
ABD emperyalizmi Türk burjuva devletinin de etkin olarak dâhil olduğu Esad’ın devrilmesi operasyonu için 14 yıl çabaladı. Ukrayna siyasal krizini Neo-Nazi Zelenski’yi açıktan destekleyerek savaşa dönüştüren ABD emperyalizmi, Rus emperyalizmiyle Suriye masasına otururken elini güçlendirdi. Sonrası malum… 14 yıl boyunca devrilemeyen Esad iktidarı, Trump ile Putin’in antlaşmasıyla, günler içinde, IŞİD artığı HTŞ tarafından devriliverdi.
Tabii, süreç çok katmanlı gelişti. Esad operasyonu öncesi Lübnan Hizbullah’ının, Hamas’ın ve İran’ın fiziksel olarak ciddi darbeler almaları, Trump ile Putin’in antlaşması için kritik bir aşamayı temsil ediyordu. ABD-İsrail ve Türk burjuva devleti iş birliğiyle Şia Hilali böylece dağıtılmış oldu. İran operasyonu için saha hazır hâle geldi.
Esad’lı Suriye’de ABD emperyalizmi açısından kullanışlı olan Kürt kartı, Esadsız ve Colanili Suriye’de eski değerini kaybetti. ABD hamiliğinde İran operasyonu öncesinde masaya oturtulan Türk burjuva devleti, Bahçeli aracılığıyla “Kürtleri kucaklayan” bir adım attı. ABD emperyalizmi bölgeyi yeniden biçimlendirirken, Türk burjuva devleti, bu yeni duruma uygun bir tutum belirledi:
“Kürtler herhangi bir statü elde etmesin. Kürtlerin bağımsız bir örgütlenmesi kalmasın.”
Türk burjuva devleti bütün reflekslerini bu itiraza uygun hâle getirdi. Bunun yanı sıra Türk burjuva devleti, 2015’te başlayan süreçle; Rusya’dan S-400 alma, Çin’in Şanghay İşbirliği Örgütü’ne üye olma gibi ekseni kaymış, oynak siyasal reflekslerini terk etti. Çünkü ABD emperyalizmi o süreçte “IŞİD’le mücadele” için PYD-YPG’yi tercih etmişti. Bu tercihten kaynaklanan ABD emperyalizmi ile Türk burjuva devleti krizi, an itibariyle bütünüyle çözülmüş gözüküyor.
Diğer yandan, Türk burjuva devleti yakın bir tarihte yurtdışı alışverişte fiyat sınırını kaldırıp ağır vergiler koydu. Bu tamamen Çin’e karşı bir tutumdu. Keza, ABD’nin Maduro’yu haydutça kaçırması karşısında da Türk burjuva devlet ricali sessiz kalmayı tercih etti.
Ayrıca Colani ile Türkistan İslam Partisi komutanı Ebu Muhammed arasındaki diyalog da uluslararası saflaşma açısından çarpıcıdır. Colani sesini Çin’e, Uygar’a ulaştıracak kadar ABD emperyalizmiyle ilişkilidir. Türk burjuva devleti de HTŞ de Amerikan emperyalizminin saflarında, İsrail’in yanında hizalanmışlardır.
Geldiğimiz aşamada Türk burjuva devleti, 2015 öncesinden daha da güçlü bağlarla, ABD emperyalizmine bağlandı. Özellikle ABD emperyalizminin Suriye sahasında, deyim yerindeyse Kürt Özgürlük Hareketi’ni satmasıyla ABD ile Türk burjuva devleti arasında hiçbir pürüz kalmadı.
Güncel olarak Maduro operasyonu ve olası İran işgali de dâhil, bütün bu ABD emperyalizmi etkinliği esas olarak Çin sosyal-emperyalizmini kuşatma eyleminin parçalarıdır. Bu durumda, Türk burjuva devleti için şunu ifade etmek de abartılı olmayacaktır: Önümüzdeki dönem yaşanacak bir genel emperyalist savaşta, yani somutlaştırırsak ABD-Çin savaşında, Türk burjuva devleti çok net olarak ABD’nin safında yer alacaktır. Bu konu şüphesiz bir hakikattir, bütün siyasal taraflar için tartışma götürmezdir.
***
Şimdiye kadar ki ifadelerimiz, bölgesel durumun genel siyasal kritiğiydi, hatta esas olarak da egemenlerin/ezenlerin nasıl pozisyon aldıklarına ilişkin bir değerlendirmeydi.
Artık ezilenler cephesini, Kürt Özgürlük Hareketi’ni konuşalım:
Kürt Özgürlük Hareketi öncülüğünde, direngen bütün Kürt ulusu bileşenleri hem ABD emperyalizmi hem de Türk burjuva devleti (Bahçeli) tarafından kandırılmıştır. Üstelik bu ilk değil, Kürt Hareketi Türk burjuva devleti tarafından ikinci kez kandırıldı. Bütün bunların yanında, AKP-MHP faşist diktatörlüğünün yanına Kuzey Kürdistan’a atadığı kayyımlar da kâr kaldı. Bugünün birinci olgusu budur.
