yüz yıllık TC. Devleti hiç bir dönem bu denli emperyalist tekellere peşkeş çekilmedi, ülkenin yeraltı- yerüstü zenginlikleri bu denli yok pahasına satılığa çıkartılmadı, adalet ve hukuk bu denli siyasallaştırılmadı desek yanılmış olmayız.

Hiç bir dönem hapishaneler tıka basa ağzına kadar bu denli doldurulmadı. Hapishanelerde yer bulunamadığı için insanlar artık evlerinde hapsedilmektedirler. Öte yandan, üretime dayalı iş yerleri açmak yerine, onlarca yeni hapishane yapmaya hız vermiştir bu faşist iktidar. Toplumun refahı adına en ufak bir kırıntı dahi vermeyi aklından geçirmeyen bu faşist iktidar, mevcut duruma en ufak bir itiraz edeni hapislere tıkmayı esas amaç durumuna getirmiştir. Bu yüzden hapishaneler inşa etmekten başka çaresi kalmamıştır.

Türkiye – K. Kürdistan’da gündemi takip etmek, sürece uygun belirlemelerde bulunmak neredeyse imkansız hale geldi. Çünkü bir gün önceki gündem, bir gün sonra anlamını yitirmekte, kamuoyu bambaşka bir gündemle karşı karşıya getirilmektedir. Bu durum, tam da, faşist iktidarın istediği, hatta bilinçli olarak yarattığı suni gündemlerdir. Muhalefet ise, bu suni gündemler içinde debelenerek kendisini var etmenin çabaları içinde boğulup kalmaktadır. Davul muhalefetin boynunda, tokmak iktidarın elinde. İstediği gibi çalıp, istediği gibi oynatmaktadır. Kitleler, ‘bırakın bu horoz döğüşünü bir yana, sorunları çözecek alternatif çözümler üretin’ diye seslerini yükseltmektedirler.

Gerici Burjuva İktidarın “Çözüm “ Siyaseti, Faşist İktidarın Tıkanan Nefes Borularını Açma Siyasetidir!

İktidardan halkların lehine çözüm beklemek, deveye hendek atlatmak gibi bir şeydir. Onun “çözüm” dediği şey, kendisine duyulmasını istediği itaat ve biat tan başka bir şey değildir. Günlük üç öğün simit ve bir bardak çayın, bir lokma kuru ekmeğin hesabını yapanlardan, halkın refahına dönük çözüm beklemek en hafif deyimle safdillik olur. Deli Dumrul misali, geçilmeyen yollardan, köprülerden halktan haraç kesen, kitlelerin açlık çığlıklarına kulaklarını tıkayan, daha da ötesi açız diyenleri zindanlara tıkayan bir iktidarın “çözüm” yöntemleri, acıyı, açlığı ve yokluğu daha da katmerleştirmekten öteye gidemez. Ve nihayetinde, tarihin çöplüğüne gömülmek üzere olduğunu gören faşist AKP- MHP iktidarı vampir dişlerini halka, daha da ötesi kendilerinden olmayan her kesime karşı iyice bilemiş durumdadırlar.

Dışarıda ve içeride Kürt ulusuna yönelik yıllardır sürdürdükleri baskı ve katliamlara hız vererek, ırkçı ve milliyetçi kesimlerin oylarını toplamaya çalışıyorlar. Gare’ye yönelik onlarca savaş uçaklarıyla yapılan saldırı esas olarak bu amaçlıydı. Eğer bir başarı elde edebilselerdi seçim propagandasının önemli bir manivelası olarak kullanacaklardı. Amaçları, hem PKK elindeki esir asker, polis ve istihbarat elemanlarını “kurtarmak”, hem de ulusal harekete ciddi darbeler vurmaktı. Ancak pirince gideyim derken, evdeki bulgurdan oldular. Sağ değil, esirlerin ve artı üç de subayın cenazeleri geldi Ülkeye.

