Connect with us

Röportaj

Hüseyin Şimşek: Kaypakkaya’nın tezleri bugün de devrimci mücadelenin temel referansı

SMF MYK Üyesi Hüseyin Şimşek, Türkiye-Kuzey Kürdistan’da derinleşen ekonomik-siyasal krizin yanı sıra Kürt ulusal meselesi ve emperyalist paylaşım süreci üzerine değerlendirmelerde bulundu. Şimşek, Kaypakkaya’nın devlet, sınıf ve ulusal sorunlara ilişkin analizlerinin güncelliğini koruduğunu vurgulayarak, devrimci hareketin anti-emperyalist bir hat üzerinde yeniden güçlendirilmesi gerektiğini belirtti.

özel haber2

Bahattin Seçilir/İstanbul

Türkiye-Kuzey Kürdistan’da derinleşen ekonomik-siyasi kriz, faşist baskı politikaları ve bölgesel savaş konsepti, Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya’nın tezlerinin güncelliğini bir kez daha ortaya koyuyor. Kaypakkaya’nın sınıfsal karaktere, devlet yapısına, Kemalizm’e ve Kürt ulusal meselesine dair ortaya koyduğu ideolojik-politik çözümlemeler, bugün de devrimci mücadele açısından temel referanslardan biri olmayı sürdürüyor.

Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya’nın 53. ölümsüzlük yıl dönümünde, Kaypakkaya’nın tezleri ekseninde Türkiye-Kuzey Kürdistan’da derinleşen ekonomik-siyasal kriz, Kürt ulusal meselesi, devrimci hareketin güncel yönelimleri ve emperyalist paylaşım savaşı koşullarında komünistlerin tarihsel sorumlulukları üzerine yürütülen ideolojik-politik tartışmaları siyasi kurum, aydın ve yazarlar ile konuştuk.

Röportaj serimizin dokuzuncu bölümünde Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) MYK Üyesi Hüseyin Şimşek, Kaypakkaya’nın ideolojik-politik hattının günümüzdeki karşılığı, ulusal meseleye dair tezlerinin güncelliği ve devrimci mücadelenin temel görevleri üzerine şunları söyledi;

Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu iktisadi, siyasal ve toplumsal koşulları düşündüğümüzde, Kaypakkaya’nın güncelliğini koruyan temel tezlerinden altı çizilecek olanlar hangileridir? Bunlar bugün için ne ifade etmektedir?

Hüseyin Şimşek: Bugün içinde bulunduğumuz çağ, genel bir bunalım ve derin bir çözülmeye sahne olmaktadır. Türkiye-Kuzey Kürdistan cephesi de bunun bir parçasıdır. Dünya emperyalist sistemindeki çelişkiler, sistemi onaracak araç üretememekte ve bir tükeniş seremonisine sahne olmaktadır. Sadece işçi sınıfı ve ezilen halk yığınları değil, genel olarak insanlıkla birlikte doğa da bir felakete sürüklenmektedir.

Türkiye’de bu dünyanın bir parçası olarak aynı süreci yaşamaktadır. Sistemin çürümüş hali, siyaset arenasında çok açık bir biçimde gözlenmektedir. Çürümüş egemen kapitalist sistemin yerine yenisi inşa edilemediği için çağın sorunları daha kaotik hale gelmiştir.

Bu eksen üzerinden ele alırsak; Kaypakkaya, komünist bilincin kitlesel ölçekte yaratılabilmesi, aynı zamanda işçi sınıfı ve ezilenlerin geçmiş korku-biat kültüründen kurtulmaları için bir tutum geliştirir.

