
Devlet iktidarı ve yürütmesinde ‘‘herşey‘‘ Erdoğan odaklı dönüyor. Sarayın koridorlarından meclisin koridorlarına, mahkeme salonlarından bürokrasi masalarına, medya merceklerinden siyasetin labirentlerine, dış ilişkiler diplomasisinden savaş saldırganlığına ve hatta sağlık uzmanlılığından eğitim mevzuatına kadar hiç bir inisiyatif ve yetki alanı dışta kalmayacak biçimde, hemen her yerde Erdoğan’ın mutlak otorite ve tek adam megolomanlığı hüküm sürmektedir. ‘‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi‘‘ safsatası, tek adam sultasıyla sirayet eden açık faşist diktatörlüğün ekstrem dişlerini yasal formata oturtarak, Erdoğan’ın kendinden başka ‘‘Tanrı‘‘ tanımazlığını en uca çeken garabet olarak rol oynadı.
Erdoğan’ın ‘‘çıraklıktan ustalığa‘‘ tasfiriyle kendisine biçtiği rol, ‘‘ustalık döneminin‘‘ verdiği nüfuzla zıvanadan çıkıp ‘‘kendi çocuklarını da yediği‘‘ döneme evrildi. Birlikte yola çıkıp yağmur altında beraber yürüdüklerini, sahte ‘‘kardeşlik‘‘ perçiniyle yanıltıp iktidarlaşmasının öz unsuru olanları, ‘‘dava‘‘ ve ‘‘sessiz devrim‘‘ mesajlarıyla vaatlere bağladığı öz dinamiklerini, (ki, bunlar ki canlarını tankların altına yatıracak kadar vefakar bağlılardı), kısacası kurucularından diğer can damarlarına kadar hemen tüm dava arkadaşlarını megalomanlığına hasrederek harcayan, en nihayetinde bakan damadını da bu iktidar saplantısıyla piyon eden Erdoğan, kendi dışındakiler için tam bir dramatik serüvendir.
Hakkını yememek lazım ki, Bahçeli ve Perinçek piyonlarını yedirmeme ve kullanma konusunda iyi oyun kurdu. Süleyman Soylu’yu ha keza sultasının has aparatı olarak kullanmaktadır. Fakat, dedikleri yalana kanmayın, her ne kadar ‘‘mezara kadar‘‘ deseler de, yol görülür görülmez yanındakilerin üstüne basarak kaçanlardır bunlar. Hiç bir kardeşlik ve davadaşlık hukuku tanımayan bencil, burjuva aç gözlülerdir. ‘‘Gemisini kurtaran kaptandır‘‘ felsefesiyle beslenip, ‘‘stratejik dostluk yok, çıkarlar var‘‘ şeklindeki burjuva pragmatist ahlakla, çıkar uğruna davadaşını da, damadını da satanlardır bunlar.
Özellikle AKP çevresine seslenerek; kardeşlik destanına sığdırılmayan kurucularını tek adam sultası uğruna tek tek harcayarak ekarte eden, el ele diz dize iktidar eden ortağı, hocası “FETÖ” ile iktidar paylaşımında çıkar çatışmasına düşerek düşmanlaşan ve nihayet tek adam mutlak otoritesini kurarak ‘‘dostlarına‘‘ yabancılaşıp pervasızlaşan Erdoğan pratiğini resmederek, bunu iyi tanımalarını ve kendilerini bekleyen geleceği görmelerini gazetemizde ifade etmiş, bugün Erdoğan’ın yanında en sağlamda olanların bile bu tasfiyelerden kurtulamayacağının altını çizmiştik. Damat bakanın istifası tam da bunu doğruluyor ki, zamanında Soylu da istifa etmişti. Dikkat çekicidir ki, Soylu’nun istifası kabul edilmeyerek ikna edilmişti ama Damat’a bu kadir ve reva görülmeyerek el sallanmıştır.
Erdoğan kırım makinesi gibi tüketip savurmuş, kendisine has bir AKP dizayn ederek üstüne oturmuştur
Erdoğan kırım makinesi gibi tüketip savurmuş, kendisine has bir AKP dizayn ederek üstüne oturmuştur. Davutoğlu’nu nasıl da başbakanlıktan istifa ettirmek süretiyle almıştı!? Melih Gökçek ve diğer ilgili belediye başkanlarını nasıl istifa ettirmişti. Gül’ü nasıl trollerin önüne atarak siyasi leşe dönüştürmek istemişti. Babacan ha keza, kurtulan kimler diye sorulursa; bir ‘‘düşük profilli başbakan‘‘ olmayı kabul eden Binali, iki yumuşak karnından yakalayıp esir aldığı Arınç(bunun da durup durmadığı belli değil) ve Numan gibi bir iki emme basma tulumba tipten başka kimse kalmadı.
