Connect with us

Editörün Seçtikleri

Yanıtlanmış Sorulara Yeni(den) Yanıtlar Aramak!

Doğru iletişim, aslen doğru araç ve yöntemlerle, dahası yeni yanıtlar ve yeni potansiyellere ulaşarak örgütlenme çalışmalarını diriltip pekiştirmesi anlamına da gelir. Bugün kitlelerde etki yaratan, onlara en geniş ölçekte ulaşan ve hitap eden unsurlara başvurması ya da çalışmasında buralara ağırlık vermesi gerekir.

yazı1

İşçi sınıfı ve potansiyel sınıf güçlerinin kendi sınıf örgütlerine gereken alakayı göstermeyip örgütlenmediği ya da öncüleri tarafından örgütlenemediği, buna paralel olarak mücadelenin belirgin bir tıkanma yaşadığı yalın bir gerçek, dört başı mamur bir sorundur. Bu sorun örgütlü-bilinçli sınıf hareketinin önünde duran temel problemlerin başında gelir. Nitekim her ölçekte komünist ve devrimci hareket muzdarip olduğu bu soruna samimi gayretle kafa yormakta, yanıt arayıp çözüm üretmeye çalışmaktadır. Nitekim mücadele sorunları ve ihtiyaçlarına yanıt olma bilinci ve iradesiyle yürütülen tartışmalar, yapılan sorgulamalar bazen yüzeysel, bazen de derinlikli irdelemelerle uzun süredir devam etmektedir. Fakat gelinen aşama itibarıyla meram edilen soruna bir çözüm ve değiştirme kuvvetinde bir yanıt verilmiş değildir.

Temel problem atfettiğimiz genel soruna “yanıt verilmiş midir, verilmemiş midir” sualinin cevabi karşılığı aslen görecelidir. Zira, teorik zaviyeden “yanıt verilmiştir” denilebilse de pratik gerçek açısından aynı iddiada bulunmak oldukça zordur… Çünkü, çıplak gerçek şu ki soruna dair doğru-yanlış gerekçelerle bir dizi teorik izahat ya da açıklama yapılsa da son tahlilde işçi sınıfı başta olmak üzere, ara sınıf ve halk katmanlarından devrimci kitleler kendi sınıf örgütlerinde ya örgütlenmemekte ya da çok cılız örgütlenmektedirler. Temel sorun dediğimiz şey tam da budur, bu kaynaktan beslenir.

“Sosyalizm’i İstememe” İronisi…

En genel anlamda, baskı ve sömürüye maruz kalan işçi-emekçi sınıflardan devrimci halk kitlelerinin ekonomik-demokratik-siyasi hak ve talepleri uğruna kendi sınıf örgütlerinde örgütlenip mücadele etmeleri rasyonel olandır. Gerici sınıf iktidarları tarafından açlık, yoksulluk ve ağır baskılara tabi tutulup tüm yaşamları esaret ve acıya boğularak özgürlükleri elinden alınan büyük halk kitlelerinin bilumum gerici sınıf iktidarlarına karşı örgütlenip mücadele etmelerinden daha anlaşılır bir tavır olamaz. Lakin bu tavrı göstermiyor, kendi örgütlerine mesafeli duruyor ise, açık ki burada bir sorun vardır. Sorunun varlığı kesindir fakat soruna yol açan nedenlerin ne olduğu açıklığa kavuşturulması gereken asıl meseledir. Sorgulamanın odağı bu olmak durumundadır ki sorunun yanıtı burada aranmalıdır.

Meselenin özü şudur; işçi sınıfı başta olmak üzere, ezilen-sömürülen geniş halk kitleleri neden sosyalist demokrasi veya sosyalist toplum için mücadeleyi yeterince benimsememekte, bu mücadeleye gereken ilgiyi göstermemektedir? Bu, tamı tamına ezilen emekçi sınıfın bir ironisi, emek dünyası adına ironik bir durumdur. Hâlbuki ki sosyalizm ve sosyalist mücadelenin ya da bilimsel sosyalist teorisinin işçi sınıfı ve geniş halk kitlelerine vaat ettiği şey, daha refah, daha demokratik, daha özgür bir yaşam ve toplumdur. Dahası kendi iktidarlarını kurup ona sahip olma ve kendi kendilerini yönetme hakkını elde etmeleridir. Yani, sosyalist toplum mücadelesi veya sosyalizm tamamen işçi sınıfı ve emekçi halk kitlelerinin yararına olup tamamen onların çıkarlarını koruyup temsil etmektedir. Sosyalizmin kendi sınıf ve sınıf güçlerinden bütün öznelere dönük kötü-zararlı ve istenmeyen tek bir yanı yoktur. Zira sosyalist toplum ve sosyalist iktidar işçi sınıfının kendi iktidarı, kendi iktidarı altındaki toplumdur. İşçi-emekçi kesimlerin tüm hak ve taleplerini mümkün olan en geniş biçimde uygulayan, en önemlisi onların iktidarı olarak onları egemen kılan bir toplumdur sosyalizm. Sosyalizm işçi-emekçi sınıf ve tüm devrimci sınıfların kurtuluşu, özgürlüğü ve iktidarının geçerli olduğu bir toplumdur. Sosyalizm burjuva sınıf iktidarına ters olarak işçi sınıfı önderliğinde bütün devrimci sınıfların toplumsal sistemidir. Sosyalist devlet ve iktidar proletaryanın elinde, proleter iktidardır ve bütün devrimci sınıfların çıkarlarını temsil etmektedir. Bütün bunlara karşın,

