Connect with us

Röportaj

SMF Dönem Sözcüsü Mahir Gürz: 1 Mayıs’taki parçalı tablo sendikal bürokrasinin ve sınıftan kopuşun sonucudur

SMF Dönem Sözcüsü Mahir Gürz, derinleşen kapitalist krizden Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi’ne, 1 Mayıs’ın siyasal tablosundan önümüzdeki dönemin mücadele perspektifine dair değerlendirmelerde bulundu: “Kapitalizmin insanlığa vereceği bir şey kalmadı; koşullar ağır olsa da durum devrimcidir, tek alternatif sosyalizmdir!”

mahir gürz

Bahattin Seçilir/İstanbul

Kapitalist krizin derinleştiği, işçi ve emekçilere dönük yoksullaştırma ve hak gasplarının yoğunlaştığı, emperyalist savaş ve işgal politikalarının halklara daha fazla yıkım dayattığı bir tarihsel kesitte; 2026 1 Mayıs’ının ortaya çıkardığı siyasal tabloyu, Temmuz ayında Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi’ne karşı yükseltilen anti-emperyalist mücadeleyi ve SMF’nin önümüzdeki döneme ilişkin mücadele perspektifini Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) Dönem Sözcüsü Mahir Gürz ile konuştuk.

Kapitalist krizin derinleştiği, işçi ve emekçilere dönük yoksullaştırma politikalarının yoğunlaştığı, baskı ve hak gasplarının arttığı bir dönemde gerçekleşen 2026 1 Mayıs’ını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Mahir Gürz: 2026 1 Mayıs’ına kapitalist krizin, yıkımın ve onun koşulladığı emperyalist savaş tehdidi altında girdik. Dolayısıyla hem dünyada hem de coğrafyamızda 1 Mayıs’ın başlıca öne çıkan temel politik gündemlerinden birisi; kapitalist kriz, yıkım, emperyalist savaş, Türkiye-Kuzey Kürdistan boyutuyla NATO zirvesi ve buna karşı politik görev, mücadele perspektifi ve taleplerin ön plana çıktığı bir 1 Mayıs süreci yaşadık. Bu anlamda özellikle emperyalist savaş tehdidinin git gide büyüdüğü, son İran örneğinde olduğu gibi emperyalist paylaşım savaşının gittikçe somut bir olgu haline geldiği bir süreç yaşıyoruz. Bununla birlikte emperyalist paylaşım savaşının Orta Doğu’da merkezleştiği özellikle belirtmek durumundayız. Dolayısıyla, kapitalizmin yaşadığı yapısal kriz, emperyalist savaş ve bunun işçi sınıfı ve emekçiler cephesinde yarattığı derin yıkımı; ekonomik ve siyasal krizi, yoksullaşmayı, açlığı, sefaleti, doğanın talanını, toplumsal çürümeyi, işçi sınıfı ve emekçilerin alabildiğince ağır koşullar altında yaşadığı bir süreçten geçiyoruz.

2026 1 Mayıs’ı tam da bu ağır ekonomik, siyasal, kültürel ve toplumsal koşulların yarattığı sonuçların açığa çıktığı; buna karşı mücadelenin ve taleplerin ön planda olduğu bir siyasal konjonktürde ve  zeminde gelişti. Biz de SMF olarak tam da bu ağır koşullar ve öne çıkan politik gündemleri merkeze alan bir perspektifle 2026 1 Mayıs’ına “Emperyalist Savaşa, NATO’ya, Faşizme ve Sömürüye Karşı Birleşelim!” ana şiarıyla hazırlandık. Örgütlü olduğumuz bütün yerellerde bu şiarla işçi ve emekçiler ile birlikte 1 Mayıs alanlarında olduk. Emperyalist savaşa, kapitalizme, sömürüye, açlığa, yoksulluğa, sefalete, geleceksizliğe ve doğanın talanına, yıkımına karşı öfkemizi, taleplerimizi öne çıkaran bir yönelimle örgütlü olduğumuz bütün alanlarda 1 Mayıs alanlarında yerimizi aldık.