Yaptıkları işin altında kalan faşist iktidar, esirleri PKK’nin öldürdüğü propagandasıyla işlediği cinayet suçlarını hafifletmeye ve maskelemeye çalıştı. Tüm kamuoyu öldürülen esirlerin otopsilerini beklerken, onlar alelacele ailelerine bile göstermeden toprağa gömüverdiler. Onlarca savaş uçağı ve tonlarca bombayla bombardıman edilen Gare coğrafyasında tutulan savaş esirlerinin ölüm nedenlerinin bu olduğunu tahmin etmek için iz peşinde koşmaya gerek yok sanırız. Bu başarısızlıklarını, pandemi koşullarına rağmen, yapılan kalabalık kongrelerle unutturmaya, kendi tabanlarına moral aşılamaya çalışıyorlar. Öte yandan, mevcut anayasayı dahi uygulama gereği duymayan iktidar, yeni bir anayasa söylemiyle muhalefeti oyalamaya devam ediyor.

Yargıyı siyasallaştırarak, üniversiteleri camileştirerek, milletvekillerini ve belediye başkanlarını tutuklatıp, halkın iradesini hiçe sayarak Türk İslam sentezli şeriat rejimine doğru hızla yol alıyor iktidar. Gare’de yediği tokatın acısını, başta HDP olmak üzere, devrimci- demokratik kesime yönelik saldırılarıyla gidermeye çalışıyor. Ancak bu kez göl istedikleri biçimde maya tutmuyor. Çünkü inanılmaz boyutlara yükselen açlık, yoksulluk ve işsizlik, devletin bekası, “terör belası” gibi gerici propagandaların önüne geçmiş durumdadır. Onlar “terör” dedikçe, halk adalet diyor; onlar “savaş” dedikçe, kitleler ekmek diyor.

Bunu gören iktidar direksiyonu küçük küçük kırarak, adalet ve hukukta, ekonomide “reform” demeye başladı. Bunun bir algı operasyonu olduğu ilk günden belli oldu. Erdoğan, düşünce özgürlüğüne dair, adil yargılamaya dair, yargının bağımsızlığına dair, insan hak ve özgürlüklerine dair açıklamalar yaparken, aynı gün birkaç saat sonra AKP sözcüsü ve Bahçeli HDP’nin kapatılacağının “müjdesini” veriyorlardı .Bunun üzerine Yargıtay Başsavcılığı hiç zaman kaybetmeden, 6 yıldır buzdolabında dondurulan Kobani dosyasını açıverdi. Adı Kobani dosyası, ama fezlekelerin tümünde milletvekillerinin kürsü konuşmaları veya sokak röportajları “suç” olarak gösterilmiştir.

Boğaziçi direnişini “terör “eylemi, direnişçilerini de “terörist” ilan etmedi mi bu faşist iktidar. Erdoğan, çiçeklerden, dikenlerden söz ederek, insan hakları ve demokrasi anlayışının özetini yapıyordu. Dikenlere su vermeyi ihanet olarak dillendirirken, çiçekleri de fazla şımartmadan sulamak gerektiğinin altını çiziyordu. Kimler diken, kimler çiçek; kararı kim verecek. Tabi ki Erdoğan. Kendisinden olanlara, itaati borç bilenlere susuzluktan ölmeyecek kadar su vermenin, karşı olanları da Kerbela çölündekilere benzetmenin hesabını yapıyor.

Aslında, adalet ve ekonomi “reformu” emperyalist tekellere bir güvence olarak sunuluyor. Amaç, beş sente muhtaç hale gelmiş olan AKP- MHP iktidarı, mevcut ne üdüğü belirsiz tek adam yönetim sistemini yeterince güvenlikli bulmayan emperyalist sermayenin tekrar ülkeye akışını sağlamak olduğu herkesin malumu. Avrupa emperyalistlerince verilen 1. 2 milyon Euro’nun kullanım süresi 1 Mart’ta bitiyordu. Paranın kullanılabilmesi için emperyalist sermayenin güvende dolaşımının sağlanması koşulunu öne sürmüştü emperyalistler. 2 Mart’ta apar topar “İnsan Hakları Eylem Planı” adı altında yapılan açıklamaların arka planın da bu gerçek var. İç kamuoyun da olduğu gibi, dış kamuoyu açısından da inandırıcılığı olmayan bir açıklama.

