Connect with us

Makale

Anton Ekmekçi Yazdı: Akıllı Makinelerin Evrimi ve Teknoloji Merkezli Paradigmalar- 6

Endüstride insan gücünü bir miktar sayısal anlamda öteleyen akıllı makinalar, askeri öğretilerde, en genel anlamda insan iradesi, rolü ve enerjisini önemsizleştirmesi şeklinde değil, doktrinin uygulama sahasındaki insan unsurunun kalifiye niteliğine etki yapar.

Yapay zekâ güdümlü otonom savaş endüstrisinin paradigma kaymalarına etkisini gözlemlemenin tek yolu, eski yürürlükteki paradigmaların, yeni tekniğin getirdiği jeopolitiği oluşturan değerlerdeki baskılayıcı özellikleri, karmaşık taktiklerle aşma yeteneğini gösterip göstermeyeceğini izlemektir. Bu yeni duruma karşılık gelme, direnme, esneme ve dolanma yeteneğini uzun süre gösteremeyen paradigmalar kayarlar. Ve yine bu zorunlu durumun getirdiği ihtiyaç, karşıtların birliği ve mücadelesi ilkesi gereği, çok geçmeden yerini yeni bir paradigmaya terk ederler. Karşıtı olan gücün, kendisine karşılık gelen bir paradigma doğumuna yol açmayan hiçbir teknolojiye doğa yasaları müsaade etmez.

Otonom silahları, olanaklar açısından karşıt teknoloji ile dengelemek, kılıcın karşısında kalkan, kargının karşısında zırhlı kostümler ya da mekanize birliklere karşı kullanılan anti personel portatif araçlar gibi, basitten karmaşığa bir karşılık ilkesi esprisiyle mümkün olmamaktadır. Mülkiyetçi uygarlığın gelişiminde önemli bir yer tutan “Pusula” ile, modern zamanların Nevigasyon/ GPS sistemi arasındaki ilişkiye göz attığımızda, sömürge gemilerini yeni fethedilecek kıtalara taşıyan pusulanın yanına manyetik bir metal parçası koyulduğunda, sürekli kuzeyi göstermesi gereken pusulanın oku, meridyenler arasında bir karmaşaya düşecektir. Doğada mıknatıs taşı gibi hazır bulunan materyallerin manyetik özelliklerinden faydalanılarak, Newton öncesi, ön Newton mekaniğinin düzeneğinde hazırlanan çalışma düzeneği, yine kaba mekaniğin getirdiği kendi çevresel koşullarının değişimi ile bozunuma sürüklenebiliyordu. Aynı şeyi GPS sistemi için yapmak gerektiğinde, bu teknolojik sistemin uzay/zaman ile kurduğu yapısallık bağı nedeniyle, karşılık ilkesine denk gelecek daha üst düzeyde örgütlenmiş modellere ihtiyaç olacaktır.

Aynı şekilde binlerce yıllık geleneksel savaş evrimini geçmişte yöneten ve askeri doktrinleri evrensel ölçekte paradigma değişimine koşullayan barutun icadı, evrimsel teknoloji ile ilişkisel gelişimi incelendiğinde, deniz kıyılarındaki ya da surlarla çevrili devletlerin siyasetlerini değiştirme, askeri bürokrasi, sanayi ve hukuk gibi toplumsal alanlarda ki yapısal katkısı gözlemlenecektir. Burada karşılık gelen yeni paradigmaların yükseldiği yeni nesnel zemin, baruta içkin bilgi teknolojisinin yanında, Bunker (Sığınak), tahkim edilmiş siperler, müstahkem üs alanları, kamuflaj ve kararma gibi doğanın değiştirilmesine dönük kompleks ile bağlar kuruyordu. Deterministik ilke ile çalışan barut tepmeli silahların, havada yol alırken belli bir süre sonra yerçekimi yasasına boyun eğen parametresel değerleri, çatışan sınıfları son tahlilde, karaya bağımlı yerçekiminin ufkunda bir konsept ve tahkimata zorunlu bırakıyordu. Günümüze kadar gelen modern düşüncenin, Kopernik sisteminin yarattığı paradigma kaymalarından tarihsel olarak beslendiğini kabul edersek, Kopernik sisteminin ve dolayısıyla üstünde yükseldiği Newton Mekaniğinin hakim olduğu bir dünyayı aşmayan bir modelleme olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Dolayısıyla askeri paradigmalarında şekillendiği bu aynı dünya, yapay zeka güdümlü akıllı makinelerin evriminin karşılık ilkesine denk gelecek paradigmalarını oluşturmada sınırlar oluşturmaktadır. Burada söz konusu olan sadece köklü bakış açısını değiştirmek değildir. Bakış açısını koşullayan paradigmaya dair, bütün tarihsel düşünüş modellerinin toptan terkini ve yepyeni bir paradigma devrimini zorunlu kılıyor.

