Connect with us

Makale

Anton Ekmekçi Yazdı: Proleter Demokrasinin Diktatoryal Niteliği Üzerine Notlar

Demokrasinin varlığı, diktatörlüğün varlığına içkindir. Her bir parçanın varlığı, diğer parçanın varlığı halinde varlaşan bir tarihsel toplumsal dizgedir

Yedi bin yıldır, Sümerlerden beri bütün devlet biçimlerinin özü esasta aynıdır. Mülkün ve her türlü ihtiyaç fazlası varlığın tahakküm sağlayıcısı olarak tarihteki yerlerini aldılar. Devletler yıkılıp başka devletlerin egemenliğine yerlerini bırakabilirler, parçalanıp bölünebilirler ya da başka devletlerle birleşip, üretim araçları, iktisadi ilişkiler ve çelişkiler, pazar, yeraltı kaynakları, nüfus ve coğrafyaya üst yapı egemenlik kurumu olarak hükmedebilirler.

Devletin elinde tuttuğu şiddet tekeline dair monopol niteliği, üretim araçlarının özel mülkünün korunumu ve muhafazası ile toplumun çoğunluğunun hızla mülksüzleştirilmesinin hukuksal ve askeri vurucu ifadesidir. Ama Burjuvazinin bu tahakküm makinesi, onu oluşturan tarihsel toplumsal koşullar ortadan kalkmadıkça kendiliğinden yok olup gitmezler. Devlet, tarihsel anlamda tekil olarak doğdu, yine tekil olarak uygarlık tarihinin uzunca bir döneminde hükmetti ve son ama farklı bir tekil aşamadan geçerek, mülk uygarlığı müzesinin tozlu raflarında sergilenen tarihi eserler arasındaki yerini alacaktır. Bu son tekil aşama, dünya çapında kapitalizmden komünizme geçiş evresinde, sosyalist demokrasinin tezahürü olduğu devlet biçiminin sınıf niteliği olan proletarya diktatörlüğünden başka bir şey değildir ve bütün tarih boyunca ontolojik açıdan, diktatörlüğün varoluşsal sınırlarının dışında bir demokrasi tanımlanması yapılamaz.

Demokrasinin varlığı, diktatörlüğün varlığına içkindir. Her bir parçanın varlığı, diğer parçanın varlığı halinde varlaşan bir tarihsel toplumsal dizgedir. Karşıt sınıfların her birisi için, kendi katagorilerinde bir çelişkisel ilişkiye rağmen büyük birlik halidir de aynı zamanda. Yedi bin yıllık toplumsal baskı aygıtı olan bu devasa makinenin çarkları arasından doğan bu büyük birlik, proletaryanın egemen bir sınıf olarak tarih sahnesine çıkıp devlet olmaktan çıkmaya başlayan devletleşmesi ile yerini başka büyük bir birliğe bırakır. Böylelikle artık çelişki, yerini sosyal varlıkla onu çevreleyen doğasal ve evrensel engelleri aşma yönünde seyreder.

Demokrasi ile diktatörlüğün temelde birbirini dışlayan yönetim biçimleri olduğu yönündeki burjuva iyimser söylemler, tarihin diyalektik yasalarıyla ile alay eden bir cehalet hali değilse bile, bilimi saptırmaya iyi bir örnek olacaktır. En gelişmiş burjuva parlamenter demokrasinin devlet niteliği olan perdelenmiş sermaye diktatörlüğünü inkar etmek, yürürlükteki hakim sömürü ve tahakküm ilişkilerinin emekçilerden gizlenmesi amacına hizmet edecektir. Bir başka cepheden ise, proleter demokrasinin diktatoryal niteliğini reddetmek de devrik burjuvazinin yeniden yekinecek sömürü ve tahakküm ilişkilerine karşı halkı savunmasız bırakmak anlamına gelecektir. Burjuvaziyi tamamen silahsızlandırmadan ve direncini kırmadan mülksüzleştirenlerin gasp ettiklerini tekrar toplumun ortak malı haline getiren proletaryanın gücünü nasıl koruyacağı meselesi izaha muhtaçtır.