Hedef sınıf kesimlerin sosyalizm mücadelesini benimseyip bu mücadeleye katılmamaları, kendi iktidarlarını kuracak mücadeleye katılmamaları kesinlikle izaha muhtaçtır. Evet sorgulanması gereken mesele tam da burasıdır.

Basit Dille Sorgulayalım…

Çelişki yasası ve tüm diyalektik gibi, rasyonel akıl da söyler ki baskının olduğu yerde direniş kaçınılmazdır. Yani baskı, karşıtı olan isyanı koşullayarak doğurur. Her türden baskı ve zulme karşı nasıl ki direniş kaçınılmaz biçimde yükselir ise, öyle de sömürü, açlık ve yoksulluğa karşı da büyük bir hoşnutsuzluk ve itiraz yükselir. Er ya da geç ama mutlaka “bir gün” toplumsal kitleler itirazlarını yüksek sesle dile getirir, tutarlılıkla eyleme dökerler. Zamanlamasından bağımsız olarak, bu eylem ve kalkışmada bulunmaları kaçınılmazdır. (Kuşkusuz ki bu eylem ve kalkışma tavrının kaçınılmazlığı, sınıf örgütü ve sınıf bilincinin eseri olan iradi müdahaleyle çok daha erken ve etkili biçimde kazanımlar elde ederek güçlü devrimci sonuçlara varmak mümkün olur.)

Buna göre; her nitelikten gerici baskılar altında ezilip-sömürülen işçi-emekçi sınıfların baskı-sömürü-açlık-yoksulluk ve zulme karşı başkaldırıda bulunması gerekir. Dahası, bu, sınıflar mücadelesi yasasına göre kaçınılmazdır ve çelişki yasası diyalektiğiyle doğru orantılıdır. Muhatap devrimci sınıfların, gasp edilen hak ve özgürlükleri uğruna gerici sınıf iktidarı ve diktatörlüklerine karşı çıkarak, sosyalizm/sosyalist toplum uğruna sosyalist devrim mücadelesine katılmalarından, dolayısıyla bu mücadeleyi veren sınıfın siyasi partilerinde örgütlenmelerinden daha tutarlı, daha doğru ve anlaşılır bir tavır yoktur.

Bütün bunlar teorik olarak tartışma götürmez biçimde doğrudur. Fakat bu teorik doğruya karşın, pratik gerçek daha farklıdır; teorik doğru ile sosyal pratik arasında açık bir tutarsızlık, uçurumsal bir uyumsuzluk çelişmesi vardır. Yani, çelişki yasası veya sınıflar mücadelesi yasasına uygun olarak olumlanan teorik doğru, gerektiği ve beklendiği gibi emekçi sınıfların eylem pratiği ve eylemsel itirazlarına esasta yansımamaktadır. Ağır baskılar var, vahşi bir sömürü var, ciddi bir açlık ve çekilmez bir yoksulluk var ama emekçi halk kitlelerinin tepki ve itirazı son derece güdük. Sınıf mücadelesi ve örgütlerinde örgütlenmeleri yok denecek kadar zayıf.  (Bunda bilinçli/örgütlü devrimci hareketin rol ve etkisini ayrı bir tartışma olarak şimdilik teğet geçiyoruz. Demeye gerek yok ki bilinçli/örgütlü devrimci hareketin sorumluluğu elbette vardır… Öte taraftan teori ile pratik arasındaki tutarsızlığın aynı devrimci hareket açısından çok daha anlamlı olarak geçerli olup, esaslı bir soruna denk geldiğini belirtelim…)

