Makalemizin bu bölümünde de “Gazete Patika” yazarlarından yoldaş Fikret Karavaz’ın; “Din, Şehitlik ve Komünist Paradigma Üzerine” adlı makalesindeki eleştirilerine cevap vermeye devam edeceğiz. Çünkü Karavaz yoldaş tarafından işlediğimiz tezlere dönük gelen bilimsel eleştirilerin, Kaypakkaya geleneğinde izini sürdüğümüz post-modern yapı- bozum etkilerin tanımlanmasında önemli bir işlevi olduğunu düşünüyoruz. Karavaz yoldaş; “Üzüm üzüme baka baka kararır” atasözünde olduğu gibi her akım kiminle nerelerde oturup kalkabiliyorsa oralarda boy verebilir demektedir. Kanımca bu mekanik etkileşim modeli postmodernizmi açıklamaya yetmemektedir. Kırdan kentlere doğru göç süreci ve dijital teknolojinin yaygınlaşma alanı bulması postmodernizmin etki alanının genişlemesine sebep vermiştir. Çağın bu son ana akımı meta ilişkilerine tabi olmuş bütün toplumsal ağlarda gezinmede zorlanmamaktadır. Karavaz’ın ifade ettiği şekliyle; postmodernizm entel barlara sığacak kadar toplum ile arasına mesafe koymaktan öte, bizzat günümüz toplum çoğunluğunun yeni bir tarih, nesnellik ve estetik anlayışının mimarisi olma iddiasındadır.
Ülkedeki üretim biçimine bağlı olan ekonomik ilişkilerin değişmesi, tüketim ilişkilerini de değişime uğratmıştır. Bir gelenek bireyinin geçmişte devrimci olmaya başladığı koşulların sınıf yapı ve ilişkileri değiştiği gibi, Sosyo kültürel üst yapı öğeleri de artık eskisi gibi değildir. Burjuva ekonomik ihtisas alanlarının çoğunlukla sosyal hizmet sektörü üzerinden sanayi sermayesinin hegemonyası altına girmesi, eski tipteki emek sınıflarını tüketim toplumunun arzulayıcılarına dönüştüren maddi zemin olmaktadır. Kent sosyolojisiyle ekonomik süreçlerin gerilim yaşadığı, yani kentleşmenin sanayileşmenin önünde gittiği ülkelerdeki küçük burjuva ve lümpen proletarya katmanların genişliği, bir yerde postmodern kültür tüketiciliği açısından avantajlı bir zemin oluşturmaktadır. Son yıllarda kentlerde biriken emek sınıflarının tüketim kapasitesi, ekonomik kriz nedeniyle maddi gücünü kaybetmiş olsa da, kültürel eğilim anlamında ilgisini hala devam ettirmektedir. Bu eğilim, sanayi döneminin dayanıklı tüketim maddelerinden, ekonomik popülizmin belirlediği gerçek bir ihtiyaç olmayı başaramamış tüketim maddelerine doğru evrilmektedir. Kaldı ki bir anlamda tarihi yorumlama biçimi de olan postmodern yapı söküm kalıntıları, özellikle küçük burjuva reformist ve sınıf işbirlikçisi bazı sol kesimler tarafından işçi sınıfının politize olmuş kesimlerine doğru taşındığını da burada belirtmekte fayda vardır.
Postmodernizmin kesin bir tanımı yapılamadığı için ona karşı kitleler içerisinde mücadele vermekte zorlaşmaktadır. Karavaz yoldaş bütün gün çalışan ve entelektüel alt yapısı yetersiz olan işçi sınıfının postmodern akımdan etkilenmeyeceğini öne sürüyor. Oysa postmodernizm siyaset, edebiyat ve mimaride anlamdan çok biçime, netlikten çok muğlaklığa ve nesnel anlatımdan çok gösteri toplumunun sembol ve kod gibi imaj figürlerine yaslandığı için kitlelerin kültürel hayatıyla bağ kurmakta zorlanmamaktadır. Bir örnek vermek gerekirse; mesela bazı işçiler postmodern mimari reklamların sunduğu süslenmiş ama kaliteli olmayan bir evi alacak parası yoktur belki ama dijital medyada imajı parlayan ama gerçekte devrimci olmayan bir bireyin söylemini hayatın doğru ifadesiymiş gibi algılayabilmektedirler. İşte bu durum yeterince sağlam olmayan bir evin meta kullanım değerinin sıçrayarak dolaşım değeri alması gibi yeterince devrimci olmayan bir üretimin toplumsal kullanım değerini aşmasına benzemektedir. Burada olan, kültürel paradigmanın değişimini yöneten gösteri toplumunun imaj olgusundan başka bir şey değildir. Bu süreçte işçinin siyaset bilimiyle olan geleneksel ilişki biçimi değiştiği gibi, tarih anlayışında da postmodern restorasyonun izlerine rastlanmaktadır.
