
1871’de Paris proletaryası ayaklandığında zafer kazanıp kazanamayacağından kimse emin değildi ama böyle mutlak sefalet koşullarında yaşamaktansa isyan etmeyi tercih etmişti. Paris Komünü uzun süre yaşayamadı. Prusya devletinin ihaneti ve özellikle köylülüğün devrime yedeklenememesi Paris Komününün yenilgisine yol açtı. Mezar taşlarını siper ederek savaşan Paris proletaryası sonuna kadar direnmesine rağmen yenildi.
1917 Ekim’inde gerçekleşen Sovyet Devrimi ise bir nevi Paris Komününün rövanşı oldu. Bu kez, Paris Komününün devrime yedekleyemediği köylülük kazanıldığı için Birinci Emperyalist Savaşta ağır kayıplar veren ve direnci çözülen Çarlık devrime direnemedi. Fakat, Sovyet Devrimi, arkasından Çin Devrimi de gelmesine rağmen Leninizm’in proletaryayı iktidara taşıyan stratejik ve taktik dehasını sosyalist inşa sürecine yansıtamadığı için bir başka tarihsel tecrübesizliğin sonucu olarak devasa bir bürokrasi içinde yuvalanmış olan revizyonizmin ihanetine uğradı. Bu metnin konusu, revizyonist ihanetin kaynaklarını irdelemek değilse de burjuva askeri bürokratik aygıt için biçilmiş kaftan olan küçük burjuva entelektüalizminin bürokrasiyi bürokratizme vardırması ve ekonomik alt yapıda yürürlükte olan burjuva hukukunun kalıntılarına dayanarak üretim araçlarının kolektif mülkiyetini bürokratik tasarrufa dönüştürmesi belirleyici olmuştur.
1980’lerde Yeltsinler, Gorbaçovlarla teslim bayrağını çeken Sovyet sosyal emperyalizmi, çökertilmiş ve bütün ekonomi politik dinamikleri dumura uğramış bir sosyalizm karikatürü ile başını ABD’nin çektiği diğer emperyalist blokla daha fazla rekabet edemeyeceğini bildiği için neredeyse herkesin ortak kanaati ile hiçbir direnişle karşılaşmadan kendisini fesh etti. 1980’lerden 2000’li yılların başına kadar emperyalizmle flört eden Rus kapitalizmi, biraz palazlanıp nispeten güçlenince, eski KGB şefi Putin’le Çin sosyal emperyalizmini de yedekleyerek batı emperyalizmine kafa tutmaya başladı. Zira, ABD öncülüğündeki batı emperyalizmi, Çin sosyal emperyalizmini de yedekleyen Rusya’yı batısından ve doğusundan kuşatarak kendi sınırları içinde hapsetmekte kararlıydı. Putin’le birlikte sosyal emperyalizm dönemindeki bürokratik tasarruflar kendisine yakın oligarkların tasarrufuna dönüşmüş, Putin’in batı emperyalizmine karşı en önemli kozu olan doğal gaz şirketi Gazprom yarı devlet, yarı oligark sermayesi olarak epey palazlanmıştı. Rusya’nın çevresindeki NATO kuşatmasına karşı Avrupa’nın Rus doğalgazına bağımlılığı Putin’in en önemli ekonomi politik kozuydu.
ABD öncülüğündeki batı emperyalizmi, bu doğal gaz kozu nedeniyle Rusya’nın Kırım’ı ilhakına karşı fazla bir şey yapamadı. Fakat, 24 Şubattaki Ukrayna işgali batı emperyalizmi için bardağı taşıran son damla oldu. ABD ve NATO, nükleer silahlara sahip Putin’e karşı doğrudan bir savaşı göze alamasa da Ukrayna’ya silah yardımı ve ekonomik ambargolarla Putin’i durdurmak istedi. Bugüne kadar Çin’le ekonomik ilişkilerini azami derecede geliştiren Rusya batı emperyalizminin ambargolarına karşı bir direniş mevzisi yaratmaya çalışsa da bu kez pek hesapta görünmeyen başka bir sorunla karşılaştı. Paralı askerlik şirketi Wagner, Ukrayna’da sertleşen savaş koşullarına daha fazla dayanamayarak Moskova’ya baş kaldırdı. Rusya’nın Ukrayna, Suriye ve Libya’daki askeri müdahalelerinin baş aktörü konumunda olan Wagner’in Kremlin’e ihaneti Putin’i çılgına çevirdi.
Eski KGB şefi Putin’in elinde şimdi bir Kızıl Ordu yok. Askeri gücünün büyük bölümü Wagner gibi paralı askerlik şirketlerinden oluşuyor. Rusya’nın açıklamasına göre Wagner’in yirmi beş bin paralı askeri var ve bunların büyük bir bölümü Rostov’da konuşlanmış durumda. Rusya’da Wagner gibi 12 tane daha paralı askerlik şirketi var. Bu, paralı askerlik şirketlerinin sertleşen ve uzayan çatışmalar için hiç de dirençli ve güvenilir olmadığı bu olayla birlikte açığa çıkmış oldu. Afganistan’ın işgalinde olduğu gibi inandırıldığı bir dava için savaşan Kızıl Ordu’nun moral motivasyonundan bu paralı askerlik şirketlerinde eser yok. Putin’in bütün hesaplarını bozan da bu oldu.