Çünkü “9 amaç, 11 temel ilke” olarak açıklananlar zaten esas olarak ellerinin altındaki kendi anayasalarında ve uluslararası insan hakları beyannamelerinde mevcut olan ilkelerdir. Sorun bunların yazılmış olması değil, uygulanmasıdır. Sanki katbekat artarak işlenen kadın cinayetleri, güpegündüz sokak ortasında insan kaçırmalar, sokak cinayetleri, basın ve medya üzerindeki baskılanmalar, sendikal faaliyetlerin neredeyse yasaklanmaları, hak gaspları, işlevsizleştirilen parlamento, sudan bahanelerle halkın iradesi hiçe sayılarak zindanlara tıkılan belediye başkanları ve milletvekilleri, keyfi olarak yaratılan sosyal medya “suçluları”, KHK mahkumları yokmuş gibi; sanki bütün bu suçları, bu faşist iktidar işlememiş gibi, “İnsan Hakları Eylem Planı” hazırlıyor. Aslında buna itirafname demek daha doğru olur.

Faşist AKP- MHP iktidarının, iktidarda kalabilmesinin tek çaresi, içeride geniş halk kitleleri üzerinde devlet terörünü estirmek, dışarıda ise emperyalist efendilerinin çıkarları doğrultusunda işgal hareketlerine girişmektir. Suriye, Libya, Karabağ, Mavi vatan derken, şimdi de Sincar’a yönelik işgal veya operasyon hazırlıkları kamuoyun da tartışılmaktadır. Bu, Amerikan emperyalizminin İran’a yönelik yıllardır süren işgalci emellerinin hayata geçirilmesi anlamını taşır. Yaratılacak Tarhan ve Ankara arasındaki gerginlik, hiç kuşkusuz ABD ve İsrail’i fazlasıyla memnun edecektir. Ama AKP bunu gene “devletin bekası” diyerek kitlelere yutturmaya çalışacaktır.

Yeni ABD yönetiminin gözüne girmek, gereken desteği sağlamak için bu faşist iktidar her türlü çılgınlığa hazırdır. Emperyalistler de limon gibi sıkmakta kararlılar. Limonun suyu bitince de elbette ki çöpe atacaklardır. Aslında artık son damlalarını sıkıyorlar. Yeni ABD başkanının, Erdoğan’ın bütün cambazlıklarına rağmen hala kendisiyle bir telefon görüşmesi bile yapmamış olması, biraz da bunu ifade etmektedir. Bu durum, biraz da Noe- Liberal sistemin çöküşüyle birlikte, genel olarak emperyalistlerin “sosyal devlet” iplerini birazcık gevşetme yönlü yeni politikalarıyla da ilintili bir durumdur. 20 yıldır her istediklerini fazlasıyla AKP iktidarından alan emperyalistler, şimdi artık kitlelerin gittikçe büyük tepkisini toplayan AKP’nin yerine, yeni sadık uşaklarla yola devam etmek niyetinde oldukları anlaşılıyor. Burjuva muhalefetinin de, bugüne kadarki muhalefet biçimlerinin birazcık dışına taşmış olmaları bunu kanıtlar niteliktedir.

Burjuva muhalefetinin çıkmazı

Aslında, AKP’nin bunca uzun bir süre iktidarda kalmasının nedeni, öncelikle emperyalistlerin istemiyle birlikte, burjuva muhalefetin, özellikle de CHP’nin, AKP’ye koltuk değnekçiliğinden kaynaklanıyor dersek yanılmış olmayız. CHP hiç bir zaman alternatif bir söylem veya programla sahaya inmediği gibi, AKP’nin bütün sahtekarlıklarına, yolsuzluklarına, hukuksuzluklarına göz yumdu, es geçti. Örneğin; milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasına verdiği destek, referandum seçimlerinde aslında hayır oyları, evet oylarından daha fazla olmasına rağmen, ( ikibuçuk milyon mühürsüz oylar yasal olmamasına rağmen kabul edildi.) CHP doğru dürüst hiç bir itirazda bulunmadı. Cumhur başkanlığı seçimlerinde daha pek çok sandık açılmamışken Erdoğan’ın seçimi kazandığı ilan edildi. CHP yine itirazda bulunmadı.

