Connect with us

Röportaj

Partizan: Kaypakkaya’nın tezi hem sosyal-şovenizme hem de liberal-reformist çözümlere karşı hâlâ temel ölçüdür

Partizan, İbrahim Kaypakkaya’nın Kürt ulusal meselesi, Kemalizm ve devrim stratejisine dair tezlerinin güncelliğini koruduğunu belirterek, “Kaypakkaya’nın tezi hem sosyal-şovenizme hem liberal-reformist çözümlere karşı temel ölçüdür” dedi.

özel haber

Bahattin Seçilir/İstanbul

Türkiye-Kuzey Kürdistan’da derinleşen ekonomik-siyasi kriz, faşist baskı politikaları ve bölgesel savaş konsepti, Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya’nın tezlerinin güncelliğini bir kez daha ortaya koyuyor. Kaypakkaya’nın sınıfsal karaktere, devlet yapısına, Kemalizm’e ve Kürt ulusal meselesine dair ortaya koyduğu ideolojik-politik çözümlemeler, bugün de devrimci mücadele açısından temel referanslardan biri olmayı sürdürüyor.

Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya’nın 53. ölümsüzlük yıl dönümünde, Kaypakkaya’nın tezleri ekseninde Türkiye-Kuzey Kürdistan’da derinleşen ekonomik-siyasal kriz, Kürt ulusal meselesi, devrimci hareketin güncel yönelimleri ve emperyalist paylaşım savaşı koşullarında komünistlerin tarihsel sorumlulukları üzerine yürütülen ideolojik-politik tartışmaları siyasi kurum, aydın ve yazarlar ile konuştuk.

Röportaj serimizin on birinci bölümünde Partizan, Kaypakkaya’nın ideolojik-politik hattının günümüzdeki karşılığı, ulusal meseleye dair tezlerinin güncelliği ve devrimci mücadelenin temel görevleri üzerine şunları söyledi;

Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu iktisadi, siyasal ve toplumsal koşulları düşündüğümüzde, Kaypakkaya’nın güncelliğini koruyan temel tezlerinden altı çizilecek olanlar hangileridir? Bunlar bugün için ne ifade etmektedir?

Partizan: Bugün Türkiye’nin emperyalizme iktisadi bağımlılığı, faşist sistem, Kürt ulusal sorunu, toplumsal üretimin büyümesi ve gelişmesine karşıt olarak emekçi sınıfların daha fazla yoksullaşması ve devletin yeniden tahkim edilen zor aygıtları düşünüldüğünde, Kaypakkaya’nın güncelliğini koruyan tezleri şunlardır: Kemalizm tahlili, toplumsal yapının sosyal-ekonomik yapısı ve devletin sınıfsal niteliği, Yeni Demokratik Devrim hedefi ve Halk Savaşı Stratejisi, Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkı, revizyonist yaklaşımların kodlarını çözme ve keskin mücadele çizgisi. Ancak hepsinden daha önemlisi, İbrahim yoldaşın yöntemi en temel “tezi” olarak değerlendirilmelidir.

Kaypakkaya’nın önemi, sorunları tarihsel ya da akademik bir tartışma olarak değil, devrimin yolu, dostları, düşmanları ve sınıfsal mevzilenme sorunu olarak ele almasındadır. Onun güncelliği, “bugünü doğru okumak, mücadele biçimleri belirlemek, taktikler ortaya koymak” bakımından hâlâ referans olmasından gelir.

İbrahim, elinde şablonla ve dogmalarla hareket edip olgunun kendisini bu şablona yerleştirmeye çalışmamıştır. Olgunun görünen yüzünden sıyrılıp, algısal bilgiyi yadsıyarak bunun iç bağlantılarıyla ve çelişkileriyle yoğunlaşıp bilimsel çalışma metodu ile olgunun gerçek özüne inerek ussal bilgiye ulaşmayı başarmıştır. Doğru bilgiyi edinmede MLM’nin temel yasalarına sadakat ve titizlikle yaklaşmıştır. İbrahim, sosyo-ekonomik yapı yarı-sömürge yarı-feodaldir, Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkı vardır, Kemalizm faşizmdir vs. gibi önce belirlenmiş tespitleri cebine koyup sonra bunların altını doldurmaya çalışmamıştır. Olguları titiz bir şekilde inceleyerek ortaya çıkan sonuçlara sadık kalmıştır. Bu açıdan İbrahim’in tarih ve toplum bilimi kavrayışı üstündür.