Kuşkusuz biz proletaryanın silahlanması derken bundan en çok ideolojik ve kültürel üretim, donanım ve mücadeleyi kastediyoruz. Ama sosyalist iktisadi üretim, eğitim ve kültür de dahil toplumun çoğunluğunun birçok yaşam kalım alanlarındaki ilerleme ve dönüşümü, askeri seçeneklerin bir yasa olduğu dünyada gerçekleşecektir. Burjuva demokrasilerinin bütün biçimlerindeki çekirdek olan gerici diktatörlük, bütün iktidarı asalak bir azınlık sınıfın elinde toplar. Bu durum toplumun geriye kalan çoğunluğu için diktatoryal bir yönetim biçimi olarak geri döner. Proleter demokrasilerde ise diktatörlük, toplumun ezici çoğunluğunu yönetmenin bir biçimi değildir. Üretim, kamu yönetimi, savunma, siyaset, eğitim, bilim, kültür ve diğer doğal yaşam alanlarında, gönüllülük esasına göre şeklini alan doğrudan demokrasi modeli hayat bulmaktadır.

Bürokratik ve militarist bir makine olan eski devletin, tepeden tırnağa proletaryanın demir pençeleri altında parçalandığı, yasama ve yürütmenin, toplumun bütün yaşam kalım alanlarına sirayet eden sosyalist meclisler, üretim ve eğitim teşekküllerinin komünal örgütlenmesi, konseyler, kongreler ve milisler aracılığı ile halkın elinde toplandığı, artık devlet olmayan devlet yolunda sönümlenmeye terkedilmiş bir devletin varlığına içkin olan demokrasimizin yönetsel muhtevasının halkın üzerinde bir dikta hükümeti olduğunu iddia etmek, mülk kaybetme telaşına düşmüş bir burjuvanın alıklaşmış aklı ile açıklanabilinir.

Kuşkusuz biz burada tarihsel olarak ilerici rol oynayan bir tarihsel aracın, zaman içerisinde karşıtına dönüşme ihtimali olmadığını iddia etmiyoruz. İlk tarihsel komünist dalganın durması, yenilmesi yada geriye çekilmesi, bu dalganın formasyonel niteliğinin ilerlerde bıraktığı tarihsel geçiş aşamalarını ortadan kaldırmaz. Çünkü bahse konu olan bu tarihsel zorunlu süreçler, bizzat birbirlerine kavramsal geçişi olanaklı kılan doğanın ve toplum yasalarının diyalektiğinin, tek tek birey, parti ve programlardan bağımsız materyalist ereğidir. Bu kahredici yasaların örüntüleri, geçmişte çoğunluğu mülksüzleştiren ve baskılayan azınlığın, mülksüzleşen ve baskılanan çoğunluk tarafından, son bir diktatörlük biçimi ile mülksüzleştirilip baskılanması ile örülür. Geçmişteki sosyalist deneyimlerde, bu devrimci tarihsel araçların devrimci ivme ve niteliğindeki bozunumun sebebi, demin bahsettiğimiz burjuvazinin direncini baskılama hali yüzünden değil, devrimci zor araçlarının, kökeni toplumsal maddi yaşamdan beslenen nedenler ile karşıtları ile özdeşleşmesinden ileri gelir.

Devrimin temel sorunu tabi ki proletaryanın egemen olduğu bir devlet biçimine denk düşen iktidar sorunudur. Ama aynı zamanda artık bu temel soruna karşın, devrimin ve yönetim biçimi olan proleter demokrasinin nihai sorununun, iktidardan ve dolayısıyla kendisinden kurtulma sorunu olduğunu da unutmuyoruz. Mülkiyet hakkı ve güvenliği, kendi ayakları üzerinde duran rasyonel bireyi esas alan burjuva demokrasisinin temel kriterlerindendir. Bu anlamda demokrasinin proleter olmayan biçimleri, mülkiyetin hükmünü perdeleyen birer gerici mekanizma görevi görmektedirler. Sermaye sınıfının yönetsel gücü, katılımcı demokrasi safsatasının soyut siyasi eşitlik ilkesi ile perdelenir. Bu durum, siyaset biliminin kaydettiği en büyük tarihsel yalan olarak kayıtlara geçer. Halbuki herkesten yeteneğine göre, herkesin ihtiyacı kadar ilkesinin geçerli olduğu evreye kadar bile tam bir siyasi eşitlik ilkesi görecelidir. Kaldı ki o aşamada ilerlerken siyaset, sebebi olduğu bütün maddi koşullar ortadan kalktığı için gereksizleşir. Kapitalist uygarlık dahilinde, siyasi eşitlik denen bu ilke tam tersi istikamette çalışır ve bir anti tezi olarak, sömürücü sınıflar üzerinde egemenlik kurmaya çalışmayan bir devrimci demokrasi modellemesini öngörmez.