Paradigmaları değiştirmekten çok, paradigmanın en genel anlamda ontolojik yapısallığını yeniden karma gibi bir görevdir bu. Yine bu durum, düşüncenin parametrelerinde boyutsal yeni bir geçişkenlik kazandıracak yeni bir kavramsal örgüye, yıkıcı etkisini boşa çıkaracak asimetrik yeni bir hareket formasyonuna ve Kuant alana ulaşmış örgütlenmiş enerji tasarımının, karşılık ilkesine denk gelecek şekilde fizyolojik/felsefik çözümlenmesine ihtiyaç olduğunu bizlere bildirir. Bu kavramsal örüntüler, yeni bir asimetrik hareket formasyonuna duyulan ihtiyaç ve Kuant teknolojisinin fizikist/ felsefi çözümlemesi, yapay zekâ güdümlü akıllı makinaların formatlandığı modern fizik yasaları ile sağlam karşılıklılık ilkesi bağları kurmak zorundadır. Mao Zedong, Japon işgali dönemindeki “Uzatmalı savaş” çözümlemelerinde oluşturduğu, dönemin fiziğine karşılık gelecek felsefi dolanıklı kavramsal örüntüleri, yine dönemin jeopolitiğinin coğrafya, ekonomi, nüfus ve dış ilişkiler gibi temel değerlerine dayandırmıştır. Bu durum Halk savaşı teorisini, askeri/politik zihin felsefesinin ötesinde, gerçek dünyanın değiştirilmesinin bir eylem kılavuzuna koşullamıştır.

Bu devrimci askeri praksisi yöneten diyalektik metodoloji, sınıf düşmanları ile olan karşılıklık ilkesini, gerçek maddi dünyanın yasalarının çelişkisel hareketlerine dayandırdı. Mao,nun askeri doktrininde teknikten, tıpkı Konfüçyüsvari bir Uzakdoğu teolojisinde olduğu gibi tamamen feragat edilmez. Zayıf güçlerin, teknik ve ekonomik güçten mahrum oldukları gibi bir zorunluluklar dünyası, savaşı karmaşık yöntemlerle uzatmaktadır. Bunun süreç de zayıf kuvvetlerin ezilmemesi gerekliliği ile karşıt gücü yıpratması ilkesi iç içe geçer. Güçlü düzenekleri tarihsel koşullar/fırsat geldiğinde alaşağı etmek ilkesi ise bütün bu yapısal prensipleri yöneten bir jeo-politiğin stratejisine karşılık gelir. Bu anlamda Mao, tekniğe, devrimci diyalektiğin kurguladığı bir jeo-politik modellemede hak ettiği değeri vermiştir. Teknolojik ve ekonomik gücün belirleyici olduğu Burjuva askeri felsefesini aşma yeteneği gösteren Mao, stratejik saldırı döneminde, hareketli savaşın mevzi savaşlarıyla tahkim edilmesi, ulaşım yollarının kontrolü ve müstahkem yerleşkelerin düşürüleceği genel bir çökertmeye girişmeden önce, Çin Halk Kurtuluş ordusunun asgari bir teknolojik modernizasyonunun gerçekleşmiş olmasının zorunlu olduğundan da bahseder.

