
Yazar/Doğan Can Sariataş
Bugün Dersim’de herkesin dilinde benzer sorular var: Neden bu kadar sorun birikti, neden insanlar huzursuz, neden gençler umutsuz ve bu gidişat nasıl değişecek? Açık konuşmak gerekir. Bugün Dersim’de yaşanan tablo kendiliğinden ortaya çıkmış değildir. Yıllardır adım adım örülen, halkı kendi toprağına yabancılaştıran, değerlerinden koparan bir düzenle karşı karşıyayız.
Dersim deyince akla sadece bir şehir gelmez. Dersim; hafızadır, direniştir, dayanışmadır, paylaşmadır. Bu topraklar zulme boyun eğmeyenlerin, yok sayılmaya karşı kimliğini koruyanların toprağıdır. Ama bugün aynı Dersim, göçle boşaltılan köyleriyle, işsiz bırakılan gençleriyle, geçim derdine düşürülmüş emekçileriyle başka bir kuşatma altındadır. İnsanları toprağından koparırsan, dilinden uzaklaştırırsan, geçmişiyle bağını zayıflatırsan geriye yalnızlaştırılmış bir toplum kalır. Tam da istenen budur.
Bugün gençler neden gidiyor? Çünkü burada gelecek göremiyor. Okuyan genç iş bulamıyor, çalışan emeğinin karşılığını alamıyor. Kültür-sanat alanı daraltılmış, sosyal yaşam piyasaya teslim edilmiş, halkçı alanlar zayıflatılmış durumda. Gençliğin önüne ya göç ya da teslimiyet konuluyor. Oysa bir halkın geleceği gençliğidir. Gençliğini kaybeden toplum, yarınını kaybeder.
Bir başka mesele de çürüme politikalarıdır. Uyuşturucu, kumar, yoz kültür, kolay para hayalleri… Bunlar tesadüfen yayılmıyor. Mücadele eden, düşünen, sorgulayan gençlik yerine içine kapanmış, bireycileşmiş, tepkisiz bir toplum yaratılmak isteniyor. Çünkü hakkını arayan halk yönetenleri rahatsız eder, ama sessiz kalan halk onların işine gelir.
Dersim’de doğa talanı da aynı politikanın parçasıdır. Dağlar, dereler, ormanlar yalnızca taş ve ağaç değildir. Bunlar bu halkın hafızasıdır, yaşam alanıdır. Maden projeleriyle, barajlarla, rant planlarıyla Dersim’in doğasına saldırılırken aslında halkın geleceğine saldırılıyor. Toprağını kaybeden halk, hafızasını da kaybeder.
Gülistan Doku dosyası ise bu düzenin nasıl işlediğini en net gösteren olaylardan biridir. Yıllardır bir genç kadının akıbeti aydınlatılmadı. Aile adalet arıyor, halk adalet arıyor, ama dosya karanlıkta bırakılıyor. Bu yalnızca bir kayıp dosyası değildir. Bu mesele, adaletin kim için işlediği, kim için işlemediği meselesidir. Eğer bir dosya yıllarca çözümsüz bırakılıyorsa orada ihmali olan da, korunan da, susturulmak istenen gerçekler de vardır.
Kadınlar açısından da tablo ağırdır. Güvencesizlik, şiddet, baskı ve cezasızlık büyüyor. Kadının yaşam hakkını, özgürlüğünü, güvenliğini korumayan bir düzen topluma da gelecek sunamaz. Bu nedenle kadın mücadelesi aynı zamanda toplumun özgürlük mücadelesidir.
Peki ne yapmalı? Önce şunu görmek gerekir: Çözüm dışarıdan gelmeyecek. Dersim’in sorunlarını en iyi Dersim halkı bilir. Mahallede, okulda, iş yerinde, köyde, sokakta yeniden dayanışmayı büyütmek gerekir. Gençliğin söz sahibi olduğu, kadınların öncülük ettiği, emekçilerin örgütlü olduğu bir toplumsal hat kurulmadan hiçbir şey değişmez.
Bugün ihtiyaç olan şey umutsuzluk değil, mücadeledir. Sessizlik değil, sözünü söylemektir. Dağınıklık değil, örgütlülüktür. Çünkü Dersim geçmişte nasıl teslim olmadıysa bugün de olmaz. Bu halk çok karanlık zamanlar gördü, yine ayağa kalkmasını bilir.
Kısacası mesele yalnızca Dersim’e ne olduğu değildir. Mesele, Dersim’in yeniden nasıl ayağa kalkacağıdır. Cevap da nettir: Halk kendi gücüne güvenirse, yan yana gelirse, geleceğine sahip çıkarsa bu çürümüş düzen kaybeder, halk kazanır.








