Son günlerde, Fatih Mehmet Maçoğlu şahsında SMF Dersim belediye başkanına yönelik ilkel histerilerin çığırtkanlığında yönelen tehditlerin güncel politik ve tarihsel arka planına biraz göz atacağız.
Her yeni tarihsel sosyo ekonomik formasyon, bir önceki eski modelin bağrından doğdu ve bir öncekini mekanik olarak öteledi. Uzun süre yenisiyle beraber yan yana veya iç içe birlikte yaşayan eski formasyon, üretici güçlerin gelişimi paralelinde yenisi tarafından kavramsal olarak yadsınmadı. Kapitalist modernitenin özünün modern barbarlık olduğu gerçeği, bu tarihsel yasalarda gizlidir. Avcı ve hayvancı barbar topluluklar ile köle emeğine dayalı artı ürün biriktiren ilk kent toplumlarının savaşları bizlere bir tek yasayı işaret etmektedirler. Bu, yeni doğmakta olan iktisadi/ Sosyal yaşam formunun ilerlemesinin durdurulamayacağıdır. Barbar toplumların, tarihin ilk sömürücü modern toplumlarına karşın verdiği savaşların çoğunu kazanabilmelerine rağmen, tarihin bu zeminde ki yürüyüşünü engelleyememelerinin sebebi budur. Miladi dolmuş eski yaşam formasyonunu temsil eden saldırgan toplulukların, ele geçirdikleri kent devletleri yerle bir ettikten sonra kendileri bu yeni tarihsel ilişkilerin ihtiyaçlarına uygun devlet ve toplumsal yapılara dönüştüler. Mısır, Çin ve Mezopotamya uygarlıklarının böyle tarihsel evrimsel geçmişleri vardır. 20. Yüz yıl boyunca emperyalist kapitalizme karşı patlayan Proleter devrimler de, sömürücü sınıfların, üretim formasiyanları ile birlikte tarihin çöplüğüne gideceklerinin bu yadsınmaz tarih yasasını doğruladılar ve devasa devletlerin, orduların, paranın, tekniğin, silahların ve yalanların yenileceğin gösterdiler.
Kara saban ile temsil olunan eski toplumsal ilişkiler, nasıl ki buharlı makinelerin yol açtığı toplumsal gelişmeler karşında tutunamadıysa, bütün zamanların en büyük yabancılaşmasının hüküm sürdüğü yeryüzü gerçekliğinde Dersim yerel idaresinde halkın komünistlerin önderliğinde ortaya koyduğu kendi kendini yönetme hamlesinin yarattığı enerjiyi de söndüremezler. Zira bu modelleme yarattığı motivasyon, bilinç ve tecrübelerle daha şimdiden tarihe paragraf açmış durumdadır. Bunun içindir ki tarihe tıkaç olan gerici sınıflar, ideolojik mekanizmaları ile toplumun çoğunluğu için kabul edilebilir eğilimler, demagoji, iftira ve komplolar ile engellenmeye çalışılacaktır. Mülk dünyasının ihtiyaç ve dürtüleri de bu karanlık yıkıcılığı dölleyecektir, âmâ bu çabalar nafiledir!
Avcılığın zorunlu bir yaşam kalım formu olmasının üzerinden binlerce yıl geçti. İnsan türü başlangıçta hayvan aleminin doğal bir popülasyonuydu. Yaşamak için tıpkı vahşi doğada ki rekabetin bir parçası olmak zorundaydı. Evrimin antropolojik aşamasında ki bu zorunlu rol kapımı henüz bir etik sorun tanımlamamıştı. Çünkü ne etiği belirleyecek maddi koşullar ve işbölümü ne de bunu kavramlaştıracak bir soyutlama vardı. İnsan türünün milyonlarca yıl boyunca hayata tutunduğu toplayıcılık formasyonundan avcılık modeline geçişi, türsel, biyolojik ve zihinsel formasyonu için bir devrim niteliğinde değerlendirilse de , bitki ve hayvan türlerinin evcilleştirildiği ve su kanalları eşliğinde nehir kıyılarında yerleşik yaşamın yeşerdiği Neolitik toplumun şafağında ikincil ve geri bir üretim türüne ötelendi. İnsan toplayıcılık modeliyle mevsimsel şartlara bağlı olarak belli bir coğrafyanın bağımlısı olmuş ve bu rizikoyu telafi etmek için yeni otlaklar peşinde koşmuştu. İnsan türünü doğada hazır bulunan bitki köklerine mahkum eden toplayıcılıktan kurtaran taş balta ve okun keskin ve sivri uçları, sınıflı toplum tarihi ile birlikte esasta hayvandan insana doğru dönmüştür. Atik ve Ortaçağ savaşlarından bu yana, keskin, sivri, yakıcı ve patlayıcı aletlerin yüzü savaşlar ile birlikte insanın varlığına yönelmiştir. Şiddetin politik nitelik kazandığı savaş formasyonu, insanın İnsan tarafından avlanması ve köleleştirilmesinin en dolaysız ifadesidir.
