Connect with us

Analiz

Zeynep Hayır yazdı | Öldürmenin Meşrulaştırıldığı Bir Dünya

Filistinli tutuklular için idam cezasının önünü açabilecek bu girişim, idamın yeniden siyasal bir araç olarak gündeme sokulmasıyla şiddetin kurumsallaştırılması anlamına gelmektedir. Parlamentoda ortaya çıkan sevinç ve kutlama görüntüleri ise bu sürecin yalnızca hukuki değil, ideolojik bir boyut taşıdığını göstermektedir.

israil parlamentosu

Yazar/ Zeynep Hayır

“Savaşta ilk ölen şey hakikattir.”

İsrail parlamentosunda özel idam düzenlemesi

İsrail parlamentosunda Filistinli esirleri hedef alan özel idam düzenlemesinin gündeme getirilmesi, yalnızca bir yasa tartışması değildir. Bu, ölümün devlet eliyle meşrulaştırılmasının açık ilanıdır. Filistinli tutuklular için idam cezasının önünü açabilecek bu girişim uluslararası kurumlar ve insan hakları örgütleri tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Henüz fiilen uygulanmış bir infaz süreci bulunmamasına rağmen, idamın yeniden siyasal bir araç olarak gündeme sokulması, şiddetin kurumsallaştırılması anlamına gelmektedir. Parlamentoda ortaya çıkan sevinç ve kutlama görüntüleri ise bu sürecin yalnızca hukuki değil, ideolojik bir boyut taşıdığını göstermektedir. Ölüm ihtimalinin alkışlanması, insan hayatının değersizleştirildiğinin açık göstergesidir.

Filistin’de kamplarda yaşam mücadelesi veren insanlar, daralan bir hayatın içinde hayatta kalmaya çalışmaktadır. Çocuklar oyun oynamayı değil hayatta kalmayı öğrenmektedir. Susuzluk, yıkım ve kayıp artık istisna değildir. Bu durum, bir çatışmanın ötesinde, sivil yaşamın sistematik olarak yok edilmesidir.

İran’a yönelik saldırılar bu tablonun başka bir boyutunu oluşturmaktadır. İçme suyu tesislerinin, elektrik santrallerinin ve yaşamı mümkün kılan altyapının hedef alınması, savaşın doğrudan yaşamın kendisine yöneldiğini göstermektedir. Bu saldırılar, sivillerin yaşam koşullarını ortadan kaldırmaya yönelik açık bir stratejidir. Uluslararası hukuk bu eylemleri yasaklar, ancak sahadaki gerçeklik bu yasakların bilinçli biçimde ihlal edildiğini ortaya koymaktadır.

Bu noktada mesele açıktır. Bu savaş kendiliğinden çıkmamaktadır. İsrail’in Siyonist politikaları ve bu politikaların askeri uygulamaları, bölgedeki şiddetin ana eksenlerinden biridir. ABD’nin bu sürece verdiği siyasi ve askeri destek, bu ekseni güçlendirmektedir. Bu nedenle yaşananlar bir güvenlik politikası değil, Siyonist İsrail ve emperyalist ABD’nin saldırganlığının somut sonucudur.

Bu saldırganlık yalnızca sahada değil, diplomasi alanında da kendini göstermektedir. Bugün Suriye’de geçiş sürecinin başına getirilen Ahmed eş-Şara’nın Almanya’da devlet düzeyinde karşılanması ve İngiltere’de başbakanlık konutunda ağırlanması, uluslararası sistemin nasıl işlediğini açıkça ortaya koymaktadır. Bir dönem hakkında ödül konulan bir figürün bugün meşru bir aktör olarak kabul edilmesi, ilkelerin değil çıkarların belirleyici olduğunu göstermektedir.

Dün hedef ilan edilen bir isim bugün meşrulaştırılmaktadır. Aynı sistem bir yerde idamı tartışırken başka bir yerde geçmişi aklamaktadır. Bu bir çelişki değildir. Bu, sistemin işleyiş biçimidir.

Suriye sahasında bu işleyişin sonuçları ağırdır. Alevi köyleri boşaltılmakta, Şii topluluklar hedef alınmakta ve mezhepsel kimlikler üzerinden şiddet uygulanmaktadır. Bu süreç yalnızca askeri değildir. Bu, toplumsal yapının zorla yeniden şekillendirilmesidir. İnsanlar yalnızca yerlerinden edilmemekte, aynı zamanda tarihsel ve kültürel bağlarından koparılmaktadır.

Yakın geçmişte IŞİD’in uygulamaları bu zihniyetin en açık biçimini ortaya koymuştur. Kadınların ganimet olarak görülmesi, bedenlerinin savaşın bir parçası haline getirilmesi, bu şiddetin sınır tanımadığını göstermiştir. Kadın bedeni bu düzende bir özne değildir. Ele geçirilecek bir nesneye indirgenmiştir. Bu zihniyet ortadan kalkmamıştır. Yalnızca biçim değiştirerek varlığını sürdürmektedir.

Rojava’da ortaya çıkan toplumsal model bu karanlığa karşı bir karşı duruştur. Kadının özne olduğu, eşitlik temelinde bir yaşam kurma iddiası bu nedenle hedef haline getirilmiştir. Çünkü eşitlik, bu düzen için kabul edilemez bir tehdittir.

Ortaya çıkan tablo nettir. Bu, birbirinden bağımsız krizler değildir. Bu, planlı ve süreklileştirilen bir şiddet düzenidir. Bir yerde idam tartışılmakta, bir yerde altyapı yok edilmekte, bir yerde topluluklar yerinden edilmekte ve bir yerde insanlık sessizliğe itilmektedir.

Bu düzen kendiliğinden oluşmaz. Kurulur. Sürdürülür. Korunur. Ve bu düzen içinde en hızlı yok edilen şey, insan hayatının değeridir. Ölüm tartışılmaktadır. Ölüm alkışlanmaktadır. Ölüm sıradanlaştırılmaktadır. Ve tam da bu noktada asıl soru ortaya çıkar: İnsanlık neyi normal kabul etmeye başlamıştır? Çünkü bir şey normalleştiğinde, ona karşı çıkmak zorlaşır. Ve eğer ölüm normalleşirse, insanlık sessizce yok olur.



Nisan 2026
PSÇPCCP
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930 

More in Analiz