Peki dikkat çektiğimiz bu durum, ezilen emekçi sınıfların baskı ve sömürü sistemi ve gerici sınıf iktidarlarından hoşnut olduğu anlamına mı gelir? Refahlarından memnun oldukları, hak-özgürlük talepleri gibi sorunlarının olmadığı söylenebilir mi? Kesinlikle hayır! O halde, örgütlü-örgütsüz direniş ve mücadele pratikleri, eylemsel itirazları neden yok denecek kadar cılız? Sosyalizm mücadelesini neden yeterince benimsememekte, bu mücadeleye katılmamaktadırlar? Neden mevcut gerici sınıf iktidarını yıkıp kendi iktidarını kurmak üzere ayaklanmamakta, mevcut örgütlü mücadeleye katılmamakta, ilgi göstermemektedirler?

Geçmeden önce bir parantez daha açmakta fayda var. Sorulara vesile sorunlar karşısında, bütün başarısızlıkları, sorunları, olumsuzlukları vb. vs. öncülerin sorumluluğu olarak tarif edip tüm suç ve vebali onların başına yılıp işin içinden çıkmak, bir yanıyla kestirmeci/kolaycı yaklaşım iken, ikinci yanıyla kaba materyalist formel mantıktır. Ki bu, sorunun özünü açığa çıkarmak üzere gerekli olan derinlikli sorgulamayı da fiilen engelleyen yaklaşımdır. Öncülerin sorumluluğu yok mudur? Bilakis, tatbiki vardır. Fakat mesele sadece bu kadar değildir. Ayrıca, emekçi kitleleri suçlu ve sorumlu tayin etmek de bir o kadar sakat, temelden yanlış bir yaklaşımdır. Mesele suçlu aramaktan ziyade, sorunların özünü açığa çıkarmak, sorun olarak tarif ettiğimiz problemin objektif-sübjektif sebeplerini araştırıp bulmak ve gerçek durumu değiştirmek üzere aydınlatmaya dönük çaba göstermektir. Bütün gaye budur.

Bundan Hareketle; Sorulara Yanıtlar…

İrdelemeye çalıştığımız sorun, menfaati sosyalizmde olan işçi-emekçi sınıfların neden sosyalizm mücadelesine gereken ilgiyi göstermemesidir. Sorular da bu zemine odaklıdır. Dolayısıyla, yukarıdaki sorulara yanıt birden fazla zenginlikte verilir, verilmesi mümkündür. Bunlar; 1-Faşist baskıların kitlelerdeki etkisi, 2-Burjuva gerici manipülasyon ve kara propagandasının toplumsal kitleler üzerindeki etkisi, 3-Kitlelerin güvene ihtiyacı, 4-Öncülerin kitlelerle iletişim sorunu ve 4-Doğru iletişim için araç ve biçimlerin aktüelize edilmesi biçiminde sıralanabilirler. Ki bunların her biri emekçi sınıfların davranışını ve hatta bilincini etkiler, etkilemektedir.

Bu maddeleri tek-tek ele alacak olursak;

1-Ağır faşist baskıların kitleler üzerinde yaratacağı ve yarattığı muhtemel sonuçlar iki biçimde görülebilir. a)-Ağır baskılar kitlelerde korkuya yol açarak susup sinmelerine yol açabilir. b)-Ağır baskılar kitlelerde dayanılmaz hale gelerek patlamalara yol açar/açabilir. Mevcut durum göz önüne alındığında, emekçi halk kitlelerinin ağır faşist baskılarla korkuya boğulup görece sindirildikleri söylenebilir. Bunca baskı, sömürü ve zulme rağmen kendi kurtuluşları ve özgürlükleri için ayağa kalkıp isyan etmemeleri bu sindirilmişlikle açıklanabilir. Fakat mevcut reel durum, kitlelerin isyan edip harekete geçmeyeceği, kitlesel hareketlerin doğmayacağı anlamına gelmez. Nitekim yakın tarihte yaşanan kitlesel hareketler bunun örneğidir. Geniş kitleler belli şartlar olgunlaştığında ayaklanabiliyor, ancak esasta burjuva düzen partilerinin peşine takılarak bu hareketlerde bulunuyor, ama bilinçli-örgütlü devrimci harekete/bu hareketin mücadelesine katılma noktasındaki mesafeli yaklaşımını koruyor.