Diğeri, İstanbul boyutuyla belki değinmekte fayda var. İstanbul’da parçalı bir 1 Mayıs tablosu ortaya çıktı. Bunu koşullayan bir dizi politik sebep olmakla birlikte; biz SMF olarak 1 Mayıs gibi işçiler ve emekçilerin tarihsel ve siyasal anlamda simgeleşmiş bir gündeminde parçalı ve dağınık bir 1 Mayıs tablosunun ortaya çıkmasını kesinlikle doğru bulmadığımızı ve bunu koşullayan, besleyen hiçbir siyasetin ve tutumunun da kesinlikle doğru olmadığını açıkça ifade etmek isteriz. O anlamda biz SMF olarak 1 Mayıs sürecine tam da bahsini ettiğimiz bu politik çerçeve, zemin, görevler ve ihtiyaçlar dahilinde, içinden geçtiğimiz nesnel ve öznel koşulların önümüze koyduğu görevler üzerinden bir politik yaklaşımla dahil olduk.

Sendikal bürokrasinin sınıftan ve emekçilerden uzaklaşan yaklaşımı

İstanbul boyutuyla bu parçalı, dağınık tablonun oluşmasını koşullayan esas politik zeminin sendikal bürokrasiden kaynaklandığını; sendikal bürokrasinin sınıftan, işçilerden, emekçilerden ve 1 Mayıs’ın siyasal, tarihsel mahiyetinden uzaklaşan mevcut durumunun, devrimci-demokratik dinamiklerin, işçi sınıfı ve emekçilerin taleplerini, uyarılarını, eleştirilerini görmezden gelen; kendini merkeze koyan, dayatan problemli yaklaşımının olduğunu belirtmekte fayda var. İstanbul’da ortaya çıkan bu parçalı durum doğalında, en geniş anlamda işçi ve emekçilerin 1 Mayıslara katılımını, ilgisini, motivasyonunu objektif olarak zayıflatan bir politik pozisyon ortaya çıkarmıştır. Bu anlamda, Taksim tartışmaları ya da Taksim özgülünde simgeleşen bir dizi politik saflaşma, ayrışma, tartışma, polemik meselelerini de tam da bu öznel ve nesnel koşullar çerçevesinde, somut koşulların zaviyesinden okuyoruz. O anlamda biz; kitle hareketini yadsıyan, işçi sınıfı ve emekçiler cephesinin birliğini, bütünlüğünü görmezden gelen; içinde bulunduğumuz somut politik durumun nesnel ve öznel koşullarını yadsıyan; devrimci ve sosyalist hareketin yaşadığı devrimci kriz halini görmezden politik tutumlaerın doğru olmadığını ifade etmek durumundayız.

Özetle şunu söyleyebiliriz: 2026 1 Mayıs’ı boyutuyla, en azından genel politik muhteva açısından; işçi ve emekçilerin kapitalist kriz, sömürü, savaş, yoksulluk, toplumsal çürüme, doğanın talanı, kadın katliamları, gençliğin geleceksizlik kaygısı ve benzeri ekonomik, demokratik, kültürel, toplumsal taleplerinin öne çıktığı bir 1 Mayıs olduğunu belirtebiliriz. Fakat özellikle içinde bulunduğumuz siyasal atmosfer ve koşullar itibariyle; nitelik anlamında 1 Mayıs’a devrimci bir niteliğin ya da sınıf niteliğinin rengini verme, hegemonya kurma anlamında oldukça geri bir düzeyde bir 1 Mayıs süreci yaşadığımızı ifade etmek durumundayız.

Bu anlamda, biz her olay ve olguda olduğu gibi 1 Mayıs sürecine de siyasal bir bütünlük ve siyasal tutarlılık çerçevesinde bakılmasını, ele alınmasını doğru buluyoruz. Maalesef diğer bütün toplumsal ve siyasal meselelerde olduğu gibi 1 Mayıs süreci ve tartışmaları boyutuyla da bu siyasal bütünlüğün ve tutarlı yaklaşımın oldukça problemli olduğunu; onun gerisinde bir politik düzeyin, yaklaşımın ve tartışmaların, en azından bu siyasal bütünsellikten ve kapsamdan yoksun olduğunu önemle belirtmek istiyoruz. Bu da doğalında, sebepleriyle birlikte işçi sınıfı ve emekçiler cephesini bölen, zayıflatan, daraltan bir politik zemine hizmet ediyor. Bunu özellikle belirtmek istiyoruz. O anlamda biz; kitleleri, işçi sınıfını, emekçileri, onların birliğini ve taleplerini merkeze koyan bir politik yönelimin, politik-pratik tutumun doğru olduğunu özetle belirtmek istiyoruz.

