
V. İ. Lenin’in “Emperyalizm: Kapitalizmin En Yüksek Aşaması” eseri, bugünün emperyalist ekonomik ve politik krizi tahlil etmede referanstır. Kapitalizmin bu en yüksek evresi, tekelci sermayenin egemenliğini, mali sermayenin ihracını ve dünyanın nihai olarak emperyalist güçler arasında paylaşımının “tamamlanmasını” karakterize eder. Geldiğimiz noktada, bu aşama bir zirveden ziyade, çürüme ve çözülme döneminin sancılarını yaşamaktadır. Bu çürüme; adı konmamış ticaret savaşları, yeni küresel hegemonya çatışmasının en kritik alanı olan nadir elementler üzerine yürütülen bölgesel gerilimler ve ABD Başkanı Donald Trump’ın piyasaları altüst eden ‘öngörülemez’ açıklamalarında somutlaşan sermayenin çıkarlarını koruma refleksinde kendini gösterir. Bu politik ve ekonomik istikrarsızlığın bedeli ise her zamanki gibi emekçi yığınların sırtına yüklenmektedir.
Egemen sınıflar, saraylarda sefa sürüp pervasızca tüketirken, emekçi halk kitlelerine dayatılan yoksulluk, açlık ve sefalet, “vatanseverlik” “güvenlik” ve “barış” gibi manipülasyonlarla örtülmeye çalışılmaktadır. İşte tam bu tarihsel momentte, Nepal’den Fas’a, Madagaskar’dan Şili’ye kadar yükselen halk isyanlarının merkezine Gen Z (Z Kuşağı) yerleşmektedir. Sınıf mücadeleleri tarihi boyunca her zaman en dinamik güç olan gençlik, misyon anlamında aynı görevi üstlenmekte; mevcut çürümüş sistemi, yıkıcı enerjisiyle sorgulamakta ve yeni bir toplumsal düzenin kapısını aralamaktadır.
“Gen Z” hareketini analiz ederken, 2010’lu yılların başındaki “Tekno-Ütopyacılık” yanılgısından ders çıkarmak elzemdir. Arap Baharı deneyimi, Facebook ve Twitter’ın otokratları devireceği yönündeki iyimserliğin, siyasi kurumların ve mevcut güç ilişkilerinin derinliğini hafife aldığını göstermiştir. Mısır’daki sonuç, teknolojinin mutlak bir devrim aracı değil, iktidarın adaptasyon yeteneğini sınayan bir koordinasyon platformu olduğunu ortaya koymuştur. Gerçekte, Tahrir Meydanı’ndaki kitlesel hareketin güçlü bağları, sosyal medyadan ziyade polisin kolayca saldıramadığı fiziksel mekanlarda (örneğin camilerin avlularında) kurulmuştur. Yani günümüz yeni örgütlenmelere, yayınlara dair yapılan tartışmalar geçmişte de yapılmıştı, sanal örgütlenmeler yerine reel örgütlenmelerin ve insanın insana dokunmasının önemi bir kez daha kanıtlanmıştı.
Teknoloji Hem Engel Hem Çözüm
Bu tarihsel tecrübeden hareketle, “Gen Z”nin bugünkü isyanları teknolojiyi mutlak bir kurtuluş aracı olarak değil, mevcut koşullarda hareket etmeyi sağlayan bir taktiksel araç olarak ele alınmalıdır. Nepal’de hükümetin interneti tamamen kesmesi karşısında gençlerin Bluetooth zincirleri kurarak veya Discord gibi hızlı ve sesli iletişim imkânı sunan platformlar üzerinden örgütlenmeye devam etmesi, tekno-optimizmin ötesine geçerek, teknolojiye karşı teknolojiyle iletişimin somut biçimlerini ortaya koymaktadır. Bu yöntem, geleneksel siyasi hiyerarşiler olmadan, anlık (pop-up) ve merkezsiz grupların hızla toplanmasını sağlamaktadır.
İsyanlar, genellikle büyük teorik metinlerle değil, Fas’ta bir hastanenin temel eksiklikleri ya da Nepal’de elit bir düğün için trafiğin kapatılması gibi somut, yerel ve kişisel olaylarla başlamaktadır. Bu olaylar, yoksulluk ve sefaletle boğuşan halk kitleleri için sadece bir rahatsızlık değil, gasp edilmiş zenginliğin ve gücün çıplak bir gösterişi haline gelir. Dolayısıyla diyebiliriz ki; Gen Z isyanlarının temel tetikleyicisi, emperyalizmin çürümesinin en lokal ve kişisel düzeydeki yansımasıdır: Nepotizm (Nepo) ve yönetici sınıfların pervasız zenginliği.
