Connect with us

Röportaj

Partizan: Kaypakkaya, ihtilalci komünizm çizgisinin temsilcisidir

Röportaj serimizin yedinci bölümünde Partizan, derinleşen ekonomik-siyasal kriz, Kürt ulusal meselesi ve emperyalist savaş gündemi üzerinden Kaypakkaya’nın tezlerinin güncelliğini değerlendirdi.

özel haber

Bahattin Seçilir/İstanbul

Türkiye-Kuzey Kürdistan’da derinleşen ekonomik-siyasi kriz, faşist baskı politikaları ve bölgesel savaş konsepti, Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya’nın tezlerinin güncelliğini bir kez daha ortaya koyuyor. Kaypakkaya’nın sınıfsal karaktere, devlet yapısına, Kemalizm’e ve Kürt ulusal meselesine dair ortaya koyduğu ideolojik-politik çözümlemeler, bugün de devrimci mücadele açısından temel referanslardan biri olmayı sürdürüyor.

Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya’nın 53. ölümsüzlük yıl dönümünde, Kaypakkaya’nın tezleri ekseninde Türkiye-Kuzey Kürdistan’da derinleşen ekonomik-siyasal kriz, Kürt ulusal meselesi, devrimci hareketin güncel yönelimleri ve emperyalist paylaşım savaşı koşullarında komünistlerin tarihsel sorumlulukları üzerine yürütülen ideolojik-politik tartışmaları siyasi kurum, aydın ve yazarlar ile konuştuk.

Röportaj serimizin yedinci bölümünde Partizan, Kaypakkaya’nın ideolojik-politik hattının günümüzdeki karşılığı, ulusal meseleye dair tezlerinin güncelliği ve devrimci mücadelenin temel görevleri üzerine şunları söyledi;

Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu iktisadi, siyasal ve toplumsal koşulları düşündüğümüzde, Kaypakkaya’nın güncelliğini koruyan temel tezlerinden altı çizilecek olanlar hangileridir? Bunlar bugün için ne ifade etmektedir?

Partizan: Kaypakkaya denildiğinde günümüzde genel olarak ilk akla gelen temel tezleri “Milli Mesele” ve “Kemalizm” değerlendirmesidir. Bu yaklaşımın, eksik bir kavrayışın ürünü olduğunu düşünüyoruz. Bunun nedeni, bu iki temel tezin, önemsiz olması değil tam aksine günümüz koşullarında güncel olan çelişkilere Marksist Leninist Maoist perspektifle yanıt olmalarındandır.

Ne var ki ardılları açısından Kaypakkaya sadece bu tezlerden ibaret değildir. Bu tezler, birer sonuçtur. Hatta denilebilir ki Kaypakkaya’nın bu tezleri öne çıkarılarak, (“işkencede ser verip sır vermeyen yiğit” gerçeğinde olduğu gibi) onun bu tezleri ileriye sürebilmesinin arkasında yatan gerçek perdelenmektedir. Bu hatalı kavrayış ve eksik propaganda Kaypakkaya’nın, Türkiye ve Türkiye Kürdistanı işçi sınıfı ve emekçi halkı için önemini bulanıklaştırma tehlikesini içinde barındırıyor.

Bunu neden söylüyoruz? Kaypakkaya’yı en iyi tanıyan sınıf düşmanları olmuştur. Nitekim Türk hâkim sınıflarının Kaypakkaya’yı “Türkiye’de komünist mücadelede halka en tehlikeli olan Kaypakkaya’nın görüşleridir. Onun yazılarında sunduğu görüşler ve öngördüğü mücadele biçimleri için hiç çekinmeden ihtilalci komünizmin Türkiye’ye uyarlanması diyebiliriz”olarak tanımlamışlardır. Bu ifadeler, Türk hâkim sınıfları açısından önemli bir sınıf kavrayışına işaret eder. Nitekim sınıf düşmanları onu tam da bu kavrayışı nedeniyle katletmişlerdir. Katledilmesinin üzerinden yarım asır geçmiş olmasına rağmen, fotoğrafının taşınmasının dahi bir “suç” olarak algılanması, yasaklanması, saldırı gerekçesi yapılması ve mezarının hala 7/24 kameralarla izlenmesi bu nedenledir.