Kısacası, baskıların ağırlaşıp şiddetlenmesi ya kitleleri sindirerek teslim alır ya da dayanılmaz hale gelerek kitlelerin öfke patlamasına yol açar. Bunlardan hangisinin gerçekleşeceği birçok şarta/nedene bağlıdır. Toplumsal sınıf kesimlerinin örgütlülüğü, örgütsel mücadelesinin boyut ve niteliği, ilgili kitlelerin bilinç düzeyi/bilinçlenme seviyesi bu etkenlerdendir. Tabii ki sınıfın öncü devrimci güçlerinin içinde bulunduğu durumla da doğrudan alakalıdır emekçi kitlelerin tavrı. Ancak devrimci hareketin negatif durumuna karşın, kitlesel patlama ve hareketlerin yaşanması mümkündür. Lakin genel kaide olarak, öncü güçler bağlamında devrimci şartlar lehte ise, kitlelerin devrimci eylemi çok daha güçlü ve patlama olanağı daha kuvvetlenir. Fakat kitlelerin güven duyacakları bir örgütlü devrimci mücadele pratiği zayıf ya da yoksa, bu kitlelerin isyan edip ayaklanmaları daha zordur.

Özcesi, hedef kitlelerin kendi çıkarları temelinde davaları olan sosyalist mücadeleye gerekli katılımı göstermemesinde faşist baskıların ağırlığı bir etken olarak kabul edilebilir.

2-Burjuva gerici manipülasyon ve kara propagandalar emekçi kitleler üzerinde bulunup onların bilinçlerini bulandırıyor, kendi sınıf örgütleriyle mesafeli olmalarını görece sağlıyor. “Terör” yaftası en büyük siyaset ve propaganda malzemesi olarak devrimci hareket aleyhine olmak üzere burjuva iktidar ve devletin elinde iş görüyor. İşçi-emekçi sınıfların bütün hak, talep ve özgürlükleriyle birlikte, iktidar gibi en yüksek çıkarlarını temsil eden sosyalist toplum mücadelesi ve güçleri devlet ve iktidarları tarafından “teröristlikle” yaftalanıyor, ilgili kitleler bundan büyük oranda etkileniyor. Öyle ki işçi-emekçi halk kitleleri devrimci hareketleri “terörist” olarak tanımlıyor ve kendi mücadelelerine dahil olmalarını bile istemiyor. Kitlelerin geri ve en geri kesimleri bu kara propagandadan etkileniyor desek de bu kesimler kitlelerin en büyük bölümünü oluşturuyor. Geriye kalan çok büyük azınlık ise, çeşitli kaygılarla birlikte, dar çıkar eksenli hareket ederek mücadeleye gereken alakayı gösterip katılmıyor.

Gerici kara propagandayı boşa çıkararak kitleleri gerçekler temelinde bilinçlendiren bir süreç geliştirilmeden, kitlelerle öncüleri ve dolayısıyla kendi mücadeleleri arasındaki bu sorun ortadan kaldırılamaz. Devrimci hareketi “terörist” olarak kabul eden bir kitlenin gelip devrimci harekete katılması elbette hayal olur. Öyle ya da böyle, emekçi kitlelerin sosyalizm mücadelesine mesafeli durmasının bir sebebi de burjuva gerici manipülasyon ve kara propagandadır. Bunun boşa düşürülmesi ve düşürülmesinin etkin yolları/araçları bulunarak devreye sokulmalıdır. Yani, sosyalizm propagandası ve sorunların izahı anlamında bugüne kadar verilmiş olan yanıtları destekleyen yeni ya da yeniden yanıtlar vermemiz, illa da etkili olmamız şarttır.

3-Kitlelerin güven duyacakları bir gücün, bir adresin olması elzemdir. Emekçi halk kitleleri birleşmek ve takip etmek için güven isterler. Güven somut pratikte hasıl olur. Güç olursan, sözün ile pratiğin uyum olursa güvenirler. Onlar, pratikte gördüklerine inanır, gerçekte görüp yaşadıklarına güvenirler. Soyut söz, kaba propaganda ve söylemi geçmeyen vaatlerin peşinden gitmezler. Açıkçası, kitleler güven duyduklarının peşinden gider, güven duymadıklarının peşinden gitmezler; bu kadar basit. Nasıl güven duyarlar; somut mücadele pratiği ve bundaki kazanımlarına bakarak; söylediklerini yaptığını ve kazandığını görerek. İstikrarlı, kararlı, cüretkâr olduğuna, güç olmana bakarak güvenirler. Geniş kitleler, yazılanlara, teorik-siyasi çizgiye vb. vs. göre değil, pratikte yapılana ve gördüklerine inanır, güvenirler.