Klasik zaman ve mekân kavramına göre örgütlenmiş olan Newtoncu makinalar, Kuantize eğilimi güçlenen bilgi teknolojisinin gelişimiyle, kuvvet ve orgazisyonel parametrelerinde bir düşüş, etkisizleşme ve bütünün içinden değilse de bütüne etki yapan önemli parçalardan gereksizleşme eğilimleri yaşamaktadır. Kendisini Newton mekaniği ile sınırlamış sistemlerin, yeni militarist doktrinlerdeki entropi artışı (iş yapma enerjisindeki düşme eğilimi), niceliksel bir seyirden sonra önümüzdeki 30 yıl içerisin de niteliksel bir kopuşa doğru sürüklenecektir. Burada ele aldığımız analiz, devlet yapılanmasına sahip düzenli orduların, merkezi belli cephe savaşı aritmetiğinin sınırları içerisin de başlangıçta daha belirgin görünecektir. Ama merkezin dışındaki çeşitli ezilen sınıf ve ulus parametrelerindeki hareketliliği de etkileyecektir. Bu etkileşim zamanla, eldeki güçlerin korunumu, ulaşım yolları ve müstahkem mevkilerin elde tutulması, kalabalık birliklerin sevk ve idaresi ve ayrıca hedefe angaje olabilecek canlı hedef bulma ve uzaklaşma parametreleri gibi hayati konularda yeni duruma uyum sağlayamamanın getirdiği paradokslara yol açma potansiyelleri bulunuyor.

Askeri teknolojinin evrimi, zaman miktarını ve kullanılan insan sayısını milimize eden, fakat buna orantılı olarak, uzmanlaşmaya dayalı eğitim ihtiyacını derinleştiren bir çizgide ilerliyor. Klasik bir topçu atış cetvelinin oluşturulması için yedi adet diferansiyel matematik denkleminin aynı anda çözülmesi gerekiyordu. Bu cetvelin bir topa uyarlanışı ise otuz bin adet yörüngenin analiz değerlendirmesi gerekiyordu. Bu ihtiyaç, Aero balistik bilgi yazılımının atış kontrol bilgisayarlarında kullanılmasıyla ortadan kalkmıştır. Bu durum, Matematik, Airodinamik, Mekanik ve Balistik gibi konularda uzman yüz kişinin on ay süren uğraşlarını da gereksizleştirmiştir.

Yine gelişme aşamasındaki “Sürü Droneler” modelini örnek verirsek, doğasal varlıkların türsel davranış modelleri, askeri bilgi teknolojisini ve kurumsal işleyişleri değişime itmektedir. Bal arısı kovanına giren eşek arısının tehdidini algılayan öncü arılar, bu bilgiyi kraliçe ya da asker arılarla değil, anında sürünün bütün üyeleriyle paylaşmaktadırlar. Kimyasal salgılama ile, enformasyon mekanizmasının anında yatay çalışma tarzı, askeri bürokrasilere esin kaynağı olarak onlarda küçülmelere yol açmaktadır. En çok evrimsel biyoloji ile bağlar kuran askeri bilgi teknolojisi, gittikçe Kuant dünyasının yeteneklerini gösteren doğadaki biyoloji ve fiziki mekanizmalar ile bağlar geliştirme eğilimindedir.

Sürü zekâsı doğal mekanizmasını taklit eden sürü dronelerin, entelektüel yazılımlar sayesinde çevre farkındalık yeteneği kazanması, kolektif bir eşgüdüm ile tehdit/fırsat ikileminde senkronize olabilmesi, ontolojik kafa karışıklıklarına yol açacaktır. Endüstride insan gücünü bir miktar sayısal anlamda öteleyen akıllı makinalar, askeri öğretilerde, en genel anlamda insan iradesi, rolü ve enerjisini önemsizleştirmesi şeklinde değil, doktrinin uygulama sahasındaki insan unsurunun kalifiye niteliğine etki yapar. Bu durum, asimetrik olmayan ezilen askeri halk hareketlerinin, bilgi teknolojisini kavramlaştırma ve üretme ihtiyacı doğurmaktadır.



Ocak 2026
PSÇPCCP
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031 

More in Makale