Tarihsel demokrasimiz, demokratik ve özgür düşünce yapısı ile işleyen ilerici bir diktatörlük biçimidir. Devrimci Proleter Demokrasi dediğimiz bu tarihe düşen yeni hal, iktidarı gerici ve sömürücü sınıflar ile paylaşma heveslisi değildir. Ancak toplum ve yönetim içerisinde mevcut olan burjuva çizgiler üzerindeki şiddet tekelini kesin bir kararlılıkla reddeder. Kapitalist demokrasinin bütün biçimlerinin, emekçi sınıflar üzerinde gerici bir diktatörlük olduğunu yüksek ses ile ilan eder. Toplumun çoğunluğunun, toplumun oldukça azınlık ve asalak sınıfları üzerinde kurduğu proleter demokratik modelin, toplumsal özgürlükçü yönünün, Lenin’in deyimi ile batıdaki liberal demokrasilerden milyonlarca kere ilerde olduğunu haykırmaktan bir an olsun tereddüt etmez. Mülkçü uygarlık tarihindeki sınıf mücadelesi deneyimleri bizlere göstermiştir ki, proleter demokrasinin belli başlı çalışma prensipleri vardır. Halk için gönüllü iştirak ilkesi, mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesi üzerindeki devrimci zorlama, merkezi sosyalist ekonomik üretimin planlanması ve geliştirilmesi, kapitalizm öncesi geri ilişkilerin temizliği ve ideolojik, kültürel, sanatsal ve yaşam dirimsel gelişimin üretilip mücadelesinin verilmesi şeklinde sıralanabilir.

Marksizm’de sosyalist demokrasinin devlet biçimi olan proletarya diktatörlüğü, siyasal yönetim biçiminden ziyade sınıf egemenliği haline karşılık gelir. Kamusal yönetimin elit bürokrasiden alınıp halka dağıtıldığı bu devlet biçiminin diktatör niteliği, toplumun çoğunluğunu oluşturan emekçi halk sınıf ve katmanlarının olası müttefik ve tarafsız çevresi ile beraber bittiği sınırlarda başlar. Hatta ikna yoluyla sosyalist dönüşüme koşullanmış orta ölçekte mülk sahipleri, eski burjuva devletin kovulmuş kamu çalışanları, halk ihtilali ile devrilen merkezi burjuva iktidara muhalif olan bazı burjuva siyasetler, karşı devrim cephesinden devşirilen bazı kıtalar ve terörden uzak duran anti Komünistlerin bir kesimi de, sosyalist demokrasinin erken dönemlerinde, tarihsel koşullar gereği izlenecek uzun erimli, esnek siyaset gereği sosyalist dönüşüm ve siyasi eşitlik ilkesi programının gönüllü bileşenleri olmaya hak adaylarıdırlar.

Düşünceler, inançlar, eğilimler, duygular, alışkanlıklar ve iç güdüler yasaklanarak dönüştürülemez. Onlara kaynaklık eden maddi dünya uzun bir süre uykuya dalmadıkça ideolojik ve kültürel devrim salgını elzemdir. Eskinin bu tarihsel direnişi ve bizim buna karşın verdiğimiz hınca hınç ideolojik mücadele ihtiyacı, Komün uygarlığına dair gelecek tasarımlarımızın ete kemiğe büründüğü ocaklardır. Artık bu ocakların, kendi düşün dünyamızın tam merkezinde tutuşturulması gereken zamanlardayız.



Mart 2026
P S Ç P C C P
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  

More in Makale