
Marks, “devlet iş bölümümden doğar’’ der. Toplumda iş bölümü üzerinden başat yarılma, kafa emeği ile kol emeği arasındaki yarılmadır. Fakat, görelilik yasasının parametreleri üzerinden düşündüğümüzde, sınıflı toplumunda, görünen iş bölümünden başka, bir de görünmeyen iş bölümü olduğunu söylemek gerekir. Görünmeyen iş bölümü, elektriksel alanlar arasındaki ilişki ve karşıtlık üzerinden gerçekleşmektedir. Görünmeyen iş bölümünde, sizin elektriksel alanınız, sizi bir üslü sayı haline getirir ve iş bölümü, sizin üssünüzle sizin aranızda gerçekleşir. Fizikte, mekanik iş formülü: W=F.S olarak ifade edilir. Bu formülde, W=İş, F= kuvvet, S=Yer değiştirmedir.
Burada, mekanik nedensellikle göreli nedensellik kap ile kapak gibi birbiriyle örtüşmekte ve birbirine dönüşmektedir. Çünkü, insan emeğiyle doğayı değiştirirken onu içselleştirmekte ve Marks’ın da belirttiği gibi insan uzuvları doğanın bir uzantısı haline gelmektedir. Her insanı tıpkı üslü bir sayı haline getiren bu göreli iş bölümü, insan bedeninin tıpkı bir elektrik trafosu gibi çalışmasından kaynaklanmakta ve görelilik yasalarının parametreleri üzerinden gerçekleşmektedir. Modern fiziğin fark edemediği ve görelilik yasası ile mekanik nedensellik arasındaki ilişkinin diyalektiğinde ihmal ettiği olgulardan biri de budur. Modern fizik, bu nedenle görelilik yasasını mekanik nedenselliğe uyarlayamamakta, dolayısıyla maddenin hareket yasalarındaki determinantları belirlemekte sorun yaşadığı için kuantum fiziğinde olduğu gibi belirsizlik teorilerine sarılmaktadır. Oysa, maddenin hareketi belirli determinantlara tabidir ve hareketin diyalektiğinde belirsizliğin yeri yoktur.
Mekanik iş sonucunda kaybolmuş gibi görünen potansiyel enerji, aslında, hareketin bir biçimden başka bir biçime dönüşümüyle tekrar açığa çıkar. Burada, mekanik harekette ilk bakışta fark edilemeyen bu durum ancak görelilik yasasıyla kavranabilir. Şöyle; diyelim ki Mısır Piramitleri inşa edilirken kölelerin piramidin tepesine taşıdıkları taş kütlelerinden biri piramidin tepesinde kaldı ve günümüze kadar hiç düşmedi. Ve bir gün yaramaz bir çocuk piramidin tepesine çıkıp bu taş kütlesine bir tekme attı. İşte, taş kütlesinin piramidin tepesine taşınırken kaybolmuş gibi görünen potansiyel enerji, taşın yer çekimi etkisiyle piramidin tepesinden aşağı düşme anında yeniden açığa çıkmış olacaktır. Peki, biz, bu durumu matematiksel olarak nasıl ifade edebiliriz?
Taşın, piramidin tepesine taşınırken yapılan işin zaman momenti ile ilişkisi eğer x + y = 0 denklemiyle ifade edilen bir grafik veriyorsa, taşın piramidin tepesinden yere düşmesiyle açığa çıkan potansiyel enerjinin zaman parametresiyle değişimi de x + y = & denklemiyle ifade edilen bir grafik verir. Bu iki denklemi ikizkenar üçgenin iki ikiz kenarı olarak ele alırsak, bu denklemlerin grafiği ikizkenar üçgenin tepe açısında kesişir. İşte, ikiz kenar üçgenin tepe açısının böylelikle mekanik hareketin bir biçimden başka bir biçime dönüşürken, yani, mekanik iş karşılıklı olarak enerjiye dönüşürken, iş ile enerji arasındaki karşıtların birliğine karşılık gelirken her iki ikiz açı ise karşıtlığın karşılıklı olarak birbirine dönüşümüne karşılık gelecektir.
Bugünkü fiziğin mekanik hareketle görelilik yasası arasında kuramadığı ilişki tam da budur. Çünkü, mekanik harekette kaybolmuş gibi görünen potansiyel enerjinin nerede olduğunu anlamak için mekanik hareketin zamanla değişimini gösteren denklemin tam karşıtı olan ve x + y = & denklemine karşılık gelen denklemle karşıtlık ilişkisi içinde ele alınması, yani, hareketin karşıtların birliğinin hareketi olarak ifade edilmesi gerekir. Oysa, bugünkü fizik mekanik hareketi halen çelişkisiz bir hareket olarak idealist bir biçimde ifade etmektedir. Daha doğru bir ifadeyle, bugünkü fizik mekanik hareketin nedenselliğindeki çelişkiyi sonucuna taşımamakta ve sonuçta yok saymakta, böylelikle de mekanik hareketle görelilik yasası arasındaki ilişkiyi de yanlış kavramaktadır.