İbrahim her cephede yalınkat mücadeleci bir yapıya sahiptir. Reformcu orta burjuva ve küçük burjuva akımlarla ve anlayışlarla hesaplaşma, mücadele ekseninde de bir rota benimseyerek devrimin genel karakterine yönelik temel ilkeler ortaya çıkarmayı başarmıştır. Parçayı bütünden koparmaksızın, parçalar arasındaki diyalektik bağları güçlü bir mantık örgüsüyle kurarak, sınıf mücadelesinin ihtiyaçlarını, gerekliliklerini bilimsel analizlerle incelemiş; proleter hareketin ideolojik, siyasal, örgütsel hattının örülmesi mücadelesine, bunun inşa edilmesine yönelik net bir sınıfsal duruşla tutumunu belirginleştirmiştir. Bu yaklaşım ve duruş onun sürekli gelişimini koşullarken, aynı zamanda MLM’nin ülke topraklarında özgünleşmesini ve proleter öncünün örgütlenmesini ve teşekkül etmesini sağlamıştır. Toplumun siyasal, iktisadi ilişkileri ve devinimi içinde, bunun tarihsel arka planını sıkı bir şekilde irdeleyerek gerçeklerin ışığında teorisine yaşam bulduran ve bu düşünüş tarzı içinde olgulara sınıfsal perspektiften nüfuz ederek gerçek niteliği ortaya koyan bir tutum içindedir.

Bugün için bu tezlerin anlamı şudur: Yarım asrı geçen bir süredir İbrahim yoldaşın konu ettiği sorunlar, temel sosyal ve siyasal sorunlar olarak güncelliğini korumaktadır. TC “yüz yıl daha yaşasa” İbrahim yoldaşın konu ettiği meseleler güncelliğini, çelişkilerin düğüm noktası olma özelliğini koruyacaktır. Kemalizm, Kürt meselesi, Halk Savaşı ile silahlı mücadelenin karakterize olan yapısı, Yeni Demokratik Devrim vs.

İbrahim’in bu tezlerinin bir kısmı dönem dönem geniş bir siyasi kesim tarafından doğru olarak tanımlanmaktadır. Örneğin Kürt Ulusal Sorunu ve çözümü, 1990’larda PKK’nin mücadelesiyle toplumun ve ilerici siyasi güçlerin gündemini meşgul etmiştir. Bu dönemde İbrahim’in 1970’lerde ifade ettiği doğruların hakkı verilmiştir. Bugün ise Kürt Ulusal Hareketi, sorunun çözümünde Kendi Kaderini Tayin Hakkı’nı reddettiği için birçok siyasi kesim, sorunun tam çözümünü içeren bu ilkeyi fiilen bir kenara bırakmıştır. Türk halkına “Kürt hareketinin ayrılıkçı olmadığı, bir arada yaşamı savunduğu” propagandası ile Kürt hareketiyle ortaklaşma adına Türk sosyal-şovenizminin yelkenlerini şişirmektedir. Yani konjonktür değişikliğine paralel fikirleri de değişen, İbrahim’in fikirlerine bakış açısı da değişen bir orta sınıf ve küçük burjuva siyasi şekilleniş görüyoruz.

Aynı mesele Kemalizm için de geçerli. 1975-80 arası “Sol Kemalizm”in gelişkinliği ve kitlelerin bu “sol Kemalizm” ve devrimcilik arasındaki salınımına paralel tutumu, İbrahim’in Kemalizm tahliline güçlü saldırılar ve eleştiriler getirdi. Hatta 1976’da yaşanan bir ayrılıkta, İbrahim’in Kemalizm eleştirisi sol sekter olarak değerlendirilmiştir. İbrahim’in Kemalizm eleştirileri küçümsenmiş, yok sayılmış ve asla sahiplenilmemiştir. 1980 Askeri Faşist Darbesi, Kürt Hareketi’nin gelişkin mücadelesinin Kemalizmin yüzündeki perdeyi indiren yapısı, konuya dair ortaya çıkan yeni tarihî belgeler ve çalışmalar ile artık su götürmez şekilde ortaya çıkan gerçeklik daha geniş çevre tarafından kabul edilmiştir. Yine bir konjonktürel sahiplenme ile durumu izah etmemiz gerekiyor. Çünkü AKP’nin güçlenmesi, geleneksel Kemalizmde yaşanan çözülme, AKP’nin faşizmin dümeninde olabildiğince pervasızlaşması yine “Kemalizm”e hayırhah bir yaklaşımın büyümesini, güçlenmesini hatta bir çizgi hâline gelmesini getirmiştir. İbrahim’in kimi temel tezlerini doğru kabul etmek, sosyal pratiğin gösterdiği ve dayattığı gerçeği küçük burjuvazinin radikalizminin karakteristik özelliğiyle benimsemek; tersi bir rüzgâr estiğinde onu hızla terk etmeyi de getirmektedir. Soldan sağa geçiş ışık hızındadır.