“Z” olarak kendini ifade eden genç kuşak, yönetici elitlerin çocuklarının “Rich Kids of Tehran” örneğinde olduğu gibi zenginliklerini kendi paylaşım kültürü gereği pervasızca sosyal medyada sergilemeleriyle yüzleşmektedir. Bu gösterişçi tüketim, geçmişte halkın gözünden uzakta, sarayların ardında gizlenirken, dijital araçlar sayesinde anında ve kitlesel olarak ifşa edilmektedir. Kitlelerin harcadıkları emekle, ödedikleri vergilerle finanse edilen bu sefahat, emekçi halk yığınlarının yaşadığı sefaletle doğrudan karşılaştırılabilinir olması nedeniyle öfkeyi katlamaktadır. Çünkü egemenlerin kar maksimizasyon hırsı, yoksulların en temel insani ihtiyaçlarının (sağlık, eğitim en önemlisi yaşam) önüne geçmektedir.
“Gen Z”nin en kritik, en dikkat çeken ya da dikkat çekecek momentumu yakalamasını sağlayan özelliği, geleneksel hiyerarşik tarzda örgütlenmemesidir. Elbette bu hiçbir hiyerarşisi yok anlamında değildir. Kurdukları Discord kanallarında, Telegram gruplarında doğal önderler ve onların görevlendirmeleriyle oluşturdukları yeni tarzda bir “hiyerarşi” de mevcuttur. Kuşkusuzuz ki bunu yeni “hiyerarşiyi” olumlamak için değil, onu bir olgu olarak tespit etmek için söylüyoruz; zira bu yapı, hareketin hızla toplanmasını sağlayan “zayıf bağlar” (weak ties) teorisiyle de örtüşmektedir.
Dijital medya araçlarının sağladığı bu anlık mobilizasyon gücü -Gezi ve özellikle son 15 senedeki halk hareketlerinde görüldüğü gibi- kitlelerin çok hızlı bir araya gelmesini sağlasa da hareketin özneleri arasında “güçlü bağlar” (strong ties) yani uzun soluklu, baskıya-şiddete ve her türlü zorluğa dayanacak, itirazın tanımladığı sonuca ulaşmanın gerektirdiği bedel ödemeyi göze alacak bağlar kurmasını engellemektedir. Oysa tarih bize göstermiştir ki, toplumsal dönüşümü hedefleyen büyük herekteler büyük bedelleri koşullar ve bu bedellerde sığınacak, nefes alınacak tek liman, amaç bilinç ve gelecek tasavvurundaki düşünce birliğinde anlam bulan yol arkadaşlığı/yoldaşlıktır. Dediğimizin anlaşılması için bir örnek gerekirse yakın zamanın Babala TV adlı YouTube kanalıdır: Geçtiğimiz genel seçimlerde sosyal medya fenomeni Oğuzhan Uğur Youtube kanalı Babala TV’ye belirli siyasi parti temsilcilerini konuk etmişti. Konuklardan biri de TİP temsilcisiydi. Bu yayınlar sonrası TİP temsilcileri 1.000.000 üyeye ulaştıklarını, insanların akın akın TİP’e geldikleri yönünde açıklamalar yapıyordu. Gelsinler fakat devrim yapmanız için kaç milyona daha ihtiyacınız var? Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi (RSDİP)’nin Şubat Devrimi sırasında 10.000, Ekim Devrimi sırasında ise 250.000 üyesi vardı yani o dönemki Rusya nüfusunun %0,16’sı. Dolayısıyla nicelik nitelikle buluşmadığında en görkemli hareketlerin dahi her ne kadar tekrar tekrar daha üst boyutta kendini yinelese de- sönümlenip kontrol altına alınabileceği işten bile değildir.