Bu temel üzerinde olaylara baktığımız zaman, Türkiye-Kuzey Kürdistan devrimci hareketine sinmiş olan ataleti bu mücadele yıkabilirdi. Birincisi, devrimci özne bu devrimci pratik içerisinde kendini eskiden kurtarabilirdi; ikinci olarak da kitleler bu mücadele ile köleleştirilmiş ruh halinden azade olabilirlerdi. Nitekim İbrahim’in ortaya koyduğu bütünsel (teori ve pratik) tutum, devrimci ve demokratik hareketin niteliğinde etkili olmuştur.

Cumhuriyet döneminin Osmanlının bir devamı olduğu; gerçek anlamda bir kurtuluş savaşının yürütülmediği, emperyalizmle başından beri bir iş birliğinin mevcut olduğunu, ezilen ulus ve azınlık milliyetlerin haklarından mahrum bırakıldığı, azınlık milliyetlerin varlıklı sınıfların mallarına el konularak Türk burjuvazisine imtiyaz tanındığı vb. tespitler, bugün de güncelliğini ve önemini koruyor. Cumhuriyet tarihi, işçi sınıfı ve ezilen halkların mücadelesinin, aynı zamanda hak talebinin kan ve şiddetle bastırıldığı bir dönemdir. Kaypakkaya bu gerçekleri tespit eder.

Egemen sınıf içindeki modern ve muhafazakâr kesimlerin ittifakı, yer yer mücadelesi günümüze kadar gelir. İttifak ve mücadele hedefleri hep aynı olmuştur. Ezilen ulus ve milliyetler, halk ve işçi sınıfı karşısında bu kesimler hep ittifak içinde olmuştur. Yer yer halkın mücadelesini kendilerine kalkan yapmak isteseler de halka karşı hep birleşmişlerdir. Bu durum günümüzde de açık biçimde görünmektedir. Bu yönüyle İbrahim’in tarih okuması bugün de yol açıcı bir bakış açısı sunuyor.

Kürt siyasal hareketinin bugün içine girdiği yeni ideolojik ve siyasal yönelimi bir kriz olarak değerlendirmek mümkün mü? Böyleyse eğer nedenleri nelerdir ve çıkış öneriniz nedir?

Hüseyin Şimşek: Kürt ulusu, uluslararası emperyalist güçler ve bölge devletlerinin kurtlar sofrasında pazarlık konusudur. Bu pazarlık, farklı güçlerin çıkarlarına göre farklı amaçlar taşımaktadır. Kürt hareketinden beklenen de bu güçlerin bir kısmına dâhil olmasıdır. Özellikle Türk egemen sınıfları, bu hareketi arkasına alarak bölge üzerindeki egemenliğini daha da yayma amacı taşımaktadırlar. Ve bunu açıkça ifade ediyorlar. Kürt hareketi bu duruma razı olur mu, bilemiyoruz; bunu süreç gösterecektir. Türk egemen sınıflarının tavrı, bölgede statükonun yeniden oluşuncaya kadar süreci oyalamak ve sonrasında Birinci Dünya Savaşı’ndaki gibi bir siyaset izlemektir. Kürt ulusunun parçalı durumu, Birinci Dünya Savaşı’ndaki emperyalist politikalar sonucu oluşmuştur.

Dolayısıyla Kürt hareketinin durumu, bir ideolojik krizden ziyade bir siyasal tercih gibi görünmektedir. Çıkışıyla bugünkü yapısal durumu açısından önemli farklılıklar oluşmuştur. Hareketin içinde olduğu durum bir arayış değil, kendini dar bir çevre veya bireye teslim etmiştir. Bu noktada siyaseti belirleyen, kendisi devlettir. Bu anlamda hayırlı bir şey beklemek zordur. Şimdiye kadar olumlu bir gelişmeye tanık olamadık.

Bu manada, Kürt hareketinin mücadele tarihini göz önüne alarak, hareketin demokratik muhtevası desteklenmeli, teşvik edilmeli ve yalnızlaştırılmamalıdır. Barış, halkların arzusudur. Bu arzu, egemen güçlerle politik uyum ve teorik çarpıtmaya dönüştürülmemelidir.