Aslında anlatmak istediğimiz postmodernizmden etkilenmek veya onun tarafından dönüştürülmek için entelektüel olmak gerekmediğini ifade etmektir. Postmodernizme önemli katkı yapan düşünür Foucault bile aslında bir postmodernist olduğunu anlayamamıştı. Devrimci saflardaki birey ve toplulukların postmodernizmin kendi düşünce ve tutumları üzerindeki etkileri anlayamamasının sebebi; postmodernizmin aslında karmaşık bir kültürel olgu olması ve en karakteristik özelliğinin epistemolojik verilerin ontolojik kaynaklarıyla olan ilişkisini bozarak içinde çelişkiler, muğlaklıklar, ikilemler ve gerginlikler yaratma suretiyle yeniden anlamlandırmayı hedeflemesidir. Bu anlamda artık kültürel ve maddi tüketim ürünlerinin anlamının ihtiyaçla olan ilişkisi değiştiği gibi, politik olanın toplumsal ihtiyaçla olan anlam ilişkisi de değişmektedir. Biz bunu en etkili bir şekilde seçim sürecinde gözlemleyebildik. Burjuva muhalefet bloğunun reform söylemlerinin devrimci saflarda ideolojik kırılma ve savrulma yaratmasının sebebini sadece yenilgi sonrası dönemin tarihsel özellikleriyle ve saflardaki küçük burjuva sınıfın yoğunluğuyla açıklayamayız. Tabii ki sınıfsal doku politik hareketlenmede belirleyicidir ama devrimci siyasetin tarihinde belki de ilk defa üst yapıya dair kurumsal özellikler alt yapıya hükmetmiştir diyebiliriz.
Son yıllarda Kaypakkaya geleneğinin bir kısım sosyolojik çeperi de dahil devrimci hareketin kültürel politik dokusunda, büyük nesnel anlatılardan şüphe eden, evrensel olanın yerine yerel olanı tercih eden, bütüncül olmaktansa parçacı olan düşüncelere eğilen, mahalli din ve etnisite vurgusundan mustarip bir politik dilin güçlendiği, sınıfsal olanı değil etnik-cinsel-kültürel nitelikli hareketi yücelten, devletli kapitalist düzene değil, sadece hükümete karşı olan ve sınıfların birliği temelinde bir kardeşlik masalına inanan bir üst yapı bilinci zaten oluşmaktaydı. Hal böyle olunca altılı masada ifadesini bulan sermaye kanadının kendi sınıfsal çıkarları için devleti restorasyona tabi tutma söylemleri, ezici devrimci saflarda da devletin halkın çıkarları temelinde dönüştürüleceği yanılsamasına yol açarak ideolojik yarılmalara sebebiyet vermesi bu zeminde kolaylaşmış oldu.
Geride bıraktığımız seçim sürecinde geçmiş on yılların politik tabelalarıyla kendisini tanımlamakta bir sakınca görmeyen bazı gelenek mensuplarının kurumsal bağlılık ve aidiyet duygusunun zayıflama süreçlerinde postmodern eğilimlerin etkisi gözlemlenmektedir. İşçi belki çalışmaktan dolayı postmodern kültürü üreten durumda değildir ama tüketicisi konumunda olduğu açıktır. Her ideoloji ve kültürün sadece ait olduğu sınıfların bağrında yer bulabileceği düşüncesi yanlıştır. Madalyonunun diğer yüzü açısından işçinin kendisi bizzat çoğunlukla burjuva ideolojisinin taşıyıcısı durumundadır. Bırakalım sıradan işçiyi, devrimci bazı işçilerin bile burjuva ideolojisinden tamamen arındığını kim iddia edebilir? Yeni tipte bir burjuva ideolojik, felsefi ve kültürel formasyon komünist partisinin bizzat bağrına sirayet etmeseydi eğer komünist partilerde iki çizgi mücadelesinde ihtiyaç kalmazdı. Bütün bunların postmodern versiyonunun işçi sınıfı hareketine etki etmesinin önünde engel olan şey nedir peki?
Kaypakkaya geleneğinin beslenebileceği proleter aydın karargâhlar; bileşenlerine proleter akışın da zayıflamasının da etkisiyle son yıllarda zayıfladığı için bu türden akımlar kolaylıkla yayılabilmektedir. Bizde postmodern kültür üretiminin zayıf olması, bilgi ile haşır neşir olmayı önemseyen ve kent sosyolojisinin doğal bir bileşeni olan küçük burjuva kesimin yaygın katılımı henüz yetersizdir. Bizdeki küçük burjuvazi daha çok kır kökenli, küçük toprak sahibi köylünün zamanla farklılaşmasıyla oluşmuş ve esasta bilgi kaynaklarıyla ilişki kurmayı sevmeyen ama aktarım bilgisini de doğaçlama alışkanlıklar üzerinden depolayan kesimlerinden oluşmaktadır. Bu tarz “bilgi birikim” genç kuşaklarla köprü kurmaya çabalasa da, dilsel içerik ve estetiğe dair politik nesnel anlatım tarzı zayıfladığı için nispeten bir parça aydınlanmış kent orjinli küçük burjuva kesimlerin saflara gelmesi gecikmektedir. Buna benzer bazı sebepler bizdeki bazı sosyal kesimleri postmodern kültürün bilinçsiz birer tüketici adayları durumuna getirmektedir. Postmodern kültürü yaşamak için onu kaynaklarından öğrenmek gerekmemektedir. Sosyalist demokrasi organlarına örgütsel bağlılık ve aidiyetin son yıllarda dumura uğramasının nedeni, küçük burjuvazinin disipline gelmeyişi yada özerkliği sevmesinin ötesinde seyretmektedir. Kendini dünyanın merkezine koyma ve her şeyin kendi etrafında döndüğü yönündeki anlayışın tarifi artık postmodern bir ruhsal karakter kazanmaktadır. Bu durum ise; ben odaklı olmanın, rekabetçiliğin ve bireyciliğin geleneksel sınıfsal tanımını değiştirmektedir.
