Connect with us

Analiz

Proletaryanın Savaş Siyaseti Devrimci Bozgunculuktur…

Marks’ın hukuk eleştirisi ile Lenin’in savaş tezlerini birleştirdiğimizde karşımıza çıkan tablo, İran’ı ya da herhangi bir gerici devleti sırf emperyalizmin bir kanadıyla çelişkisi var diye desteklemek, Marksist politika açısından sağ sapmaya tekabül eden bir siyaset olduğu gerçeğidir. Çünkü eğer İran devletini “Uluslararası Hukuk” ve “Egemenlik Hakkı” üzerinden desteklerseniz, Marks’ın eleştirdiği o soyut hukuk tuzağına düşersiniz. İran devletinin bekası için verilen savaş, oradaki işçi sınıfının ya da kadınların özgürlüğü için değil, Mollaların ve yerel burjuvazinin haklarını korumak içindir.

Biz komünistler, dünyanın yıkıcı emperyalist bir savaş eşliğinde cehenneme doğru dönüştüğü bu günlerde, sadece burjuva hukuku açısından hangi devletin haklı hangi devletin haksız olduğunu takip eden bir karar mercii gibi davranamayız. Bu durum bizler açısından siyasetin sivil toplumsallaşmasından ve Feuerbach üzerine devrimci praksis tezlerden uzaklaşarak, kilise teokratik otoritelerin ruhani rollerine bürünmeyi andırmaktadır. Gerici bir bölgesel ya da küresel bir savaşta hangi tarafın haklı olduğunun devrimci proletarya açısından fazla bir önemi yoktur.

Devrimci proletarya dünyada jeopolitik de yaşanan tektonik sarsıntılar karşısında seyirci, tarafsız, hakem ya da yorumcu bir konumda değildir. Bunun böyle olduğunu söyleyen zamane burjuva sosyalistleri, tarih bilimini, eskiden Alman ideologları Bauer ve Stirner gibi içine kapandıkları entelektüel fanuslardan yorumlamaktadırlar. Ama yeryüzünün kuytuluklarında ve labirentlerinde homurdanan gerçekler, fil dişi kulelerini ve kütüphaneleri, hayattan kopuk küçük burjuva entellektüelizmin başına yıkmaya hazırlanıyor.

Dünya burjuvazisi ikinci dünya savaşı sonrası kurulan jeopolitik dengelerin yıkılmaya başlamasıyla ortaya çıkacak yeni durumu lehine etkilemeye çalışıyor veya avantajlı bir şekilde konumlanmaya çalışıyor. Bunun devrimci proletaryanın öncüleri içinde bir hareketlenme değeri taşıdığı açıktır. Aksi durum tarihin sınıfsal antagonizmasını ret etmek anlamına gelecektir. Lenin’in “Sosyalizm ve Savaş” eserindeki toplumsal diyalektiği günümüzdeki ABD- İran gerilimine uygularsak, proleter tavrın ne Amerikan emperyalizmi ne de İran diktatörlüğü olduğu anlaşılacaktır. Biz hangi devletin burjuva hukuku karşısında haklılığıyla veya haksızlığıyla doğrudan orantılı bir siyasi, örgütsel ve askeri pozisyon alamayız. Komünistler için belirleyici olan, çatışmanın sınıfsal ve ekonomik karakteridir. Leninistler haklı savaş dedikleri zaman, ulusal ve sınıfsal devrimci kurtuluş savaşlarını kastederler.

ABD özgülünde dünyayı jeopolitik bağlamda yeniden domine etmek isteyen bir yağma savaşı ile ABD karşısında daha zayıf bir güç olan ve çıkarları proleter bir nitelik taşımayan İran’ın savunma savaşı arasındaki çelişki de biz komünistler, uluslararası planda tabii ki baş haydudu teşhir ederiz. Ama görevimiz bu kadar yüzeysel ve mekanik değildir. Buradaki en önemli görevimiz, Leninist devrimci bozgunculuk siyasetidir. Yani İran’daki olası devrimci güçlerin kendi burjuva diktatörlüklerini devirmelerini istemek ve desteklemek şeklindeki enternasyonal politikaları hayata geçirmektir. Aynı şekilde biz bu politik tutumu, ABD işçi sınıfı için de gündeme getirmeliyiz. Yereldeki burjuva diktatörlüğün ekonomik ve siyasi çıkarlarına büyük bir emperyalist devletin saldırması, burjuva hukuk bağlamında yerel gericilere haklılık kazandırması meselesi, ancak yasal ve demokratik alandaki siyasetin taktik bir argümanı olabilir. Devrimci proletaryanın savaş karşısındaki analitik tutumunu, burjuva hukukunun sınırlarıyla belirlemek burjuva sosyalizminin en karakteristik özelliklerinden birisidir. Oysa bu mevzu, tarihsel manada daha da derinlere doğru bir yolculuğu gerekli kılmaktadır.