Emperyalist savaş politikalarının derinleştiği, halklara daha fazla yıkım dayattığı bir süreçte, Temmuz ayında Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi’ne karşı kurulan “Emperyalist Savaş ve NATO Karşıtı Birlik” nasıl bir politik ihtiyaçtan doğdu? SMF olarak NATO’ya, emperyalist savaş politikalarına ve Türkiye’nin savaş eksenli rolüne karşı nasıl bir mücadele hattı örmeyi hedefliyorsunuz?

Mahir Gürz: Birinci gündemde de belirttik. İşçi sınıfı ve emekçilerin ya da içinde bulunduğumuz politik sürecin birinci gündemlerinden biri kapitalist kriz ve savaş gerçekliğidir. Çıplak bir olgu olarak karşımızda duran bir gerçeklik var bugün. İnsanlık ve doğa yeni bir emperyalist savaş ve yıkım tehdidiyle karşı karşıya. Dolayısıyla buna karşı mücadele; geniş kitleleri örgütleme, harekete geçirme ve anti-emperyalist savaş karşıtı geniş bir cephe, bir politik zemin oluşturmak önemli bir yerde durmaktadır.

Coğrafyamızda da tam da bu politik perspektifle bizde dahil hemen hemen bütün sosyalist, devrimci ve toplumsal güçlerin birincil gündemlerinden biri emperyalist savaş gerçekliği ve buna bağlı olarak emperyalist savaşın tam da bir sonucu olarak örgütlenen, ortaya çıkan; tamamen bu emperyalist savaşın yeni döneminde NATO’nun pozisyonunu, rolünü daha ileri bir düzeyde tahkim etmeyi amaçlayan, özellikle ABD emperyalizmi cephesinden NATO zirvesinin temmuz ayında coğrafyamızda yapılması tarihsel anlamda bir önem.arzetmektedir. Bu durum, emperyalist savaş, yıkım ve buna karşı mücadelenin görevlerini daha özgün, daha önemli bir politik zemine taşımaktadır.

Dolayısıyla, Emperyalist Savaş ve NATO Karşıtı Birlik tam da bu politik ihtiyacın,yönelimin ve görevlerin üstlenilmesi açısından açığa çıktı. Otuza yakın kurumun oluşturduğu önemli bir birlik. Deklarasyonunu zaten kamuoyuyla paylaştı. O anlamda NATO’ya karşı; NATO’nun emperyalist dünya sistemi, başta da ABD açısından hangi politik-askeri ihtiyaçların ürünü olarak ortaya çıktığını, tarihsel anlamda işçi sınıfı, halklar ve ezilenlere karşı işlediği suçları, katliamları ve emperyalizmin halklara karşı oluşturduğu bir savaş, katliam ve suç örgütü olma gerçekliğini siyasal muhtevası ve sınıfsal karakteriyle birlikte ele alan, teşhir eden ve bu anlamda bunu geniş anlamda kitlelerin bilincinde maddi bir güce dönüştüren, örgütleyen, harekete geçiren bir politik perspektifle hareket ediyoruz. Bu anlamda bir dizi çalışma ve eylem içerisinde de bulunduk. ABD emperyalizminin Venezuela’ya dönük saldırganlığına, Küba’ya yönelik tehditlerine, son aktüel olarak İran’a dönük işgal ve saldırganlığına karşı Emperyalist Savaş ve NATO Karşıtı Birlik bütün bu saldırganlıklara karşı çeşitli eylem ve etkinliklerle kendi tavrını, tutumunu ortaya koydu.

‘NATO demek Türkiye demek’