Erdoğan’ın bu pratiği, sadece eski AKP’lilerin kaderine değil, şimdi yanındakilerin kaderine ışık tutma anlamında da manidardır. Daha da önemlisi, Erdoğan’ın bu pratiği, onu iktidarı, muhalefetin eleştirdiği liyakat ve tecrübe sorunuyla ciddi biçimde karşı karşıya getirmiştir. Tek adam sevdası için kadrosunu savurup rüzgara bırakırken, zorunlu olarak aile, dost, ahbap çavuş eşraftan bulduğunu bakan yapıp iktidar sultasının başına çorap örmektedir. Sürekli tüketen, devlet iktidarı ve hükümeti kendi mutlak ekseninde döndüren kişi erkine dayalı gücün, iktidarın yönetme yeteneği kalmayacağı gibi, ayakta kalma dermanı da elbette kalmaz.
İşte doğrudan mimarı olarak yarattığı bu gerçekle yüz yüze gelen Erdoğan, dirsekleyebileceği tek adam olarak ekonomi ve maliyeden sorumlu bakan damadını gördü ki, bu damadın ekonomiyi getirdiği hal, Erdoğan sultasını yokuştan başaşağı iten sağlam sebeptir. Ama anlaşılıyor ki, Erdoğan, damadını feda ederek iktidar sultasına dönen oklardan kurtulmaya, DİSK’in ‘‘genel direniş, genel grev‘‘ sloganında da karşılık bulan, çığ misali gelişen kitle hareketi selinin önünde damattan bent oluşturmaya çalışıyor. Yani, Erdoğan, ağızlara ‘‘bir parmak bal çalarak peteği kurtarmak‘‘ istiyor. İlginçtir ki, hala ve her şeye karşın, yani bunca batmışlığa, çürümüşlüğe, istifalarla dışa vuran yönetememe ve tüm kepazeliklere karşın hala iktidar pastasını koruma peşindedir ve bu pastayı bırakmamaktadır. Sermaye, zengin aç gözlülüğü mü, sultanlık saplantısı mı, yoksa başka korku, kaygılar mı bu ısrara nedendir acaba?
Bakan Albayrak’ın istifası meselesinde iki ayrı pozisyon, iki taraf ve iki tavırdan oluşan arka plan vardır. Erdoğan, tek adam sultası eksenli düşünüp her şeyi buna göre düzenleyip, her sorunu iktidar çıkarına uygun ele alırken, bu tek adam saltanatına paspas edilip kurban edilenler de başka cepheyi temsil ederler.
Erdoğan açısından mesele, ekonominin kötü gidişatı iktidarının karşısına büyük sorunlar, büyük muhalefet ve kitle mücadelelerini koşullayarak çıkardığı için, bütün sorumluluğu ekonomiden sorumlu bakanın(isterse damat olsun, önemli olan tek adam sultasıdır) üzerine yıkarak sorumluluktan kaçma, dolayısıyla gelişen kitle tepkisi ve muhalefeti de bakanın istifası gerekçesiyle manipüle etme stratejisiyle, damat bakanı istifa ettirme biçiminde cereyan etmiştir.
İktidar iflasın eşiğindedir. Bu iktidarı yeniden ayağa dikmek, ölüyü diriltmek kadar zordur
Peki bakanın istifa etmesi veya ettirilmesi ekonomideki krizi giderir mi, iktidarın yönetememe derdine çare olur mu ve iktidarı yükümlülük altından alıp kurtarır mı? Yani, Erdoğan‘ın çaresizlikle bakan damadını istifa ettirmesi iktidarla ve ekonomiyle ilgili sorunları çözer mi, kendi çocuğunu yiyen bu taktik manevra amacına ulaşır mı? Hiç kuşkusuz ki, istifa manevrasıyla ne ekonomi düze çıkabilir, ne de iktidar sorumlulukları karşısında yakayı kurtarabilir. Yani, sorun yapısal olarak varlığını her bakımdan koruyup sürdürürken, iktidarın sorumluluğu da zerre kadar azalmadan devam eder, edecektir. Albayrak’ın istifasında yansıttığı gerçek de bunu göstermektedir. İktidar iflasın eşiğindedir. Bu iktidarı yeniden ayağa dikmek, ölüyü dirilmek kadar zordur.
