Connect with us

Makale

Kazanmak İçin

Düşmanın ulusal çapta tecrit edilmesiyle birlikte, evrensel ölçekte de tecrit edilmesi gerekmektedir ki, bu yalnızca somut devrimin başarısı için değil, aynı zamanda devrimin dünya çapında meşruluk kazanması için de gereklidir…

Kazanmanın karara bağlanacağı iki temel süreç vardır; stratejik süreç ve  taktik süreç! Yani, kazanmanın iki geçerli alanı olarak, bir; başlı başına bir dönemi karakterize eden baş ve temel çelişmenin çözülmesi esasına bağlı olarak aynı dönemin başlıca çelişmelerinden bazılarını çözen, bazılarını çözüm yoluna koyan ve bu görevlerin gerçekleştirilmesi temelinde bir döneme damgasını vuran stratejik siyaset süreci, ve iki; bu stratejik dönemin verili aşamalarında biçimlenen görevleri üstlenerek ana atılımı hazırlayan taktik siyaset süreci…

Stratejik süreç düşmanın beyin ve kalbini hedefleyen uzun erimli savaş/savaşımla anlamlıdır. Taktiksel süreç ise, düşmanın uzuvlarına yönelerek ondan parçalar koparan savaşın kesitlerini oluşturur. Ölümcül son darbeyi vuran ya da atar damarları kesmek üzere biçimlenen mücadele planı stratejik iken, düşmanın kol ve bacaklarıyla birlikte toplar damarlarını keserek onu felç eden saldırı biçimleri ise taktiksel mücadelelerdir…

Tarihsel haklılık bütün bu süreçlerin temelinde yatan ve nihai ilerleme doğrultusunu tayin eden ana zemindir. Tam da bundandır ki, taktiksel başarısızlık ve yenilgilere karşın, tarihsel haklılığa sahip olanlar devrimin kazanacağından bir an bile kuşku duymazlar-duymamaktadırlar. Lakin, tarihsel haklılık ve hatta daha fazlası, kendiliğinden zafer kazanmaz. Tarihe müdahale veya tarihin tekerleğini hızlandırma anlamında, insanın bilinçli dinamik rolü ve değiştirme eylemine dayanan siyasi mücadele pratiği kazanmanın değişmez anahtarıdır… Haklılık, asla geriye doğru dönmeyip hep ileriye doğru dönen tarihin tekerleği karşısında doğru orantılı konumlanan bilimsel tutumla hak edilen geleceği temsil etme gerçekliği ya da nihai olarak sınıflara düşman olan sınıfsal bir gerçekliktir…   

Tek başına haklı olmak kazanmak için yetmez. Mevcut dünyanın bütün kazananları haksız olan egemen sınıflardır. Demek ki, haklı ve doğru olmak her koşulda kazanmak ya da her şartta doğru orantılı sonuçlara varmak anlamına gelmiyor, gelmez. O halde güçlülük meselesi, stratejik ve taktik olmak üzere iki aşamada ve iki nitelikte biçimlenir. Stratejik açıdan güçlü olan geleceği, taktik olarak güçlü olan ise anı kazanır. Genel olarak güçlü olan taraflar kazanır. Lakin güç/güçlülüğün bilimsel normlar temelinde doğru tarif edilmesi gerekir.   

Devrim de karşı-devrimin beslendiği, güç aldığı ve saldırdığı bütün alanlarda karşı mücadele geliştirerek yanıt olmak durumundadır

Kazanmak için haklılıktan alınan güç kadar, bu gücün belli ilkelere bağlı olmak kaydıyla, siyaset metotları ve maddi araçlarıyla pratik kuvvete dönüştürülüp akıl ile cesaret bileşkesinde kararlı biçimde uygulanmasına ihtiyaç vardır. Güçlülük denklemi haklılık mantalitesinden yola çıksa da, ideolojik-siyasi-örgütsel/askeri çizgiye bağlı strateji ve taktikler bütününü barındıran merkezi plan dahilindeki bütün kuvvetlerin asgari uyumda koordinesini ifade eden bir organizasyona oturur. İyi organize edilmiş olup doğru yönetilen güçlerin kazanmaması için bir sebep yoktur…

