Connect with us

Makale

Cıwan Bakış: Faşizmin Saldırıları Yıkılışının Habercisidir

Faşizm gençliğin başını tuttuğu halaylardan bile korkarken basın açıklamasına dahi tahammül edememektedir. Korksunlar, korkmakta haklılar çünkü halayımız devrimden yanadır.

Faşizmin dara düştüğü dönemlerde daha saldırgan ve pervasız olduğunu birçok tarihsel tecrübelerimizden gördüğümüz gibi günümüzde de tanıklık etmekteyiz. Burjuva faşist iktidarlar en temel politik hak ve özgürlüklere saldırılarını her zaman düzenli olarak sürdürürken eskisi gibi yönetemediği ve kitlelerin eskisi gibi yönetilmek istemediği dönemlerde ise bu saldırılar katlanarak artar. Özellikle bizim gibi faşizmle yönetilen coğrafyalarda bu olgu büyük tecrübelerle sabitlenmiştir. Faşizm en ufak bir kımıldanmaya dahi tahammül edemezken kendisini hedef alan tüm kesimleri ağır baskılarla sindirmeye çalışmaktadır.

Mevcutta faşist devletin yönetim aygıtını elinde bulunduran AKP-MHP faşist kliği de korkuyor ve iktidarını kaybetmemek için her türlü yola başvurmakta ve vuracaktır da. İktidarlarının altından kaymakta olduğunu gören faşist klik saldırıları yoğunlaştırırken seçim sürecine kadarda birçok yola başvuracağının sinyallerini çoktandır vermiş durumdadır. Bunlar içte baskı koşullarıyken dışta da “sınır ötesi operasyonlar” ve emperyalist dalaşlardan faydalanma olarak gerçekleşiyor. Ülke içerisinde yeni gençlik örgütlenmeleri ve klasik ‘vatan, millet’ propagandalarıyla işi yürütmeye çalışmaktadır. Başur ve Rojava Kürdistanı’na yönelik yeni yeni işgal saldırıları ve planlarıyla milliyetçi damarı şişirmek alışıldık yöntemi haline gelmiştir. Artık ‘terör operasyonları’yla milli duygulara yönelen politika da etkisizleşmiştir. Nitekim gerillanın kahramanca direnişi ve faşizmin kayıpları bu planlarını da boşa düşürmüştür. Eski yöntemler işlemez hale geldiğinde iç dinamiklerin üzerine daha pervasızca yönelmektedir.

 Askeri teçhizat ve operasyonlara trilyonları akıtan faşist iktidar öğrenci gençliğin, işçi sınıfının ve birçok kesimin ekonomik taleplerine gaz-cop ve göz altılarla cevap vermektedir. Sanatçıların dahi sahneye çıkmasına izin vermemekte adeta askeri cunta dönemini yaşatmaktadır. Diğer burjuva faşist kliklerin dahi muhalefeti karşısında ürpermekte baskıcı yöntemlere baş vurmaktadır. Nitekim burjuva muhalefet cephesinin SADAT, uyuşturucu ticareti, çete başı Sedat Peker’in ifşaları, ekonomik buhran gibi noktalardan başlattığı atak iktidarı zor duruma düşürmüştür.

Bu noktada, burjuva muhalefetin kitlelerin tepkileriyle sahneye çıkmasına karşı, devrimci-komünistlere büyük görevler düşmektedir. Kitlelerin tepkisi ve dinamiği buralara akmamalı devrimci yol gösterilmelidir. İktidar ve muhalefetin dalaşı kitleleri gelecek dönemde kimin daha fazla sömüreceğinin dalaşıdır. Mevzu bahis devlet olduğunda birleşen bu unsurların kitlelere verecekleri hiçbir gelecek yoktur. Bu bilinci halk kitlelerine, direnişçi gençliğimize aktarmak da önemli bir görevdir. Bir diğer önemli görevde “sınır ötesi operasyonlarla” toprakları işgal edilen halklar ile coğrafyamız halklarının dayanışmasını örgütlemektir. Bu dinamik, gençliğin çelişkilerinde, gençliğin mücadeleci ve bilimsel yöneliminde zaten vardır. Buna yapılacak politik önderlik devrimci hareketin birleşik mücadelesiyle daha da başarılı olacaktır. Birleşik gençlik mücadelesi ve her alanda ki birleşik mücadelemiz kitlelere güven verecektir, halk kitleleri güvendiğinde güçlü bir katılım gösterir. Kitlelere güven ve kitlelerin güvenini kazanma temelinde bir yönelim süreç açısından ekstra önemdedir.