Tabii ki NATO zirvesinin Türkiye’de gerçekleşmesi önemli bir gündem. Bu hasbelkader bir durum değil. Aynı zamanda NATO zirvesinin Türkiye’de yapılması; Türkiye’nin, Türk egemenlik sisteminin emperyalist dünya sistemiyle, özellikle ABD emperyalizmiyle olan stratejik ilişkisinin ve yeni bir emperyalist paylaşım savaşında, özellikle Orta Doğu’da merkezileşerek gelişen bölgesel savaşta Türk egemenlik sistemine biçilen stratejik rolle alakalı bir durumdur. Dolayısıyla Türk egemenlik sistemini ya da Türkiye’nin bu emperyalist savaştaki rolünü yadsıyan ve NATO’yla olan stratejik ilişkisini dışsal bir olgu olarak ele alan politik yaklaşımın kesinlikle doğru olmadığını, bunun sosyal şoven bir tutum olduğunu açıkça ifade etmek gerekiyor. NATO demek tam da Türkiye demek aynı zamanda. Dolayısıyla Türkiye, bildiğiniz gibi NATO’nun ikinci büyük askeri gücü; hem askeri hem siyasal anlamda ABD ve NATO’nun stratejik müttefiklerinden biri. Zirvenin burada yapılmasının esas politik mahiyeti de budur. Bu anlamda NATO’ya, NATO zirvesine karşı Emperyalist Savaş ve NATO Karşıtı Birlik içerisinde önemli dinamikler olmakla birlikte; bu birlik bütün siyasal özneleri, bütün toplumsal dinamikleri kapsayan bir birlik değildir. Dolayısıyla birliğin dışında da hemen hemen bütün siyasal-toplumsal dinamiklerin gündeminde NATO zirvesi çeşitli düzeylerde yer alıyor. Hemen hemen bütün siyasal ve toplumsal güçlerin çeşitli siyasal kampanyalarla, etkinliklerle ve çalışmalarla bu sürece karşı bir siyasal mücadele hattı var.

Biz de birlik ve aynı zamanda SMF olarak, bu süreci en geniş anlamda birleştiren; geniş kitlelerin gündemine sokan; NATO’nun mahiyetini, onun emperyalist savaşla ve emperyalist dünya sistemiyle olan stratejik bağını, Türk egemenlik sisteminin stratejik mahiyetini ve buradaki rolünü tutarlı bir bütünlük içerisinde ele alan bir perspektifle hareket ediyoruz. Emperyalizme, emperyalist savaşlara ve NATO’ya karşı mücadelenin ancak tutarlı bir anti-emperyalist, anti-kapitalist yönelimle doğru bir zemine oturacağını açıkça ifade etmek gerekiyor. Bu anlamda da bütün toplumsal-siyasal dinamiklerin NATO’ya karşı mücadele zeminini birleştiren, ortaklaştıran; onların ortak mücadele zeminlerini, koordinasyonlarını yaratan ve temmuz ayında Ankara’da yapılacak NATO zirvesine karşı binleri, on binleri, yüz binleri, milyonları harekete geçiren; örgütleyen ve NATO zirvesini engellemeyi merkeze koyan bir politik yönelimle hareket etmeyi hedefliyoruz.

Aracılığınız vesilesiyle de bütün işçileri, emekçileri, ezilenleri ve bütün toplumsal dinamikleri; halkların katili, savaş, suç ve  katliam örgütü NATO’ya karşı birleşmeye, örgütlenmeye ve NATO zirvesini engellemeye dönük yapılacak bütün politik çalışmalara ve etkinliklere en güçlü şekilde katılmaya çağırıyoruz.

SMF’nin önümüzdeki döneme ilişkin politik hedefleri, önüne koyduğu çalışmalar ve mücadele perspektifi nedir?

Mahir Gürz: Belki bütünlüklü, kapsamlı bir değerlendirmede bulunamayacağız ama özet olarak birkaç şeyi ifade etmek gerekirse; birincisi tabii ki az önce de tarif ettiğimiz gibi oldukça ağır ekonomik ve siyasal koşulların olduğu bir dönemi yaşıyoruz. Bunu ifade etmek gerekir. Dolayısıyla önemli, ağır ve yoğun politik görev ve sorumluluklarla karşı karşıya olduğumuzun bilinciyle hareket ettiğimizi özellikle belirtmek durumundayız. Dolayısıyla, SMF olarak kendi siyasal programımızı, siyasal konumlanışımızı, taktik siyasetimizi, kitle çizgimizi, ittifak ve cephe siyasetimizi vb. bunların toplamını; tam da içinden geçtiğimiz politik sürecin bizim üzerimize yüklediği ağır politik görevler ve sorumluluklar bilinciyle ele alarak hareket etmeye çalıştığımızı özellikle belirtmek isteriz.

Bu anlamda bu ağır sürecin bizlere yüklediği temel politik görevlerden biri; işçi ve emekçilerin birleşik politik-maddi zeminin koşullarını yaratmak, olgunlaştırmak ve bu anlamda parçalı, dağınık, kendiliğinden gelişen ve dinamik bir olgu haline gelen kitle hareketinin ya da kitlelerin özlem, talep ve öfkesini doğru politik-devrimci bir zeminde, atmosferde örgütleyecek, birleştirecek güçlü bir politik-maddi zemini yaratmaktır.