Aynı şeyi Halk Savaşı meselesinde de söylemek mümkün. Özellikle bugün özelde gerilla savaşına ve genelde silahlı mücadeleye dönük derin bir güvensizlikten bahsetmemiz gerekir. İbrahim’in parça parça iktidar, kırdan şehre kuşatma stratejisi, Kızıl Siyasi İktidar perspektifi bugünkü koşullarda “hayal, ütopik”, “geçerliliğini kaybetmiş” olarak değerlendirilmektedir. Oysa 12 yıl öncesine kadar İbrahim yoldaşın belirlediği Devrim Stratejisi’nin önemi yine Kürt Hareketi’nin gerilla savaşıyla “kendisini ispatladı” şeklinde bakılıyordu. Görünenle ilgilenen, konjonktürle sorunları ele alan yaklaşımlar ağacın dalından kopmuş bir yaprağın rüzgâr karşısındaki dirençsizliği gibidir. Oradan oraya savrulur.

Tüm bu ve diğer meselelerde İbrahim’in bir yöntemi, yaklaşımı, tarih ve toplum bilimine bağlı bir tutumu vardır. Dikkat edilirse İbrahim, temel tezlerini ve yaklaşımını belirlerken, hepsi de içinde geçtiği konjonktürde kabul edilmeyen hatta kargış edilen fikirlerdir. Doğru ve bilimsel olana sadakat, İbrahim’in fikirleri oluşturması ve sahiplenmesinde belirleyicidir. İbrahim’den bugüne birçok şeyin değiştiğini kabul etmemiz gerekir. Ancak bu değişimin öze dair olmadığını söylemek de gerekir. Çünkü İbrahim’in temel tezlerine konu olan meselelerin hepsi devrime dair meselelerdir. Bu kavranmadığı sürece İbrahim’in yaklaşımı, teorisi ve yöntemi de kavranmaz. Kuru bir İbrahim savunusu, onu güncelliği bitmiş tarihsel bir şahsiyet kategorisine indirgeme durumu oluşturur. Bu da İbrahim kavrayışına dair en keskin eleştiriyi yapmayı gerekli kılar. Değişimin izini sürmek ancak İbrahim’in izlediği yol ve yönteme sadık kalarak mümkündür.

İbrahim yoldaşın fikirlerinin gücüne dair bir noktayı daha belirtmemiz gerekiyor. İbrahim yoldaşın MLM bakış açısı ve tutumu, oluşturduğu fikirler onu uluslararası düzeyde sahiplenir bir Komünist öndere çevirmiştir. Bugün küçük ya da büyük dünyanın bir çok köşesinde İbrahim yoldaş sahiplenilmekte, enternasyonal dayanışmasının konusu olmaktadır. Bizce Türkiye devrimci hareketi içinde çıkan önderler arasında İbrahim yoldaşın böyle bir özgünlüğüde vardır. Bu onun fikirlerinin sınıfsallığı, proleter karakterinden ileri gelmektedir.

Kürt siyasal hareketinin bugün içine girdiği yeni ideolojik ve siyasal yönelimi bir kriz olarak değerlendirmek mümkün mü? Böyleyse eğer nedenleri nelerdir ve çıkış öneriniz nedir?