Haklı ve doğru olmak stratejik bir üstünlük ya da güçlülük iken, bu haklılık ve doğruluk taktik açıdan henüz güçlülük demek değildir. Bilimsel doğruluk ve tarihsel haklılık, stratejik açıdan kesinlikle üstün ve güçlüdür. Ancak bu, taktik bakımdan somut bir mesele olarak biçimlenir. Haklı sınıflar devrim anına veya devrimin öngünlerine kadar, devlet düzeyinde egemen olarak örgütlenmiş olan gerici sınıflar karşısında genellikle zayıf ve güçsüzdür. Taktiksel olarak gerçek durum budur, devrimin eşiğine kadar böyle ilerler.

Nispeten uzun bir zaman dilimine yayılan bu ilerleyiş, küçük güçlerin zorlu mücadeleler içinde ve bin bir türlü araç-yöntem zenginliğini kullanarak güç biriktirip büyük güçler haline dönüşme eğiliminde gelişip pekişir. Bu pekişme süreci, belirleyici esaslar olmaları açısından seçici ya da seçkin olan stratejik örgüt-örgütlenme ve mücadele biçimleri kadar, tali biçimler dediğimiz ve daha çok taktik siyaset sahasında rol oynayarak nicel birikimler temelinde katkı sunup olanaklar yaratan bütün besleyici, destekleyici ve yardımcı aparatların tümünü rezerv ederek içerir. Zira, karşı-devrim ya da gerici hakim sınıflar ve devleti ve iktidarı yalnızca bir araçla, bir yöntemle, bir biçimle ve tek bir silahla saldırıp baskı uygulamamakta, yüzlerce diyebileceğimiz biçim-araç-yöntemle ve oldukça geniş yelpazede biçimlenen baskı ve saldırı metotlarına başvurmaktadır. O halde devrim de karşı-devrimin beslendiği, güç aldığı ve saldırdığı bütün alanlarda karşı mücadele geliştirerek yanıt olmak durumundadır. Aksi halde, devrimin tümden silahsızlandırılması olmasa bile, kullanması gereken silahlardan yoksun bırakılmasından bahsetmek kaçınılmaz olur.

Esas-tali biçimler dengesini gözetmek ve ama karşı-karşıya koymamak kaydıyla, bütün bu cephelerde hazır edilen sübjektif devrimci güç ve şartlar devrimin gerçekleşmesinde başat rol oynar. Lakin, devrimin gerçekleşmesi henüz tam pekişmemiştir. Bir şeye daha gereksinim duyar devrim; nesnel toplumsal koşulların elverişliliği ve dünya proletaryası ve halklarının desteği bağlamında konjonktürel şartların lehte olması… Evrensel nitelik ve geçerliliğe sahip bilimsel devrimci teori ve ilkelerin devrimin başarısında ve her dönem için başat silahlar olduğu ise, söylemeye gerek olmayacak kadar kesindir… 