İşsizlik, Borç ve Ekolojik Krizle Kuşatılmış Bir Neslin Öfkesi
Bu koşullar altında, gençliğin “bütün siyasetçilerden nefret ediyoruz” veya “hiçbir parti bizi temsil etmiyor” gibi yaklaşımları, her ne kadar mevcut burjuva siyasetinin yozlaşmışlığına karşı meşru bir tepki olsa da aynı zamanda nihilizm tehlikesini de beraberinde barındırmakta. Politik önderliğin reddedilmesi, hareketin yıkıcı enerjisinin sarayları yakmak gibi mitleri gerçeğe dönüştürecek düzeyde olan sınıfsal alt üst ediş gücünün reddedilmesi-ters yüz edilmesi demektir. Bu durum, egemen sınıf olan burjuvazinin belirli geri çekilişlerle (reformlarla) hareketin canlılığını kontrol altına almasını veya baskı araçlarıyla hareketi kolayca dağıtmasını kolaylaştırır. Ancak bu hedefsizlik ve yol bilmemezlik hali, aynı zamanda, sistemin sunduğu tüm burjuva siyasi araçlara duyulan derin güvensizliğin ve bu neslin kaybedecek neredeyse hiçbir şeyi kalmamasının yarattığı öfkenin bir yansımasıdır. İşsizlik, borç yükü ve ekolojik krizle kuşatılmış bu kuşağın enerjisi, yıkıcılığı ve yaratıcılığı, gerçek anlamda canlı bir komünist hareketin önderliğiyle buluştuğu anda, Marx’ın deyimiyle kapitalizmin mezar kazıcısı olma potansiyelini somut bir gerçekliğe dönüştürebilecek, devrimci dönüşümde tarihsel misyonuna uygun hareket etmiş olacaktır.
Bu potansiyelin önünde duran en büyük engellerden biri de emperyalizmin çürüyen yapısının baskı mekanizmalarını dijital çağın araçlarıyla sofistike hale getirmesidir. “Gen Z”nin dijital ağlara olan yüksek bağımlılığı, rejimler için yeni bir gözetim ve manipülasyon alanı açmıştır. Yapay zekâ destekli sistemler, internetteki devasa veriyi tarayarak duygu analizi yapabilmekte, toplumsal huzursuzluk riskini, eylem daha başlamadan, yani örgütlenme tohumları atılmadan tespit edebilmekte ve bununla ilgili raporları egemenlerin masalarına sunmaktadır. Bu “önleyici baskı” olanağı, iktidarların müdahale etmesini ve isyanın organize olmasını kökten engellemeye çalışmaktadır. Dahası, Deepfake teknolojileri (yapay zekâ ile üretilmiş sahte ses ve görüntü), yalan haberin ve dezenformasyonun yayılma hızını katlayarak artırmaktadır. “Gen Z”nin hızlı ve görsel iletişim dilini (Tik Tok, Reelse) kullanarak yapılan bu manipülasyonlar, kitleleri algısal olarak kontrol altında tutmayı hedeflemektedir. Bunun net fakat amatör bir örneğini yine 2023 genel seçimleri sırasında faşist AKP/MHP iktidarının tekçi diktatörü “TC” Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 7 Mayıs tarihli İstanbul Mitingi’nde CHP’nin o dönemki genel başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Haydi” isimli propaganda videosunun sonuna KCK Yürütme Konseyi üyesi Murat Karayılan’ın videosunu montajlayıp kitlelere izletirken montajı gerçekmiş gibi sunmasıdır. Her ne kadar amatörce hazırlanmış, günümüzde çok daha iyileri (detaylı bir inceleme yapılmadığı takdirde ayırt edilemeyecek tarzda) yapılabilecek olsa da o dönem için azımsanmayacak kitleyi manipüle etmeyi başardığını söyleyebiliriz.
Devrimci Eylemin Teori ve Pratikle Doğru Ele Alışı
Keza yine denebilir ki, salt internet üzerinden yapılmış örgütlenmelerin fişi de yine iktidarın elindedir. Örgütlenmeler onlar için tehlikeli boyutlara vardığı ya da varabileceğini düşündükleri anda bu fişi çekebilirler. Türkiye’de Discord’un yasaklanması, İran’da Mahsa Amini eylemleri sırasında internetin kesilmesi buna örnek gösterilebilir ve bu örnekler çoğaltılabilir. Bu teknolojik kontrole karşı, “Gen Z” hareketlerinin bir kısmı analog ve fiziksel direniş biçimlerine dönmek, reel ve sanal mücadeleyi harmanlamak durumunda kalmışlar ve bu sayede sansürü, manipülasyonu aşmışlardır. İnternet kesintilerine karşı Bluetooth ağları kurmak veya “güvenlik” kameralarının ayarlarını bozacak yaratıcı fiziksel çözümler geliştirmek, mücadelenin sadece dijital alanda kalamayacağını, somut pratik alana taşınmak zorunda olduğunu göstermektedir. Yani dijital alan örgütlenme ağı kurmada etkili olsa da örgütlenen gücün fiili toplumsal dönüşümde özne olmaması durumu bu etkiyi zayıflatacaktır. İzahata muhtaç duyulmayacak kadar açıktır. Devrimci eylem, teori pratik, örgütlenme-eylem vb. denklemlerin doğru ele alışıyla direk alakalıdır.
