Connect with us

Makale

Anton Ekmekçi Yazdı: Avrupa Semalarında Dolanan Heyula

Kapitalizmin savaşlara yol açan kaçınılmaz krizlerinin bir parçası olduğu için yapısal özellikler taşımaktadır. Pandemi sürecinin tarihte objektif olarak devrimci potansiyel bir rol oynayacağı anlaşılıyor. Kapitalist modernitenin en yaygın sosyal, kültür ve ideoloji üreticisi ve taşıyıcısı küçük ölçekli burjuva sınıflar önemli oranda çöküşe sürükleniyor.

“Avrupa da bir hayalet dolaşıyor, Komünizm hayaleti. Avrupanın tüm eski güçleri bu hayalete karşı kutsal bir sürgün avı için ittifak halindeler, Papa ile Çar, Metternich ile Guizot, Fransız radikalleri ile Alman polisleri.” (Komünist Parti Manifesto).

Pandemi süreci, Almanya başta olmak üzere Avrupa’daki ekonomik ve sosyal yaşamı sessizce derinden etkilemeye devam ediyor. Turizm, hava işletmeciliği, tekstil, spor ve gıda alanında faaliyet gösteren birçok işletme için iflas yolu kaçınılmaz görünürken, başka ihtisas alanlarında üretim, pazarlama ve taşımacılık görevi yapan bazı firmalar ise ayakta kalma çabası içerisindedirler. Politikacılar ve ekonomistler, Kovid-19 salgınının ekonomik etkilerinin, 2008 yılındaki banka ve finans krizinden daha kötü sonuçlarının olduğunu bildiriyorlar. Dünyanın dördüncü büyük ekonomik gücü ve aynı zamanda Avrupa’nın lokomotifi durumunda olan Almanya’daki ekonomik küçülme ve kamu alanındaki borçlanma oranı, 1970 yılından beri tutulan finans kayıtlarına göre rekora koşuyor. Salgın kısıtlamalarının dış pazar oranlarına etkisi sebebiyle, Avrupa ülkelerinin ihracatı olumsuz yönde etkilenmeye devam ediyor. Trilyonlarca Avroluk kurtarma paketlerinin çoğu, pandemi sürecinde likidite sıkıntısı çeken dev şirketlere peşkeş çekildi. Salgın süreci ile ekonomik, sosyal ve psikolojik hayatı daha da kötüleşen halk kesimleri için ise küçük ve aldatıcı kırıntılar ile yetinildi.

Yaşamın kıyısında gezinen virüs denen küçük biyolojik varlıkların insan sağlığı ile düştüğü büyük çelişmenin getirdiği önlemler sınıfsal çelişkileri büyüttü. Bu çelişmeler uzlaşmaz bir nitelikte olup, sermaye birikiminin yasalarının, insan türünün biyolojik varoluş doğası ile tersleştiğini gösterdi. Bir kısım oligarg ultra bir zenginleşmeye uğrarken, sermayenin bazı kanatları ise, tüketim pazarındaki arz talep ihtiyacını işler kılmak için politik bürokrasi üzerindeki baskısını artırıyor. Avrupa hükümetlerini oluşturan sermaye partileri arasındaki kriz, otoriterleşme ile liberal özgürlük serbestisi arasında boy veriyor. Üçüncü Pandemi dalgasının kontrol altına alınamamasının gizli sınıfsal nedenlerinden biri de budur.

Küresel çapta yaşanan olağanüstü koşullar, sermaye devletinin niteliğini daha da görünür kılıyor. Her çelişme gittikçe kendi içerisinde yeni bir çelişmeye bölünüyor. Toplumun alt kesimlerinde, kısıtlamalar ile ilgili yönetmeliklerin otoriter bir yönetim modeline dönüşebileceği kaygıları nedeniyle gelişen protestolardaki talepler, biçimsel olarak bazı büyük şirketlerin istemleriyle örtüşüyor gibi görünse de özünde sınıfsal olarak farklı kaynaklara ve yollara bölünüyor. Sermayenin bir kısmı bir an önce büyümek için kısıtlamaların gevşetilmesini istiyor. Halk tabakalarının bir kısmı ise, ilerde açık bir sermaye diktatörlüğü tarafından olduğundan daha katmerli sömürülmesin diye kısıtlamalara karşı çıkıyor.

Uzmanların, yüz binlerce parkende mağazalarının ve küçük yiyecek içecek sektörünün yol açacağı bir iflas dalgasının sadece makroekonomi de hasara yol açmakla kalmayacağını, aynı zamanda şehir ekonomilerinde büyük delikler açacağı yönündeki uyarıları, burjuva otoritelerin eskisi gibi sokağı yönetemeyebileceğine dair işaretlerle doludur. Yakın döneme dair kaçınılmaz gibi görünen bu tespitlerin sınıfsal, sosyal ve siyasi sonuçları olacaktır. Uzmanlar, Avrupa ekonomisindeki toparlanma ve büyüme imkanının tamamen pandemi sürecinin makul bir zaman diliminde kontrol altına alınmasına bağlı olduğunu bildiriyorlar. Bu sürecin yıllara yayılması durumunda, ortaya çıkacak büyük sorunları çözmek için hiçbir reçetenin mümkün olmadığı gözlemleniyor.