Partizan: Evet, bu yönelimi bir kriz olarak değerlendirmek mümkündür; ancak bu kriz yalnızca taktiksel değil, ideolojik ve sınıfsal bir krizdir. Bu kriz 2000 yılında başlamıştır. Çünkü bahsettiğimiz kriz, bir ulusun kurtuluşuna dair çizgisel bir meseledir. Temelde ulusal sorunun çözümü olan Kendi Kaderini Tayin Etme Hakkı, tam hak eşitliği, özgürce bir arada yaşama koşulları yok sayılmaktadır. Bugün bu noktaya gelinmemiştir. 2000’den itibaren inşa edilen bir çizgi vardır. Bu çizgi reformist, sistem içi, anayasalcı bir çizgidir. Bunun inşa edilmesinde ise “silahlar” bir araç niteliğindedir. Bu yüzden bu siyasal niteliği “silahlı reformizm” olarak değerlendirmek gerekir. Gelinen aşamada ise reformizm için silahlı mücadele yerine “legal” ve “açık” mücadele ikame edilmektedir. Bu tabloda politik bir değişim ve kriz tartışılmalıdır.

Kürt Hareketi’nin aldığı bu siyasal tutumun toplumsal ve siyasal yaşama etkisi ise bizce derin bir ideolojik kırılma, hak alma mücadelesine dair kuşku ve güvensizlik yaratmıştır. Mücadeleci güçlerde ise “devrim fikrine” karşı epeydir süren kırılmaları derinleştirmiştir. Bu objektif etkisidir. Büyük çapta ve etkili mücadele yürüten herhangi bir hareketin mücadele biçiminde yaptığı değişikliklerin tüm topluma ve siyasete böylesi bir etkisi normaldir. Bu, Kürt hareketinin bir günahı değildir. Asıl mesele, böylesi bir tabloya devrimci güçlerin zayıf, hazırlıksız ve çelişkileri çözme kabiliyetinin zayıfladığı koşullarda yakalanmasıdır. Bu da bir kriz durumu oluşturmaktadır. Faşizmin böylesi “barış, uzlaşma” süreçlerinde ideolojik hegemonyasını tüm toplumsal ve siyasal yapının hücrelerine kadar yerleştirme planı hayata geçer. Şimdi de olan budur. TC, bu koşulları “değişmez, değiştirilemez” olarak kitlelere sunma peşindedir. Asıl sorun da bu fikrin parçalanması, kırılması ve üstesinden gelinmesidir.

Kaypakkaya’nın yaklaşımı açısından Kürt ulusal hareketi, demokratik ve ilerici muhtevasından dolayı kayıtsız kalınamayacak bir harekettir. Fakat aynı zamanda onun burjuva sınıfsal niteliği, komünistler açısından ihtiyatlı ve mücadeleyi içeren bir yaklaşımı zorunlu kılar. Komünist hareket, ulusal hareketin programını ve politik çizgisini gözeterek tutum belirlemek zorundadır. Bugün Kürt hareketi hâlen demokratik karakteri esas olan niteliklere sahiptir. Kürt meselesinin bölgesel karakteri ve tarihsel niteliği, sorunu uzlaşma yoluyla çözmeye müsaade etmeyecektir. Kürt hareketinin demokratik talepleri ile faşizm arasında gerginlikler durmaksızın sürecektir. Kürt ulusunun Keni Kaderini Tayin Hakkı, Kürt hareketinin paradigmasının prangalarına maruz kalsa da bu eğilimin tarihsel olarak yok edilmesi olanaklı değildir. Bu da çelişkileri derinleştirecek ve güçlendirecek bir durumdur.

Bugünkü kriz, ulusal özgürlük hedefinin demokratik konfederalizm, yerel demokrasi, müzakerecilik, anayasal yurttaşlık, siyasal ve toplumsal “entegrasyon” ve emperyalist-bölgesel dengeler içinde yeniden tanımlanmasıyla ilgilidir. Bu yönelim, kendi kaderini tayin hakkının devrimci içeriğini geri plana itmektedir. Ayrıca sınıf mücadelesinin yerine kimlik temelli uzlaşma, devletle müzakere ve bölgesel güçler arası denge siyaseti konulduğunda, ulusal hareketin ilerici muhtevası zayıflar.

Çıkış, Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkının kayıtsız şartsız savunulması; fakat bu savununun bölgesel güçlerden ya da emperyalist planlardan beklenti oluşturmadan proletaryanın bağımsız sınıf çizgisiyle birleştirilmesidir. Ne sosyal-şoven inkâr çizgisi ne de ulusal hareketin her yönelimine kayıtsız şartsız yedeklenme doğru tutumdur.