Aslında AKP’nin hiç bir dönem oy oranı bu denli yüksek değildi. Muhalefetin sessizliği sayesinde atı alan Üsküdar’ı sorunsuz bir şekilde geçip gidiyordu. Sadece bu da değil, bilinçli bir şekilde bir kör döğüşü yürütüldü bugüne kadar. Erdoğan, gerçek gündemin yerine, gündem dışı bir şey atıyor ortaya, bunun etrafında yapılan horoz döğüşünü izliyordu kamuoyu. Ya da kamuoyuna bu senaryo izlettiriliyordu. Ana muhalefet partisi bir nevi, AKP’nin gizli partneri gibiydi. Kitlelerin sokağa inmesinin önündeki en büyük engeli oluşturuyordu CHP.

Hiç kuşku yok ki, bu “muhalefet” biçimini de emperyalist efendilerin istem ve arzularından bağımsız olarak ele almak mümkün değildir. AKP’nin iktidarda kalmasını isteyen efendiler, ana muhalefete de bu rolü biçmişlerdir. Muhalefet şimdi yavaş yavaş biçilen rolün dışına doğru taşmaya başladı.

Gare saldırısı, HDP’nin kapatılmak istenmesi, AKP ve MHP tarafından yapılan yeni anayasa teklifi, AKP tarafından hazırlanan ”İnsan Hakları Eylem Planı” gibi iktidarın politikalarına karşı, farklı politikalarla sahaya inişleri bunu göstermektedir. Bu, emperyalistlerin genel olarak “yeni” politikalarının bir yansıması ve yeni arayışlar içine girişlerinin bir sonucu olarak değerlendirilmelidir. Bir yandan iktidarın iplerini sıkarken, muhalefetin önünü açmaya başladıklarını görüyoruz.

Somut durum ve Birleşik Mücadele Güçleri

İki burjuva klik arasındaki horoz döğüşü dışında kalan, devrimci – demokratik güçler, mevcut somut durumu doğru değerlendirerek sürece devrimci- demokratik tarzda müdahale etmek gibi bir sorumlulukla karşı karşıyalar. Bu müdahale, sosyalist bir iktidar yaratma müdahalesi olmasa da, sosyalizmin köşe taşlarını döşeyen, Türk – İslam sentezli faşist gidişatın önünde devrimci- demokratik bir set oluşturma mücadelesi, doğal olarak müdahalesi olmak durumundadır. Bunun için, söylemin, en aktif bir biçimde eyleme geçirilmesi meselenin en önemli yanını oluşturmaktadır.

Eylemin, kitlelerin desteğini alabilmesi için, somut duruma, kitlelerin acil ihtiyaçlarına cevap olacak doğru bir programın olmasına bağlıdır. Kitlelerin karşısına sadece ajitasyon ve propagandayla çıkılmamalıdır. Kitlelerin acil ihtiyaçlarını ve bununla birlikte ileriye dönük çıkarlarını içeren bir programla çıkılmalıdır. Bu, Birleşik Güçlerin demokratik zeminde ortak anlaşabilecekleri bir program olmalıdır. Program; somut olarak kitlelerin en acil sorunları olan ekonomik sorunlarını, eğitim ve sağlık sorunlarını, farklı inanç sorunlarını, kadın sorunlarını, LGBTİ+ sorunlarını, sanat ve kültür sorunlarını, ekoloji ve doğa sorunlarını, emperyalist talan ve soygunları, iktidarın yolsuzluklarını, hukuk ve adaletsizliklerini vs. vb. Meseleleri ele alarak, en azından orta vadede demokratik bir toplumsal oluşumun çözüm yollarını da sunmalıdır ki, kitlelere güven verip desteğini alabilsin.

Birleşik Mücadele Güçleri, bu zemin üzerinde cepheyi ne kadar genişletirse, halkla bütünleşmek ve faşizme geri adım attırmak, doğal olarak sosyalizmin köşe taşlarını döşemek o denli hayati bir önem taşıyacaktır.



Mart 2026
P S Ç P C C P
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  

More in Makale