SMF’nin politik ve örgütsel yaklaşımı

Bu noktada oldukça berraktır. Tabii ki devrimci ve sosyalist hareketin bu noktalarda önemli ideolojik-siyasal problemleri ve kamburları var. Bunu özellikle ifade etmek gerekiyor. Yani halen eski tarihsel kesitlere ve ideolojik-siyasal pozisyonlarında ısrar eden; dar grupçu yaklaşımları, sığ yaklaşımları, grupsal-kurumsal kaygıları kitle hareketinin, toplumsal hareketin ya da sınıf mücadelesinin önüne koyan; işçi ve emekçilerin taleplerinin önüne koyan bir dizi problemli, dar grupçu ve özü itibariyle ve sınıfsal mahiyeti boyutuyla esasen küçük-burjuva devrimciliğine, siyaset yapış tarzına tekabul eden yaklaşımların maalesef güçlü olduğunu ifade etmek gerekiyor. Dolayısıyla bu çizgi, bu politik konumlanış; işçi ve emekçilerin birleşik mücadele hattını yaratmada, örgütlemede ve bunu maddi, siyasal ve toplumsal bir olgu haline getirmenin önündeki en büyük bariyerlerden biridir.

Dolayısıyla, buna karşı tutarlı, doğru ve birleştirici bir ideolojik mücadele yürütmenin elzem olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Bununla birlikte biz SMF olarak hem kendi siyasal-örgütsel pozisyonumuzu; yani hem nitelik ve hem de nicelik anlamda güçlendirme, geliştirme;  başta kendi sosyal tabanımız, kitlemiz, taraftarlarımız olmak üzere geniş kitlelerle zayıflayan bağlarımızı yeniden güçlendiren, yeniden tesis eden ve geniş kitleleri kendi somut talepleri ve dönemin ihtiyaçları etrafında örgütleyip buna uygun somut araçlar, siyasetler, taktikler geliştiren bir yaklaşımla hareket ediyoruz. Keza içinden geçtiğimiz dönemin ortaya çıkardığı yeni iktisadi, toplumsal ve siyasal koşulların önümüze çıkardığı yeni dinamikleri, yeni mücadele yöntemlerini, yeni araçları, yeni taktikleri de doğru devrimci-politik bir perspektifle tartışan, anlamaya çalışan ve kendini bu anlamda devrimci yenilenme perspektifiyle ele alan bir politik yönelimle hareket ediyoruz.

SMF’nin birlik ve ittifak perspektifi

Bu anlamda ittifak, birlik ve cephe siyasetimizin önemli bir yerde durduğunu özellikle belirtmek isteriz. Tarihsel anlamda da güncel boyutuyla da içinden geçtiğimiz verili ağır politik-ekonomik koşulları tersine çevirmenin, burjuvaziye karşı güçlü bir siyasal cephe yaratmanın, devrimci-sosyalist hareketin yaşadığı devrimci krizi, daralmayı aşmanın birincil politik görevlerinden birinin bu olduğunu çok açık ifade etmek gerekiyor. Bu anlamda SMF’nin birlik, ittifak ve cephe siyaseti somutta taktik olsa da genel savununu anlamında stratejik bir doğrultuya tekabül ettiğini açıkça ifade etmek durumundayız. Bu anlamda işçilerin birliğini, emekçilerin birliğini, ezilenlerin birliğini, halkın birliğini merkeze koyan; politik maddi zeminini, koşullarını yaratan bu çizgiyi, perspektifi ve programı yaşamda, mücadelede, kitleler içerisinde somut hale getirecek bir perspektif ve yönelim içerisinde olduğumuzu ifade etmek isteriz. Bu noktada bir dizi yetmezliklerimizin, handikaplarımızın ya da geçmişe ait bizi de sarıp sarmalayan bir dizi problemin farkındayız. Bunlarla da amansız bir ideolojik mücadele yürütülmesi gerektiği bilincindeyiz.

SMF’de 3. kurultay süreci

SMF’nin 3. kurultay süreci ve örgütlenme hedefleri önümüzdeki dönem açısından SMF’nin önemli politik gündemleridir. Somut olarak 3. kurultay sürecine girmiş bulunuyoruz. Şu an merkezi olarak bir Kurultay Örgütleme Komisyonu oluşturmuş bulunmaktayız. Bu komisyon, 3. kurultay sürecinin bütün aşamalarından, sürecinden, görevlerinden birinci dereceden sorumlu; örgütleyen, planlayan bir yetkiye ve muhtevaya sahiptir. Haziran ayı itibariyle yapılan merkezi planlama dahilinde alt kurultaylarımızı ve tartışma süreçlerimizi de başlatarak kasım ya da en geç aralık ayına kadar 3. kurultayımızı gerçekleştirerek sonuçlandırmayı hedeflemekteyiz. Şu an merkezi olarak önümüzdeki birincil politik görevlerden biri budur.