Bu zorunlu olarak ortaya çıkan fiziksel direniş biçimleri ve sanal ile reel mücadelenin harmanlanması, hareketin teknolojik araçlarla sınırlı kalmayıp, stratejik bir siyasi önderliğe ve köklü somut-pratik örgütlenmeye duyduğu zorunlu ihtiyacı da teyit etmektedir. Zira, kitlelerin anlık öfkesini ve enerjisini, sarsılmaz bir iktidar alternatifine dönüştürecek yegâne güç, bu iki ucu, yani dijital hızı ve somut pratik disiplini birleştirebilen bilinçli bir önderliktir. Dahası, devrimci hareketin bu kuşağın iletişim araçlarını sadece bir “haberleşme platformu” olarak görmesi yetmez; burjuva medyanın kitleleri manipüle etmek için kullandığı duygusal dilin ve hızlı görselliğin altındaki sınıfsal gerçeği ortaya çıkarması gerekir. Burjuvazi interneti bir arama motoru olmaktan çıkarıp, kitlelerin sürekli tetiklendiği, öfke ve heyecanın hâkim olduğu bir “hisler arenasına” dönüştürmüştür. “Gen Z”, bu arenanın doğal oyuncusudur ve onların kullandığı kısa, görsel formatlar (Tik Tok, Reelse), MLM’lerin mutlaka ele alması gereken yeni bir iletişim yaklaşımına işaret eder. Bu durum, Martin Luther’in matbaayı kullanarak Latince İncil yerine halkın dilinde karikatürler, maniler ve şarkılar yayınlayarak Papa’nın kutsallığını yıktığı tarihsel momentle paralellik taşır: Nasıl ki Luther, basılı kelimeyi bir siyasi araç olarak kullandıysa, komünist hareket de “Gen Z”nin dilini kullanarak burjuvazinin ekonomik ve siyasi “kutsallığını” yıkmak zorundadır. Ancak bu, salt kuru propaganda yapmakla değil, bu görsel dili Marksist sınıfsal analizle doldurmakla mümkündür; bu analiz, hareketin yüzeysel nefretini, kapitalizmin kökenine inen bilinçli bir nefrete dönüştürecektir.
Komünist Hareket ve Gen Z’nin Önderlik İhtiyacı
Bugün “Gen Z”nin isyanları, yalnızca çürümüş kapitalist hegemonyanın içinde bulunduğu krizi değil, aynı zamanda yeni bir toplumsal bilincin filizlenmesini de temsil etmektedir. Bu kuşak, geleneksel örgütlenme biçimlerini reddederken, geleceğin devrimci dilini sezgisel biçimde kurmaktadır. Komünist hareket için artık mesele, bu enerjiyi dışarıdan yönlendirmek değil; onun iç dinamiklerini, ritmini ve yaratıcılığını anlayarak, birlikte yeni bir siyasal form inşa etmek, kadrolarını buna konumlandırmaktır. Zira tarihsel ilerlemeler, yeni örgütlenme araçlarının kapılarını açmıştır; sınıf mücadelesi artık yalnızca fabrika kapılarında değil, ekranların ışığında da sürmektedir. Bu kuşak, kaybedecek hiçbir şeyi olmaması gerçeğiyle yüzleşirken, komünist hareketin görevi, onların kendiliğinden ortaya çıkan, hızlı ve merkezsiz yapısını, ideolojik berraklık, disiplin ve uzun soluklu bir iktidar hedefiyle beslenen güçlü bağlara ve dönüştürücü bir güce ulaştırmaktır.
Ve bugün devrimci stratejinin merkezine yerleşen temel soru şudur: Komünist hareket, “Gen Z”yi nasıl örgütleyecek ve ona nasıl önderlik edecektir? (Devam edecek…)
Bu yazı Halkın Günlüğü Gazetesi‘nin Kasım-2025 tarihli 54. sayısında yayımlanmıştır.