Bildiğiniz üzere Kaypakkaya’nın en önemli tespitlerinden biri milli meseledeki görüşleridir. Kaypakkaya’nın ulusal meseledeki tezlerinin şimdi daha önem kazandığını söyleyebilir miyiz?

Partizan: Evet, daha da önem kazanmıştır. Çünkü bugün ulusal sorun yalnızca Türkiye içi bir mesele değil; Suriye, Irak, İran, Türkiye ve emperyalist güçlerin bölgesel hesapları içinde daha karmaşık bir hâl almıştır.

Kaypakkaya’nın ayırt edici yanı, Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkını hiçbir gerekçeyle pazarlık konusu yapmamasıdır. Bir milletin kendi kaderini tayin hakkı, “emperyalizme alet olabilir” gerekçesiyle kısıtlanamaz ya da ortadan kaldırılamaz. Bugün en önemli tartışmalardan biri budur. Bu açıdan Kürt ulusunun hak arayışı, özgürlük talebi Türk, Fars, Arap egemenleri tarafından “emperyalizmin uşağı” şeklinde sunulmaktadır. Bu, bölge halklarının bilincini şovenizmle karartma, bu gerici egemenlerin kendi uşaklıklarının üstünü örtme amacı taşımaktadır.

Burada İbrahim yoldaşın Kürt ulusunu her bir parçada Ezilen Bağımlı Ulus olarak tanımlaması ve her parçanın Kendi Kaderini Tayin Etme Hakkı sürecinin farklı ilerleyeceğine dair tezlerinin ispatına tanık olmaktayız. İbrahim yoldaşın konuya dair temel teorik tezleri, sorunu bir pazar sorunu olarak tanımlayan yaklaşımı komünistler açısından karmaşık olan çelişkiyi doğru ele almada bir kılavuz niteliğindedir. İttifak sorununu, Kürt ulusal hareketlerinin eğilimini, bölgesel hesaplarda Kürt sorununun ele alınışını, beklentileri belirlemede İbrahim yoldaşın yaklaşımı önemlidir.

Bugün bu tez birkaç açıdan önemlidir. Birincisi, Türk egemen sınıflarının inkâr, asimilasyon ve güvenlikçi politikalarına karşı ilkesel bir sınır çizer. İkincisi, Kürt meselesinin gerçek çözümü ile ilerlemeye tekabül eden yaklaşımları kesin şekilde ayırır. Tam hak eşitliğine dayalı bir çözümün ancak egemen ulusun “Ezilen Ulusun Ayrılma Hakkı”nı kabul etmesiyle olanaklı olduğunu belirler. Bir arada yaşamanın da ancak bu şart yerine getirildiğinde bir çözümü içerdiğini savunur. Üçüncüsü, emperyalizmin Kürt sorununu kendi bölgesel çıkarlarına göre araçsallaştırmasına karşı komünistlerin bağımsız tutumunu belirler.

İbrahim yoldaşın ulusal sorun ve ezilen milliyetler meselesini ele alıştaki tarihsellik ve tarihsel haksızlıklara yönelik tutumuna da dikkat çekmemiz gerekiyor. İbrahim yoldaş Ermeni soykırımı, Pontus kırımı, Rum tehciri, Süryani-Keldani katliamları gibi meselelere yaklaşımda çok güçlü bir tutum bırakmıştır. Ermeni soykırımı meselesini dile getirmesi ve tutum alması, tarihsel meseleleri ele almada yeni bir perspektif oluşturması olarak görülmelidir.

Yani Kaypakkaya’nın tezi hem sosyal-şovenizme hem de liberal-reformist çözümlere karşı hâlâ temel ölçüdür. Ulusal hakkı savunmak başka şeydir; ulusal hareketin her taktiğini, her ittifakını ve her siyasal yönelimini proletarya adına onaylamak başka şeydir.

Emperyalist paylaşım savaşı tehlikesinin dünya siyasal gündemini meşgul ettiği bugünkü koşullarda, Türkiye-Kuzey Kürdistan komünist ve devrimcilerinin sorumluluklarını nasıl tanımlıyorsunuz?