Pandemi sonrası büyük güç ilişkilerinin yeniden kurulacağı anlaşılıyor. Üretim alt yapısı, pazar potansiyeli mevcudiyetini korusa da ekolojik yıkımın getirdiği küresel felaketlerin kaderine bağlanan bir çizgide yürüyen ekonomi politika var. Avrupa Birliği kendi içerisinde de bir güven bunalımı yaşıyor. Kapitalist gelişim yasaları, belli bir evresinin ihtiyacı olarak ortaya çıkardığı ulus devlet olgusunu, yine bu gelişimin yeni bir ihtiyacı olarak aşıp küreselleşme eğilimine doğru evriliyordu. Avrupa devletlerinin pandemi sürecinde kendi sınırlarını kapatıp, sağlık, teknik ve ekipman olarak birbirleriyle dayanışmada bulunmamaları kafalardaki ulusal çitleri yeniden canlandırdı. Ekonomiye paralel olarak siyasetin de milli kalmasının imkansızlaştığı ve dolayısıyla ulus devlet modelinin ortadan kalkacağı yönündeki öngörülerin pandemi ile etkilendiğini görüyoruz. Kuşkusuz normal bir zamana varıldığında, küreselleşme eğiliminin yeni güç dengeleriyle tekrardan güçleneceğini ön görebiliriz.

Pandemi öncesi ticaret ve teknolojik gelişmeler nedeniyle sınırları gereksizleştiren küreselleşme, siyasal bürokratik üst yapıda eskiye öykünen bir baskılama ile karşılandı. Dünya siyasal coğrafyasına baktığımız zaman, pandemi sürecinde deniz sahanlığı ve kara sınırlarının gerilip ısındığı bir tablonun önce çıktığını görüyoruz. Kafkasya’dan Karadeniz’e, Akdeniz’den Ortadoğu’ya kadar uzanan bu fay hattının enerji kaynak ve yolları üzerindeki ihtilaf olarak okumak yerinde olacaktır. Bu durum küreselleşmenin yeniden aktive olmasının önünde engel değildir.

Kapitalizmin savaşlara yol açan kaçınılmaz krizlerinin bir parçası olduğu için yapısal özellikler taşımaktadır. Pandemi sürecinin tarihte objektif olarak devrimci potansiyel bir rol oynayacağı anlaşılıyor. Kapitalist modernitenin en yaygın sosyal, kültür ve ideoloji üreticisi ve taşıyıcısı küçük ölçekli burjuva sınıflar önemli oranda çöküşe sürükleniyor. İşçileşme ve işsizleşme şeklindeki büyük dönüşüm, işsizleşmeye ve sosyal realizasyon süreçlerinin dışına doğru atılmaya evriliyor. Yakın geleceğin devrimci dalgalarını, kent sosyal patlamalarını ve toplumsal sosyolojiyi kriminalize edecek olan biyo politik atomların döllendiği tarihsel bir sürecin içindeyiz.

 Belli başlı büyük tekellerin dışında kalan irili ufaklı sermaye teşebbüslerinin önemli bir kesimi birikimlerini yitirip yok olma tehditti ile baş başa kaldı. Ekonomik olarak gelişmiş Avrupa devletlerinin bile bu yelpazenin yaygın kesimlerini bir kurtarma planı yok. Zaten daha önce yeterince zengin olan Almanya’daki Aldi ve Lidl gibi parekende yiyecek içecek tekellerinin sahipleri, pandemi sürecinde tüm Alman halkından daha zengin bir duruma geldiler. Kent küçük burjuvazisinin pazar payını kaparak şişkinleştiler. Pazardan kısmi miktarda pay sahibi olan küçük ve orta işletmeler tamamen kent pazarının dışına atıldı.