Kurultay süreçleri önemli süreçlerdir. Aynı zamanda hem ideolojik, siyasal, örgütsel olarak kendimizi tartıştığımız, muhasebe ettiğimiz, yenilediğimiz; yeni politik-kurumsal görevler önümüze koyduğumuz ve aynı zamanda örgütlenme, kitlelerle buluşma anlamında da önemli, canlı politik süreçler olarak ele alıyoruz. Dolayısıyla kurultay sürecini aynı zamanda bir siyasal kampanya ve  örgütlenme süreci olarak ele alıyoruz.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mıdır?

Mahir Gürz: Genel boyutuyla öne çıkan politik gündemleri ve görevleri ifade ettik. Son olarak belki bir çağrı mahiyetinde bir şey söyleyebiliriz. Gerçekten çok ağır bir dönemden geçiyoruz. Devrimci-sosyalist hareketin ve bir bütün toplumsal dinamiklerin yoğun bir faşist kuşatmayla cendere altına alındığı; bütün toplumsal dinamiklerin baskıyla, zorbalıkla, yargı sopasıyla, türlü türlü gerici saldırılarla hedef haline getirilerek susturulmaya çalışıldığı bir dönemi yaşıyoruz. Aynı zamanda bütün bunlara karşı biriken güçlü bir öfkenin; alttan alta mayalanmakta olan güçlü bir kitle hareketinin, karşı koyuşun ve öfkenin de olduğu çok açık. Fakat burada tam da bizim görevimiz; alttan alta biriken, mayalanan ve çeşitli biçimlerde kendini açığa vuran bu kitle hareketini, bu kitle öfkesini gerçekten örgütleyecek, birleştirecek ve siyasal iktidara karşı tutarlı bir mücadele zeminine dönüştürecek bir perspektifle, bir yönelimle hareket etmek durumundayız.

‘Sosyalizm bayrağı altında birleşmeye çağırıyoruz’

Bunu yapamadığımızda, bunu başaramadığımızda; o kendiliğinden gelişen ve alttan alta mayalanmakta olan çeşitli hareketler, o kitlenin öfkesi, talepleri ve arzusu bir şekilde siyasal iktidar karşısında başta CHP olmak üzere diğer burjuva muhalefete yedekleniyor ve oralara akıyor. Bu anlamda güçlü, birleşik, kitlesel; dönemin ihtiyaçlarına cevap olabilecek ve bütün bu dağınık, parçalı, kendiliğinden gelişen kitle hareketini doğru bir hatta, doğru bir politik zeminde birleştirecek, örgütleyecek, harekete geçirecek bir yönelim dönemin önemli politik görevlerinden biridir. Bununla birlikte bütün ağır ve zor koşullara, bütün dezavantajlı koşullara rağmen gelecek bizden yana. Çünkü geleceği, aydınlığı, sosyalizmi; işçilerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin özgürce yaşayacağı bir dünyayı bizler temsil ediyoruz. Dolayısıyla bütün bu ağır ve zor koşullara rağmen durum devrimcidir. Objektif koşullar alabildiğince güçlenmiş, olgunlaşmıştır. Biz de bunu gören bir yerden kendi politik görevlerimize sarılmalıyız.

İşçilerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin, yani toplamda ezilenlerin sosyalizmden başka bir alternatifi yok. Başka bir çaresi yok. Kapitalizmin artık insanlığa, işçi sınıfına ve emekçilere verebileceği hiçbir şey kalmamıştır. Tek alternatif sosyalizmdir, devrimdir. Dolayısıyla bütün işçileri, emekçileri, ezilenleri, gençleri, kadınları; insanlığın kurtuluşu ve doğanın kurtuluşu için sosyalizm bayrağı altında birleşmeye çağırıyoruz.

Gazete Patika: Teşekkür ediyoruz. Patika emekçileri olarak da mücadelenizde başarılar diliyoruz.

Mahir Gürz: Biz de başarılar diliyoruz. Patika emekçilerine selamlar, sevgiler.



Mayıs 2026
PSÇPCCP
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

More in Röportaj