Partizan: Bugünkü dünya tablosu, emperyalist rekabetin, bölgesel savaşların, enerji yolları mücadelesinin ve askerî gerginliklerin derinleştiği bir dönemdir. Dünyada devletler düzeyinde çok ciddi çatışmaların yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Doğu Avrupa’nın sınırlarında büyük emperyalist güçlerden biri olan Rusya bir savaşın içindedir. Askerî gerginlik bir nevi emperyalist Rusya’nın iç hatlarına doğru ilerlemiştir. Bu, çok mühim bir politik ve askerî yoğunlaşmadır. Askerî gerginlikler, Rusya-Ukrayna savaşı, ABD ve Siyonizm’in İran saldırganlığı, Pakistan-Afganistan ve Pakistan-Hindistan askerî çatışmaları, Latin Amerika’da ABD saldırganlığı ve kapsamlı hazırlığı, Sudan, Yemen, Lübnan ve Ortadoğu gibi alanlarda dünya siyasetini etkilemektedir. Filistin ise tüm bunların içinde özel bir yerde durmaktadır. Ortadoğu’da yaşanan çatışma, çelişki ve gerginlikleri belirleyen bir mesele olarak ortaya çıkmaktadır. Filistin, Siyonist İsrail tarafından yok edilmesi gereken bir korkudur. Bunun için işgal, ilhak, katliam, sürgün, soykırım; her şey yapılabilir. Nitekim ABD liderliğinde İsrail ve tüm bölge devletleri arasında çeşitli siyasi ve ekonomik anlaşmalarla Filistin davası yok edilmeye çalışılmıştır. El Aksa Tufanı, Filistin’in canlı canlı gömülmesine karşı haklı bir saldırı olarak çıkmıştır. ABD emperyalizmi ve siyonizm ise bu saldırı sonrası Gazze’de bir soykırım hamlesi başlatmıştır. Bu durum, Ortadoğu’da tüm dengeleri altüst eden ve yeni dengeler kurma çabasını getirmiştir. Bu ise bölgesel savaş riskini, sınırların ve güç dengelerinin değiştirilmesi ve yeniden kurulması çabalarını büyütmüştür.

Bu koşullarda Türkiye’de komünist ve devrimcilerin sorumluluğu üç başlıkta toplanabilir:

Birincisi, egemen sınıfların ABD emperyalizminin bölgesel politikasındaki rolünü iyi kavraması gerekmektedir. ABD emperyalizmi, bölgesel değişim hesaplarında ana aktör olma peşindedir. Bu bağlamda şovenizmi “ulusal çıkar”, “güvenlik”, “bölgesel güç olma” söylemleriyle yürütülen politika ile beslemektedir. Savaş olasılığı, şovenizmin büyümesine ihtiyaç duyar. TC bir yandan bölgesel karakterinden dolayı Kürt meselesinde uzlaşma arayışı içindeyken, diğer yandan Türk şovenizmini oburlaştıran Kürt düşmanlığını daha sınırlı tutmaktadır. Bunu ise yine “büyük ve egemen ulus” kibirini büyüterek sunmaktadır. Kürtlere hiçbir hak verilmeden, Türk devletinin himayesinde kalarak uzlaşma dayatılmaktadır. Açıktan büyük ulus kibri ve şovenizm yine Kürtler üzerinde egemenlik politikası ile şişirilmektedir. Şovenizme karşı keskin, net olmamız gerekmektedir.

İkincisi, emperyalist savaş olasılığı büyürken, emperyalistler de emperyalistlerin uşakları da savaşa doğru sürüklenirken “yurt savunması”, “ülke çıkarları” gibi argümanlara çok güçlü sarılır. Böylesi dönemler sosyal-şovenizmin beslenmesine yol açar. Egemenlerle “çıkar birliği”, “vatan savunması” adı altında buluşur. Bugün de bu tehlike olabildiğince büyüktür. Sosyal-şovenizme, reformist orta sınıf tehlikesine ve çizgisine karşı ideolojik netlik, çizgisel keskin tutum hayati önemdedir.