Kısacası, kitleleri ikna edip inandıracak yeterlilikte bir pratik ve kazanımlar olmadığı, dolayısıyla güven duyacakları somut pratikler görmediği için sosyalist mücadeleye gerektiği gibi yakın durup katılmamaktadırlar…

4 ve 5-Emekçi kitlelerle doğru iletişimin kurulması ve doğru iletişimin yeni araç ve yöntemlerle tahkim edilmesi şarttır. Genel geçer devrimci propaganda yeterli karşılığı bulamamaktadır ki hedef kitleler kendi davalarına gerekli ilgiyi göstermemekte, beklendiği gibi kendi sınıf örgütlerinde örgütlenmemektedir. Doğru orantılı sonucun elde edilmesi için devrimci hareketin güçlü bir çalışma, etkili bir propaganda ve kitlelerin satın alabileceği söylemler geliştirmesi gerekir. Öncelikle etkili çalışmalar yürütme gücü ve kabiliyetine sahip olması lazım. Lakin devrimci hareket yaşadığı daralma ve erozyon neticesinde, geniş kitlelere güven vererek onları eylemsel harekete geçirecek güçte değildir. Sorunun bir kısmı buyken, esas olan diğer kısmı ise hedef kitlelerle etkili doğru iletişimi kuramamasıdır. Devrimci hareketin her şeye rağmen büyük çabalar gösterdiği, arayışlara girip sorunu aşmaya dönük tartışmalar yürüttüğü bir gerçek. Sınırlı ve zayıf da olsa, bu çaba ve gayretiyle orantılı bir gelişme, kitlelerle birleşme ve onları örgütleme sonucu elde edememektedir. O halde, doğru iletişim sorunundan bahsetmek yanlış olmaz. Bu da dert edindiği probleme özgü sorulara yanıtlar vermede yeni yanıtlar oluşturma ve doğru iletişimle, bu iletişimin araçları ve biçimlerini tahkim etme sorununa işaret eder.

Doğru İletişim ve Örgütlenme

Doğru iletişim, aslen doğru araç ve yöntemlerle, dahası yeni yanıtlar ve yeni potansiyellere ulaşarak örgütlenme çalışmalarını diriltip pekiştirmesi anlamına da gelir. Bugün kitlelerde etki yaratan, onlara en geniş ölçekte ulaşan ve hitap eden unsurlara başvurması ya da çalışmasında buralara ağırlık vermesi gerekir. Teknolojik alan ve burada kurumsallaşmalar sağlamak, gecikmiş bir yönelim olarak es geçilemez bir görev olarak öncelenmelidir. Toplumda etki yayan akademisyen, aydın çevrelere çok daha büyük önem vererek kesinlikle kurumsallaşımalıdır. Siyasal yapılara tüzel kişiliğe sahip kurumlar eklenmeli, yeni kurumsal araçlar oluşturulmalıdır. Toplum nezdinde meşru görülen kurum, rol ve fonksiyonlar kesinlikle mücadeleye eklenmeli, etkileri mücadelenin hizmetine sunulmalıdır. Özcesi, bir aydının/akademisyenin/siyasi bir şahsiyetin açıklamaları toplumda dalgalanmalara yol açtığı, en azından daha güçlü biçimde dikkate aldığı inkâr edilemez bir gerçektir ve bu gerçeklik görülmek durumundadır. Teknolojik maharetle hayal edilemeyecek kadar etkili, büyük ve sarsıcı sonuçların yaratılacağı veya bu sonuçların alınacağı reddedilemez başka alandır. Toplumla doğrudan, esasta sorunsuz ve yaygın iletişim kurma yeteneğine sahip araç ve biçimlerin ertelenmeden devreye sokulması gerekliliktir.

Bu konularda yaşanan kısırlık da geniş kitlelerin, gençliğin ve kadınların devrimci mücadeleye katılmalarını, kendi sınıf örgütlerinde örgütlenmemelerinde rol oynayan başka bir etmendir. Bu küçük noktalarda atılacak ciddi adımların büyük sonuçlar yaratması mümkündür. Ama her şeyden daha önemli olarak mücadelenin pratikleştirilmesi veya pratik mücadelenin geliştirmesi olmazsa olmazdır. Bunu tahkim eden temel dayanak ise ideolojik-siyasi çalışma, gelişme ve sağlamlaşmadır. İdeolojik-siyasi zeminde sağlam ve güçlü bir niteliğin oluşturulması tüm mücadele tarihi boyunca geçerli olan gerçek güçtür.

Bu yazı Halkın Günlüğü Gazetesi‘nin Nisan-2026 tarihli 59. sayısında yayımlanmıştır.



Nisan 2026
PSÇPCCP
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930 

More in Editörün Seçtikleri