Eskiden kendilerini komünist olarak tanıtan revizyonist bürokrasi Kızıl Ordu gibi moral motivasyonu güçlü ve dirençli bir orduyla batı emperyalizmine istediği gibi kafa tutabiliyordu. Putin, şimdi aynı şeyi paralı askerlerle de yapabileceği yanılgısını belki de hiç düşünmemişti. Sosyalizme ihanet eden eski KGB şefi, şimdi Wagner’i Rusya’ya ihanet etmekle suçluyor. Bu olay, büyük strateji uzmanı ve taktisyen olarak gösterilen Putin’e tarihin bir şamarıdır. Hainler hainlik bulur, ihanet ihaneti doğurur. Putin’in elinde artık komünizm davası için savaştığına inanan bir Kızıl Ordu yok. Peki, ne var? Sertleşen ve uzayan savaşlarda moral motivasyonu dibe çöken bir paralı askerler ordusu var. Aynı şamarı ABD’ de Vietnam’da Ho Şi Minh’in gerillalarından yemişti. Tabi ki Vietnam Halk savaşıyla Ukrayna’daki emperyalist savaş aynı şey değil. Fakat, bu iki savaş da açık seçik bir gerçekliği ortaya koyuyor. O gerçeklik de o dur ki emperyalizm bütün teknik- teknolojik avantajlarına rağmen sertleşen ve uzayan savaşlarda moral motivasyon olarak hiç de dirençli değildir. İşte, tam burada Mao’nun emperyalizmin bir kâğıttan kaplan olduğuna dair müthiş benzetmesini bir kez daha hatırlamak gerekir.
Putin önderliğindeki Rus emperyalizminin batı emperyalizmiyle restleşmesinin nereye varacağını, Ukrayna ve Suriye’deki savaşların bir dünya savaşına dönüşüp dönüşmeyeceğini ise zaman gösterecek. Zira, Çin’in yüz trilyon dolarlık Yeni İpek Yol Projesinin geleceği de bu çatışmaların sonucuyla doğrudan ilişkili. Çin’in bu projesinin gerçekleşmesi demek ABD için emperyalist sistemin liderliğinin kaybedilmesi anlamına geliyor. ABD, Çin’in bu projesinin gerçekleşmesine kolay kolay izin vermeyecektir. Bu nedenle sosyalist sol bütün hazırlıklarını olası bir genel savaş üzerine yapmak zorundadır. Yeni bir emperyalist genel savaş ise yeni devrimlere gebedir.
Komünizm davası için kazanılmış ilk sosyalist mevzilerin yenilgisi, genel olarak insanlık ve adalet davasının yenilgilerinin ne ilki ne de sonuncusudur. Spartaküs’ün köle ordusunun yenilgisinden sonra köleler efendilerle savaşlarında birçok kez yenildiler. Bir devrimci savaşın hiçbir zaman unutulmaması gereken ilk kuralı devrimcilerin savaş strateji ve taktiklerinde düşmanlarını taklit etmemeleri, düşmanına benzemekten kaçınmalarıdır. Çünkü, herhangi bir hak ve adalet için savaşanlar eğer düşmanlarına benzerlerse savaşı daha baştan kaybetmişlerdir demektir bu. Biz, yeni bir dünya için savaşıyoruz. Biz, mümkün olabilecek en adil üretim ilişkilerini yaratmak için savaşıyoruz. Her sınıf kendi karakterine göre savaşır. Devrim için savaşanlar yenilmekten korkmazlar. Yenilmemek için düşmanlarının taktiklerini ve yöntemlerini taklit etmezler.
Fakat, yenilmek için de savaşmazlar. Savaşı kazanmak için azami derecede çaba ve fedakarlığı yaşama geçirdikten sonra kaybedilen bir savaşta aslında kaybedilmiş sayılmaz. Çünkü, proletarya tarihsel bir sınıftır ve proletaryanın tarihi özel olarak kapitalizmin, genel olarak kölelik biçiminde bütün bir sınıflı toplumlar tarihini kapsar ve köleliğin modern biçimi olan proletarya kaybettiği savaşlardan çıkardığı derslerle daha da bilinçlenmiş olarak savaşmayı öğrendikçe er ya da geç düşmanlarını yenecek ve komünizmin nihai zaferini gerçekleştirecektir.
İnsanlık davasına ihanetin modern çağlardaki temsilcisi olan burjuvaziyse kendi içinde parçalanmış ve birbiriyle rekabet halinde olan bir sınıf olarak hep ihanetlerle birlikte yaşamak zorundadır ve savaş kazanmak için de her türlü çirkefliğe baş vuracaktır. Fakat, burjuvazinin bu hain karakteri onun sonunu hazırlayan, ona kendi mezarını kazdıran ibretlik bir tarih dersidir de aynı zamanda. Dün, Hitler ve Mussolini, bugün, Biden ve Putin gibi burjuvazinin siyasal figürlerinin insanlığa yaşattığı trajedilerin arkasında sınıf olarak burjuvazinin sınır tanımayan sömürü ve biriktirme hırsı ve küstahlığı vardır. Burjuvazi, benim elimde devlet gibi bir silah varsa ben istediğim her şeyi yapabilirim diyor. Ama onun sınıf olarak sonunu hazırlayan da bu sınır tanımayan hadsizliği olacaktır zaten.