Üçüncüsü, emperyalist kamplardan herhangi birinin kuyruğuna takılmamak. ABD-NATO çizgisi de Rusya-Çin eksenli saflaşma da ezilen halklara kurtuluş değil, yeni bağımlılık ve savaş biçimleri üretmektedir. ABD emperyalizmi daha saldırgan bir güç olarak karşımıza çıkmaktadır. Okun sivri ucunu ABD emperyalizmine yöneltirken, diğer gerici ittifakı teşhir etmekten, ona karşı kitleleri uyandırmaktan geri durmamak gerekir. Aksi hâlde halkın kurtuluş mücadelesinin bağımsız karakteri zedelenecek, sınıf işbirlikçiliğinin zemini güçlenecektir.

Dördüncüsü, savaşa, işgale, şovenizme ve gerici güçlerin askerileşmesine karşı işçi sınıfı ve ezilen halkların mücadelesini büyütmeliyiz. Emperyalizm ve uşakları silahlanmada kıyasıya yarışıp askerî üstünlüklerini bir övgüye dönüştürürken, ezilen halk ve uluslara silahsızlanmayı dayatmaktadır. Halkların ve ezilen ulusların mücadelesini silahlardan tecrit etme uğraşındadır. Bu bağlamda “bir halkın ordusu yoksa hiçbir şeyi yoktur” yaklaşımını daha güçlü savunma ve gereğini yerine getirmeye odaklanmalıyız. Emperyalist ve her türlü gerici savaşa, saldırganlığa karşı anti-emperyalist mücadele örgütlenmelidir. Bu yalnızca “barış” talebiyle sınırlı olmayan; savaşın sınıfsal kaynağını, emperyalist karakterini ve devletin içerideki baskı rejimiyle bağını teşhir eden bir politik hat olmalıdır. “Emperyalist savaşa karşı barış” yaklaşımı yeterli değildir; “emperyalist savaşa ve saldırıya karşı devrimci savaşım” yaklaşımı benimsenmelidir.

Beşincisi, derin ekonomik kriz ve boyutlu bir sosyal çöküntüden bahsetmeliyiz. Bu, kitlelerde büyük bir öfke ve tepkiyi getirmekte, aynı zamanda yaşamsal sorunların girdabında boğulmalarına neden olmaktadır. Bu yoğun çelişkiler örgütlenme ve harekete geçme zeminini güçlendirirken, yaşamsal sorunlar bir “davaya” gösterilecek ilgiyi bölecektir. Bu, geleceği değil bugünü düşünen bir zemin yaratacaktır. Ekonomizmin temel bulduğu nokta da burasıdır. Bu bağlamda devrimci mücadele, “aşamalı bilinçlendirme teorilerine”, “ekonomist mücadele hattına” daha açık hâle gelmektedir. Politik iktidarın ve politikanın belirleyiciliğinin göz ardı edilmesi tehlikesi vardır. Bu, kazanma çizgisini aşındıran, patlamalarla ilerleme zeminini yok sayan bir örgütlenme bilinci ve örgüt tablosu çıkaracaktır. Bunun anlamı ise politik iktidara hazırlıksız, daha ileri mücadele biçimlerinde iddiasız bir şekillenişe yol açacaktır. Buna karşı uyanık olunması gereken bir dönemden geçiyoruz.

Altıncısı, içinden geçtiğimiz süreç egemen kliklerin birbiriyle ve kendi içlerinde yoğunlaşan kavgasıdır. Kitlelerin örgütsüzlüğü ve dağınıklığı onları bir pandül gibi bir o yana bir bu yana savuruyor. Bu, kitlelerin bağımsız eylem ve hareketini oluşturmada en önemli engellerden biridir. AKP-MHP kliğinin CHP’ye yönelen saldırısının dozu arttıkça, kitlelerin paralize olma durumu daha da büyüyor. Mücadelede önümüzde duran görevlerden biri de egemen klikler arası mücadelenin yarattığı çatlaklardan faydalanarak örgütlenmeleri geliştirmek, mücadeleyi büyütmek olmalıdır.

Sonuç olarak İbrahim Kaypakkaya yoldaşın yaklaşımıyla söylersek: Görev, egemen kliklerden birini tercih etmek değil; bu kliklerin sınıfsal niteliğini açığa çıkarmak, ezilen ulusun haklarını savunmak, işçi sınıfının bağımsız devrimci hattını örmek ve enternasyonal proletaryanın kızıl bayrağını her türlü oportünist, revizyonist ve sosyal-şoven lekeden arındırarak yükseltmektir.



Mayıs 2026
PSÇPCCP
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

More in Röportaj