Sınıf düşmanları, onun fotoğrafından ya da mezarında artık toprak olmuş bir naaştan korkmuyorlar. Onun temsil ettiği “şey”den korkuyorlar. Kaypakkaya’nın temsil ettiği “ihtilalci komünizm” çizgisinden korkuyorlar. Bu anlamıyla Kaypakkaya’nın temel tezi, her şeyden önce onun ideolojik duruşudur. Onun, mevcut “emperyalizm ve proleter devrimler çağının” bilimi olan Marksizm, Leninizm, Maoizm’in coğrafyamızdaki temsilcisi olmasıdır.

Bu temsil nedeniyle, hâkim sınıflarla arasına net bir çizgi çekmiştir. Bu netlik sadece sınıf düşmanları açısından değil, devrimcilik ve komünizm adına savunulan sınıf iş birlikçisi, reformist, yasalcı ve parlamenterist anlayışlara da yöneliktir. Öyle ki devrimcilikten ve komünizmden bahsedildiği yerde Kaypakkaya’nın adının anılmaması demek, bu iddiada bulunanların devrimcilik iddialarının sorgulanması demektir.

Dolayısıyla sorunuzun yanıtına gelirsek; Kaypakkaya’nın, günümüz siyasal ve sosyal koşulları düşünüldüğünde güncel olan temel tezi “ihtilalci komünizm” çizgisini temsil etmesidir. Çünkü aradan yarım asır geçmiş olmasına rağmen sınıf mücadelesi halen devam etmektedir. Bir avuç komprador burjuvaya ve onun sözcülerine karşı, en geniş halk kitlelerinin mücadelesi sürmektedir. Bu anlamıyla Kaypakkaya, işçilerin, köylülerin, kadınların, lubunyaların, gençlerin, Kürt ulusu ve azınlık milliyetlerin, Alevi inancı başta olmak üzere ezilen inançların sömürüye, baskıya, asimilasyona, katledilmeye karşı isyanının, demokratik hak ve taleplerinin “ihtilalci komünizm”den doğru yanıtıdır.

Ya da başka bir ifadeyle; sömürüden kurtulma, daha iyi yaşam ve çalışma koşulları için hareket etme, açlık ve yoksulluğa karşı öfke, dilini ve inancını yaşayabilmeye yönelik mücadele, kadınlar ve lubunyaların yok sayılmaya ve katledilmelerine karşı tepkisi, gençliğin geleceksizleştirmeye karşı isyanı, köylülerin doğayı-yaşam alanlarını korumak için direnişlerinin gelip dayandığı nokta, bizce Kaypakkaya’nın “ihtilacı komünizm” duruşudur.

Bu kavrayıştan hareketle, Kaypakkaya’nın ideolojik duruşunun doğrudan sonucu olarak günümüz koşulları açısından en güncel tezleri, parti anlayışı, demokratik devrim yaklaşımı ve sosyalizm tartışmaları, Kemalizm’i bu kadar net bir şekilde analiz etmesine hizmet eden tarih tezi ya da yaklaşımı, silahlı mücadele savunusu, ulusal sorun, devrimci yöntem vb. olarak ifade edilebilir.

Bütün bu tezlerin günümüz koşulları için ne anlam ifade ettiği ise son derecece açıktır. Devrim ve komünizm mücadelesi açısından Kaypakkaya’nın ileri sürdüğü tezlerin önemli bir kısmının güncelliği devam etmektedir. Devrimci ve komünist mücadele iddiasında bulunan her anlayışının Kaypakkaya’nın tezleriyle buluşması kaçınılmazdır.

Kürt siyasal hareketinin bugün içine girdiği yeni ideolojik ve siyasal yönelimi bir kriz olarak değerlendirmek mümkün mü? Böyleyse eğer nedenleri nelerdir ve çıkış öneriniz nedir?