Faşist iktidar bloğu Bahçeli’nin başlattığı süreçle, CHP’ye karşı yapılan belediye operasyonlarının sürdüğü bir sırada, Türkiye’deki demokratik cepheyi dağıttı. Hem de bu operasyonlar CHP ile Kürt Özgürlük Hareketi’nin yerel seçim ittifakı yapması suçlamasıyla başlatılmıştı. Gelinen aşamada Batı’daki Cumhuriyetçi Türk halk kitleleriyle Kürt özgürlük mücadelesi tamamen birbirinden uzaklaştı. Böylelikle Kürt Özgürlük Hareketi Gezi’de yaptığı yaşamsal hatayı yinelemiş oldu. Bu da ikinci olgudur.
Bahçeli’nin malum çıkışından beri, Kürt Özgürlük Hareketi’ne bağlı bütün yayın organları Marksizm’i açık hedef hâline getiren bir ideolojik mücadele yürüttüler. Öcalan’ın Marx’ı aştığı ileri sürüldü, geçmiş sosyalist deneyler topyekûn “ulus-devletçi sosyalizm” olarak itham edildi, Lenin ve Mao’nun devrimci mirası bizzat Öcalan’ın ağzından reddedildi. Elbette Marksizm aşılmaz değildir ve tartışmaya açıktır-ki en çok Marksizm tartışmaya açıktır- ancak bu tartışma devrimci zoru terk etme ve emperyalist-kapitalist ilişkilerle uzlaşarak bir “komünalizm” savunusundan başka bir şey değildi. Dile getirilen tezler demokratik sosyalist ve anarşist bazı fikirlerin eklektik bir biçimde tekrarlanmasıydı. Bu tartışmanın pratik politik sonucunda; Kürt direnişçi kitleler, ideolojik olarak Marksist devrimcilerden uzaklaştırıldı. Sürecin üçüncü olgusu da budur.
Bu arada bir meselenin de altını çizelim, Marksist devrimciler açısından Kürt ulusunun ulusal hak eşitliği davasını savunmak ilkesel bir tutumdur. Kürt Özgürlük Hareketi egemenlerle uzlaşsa da ulusal davaya zarar verecek hamleler yapsa da Marksist devrimciler, ulusal hareketten bağımsız bir biçimde, Kürt ulusunun ulusal eşitlik davasını savunmayı sürdürür. Özetle Türkiye ve Kuzey Kürdistan komünist hareketi bu meselede olgundur, bugün Rojava’yı savunmak en öncelikli olarak Marksist devrimcilerin sorumluluğundadır.
Son olarak, HTŞ tarafından Arap Alevi halkı katledilirken, Kürt Özgürlük Hareketi Colani ile pazarlık görüntüsü verdi ve katliamlara karşı ciddi bir tepki vermedi. Bu çok ciddi bir yanlıştı. Yaşanan sürecin dördüncü olgusu da budur.
***
Kürt direnişi açısından, ABD ve Rus emperyalistleri ile Türk burjuva devleti ya da HTŞ arasındaki çelişmelerden kaynaklı mevzi kapma siyaseti duvara toslamıştır. ABD emperyalizmi Rojava’da, Kürt ulusunu Türk burjuva devletinin ve HTŞ’nin önüne attı. Güncel olarak ABD, İsrail, Türk burjuva devleti ve HTŞ aynı saftadır.
Peki, ezilen Kürt ulusu hangi saftadır? Kürt ulusunun gerçek dostları kimlerdir?
Kürt direnişçilerin gerçek dostları 19 Mart sonrası Beyazıt’ta barikatları yıkan öğrencilerdir, katliama uğrayan Arap Alevi halkıdır, Türkiye’nin Marksist devrimcileridir, Türkiye’de hak mücadelesi veren emekçi kitlelerdir. Kürt direnişi yüzünü bunlara dönmelidir.
Düşman güç ve donanım olarak çok kudretli görünmektedir, yenilmez görünmektedir. Ancak her koşulda kitlelerle birleşenler, tarihsel saflaşmada haklı olanların yanında olanlar yaşamı onurlu bir biçimde kurmaya aday olabilir. Tarihi yalnız güçlü olanlar yazsaydı, kuzeyden gelen yalınayak barbarlar Roma’yı yıkabilir miydi?
Bugün zayıf olan yarın güçlü olur. Tarihin başlangıcından beri, devrimci savaşları hep silahları eksik olanlar kazandı, silahlarda avantajlı olanlar kaybetti. (1) Spinoza meşhur Tractatus Politicus’unda, “Güçlerini birleştiren insanların sayısı arttıkça sahip oldukları hak da artar.” diyor. (2) Bugün her şeyden önce dağınık olan güçleri birleştirme ve haklı olanı beraber haykırma günüdür. Ezilenler açısından bundan daha acil bir durum yoktur.
Lazkiye’de katledilenler ile Rojava’da direnenler aynı saftadır. AKP-MHP faşist diktatörlüğüne karşı sokağa çıkıp dövüşmeyi göze alanlarla Lazkiye ve Rojava’dakiler aynı soydandır. Yenileceksek yine yenilelim ama ayrı köşelerde değil, kol kola dövüşerek yenilelim.
1-) Sovyet İktisadının Eleştirisi, Mao Zedung, Ç: İzzet Altan, Akademi Kuram, sy. 60, 2. Baskı, 2010, İstanbul.
2-) Politik İnceleme, Spinoza, Ç: Murat Erşen, Doğu Batı, sy.42, 6.Baskı, 2021, Ankara.