İkinci cephede ise damat bakan vardır, ama dişlerini bilemiş bir damat ki, Erdoğan’ın işine gelmez şeyler söylemektedir. Bakan Albayrak sosyal medya üzerinden kamuoyu ile paylaştığı istifasında hiç de sessiz kalmamakta, açık eleştiriler yürütüp, ‘‘at iziyle it izinin birbirine karıştığını‘‘ söyleyecek kadar sert ve karşıdan tavır geliştirmektedir. İstifası kadar, kullandığı eleştiri argümanları da manidardır. Dolayısıyla bu eleştiri tavrı dikkate alındığında ‘‘Şipka geçidinde işler yolunda‘‘ demek pek mümkün değilken, Albayrağ’ın gönüllü olarak fedakarlık yapmadığı da anlaşılmaktadır. Ve elbette iktidar içinde ciddi sorunların olduğunu alenen ortaya koymaktadır. Bundan sonraki gelişme ne yapılırsa yapılsın kontrol edilemez gelişmeler dizisi olarak gündeme gelecektir. Çanların ipi çekilmiştir.
Bakan Albayrak’ın işaret ettiği at it meselesi boş değil, içerde kazanların kaynadığına işaret etmektedir. Bu sorunlar, gün be gün sona yaklaşan iktidar gerçeği koşullarında artık önü alınamaz sorunlar olarak gündeme düşecektir. İç sorunların yaydığı koku kapatılamaz keskinliktedir. At-it izi bildik ata sözü olarak kabul edilebileceği gibi, Albayrak’ın özel atıflarla kullandığı bir söz de olabilir. Ancak sorun bu değil, sorun içerde ciddi rahatsızlıkların olduğudur. Anlaşılıyor ki, damat bakan kendi sorumluluk sahasında Merkez Bankası başkanının görevden alınmasında haberdar olamamış, olsa bile bu görev değişimini engelleyememiştir. İktidar içinde atılan her bir adımda, bakanlıklar ve bakanlıklar etrafında kümelenen güç odakları veya otorite alanları vardır.
Dolayısıyla, bu güç ve odaklara karşın o tek adam içerde tercih ettiği ekiple bakan damadının nüfuz alanına bir ‘‘yabancı‘‘ gibi girmiş, damadı rahatsız ederek uyandırmıştır. Damadın gücü bakanlık erkiyle de sınırlı değil tabi. Medyadan şirketlere zenginlik zinciri bir aile olarak Erdoğan iktidarının iyi bir destekçisiydi. Şimdi bu durumun değişmesi tamamen mümkündür. Damat çok zayıf çıkmadı gibi. Tabi ne yapacağına bakmak lazım. Şimdiden söylediği, bu iktidar böyle gitmez, bu ekonomi böyle ayakta durmaz, bu durum sürmez minvalindedir. Doğru da diyor. Ama damadın istifasına giden yol ve bu gelişmenin kendisi mevcut durumla kalmayacaktır. Sarsıntıları ve artçı depremleri devam edecektir. Kabine değişikliği olmasa bile, (ki büyük oranda olacaktır), damat bakanın istemediği bazı simaların istifası gibi düzenlemeler beklenmelidir.
Genel muhalefetin baskısı da iktidarda belli adımları zorlayacaktır. Ve hepsinden de önemlisi, damadın istifasıyla büyüyen, uçan ekonominin göçtüğü itiraf edilmiş, saklanamaz biçimde gözler önüne serilmiş oldu ki, ekonomi kaynaklı sorunun tam manasıyla bir kriz olduğu, hazinenin sıfırı aşarak eksilerde seyrettiği gibi ağır ekonomik koşullar hiç bir iktidarın kaldıramayacağı bir durumdur. Bu iktidardan istifa beklenmez ama erken seçim iktidarın kaçınamayacağı bir çıkış olarak neredeyse sinyal vermiş durumdadır. Albayrak’ın istifasının özet anlamı, iktidarın yönetme krizi içinde olup yönetememesinin zorunlu adımı olarak erken seçimin kapıda olduğudur.