Partizan: Hem Kürt ulusal hareketi önderi A. Öcalan’ın “27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” hem de daha sonradan açıklanan “Manifesto”ya dair Partizan olarak değerlendirmelerimizi halkımızla paylaştık. Bu konudaki gelişmelere dair geniş çerçevedeki yaklaşımımız için bu değerlendirmelere bakılabilir.

Bu değerlendirmelerde de işaret ettiğimiz üzere Kürt ulusal hareketi önderi A. Öcalan’ın “demokratik sosyalizm”, “sınıf mücadelesi”, “silahlı mücadele” vb. yaklaşımlarının sorunlu olduğunu düşünüyoruz. MLM’ler açısından bu türden yaklaşımlar yeni değildir.

Yine yaptığımız değerlendirmelerde işaret ettiğimiz üzere tartışılması ve hedefe konulması gerekenin esas olarak T.C. devleti olduğunu düşünüyoruz. Çünkü sorunun kaynağı T.C. devletinin hâkim ulus imtiyazlarından vazgeçmemesi, bu konuda en ufak bir adım atmamasıdır. Kuşkusuz bunun da nedenleri vardır ve görüşümüzce dikkate alınmayan husus burasıdır.

Bu yaklaşımımızdan hareketle eğer bir “kriz”den bahsedilecekse, bu kriz, T.C. devletinin krizidir. Türk burjuvazisi diğer meselelerde olduğu gibi bu konuda da çözümsüzdür. Çözümden anladıkları, “Terörsüz Türkiye”dir! Bunun için de tıpkı geçmişte yaptıkları gibi “etkin pişmanlık yasası” çıkararak sorunu halledeceklerini düşünüyorlar ve bu şekilde hareket ediyorlar. Bu yaklaşımın ulusal çelişkiyi belki biraz öteleyeceği ancak çözmeyeceği açıktır.

Ayrıca Kürt sorununda son süreçte yaşananlar, uluslararası alanda yaşanan gelişmelerden bağımsız değildir. Aslında Kürt ulusal sorununda “ateşkes”, “barış” ya da “çözüm” tartışmaları da yeni değildir. Hatırlanacak olursa, Kürt ulusal hareketi, A. Öcalan tutsak edildiğinde bu adımları atmaya hazır olduğunu açıklamıştı. Adım atmayan, atamayan T.C. devletinin kendisiydi. Hatırlanırsa, dönemin başbakanı bile “A. Öcalan’ı bize niye verdiler, anlamadık” demişti. Türk komprador burjuvazisi ve onların sözcüleri, o kadar korkak, o kadar kendilerine güvensizdir ki bu konuda herhangi bir adım atmamışlardır. Şimdi bu adımları atmaları, A. Öcalan’ı “terörist başı”ndan “kurucu önder” olarak tanımlamaya başlamalarının nedeni uluslararası alanda yaşanan gelişmeler, özellikle de Üçüncü Emperyalist Paylaşım Savaşı hazırlıkları ve bu gelişmelerin coğrafyamıza yansımalarıdır.

T.C. devleti ile Kürt ulusal hareketi arasında meseleyi tanımlamakta bile farklılık vardır. Bu anlamıyla çelişkinin gerçek çözümünden bahsetmek mümkün değildir. Ancak buna rağmen Kürt ulusal hareketi önderinin “bebek katili” olarak tanımlanmasından, “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörü” olarak tanımlanmasına uzanan bir değişimden bahsetmek gerekir. Yine de doğru olanın, “ahlaki” olan tutumun, en başından itibaren A. Öcalan’ın serbest bırakılması olduğu açıktır. Bu konunun önemli bir sorun olduğunu, “düğmenin en başından itibaren yanlış iliklendiğini” düşünüyoruz. Bu ise atılan adımlara ve yapılan açıklamalara şüpheyle yaklaşılmasına yol açmıştır ve ciddi bir problemdir.

Sonuç olarak Kürt ulusal sorununun çözümü de dahil olmak üzere Türkiye ve T. Kürdistanı’ndaki benzer çelişkiler demokratik devrimin gündemidir. Dolayısıyla Kürt ulusal sorunu başta olmak üzere diğer çelişkilerin nihai çözümü demek demokratik halk devrimi mücadelesi demektir.