Tekelci Kapitalizm, büyük ölçüde iç pazardaki rekabeti ortadan kaldırıp şehir tüketim pazarının önemli bir kısmını elinde bulunduruyordu ama küçük bir kısmını ise kendisinden kat be kat daha fazla sayıdaki kent küçük burjuvazisi ile paylaşıyordu. Burjuva demokrasisi, liberal özgürlükler ve sosyal tüketim yaşamının alanlarıyla bağlar kuran, kafeteryalar, restoranlar, küçük gazinolar, özel eğitim kuruluşları, ehliyet okulları, kozmetik ve tekstil bayileri iflasın eşiğine dayandığı için şehir küçük burjuvazisinin bir kısmı, küçük özel teşebbüslerdeki işçi nüfusu ile beraber işsizler sınıfına doğru dönüşmektedir. Pandemi süresinde evden çalışma yasası, üretim ilişki ve çelişkilerine dair soyutlamayı, politik tasarımı, sınıf dayanışması ve grup ruhunu geriletirken, bu durum iktisat biliminin yasalarına dair bir ilkeyi hatırlatıyor. Otomasyon sisteminin, işçi sınıfının nicelik ve etkinliğine etki yapmasına karşın, insan iradesi ve yönlendirmesinden tamamen yalıtık bir ekonomik üretim modellemesinin mümkün olmadığını da gösteriyor. Bu süreçte eşit olmayan kapitalist gelişim yasalarının olağan üstü bir şekilde marjinalleştiğini de belirtmek gerekiyor. Örneğin Almanya da milyonlarca insan hızla işsiz ve yarım işçiye dönüştüğü ve yüzbinlerce şirkete iflas yolunun göründüğü mart ayında, birkaç büyük tekel tarihin en büyük ihracatını gerçekleştirdi. Alman finans kaynaklarının başına düşen demeçlerinden anlaşıldığına göre, geçtiğimiz günlerde Süveyş kanalını tıkayan gemi kazasına rağmen bu rekorun kırıldığı anlaşılıyor.

Pandemi, Burjuva sosyal, kültür ve lümpen yaşam etkinliklerini toplum nezdinde sınırladı ama, ayakta kalabilen tüketim pazarındaki payın ezici bir kısmı, eskisinden daha hızlı ve katmerli bir şekilde parmak sayısı kadar uluslararası sermayedarın elinde toplanmaya başladı. Avrupa hükumet bürokrasisi ve siyaset erbabı içerisinde patlak veren rüşvet ve maske yolsuzlukları buz dağının görünen kısmı olmakla birlikte, vurgun yoluyla palazlanma eğiliminin güç kazandığı anlaşılıyor. Avrupa ve ABD gibi kapitalizmin üretim döngülerinin başlıca merkezlerinde proletaryanın sınıf cephesi hızla büyümektedir. Kapitalizmin sömürü niteliğini eskisinden daha görünür kılan yapısal dönüşüm süreci devam etmektedir. Fabrika Otomasyon ve dijital cağın getirdiği etkenlerle Proletaryanın nicelik ve yapısal formundaki değişime rağmen, tarihsel devrimci öncü rolü devam etmektedir.

Yapay zeka nedeniyle üretimin dışına atılan yığınlar, sadece Proleter hareketlenmelerin sınıf cephesini büyütmekle kalmayacak, aynı zamanda kent Sosyal patlamalarının ve Kapitalizme karşı farklı renklerden otonom direniş barikatlarının öznelerine doğru evrilecektir. Avrupa hükümetlerinin toplumsal desteğinin erimeye başladığı ve toplumdaki sağ- sol kutuplaşmasının kesinleştiği son kamuoyu yoklamalarından anlaşılıyor. Robert Koch Enstitüsün gecen hafta verdiği rapora göre, başlangıçta sınıf farkı gözetlemediği sanılan virüsün, artık toplumun alt kesimlerini vurarak sınıfsal bir karakter kazandığını bildirdi. Türkiye gibi ülkelerde ise, halk tabakalarının ağır yoksulluk ve açlık sınırında olduğu aşikârdır. Hatta ara sınıfların sağ kanatlarının bir kesimi de mülksüzleşme tehlikesi altında homurdanmaları artmaktadır. Hükûmet bürokrasisi etrafındaki paydaş sermaye şürekâsı ile toplum arasındaki uçurum büyümektedir. İhale vurguncuları ve bunlara yamanan artıkçı kesim dışında kalan, zaten belirsiz bir statüye sahip olan orta ve küçük burjuva kesimlerin bir kısmı, ellerinde kalmış olan kısmi imtiyazları kaybetme sürecine girmiştir. Son dönemlerde, Türkiye karşı devrimci sınıflar cephesinin politik parametrelerinde düşüş, daralma ve çatırdama eğilimlerinin gözlemlenmesinin sebeplerinden birisi de budur.

Devrimci durumların, tarihsel moment ve fırsatların sorumluluğunu yüklenecek siyaset bilimi, ideoloji ve felsefi teori ile donanmış devirici özneye olan ihtiyaç kendisini göstermektedir. Birleşik Mücadele Güçleri’nin sürece müdahale etme çabası anlamlı ve desteklenmelidir. Parlamenter ahmaklığın, barış içinde geçişin ve her türden reformizmin sonuna dayanmış gibi duruyor tarih. Puzle etkisi yapacak yığın patlama olasılıkları potansiyel olarak mümkündür. Burjuva ideologlar yakın geçmişe kadar, tarihin sonuna gelindiği yönündeki benzer tezleri ile sınıf mücadelelerinin artık bittiğini ve dolayısıyla liberalizmin bir tanrı yasası gibi ebedi olacağını ileri sürüyorlardı. Toplumsal hareketin tarihsel yasaları, bunun tam tersinin olacağını, yani liberalizmin sonuna doğru gelindiğini bizlere bildiriyor.

*Haber görseli: Karşı Mahalle



Şubat 2026
PSÇPCCP
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
232425262728 

More in Makale