Burada hukuk meselesi çok fazla abartılmamalıdır. Çünkü bunlar göreceli kavramlardır. Bu konu Karl Marks tarafından daha 1843’de, “Hegel, in Hukuk Felsefesi’nin Eleştirisi” adlı çalışmasında çözümlenmiştir. Biz eğer hukuk her şeydir dersek, Hegel’in devleti aklın gerçekleşmesi olarak gören hukuk anlayışına düşmüş oluruz. Marks’ın 1842 yılında, “Rheinische Zeitung” gazetesindeki, “Odun Hırsızlığı Yasası Üzerine Tartışmalar” adlı makalesinin yeniden okunmasında fayda var. Köylülerin yüzyıllardır ormanlardan yakacak odun toplamasının bir anda hırsızlık sayılması, burjuva hukukunun nasıl gerçek dünya ilişkilerinin üzerini örten ideolojik bir maske olduğunu bizlere bildiriyor. Biz tabii ki sosyalizmde “Herkesin Emeğine Göre” ilkesinde olduğu gibi, alt yapıda ekonomi politiğin dönüşümü yolunda burjuva hukukun uzun bir süre daha bizlerle yaşamayacağını iddia etmiyoruz. Ama savaş politikalarımız, İran özgülünde yerel gericiliğin ekonomik ve siyasi haklarını, Amerikan haydutluğuna karşı koruma anlamında bir burjuva hukukun kurbanı yapılamaz.

Biz, İran devletinin bu burjuva hakkını taktik manada ret etmemekle birlikte, bu durumu onun her şeyini elinden almak gibi bir proleter devrimci hak ile karşılanması gerektiğini ilan ediyoruz. Marks’ın hukuk eleştirisi ile Lenin’in savaş tezlerini birleştirdiğimizde karşımıza çıkan tablo, İran’ı ya da herhangi bir gerici devleti sırf emperyalizmin bir kanadıyla çelişkisi var diye desteklemek, Marksist politika açısından sağ sapmaya tekabül eden bir siyaset olduğu gerçeğidir. Çünkü eğer İran devletini “Uluslararası Hukuk” ve “Egemenlik Hakkı” üzerinden desteklerseniz, Marks’ın eleştirdiği o soyut hukuk tuzağına düşersiniz. İran devletinin bekası için verilen savaş, oradaki işçi sınıfının ya da kadınların özgürlüğü için değil, Mollaların ve yerel burjuvazinin haklarını korumak içindir.

Marksist bakış açısıyla, bir işçinin kendi sömürücüsünü dışarıdaki sömürücüye karşı savunması ideolojik bir illüzyondur. Çünkü biz komünistlere göre; devletin ve onun hukukunun ulusal çıkar ve egemenlik gibi kavramları, aslında egemen sınıfın çıkarlarını gizleyen bir maskedir. Hegel’in hukuk felsefesi eleştirisinde anlatılmak istenen budur. Ayrıyeten Lenin, “Sosyalizm ve Savaş” eserinde, her savunma savaşının haklı olmadığını söyler. Lenin’e göre bir savaşın haklılığı, hangi ülkenin saldırıya uğradığına değil, savaşın hangi tarihsel aşamada ve hangi sınıf tarafından yürütüldüğüne bağlıdır.

Bizim emperyalizmin bir saldırısı karşısında İran’ın ezilmesine karşı çıkmamızın sebebi, bu durumun emperyalizmi güçlendireceği gerçeğinden dolayıdır. Ama bu bizim siyasal, örgütsel ve askeri olarak İran ile aynı mevziide olacağımız anlamına gelmez. Biz emperyalizme her cepheden karşı çıkarken hem ABD hem de İran’a karşı Leman’ın devrimci bozgunculuk siyasetini savunuruz. Yine Lenin’in dediği gibi; eğer iki hırsız kavga ediyorsa, işçilerin görevi hırsızlardan birini korumak değil, her ikisinin de yenilgisini hazırlamaktır.



Mart 2026
P S Ç P C C P
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  

More in Analiz