Halayımız devrimden yana

Faşizm her alanda ortaya çıkan protestolara azgınca saldırdığı gibi gençliğinde mücadelesini aynı azgın saldırılarla karşılamaktadır. Devrimci-demokrat tüm gençlik kurumlarının ve eylemlerinin yasaklanması faşizmin gençlikten nasılda korktuğunu bir kuşağın neler yaratabileceğinin göstergesidir. Çok büyütmüyor, abartmıyoruz, gençliğin iç dinamiklerinde yatan devrimci dinamiği anlatmak istiyoruz. ODTÜ’den Dersim’e ve Onur Yürüyüşüne kadar gençliğin protestolarına yönelen faşizmin saldırıları korkusunun göstergesidir.

ODTÜ’lü öğrenciler 1993 yılından bugüne kadar her yıl yaptıkları devrim yürüyüşünde tavrını ortaya koyarak ülke halkının sorunlarını haykırmışlardır.  Gençliğin, öğrenci gençliğin bu tür eylemleri faşizmin krizine karşı tavır konusunda önemli bir yer tutmaktadır. Artık eskisi gibi yönetilmek istemeyen kitlelerin öfkesi üniversitelerden, Newroz alanlarına, 1 Mayıs alanlarına kadar her yerde duyulmaktadır. Gençlikte bunun en dinamik ve güçlü yönünü elinde bulundurmaktadır.

 AKP-MHP faşizminin yürüttüğü gerici çalışmaların ürünü olan ‘Gençlik Merkezleri, Genç Ofis, TÜGVA’’ gençliğin tepkisini toplarken tüm kirli emelleri de deşifre edilmektedir. Bu kurum ve kuruluşlar, ekonomik, siyasi krizin ortaya çıkardığı öfkeyi dizginlemek, gençliğin aydınlık yüzünü karartmak için üniversitelerde ve birçok şehirde çalışmalar yürütmektedirler. Özellikle Kürdistan coğrafyasında asimilasyon çalışmaları da yine bu kurumlarca sürdürülmektedir. Dersim’de, Munzur Üniversitesi’nde bu kurumlara karşı geliştirilen tavır ilerici ve devrimcidir. Faşizm gençliğin başını tuttuğu halaylardan bile korkarken basın açıklamasına dahi tahammül edememektedir. Korksunlar, korkmakta haklılar çünkü halayımız devrimden yanadır. Yine Dersim’de Newroz kutlamalarında çekilen halaylarla, ‘örgüt propagandası, terör şarkılarıyla halay çekildi’ gibi eğreti ve korkak nedenlerle gençliğin üzerine gidilerek gözaltı ve tutuklamalar gerçekleşmiştir. Yine yakın zamanda üniversitelerde yapılan Onur Yürüyüşünde LGBTİ+ öğrencilere azgınca saldırılmıştır, iktidarın trollerince gençler hedef alınmıştır. 

Tüm bunlar iktidarın sallandığını, gençliğin ve emekçi ezilen kitlelerin git gide kabaran öfkelerinin faşizmi nasılda ürküttüğünün göstergesidir. Göz altılar, tutuklamalar, saldırılar karşısında alanlar doldurulmalıdır, birlik ve mücadele hattı örülerek gelen saldırılar alt edilmelidir. Saldırıyorlar çünkü eskisi gibi yönetememekteler, saldırıyorlar çünkü halklarımız eskisi gibi yönetilmek istememektedirler, hoşnutsuzluk büyümekte, iktidarın karanlık yüzü her geçen gün daha da açığa çıkmakta, ekonomik buhran toparlanamaz haldedir. Tüm baskılara rağmen, genlik çalışmalarımızı, protesto ve eylemlerimizi üniversitelerden sokaklara kadar her alanda güçlendirerek genişletmeliyiz. İktidarı ve burjuva faşist düzeni her yönüyle eleştiren, düşüncede ve eylemsellikte militanlaşan gençlik mücadelesini kurmak elzemdir. Halkın tüm taleplerinin birleştirilmesi önemlidir.

Coğrafyamızda, Türkiye-Kuzey Kürdistan topraklarının bir ucundan diğer ucunda kadar farklı birçok çelişki varlığını korumaktadır. Temel çelişki ve diğer başlıca çelişmelere baktığımızda kendiliğinden gelen birçok mücadele coğrafyamızda hareket halindedir. Süreci doğru okuyup bu çelişkileri hedefine doğrultmak görevimizdir.



Şubat 2026
PSÇPCCP
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
232425262728 

More in Makale