Bildiğiniz üzere Kaypakkaya’nın en önemli tespitlerinden biri milli meseledeki görüşleridir. Kaypakkaya’nın ulusal meseledeki tezlerinin şimdi daha önem kazandığını söyleyebilir miyiz?

Hüseyin Şimşek: Bugün söylenecek ilk ve son sözü aslında Kaypakkaya zamanında söylemiştir. Kürt ulusunun gerçek durumu nedir? Siyasal, kültürel ve ekonomik anlamda herhangi bir statüye sahip midir? Ulus anlamında kolektif haklarını kullanabiliyor mu? Türk ulusuyla yakın, eşit bir olguya sahip midir? Veya Türk egemen sınıfları ayrıcalık ve imtiyazından vazgeçiyor mu? Bunlara verilecek basit cevaplar sorunun kendisini tanımlar ve aynı zamanda çözüm için bir perspektif verir. Kürt Ulusal Hareketi’nin uzun süren özgürlük savaşı ve sol-sosyalist-demokrat kesimlerin eşitlik mücadelesi, sosyal şovenizme karşı mücadelesi, Kürt ulusal varlığını görünür kılmıştır. İnkârcı politikalar eski tarzda sürdürülebilirliğini yitirmiştir. Ama sorunun muhtevası değişmemiştir.

Çözüm yöntemlerinden bahsederken, ilk akla gelebileceklerin başında Kaypakkaya gelir. Daha önce Avni Özgürel’in bir röportajda ifade ettiği “Kürt sorunu Öcalan’ın elinde bu noktaya geldiyse, Kaypakkaya olsaydı devlet nasıl baş ederdi” mealindeki açıklaması bir gerçekliği ifade eder. Dolayısıyla tek yanlı entegrasyon çelişkiyi çözmez, tersine derinleştirir; farklılıkların kabul edildiği özerklik veya federasyon, en asgari çözümün siyasal modeli olabilir. Entegrasyon ne bir bireyin ne de bir öznenin sağlayabileceği bir olgudur. Ulusal sorunlar daha derin ve çetrefilli bir tarihsel içeriğe sahiptir.

Emperyalist paylaşım savaşı tehlikesinin dünya siyasal gündemini meşgul ettiği bugünkü koşullarda, Türkiye-Kuzey Kürdistan komünist ve devrimcilerinin sorumluluklarını nasıl tanımlıyorsunuz?

Hüseyin Şimşek: Dünya, yeni bir emperyalist paylaşım sürecinin içerisindedir. Emperyalist bloklar arasındaki çelişkiler derinleşirken, bunun faturası halklara savaş, göç, yoksulluk ve baskı olarak çıkmaktadır. Türk egemen sınıfları da bu tabloda bölgesel yayılmacı politikalarla stratejik pozisyon almaya çalışmaktadır.

Böyle bir dönemde komünist ve devrimcilerin temel görevi, hiçbir emperyalist bloğun yedeğine düşmeden bağımsız devrimci hattı güçlendirmektir. Bu anlamda tutarlı bir anti-emperyalist mücadele cephesi yaratmak, önümüzdeki birincil politik görevlerden biridir. Emperyalist savaş ve saldırganlığa karşı bölgesel ve uluslararası düzeyde savaş karşıtı geniş birlikler ve koordinasyonlar oluşturmak, bu anlamda önemli bir yerde durmaktadır.

Bugün ihtiyaç duyulan şey, anti-emperyalist mücadeleyi soyut sloganlardan çıkarıp işçi sınıfı, gençlik, kadınlar ve ezilen halklar içerisinde örgütlü bir hatta dönüştürmektir. Çeşitli ulus, milliyet ve inançlardan emekçilerin ortak devrimci mücadelesini büyütmek dışında gerçek bir çıkış yolu bulunmamaktadır.



Mayıs 2026
PSÇPCCP
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

More in Röportaj