Dünya halklarının desteği devrimin zaferi için doğrudan bir etken

Devrimin başarısı için, sınıf kaynaklı sorun ve çelişkilerin çözümünü üstlenecek olan somut devrimin görevlerine dönük sağlam mekanizma ve araçlarla organize olmak tartışmasız bir gereksinim, ötelenemez bir görevdir. Devrim, çok tabii olarak ilk tanıştığı ve her bakımdan savaşım halinde olduğu yakın hedef veya özeldeki düşmanıyla öncelikli olarak karşı-karşıya gelip savaşmak durumundadır. Sınıf savaşımının ilk hedefi yakın düşman olan mevcut iktidardır. Mevcut iktidarla savaşmadan sınıf savaşını somutlayamaz. Ancak, devrimin başarısı sadece somut iktidara karşı savaşımla veya bu savaşımın başarısıyla sınırlı değildir. Devrim, daha ilk aşamada dolaylı-dolaysız diğer düşmanlarla yüz yüze gelir ki, savaşımını bunlara içkin yürüterek tam başarısını gerçekleştir, gerçekleştirebilir. Yani, devrim yerli-yerel gericilikle birlikte, fiilen emperyalist gericiliğin mevcuttaki temsilini de hedefleyerek yenmek durumundadır. Bu, sadece, devrimin ulusal karakterle sınırlı aşamada çakılıp kalması, dolayısıyla proleter dünya devrimi perspektifinden koparak millici özüre hapsolan ufukla yönelim ve niteliğini tayin etmesi bakımından değil, aynı zamanda her devrimin günümüz şartlarında tartışmasız biçimde emperyalist saldırganlığın hedefi olup ona karşı savaşmasının zorunluluğu bakımından da kaçınılmaz bir süreçtir. Özcesi, örnek olarak, faşist AKP/MHP iktidarını yıkmak için, ABD emperyalizmini de Türkiye-Kuzey Kürdistan’da yenmek demektir, yenmeyi gerektirir…

Kazanmak için lazım gelen esaslı şartlar, özellikle emperyalist dünya gericiliğinin günümüzde göstermiş olduğu derinleşme veya çok uluslu tekeller aşamasıyla girdiği süreç, buna bağlı gelişen teknolojik-askeri-siyasi ilerleme, bunun sağladığı kontrol ve denetim mekanizmaları, ekonomik-siyasi-kültürel nüfuzu ve hakimiyet ilişkileri ve emperyalist küresel sistemin ekonomik-siyasi-askeri ilişkilerle iç içe geçirdiği dünya koşulları bakımından, bütün bu tablonun devrimin önüne koyduğu bir dizi zorluk ve yeni görevler temelinde biçimlenmektedir.

Devrimlerin yerel gericilik-iktidarlara karşı mücadelesi, aynı zamanda emperyalist güçlerle ve bunların müdahaleleriyle doğrudan savaşması anlamına gelerek çok daha ağır ve karmaşık hal almakta ya da almıştır. Mevcut şartlarda enternasyonalizmin her zamankinden çok daha büyük önem kazanarak, uluslararası enternasyonalist örgüt-örgütlenmeleri elzem kılmakta, bölgesel örgütlenmelerin aciliyetini ortaya koymaktadır. Anti-emperyalist ve anti-faşist mücadele ve örgütlenmeler aynı görevlerin kaçınılmaz biçimleri olarak yükselmektedir. Kısacası, sadece komünist ve devrimci enternasyonal örgütlerin oluşturulması değil, bunun diğer yüzünde emperyalist başta olmak üzere, bilumum burjuva gerici iktidarların teşhir-tecrit edilmesi de önem kazanmaktadır…  

Teşhir ve tecrit edilmiş bir düşmanı yenmek çok daha kolayken, düşmanı yenmek için onun tecrit edilerek yalnızlaştırılması ve destekten mahrum bırakılması, onun yenilmesinde belirleyici şartlardandır. Düşmanın ulusal çapta tecrit edilmesiyle birlikte, evrensel ölçekte de tecrit edilmesi gerekmektedir ki, bu yalnızca somut devrimin başarısı için değil, aynı zamanda devrimin dünya çapında meşruluk kazanması için de gereklidir… Dünya halklarının desteği devrimin zaferi için doğrudan bir etken olup büyük önem taşır. Proletarya enternasyonalizmi ilkesine haiz olan bu durum, karşı-devrimin tecrit edilmesi, buna karşın devrimin ise en geniş ölçekte destek ve dinamikleriyle  buluşturulması demektir… Bunun başarılması için enternasyonal alanda etkili siyaset yürütmek gerekliyken, bu çapta bir örgütlenmenin nitelikli olarak oluşturulması elzemdir. Proletarya enternasyonalizminin somut biçimi/görevi olarak parça devrimimizi geliştirmek şartken, enternasyonal ilişkilerin sıkılaştırılarak bu zeminde örgütlenmelerin gerçekleştirilmesi de ötelenemez sorumluluktur…     



Şubat 2026
PSÇPCCP
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
232425262728 

More in Makale