Dersim’in Sosyalist Belediye başkanı Maçoğlu’na yönelik “Avcılar Federasyonu” kaynaklı tehditler, bütün militarist/ yarı militarist ırkçı çete ve mafyaların katıldığı bir tedhiş hareketine dönüşmüştür. Bu tehdit ve saldırıları yöneten argümanlar arkaik ve modern yıkıcılığın karma bir bileşkesini oluşturmaktadır. “Devletin bekası” ve “Terör” gibi kavramlarının bu kadar fetişistleştirildiği bir başka Faşizm örneği yok gibidir. Bozkır toplumlarının ekonomik, harp ve toplumsal hukuk değerleri, Komprador tekelci kapitalizmin en sağ ve en kanlı politik versiyonları ile harmanlanıp halklara dayatılmaktadır. Sorun bir avcılık ve karşıtlarının mücadelesinden daha derinlerdedir. Ekolojiye saldırının, sahte vatan savunmasının çılgın bir argümanı yapılmak istenmesinin nedeni, Türkiye’de milyonlarca insanın Dersim belediye modellemesi özgülünde somutlanmış komünizm sempatisini yıkmaya yöneliktir. Eğer toplumun anti sosyal ve en marjinal grupları tarafından yapılan savaş kışkırtıcılığı ve doğa yıkıcılığı ile uzlaşmaz bir çelişkiye düşmüşse bir devrimci kurum, durum gerçekten de çok iyidir. Bu özel ve katışıksız çakışma hâli tek bir şeyi bizlere göstermektedir, o da, devrimci bir hareket içerisinde ki demokratik komünist muhtevanın ilerlediğini ve geliştirilebilir bir pratik tecrübe kazandığıdır: sorun bu kadar sahicidir.
İnsan ne yaşamak zorunda olduğu için ne de savaşta rakiplerini yenmek için avcılık yapmak zorunda değildir. Biz insanların hayvanları avlamasına olduğu kadar, insanın yine başka bir insanı amaçsal olarak “avlaması”na da karşıyız. Komünistlerin yönettiği bir belediye iktidarının, yerellik ve evrensellik ile kültürel/ siyasi bağları vardır. Bu anlamda Maçoğlu ile Dersim halkı arasında yönetsel formasyonun yol açtığı bir yabancılaştırıcı ilişki biçimi olamaz. Kendi halkının kültürel değer ve kutsiyet addettiği varlıkları üzerinde kurulmak istenen sömürgeci müdahaleleri reddetme hakkı vardır. Zira, Sosyalist demokrasinin çalışma prensipleri, ülkenin her köşesinde tutarlılık göstermektedir. Avcılık bir üretim aracı olarak tarih müzesinin tozlu raflarında yerini alalı binlerce yıl oldu. Bu anlamda yaban hayvanları rahat bırakılmalıdır. Dersim Demokratik Halk Dayanışması’nın, yerel yönetimde başkanlık iradesine taşıdığı Maçoğlu, avcıları bölgeden kovarak Dersim halkının ve iradesini ve arzusunu ortay koymuştur; doğru meşru ve ahlâki davranmıştır. Bir halkın üstünde yaşadığı doğasal zenginliklere barbar/ilkel yöntemlerle çöken güruhları kovmak, yaşam hakkına yönelik tehditleri savuşturmak ile eş anlamlıdır. Meşru müdafaa hakkı; yaşam hakkı, özgürlüğün engellenmesi ve maddi canlı/cansız varlıkların korunması sadece zorunluluk değil, en temel hukuka uygunluğu da içermektedir. Ayriyeten doğal yaşamın varlıklarına içkin hukuk da bu insanlık eylemini desteklemektedir.
Üretim dinamiklerinden atıl bırakılmış işbirlikçi çarpık kapitalizm bir canavar gibi her şeyi yuttuktan sonra, semirtip söğüşleyecek bir maddi değer bulamayınca doğamıza saldırmaktadır. Para bastırıp, yurt dışından ve ülkenin her tarafından asalak ve vicdansız güruhları topraklarımıza sürek avı yapmaları için göndermektedirler. Bu durumun sonuçları, Amerika kıtasının beyazlar tarafından keşfedilmesi kadar yıkıcı ve vahimdir. Sosyalist Meclisler Federasyonu ve bileşeni olduğu Dersim Demokratik Halk Dayanışması’nın yerel yönetim iradeleşmesi olan Dersim belediyesi, bugün bütün kanun koyucuların himayesinde memleketimizin değerlerini gasp eden ırkçı, yağmacı ve lümpen çetelere karşı doğanın; hayvanların, ormanların, ve halkın haklarının mücadelesini vermektedirler. Haksızlığın olduğu yerde hakkın, yağmanın olduğu yerde korumanın, tüketimin olduğu yerde üretimin, ölüm ve kıyımın dayatıldığı yerde yaşamın ve direnişin iradesi olmak herhangi bir şeyden öte, yaşamın yanında ve yaşamın bağrında olmaktır. Tarihin akışının bu karanlık dönemden sıyrılarak, bütün bir canlı yaşamın uyumu yakaladığı komünal bir dünya doğruyken, bunun gereğini yapanları engellemek katliamcıları meşrulaştırmaktır. Ama sözün özünü en başta söyledik: Tarihin devinimine hüküm geçirilemez!
İnsanın ve bilumum börttü böceğin yaşam hakkının savunulması insan yaşamının savunulmasıyla aynı mevzide gerçekleşir. Dersim halkı da bunu biliyor, iradesini verdiği belediye başkanı da. Doğayı ve canlıları, canlarını koruması derekesinde savunan Dersim halkı ve yerel yönetiminin mücadelesine destek ve güç vermek, kıyıcıların dışında herkesin hakkıdır, bu hakkı kulanın!