Oysa, x + y = 0 denkleminin uzay / zamandaki hareketinin tanımlı olabilmesi için enerjinin sakınımı kanunu gereği, hareketin bir biçiminin başka bir biçime dönüşümünü ifade eden ve hareketin sonsuzluğuna karşılık gelen x + y = & denklemiyle karşıtlık ilişkisi içinde ifade edilmesi gerekir.
Başka bir ifadeyle, Heisenberg belirsizlik ilkesinin iflas ettiği yerdir burası. Çünkü, Heisenberg belirsizlik ilkesine göre, bir cismin, belirli bir andaki konumu ve momentumu, aynı anda ve kesin değerlerle kuramsal olarak bile ölçülemez. Oysa, bir cismin Kütlesiyle hızının çarpımına karşılık gelen momentumu, eğer, birim zaman 1 saniye olarak alınırsa, yüksekliğin de 1 metreye karşılık geldiği ikiz açıları 37 derece olan ikizkenar üçgenin tabanıyla yüksekliğinin çarpımına eşittir. Dolaysıyla birim zamandaki her değişimde cismin konumu, üçgenin tabanındaki değişim kadar değişecektir. Eğer, bu bir elektronun eliptik hareketiyse, konum, tabanın zamana, yani, üçgenin yüksekliğine oranının 360 derecenin 106 derecelik tepe açısına oranıyla orantılı olarak değişecektir. Çünkü, Hareketin Evrensel Göreli Ritim Yasası, maddenin hareketinin bütün biçimleri için mutlak bir yasadır.
Fakat, biz, burada kuramsal olarak yaptığımız bu belirlemeyi, örneğin, bir elektronun belirli bir zamandaki konumunu pratik olarak belirleyebilecek bir ölçüm cihazına henüz sahip olmadığımız için bunu deneysel olarak gösteremeyiz.
Ancak açıkça söyleyebiliriz ki, görelilik yasası ile mekanik nedensellik arasındaki diyalektiği ihmal etmek hareketin bir biçimden başka bir biçime dönüşürken neden-sonuç ilişkilerini eklektik bir biçimde ele almak ve maddenin hareketinin sonsuzluğunda hareketin herhangi bir biçimine ön gelen süreç ile sonraki süreç arasındaki diyalektik ilişkiyi de koparmak anlamına gelir.
Maddenin kesintisiz hareketinde, hareketin bir biçimden başka bir biçime dönüşürken kesintiye uğramış gibi görünen bu yadsıma basamaklarında, yani, hareketin herhangi bir biçiminin kendisine öngelen biçimi yadsıdığı basamaklarda kaybolmuş gibi görünen potansiyel enerjinin bir sonraki hareketin farklı bir biçiminde nasıl ortaya çıktığı dikkate alınmadığında ve görelilik yasasıyla mekanik nedensellik arasındaki ilişkinin diyalektiği de ihmal edildiğinden, örneğin Kuantum fiziğinde Heisenberg belirsizlik ilkesinde olduğu gibi maddenin sonsuz hareketinin determinantları görünmez hale getirilerek hareketin diyalektiği formel mantığa indirgenerek olasılık ve zorunluluk arasındaki ilişki muğlaklaştırılmış olacaktır. Burada, Hareketin Evrensel Göreli Ritm yasasının henüz modern fizik tarafından keşfedilmemiş olması da belirleyici bir rol oynamaktadır.
Nasıl ki kapitalist ekonomi politiğin üretim sürecinin çelişkileri, burjuvazi ile proletarya arasındaki ilişkinin çelişkilerine, dolaşım sürecinin çelişkileri, burjuvazi ve varsa feodal kalıntıların kendi aralarındaki çelişkilerine, üretim ve dolaşım süreci arasındaki karşıtlık ise kapitalist üretim ilişkilerinin kriz dinamiklerine karşılık geliyorsa ve üretim ve dolaşım süreci birbirine karşıt süreçler olarak bir bütünlük oluşturuyorsa, tıpkı bunun gibi hareketin bir biçimden başka bir biçime dönüşümü de zaman parametresiyle oluşturduğu karşıtlıkla, bir önceki hareketin nedenselliğinin bir sonraki harekettin nedenselliğinde tam karşıtına dönüşmesiyle hareketin determinantlarının, yani, zorunluluklarının matematiğinin diyalektiğini belirlemekte, dolayısıyla, hareketin bir biçimden başka bir biçime dönüşümünde sürekli yadsımalarla ilerleyen sonsuz sürecin önceden bilinebilirliğine ilişkin verilerin diyalektiğini oluşturmaktadır.