Bildiğiniz üzere Kaypakkaya’nın en önemli tespitlerinden biri milli meseledeki görüşleridir. Kaypakkaya’nın ulusal meseledeki tezlerinin şimdi daha önem kazandığını söyleyebilir miyiz?

Partizan: Kaypakkaya’nın “Milli Mesele”ye dair ileri sürdüğü tezlerin önemine katılıyoruz. Bu geçmişte de böyleydi, şu anda da böyledir. Hatta denilebilir ki, Kaypakkaya, Kürt ulusal sorunu meselesinde, -Kürt ulusal hareketi bu kadar ön plana çıkmamışken- döneminin çok ilerisini görebilmiştir. Bu, onun kahinliğinden dolayı değildir. Meseleye MLM perspektiften bakmasıyla ilgilidir. Bu anlamıyla Kaypakkaya’nın “Milli Mesele”ye dair tezleri sadece coğrafyamız açısından değil, uluslararası komünist hareket açısından da önemli bir referans olarak kavranmalıdır.

Kaypakkaya’nın ulusal sorunda MLM değerlendirmesinin özünü Özgürce Ayrılma Hakkı’nın yani ayrılıp bağımsız bir devlet kurma hakkının kayıtsız şartsız tanınması oluşturur. Komünistler açısından bu ilkesel bir tutumdur. Bu konuda net olmak gerekir.

Yukarıda da işaret ettiğimiz üzere bu çelişmenin nihai çözümü demokratik halk devrimiyle olacaktır. Ancak bu durum, halihazırda var olan gerçeklere kayıtsız kalmak demek değildir. Örneğin coğrafyamızda T.C. devletinin resmi kurumu TÜİK’e göre en yoksul bölgeler arasında T. Kürdistanı ilk sıradadır. Ağrı, Kars, Iğdır ve Ardahan en yüksek yoksulluk oranlarına sahip bölgeler arasında öne çıkmaktadır. Van, Muş, Bitlis ve Hakkari gibi iller düşük hane halkı gelirlerinin yoğunlaştığı yerler arasındadır. Bu koşullara karşı demokratik devrim mücadelesini örgütlemek Kaypakkaya’nın ardıllarının esas baktığı noktadır.

Emperyalist paylaşım savaşı tehlikesinin dünya siyasal gündemini meşgul ettiği bugünkü koşullarda, Türkiye-Kuzey Kürdistan komünist ve devrimcilerinin sorumluluklarını nasıl tanımlıyorsunuz?

Partizan: Bu sorunuza dair son tartışmalarımızda ayrıntılı ve net yanıtlar verilmiştir. Kısaca özetlersem; Emperyalist kapitalist sistem, yeni bir emperyalist paylaşım savaşına hazırlanmaktadırlar. Atılan bütün adımlar, bu yöndedir. Bu nedenle uluslararası komünist hareketin kendi içinde attığı adımları hızlandırması gerekmektedir. Emperyalist savaşa karşı dünya çapında ve kıtalarda anti-emperyalist cephelerin kurulması komünist, devrimci ve tüm savaş karşıtı güçlerin önemli ve somut gündemlerinden biri haline gelmiştir.

Uluslararası alanda yaşanan gelişmeler Türkiye ve T. Kürdistanı’nı da doğrudan doğruya etkilemektedir. Türk hâkim sınıflarının “iç cepheyi tahkim etme” stratejisi, bu gelişmelerin ürünüdür. Kürt ulusal hareketinin yeni yönelimi beraberinde komünist ve devrimci harekete yönelik düşman saldırılarını daha da artıracaktır. Sürecin her zamankinden daha ağır geçeceği, devrimci ve komünist harekete yönelik tam bir teslimiyet ve tasfiye dayatılacağı açıktır. Bu koşullar altında komünist ve devrimci hareketin anti-emperyalist anti-faşist eylem birlikleriyle kısa ve orta vadede süreci karşılaması gerekmektedir.



Mayıs 2026
PSÇPCCP
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

More in Röportaj