Connect with us

Makale

Anton Ekmekçi Yazdı: İdeolojiyi Kutsal İkonlardan Kurtarmak

İdeoloji ile araçsal bir özgür ve bilinçli ilişki kuramayanların, devrimci bir programın gerçekleştirilmesinde pratik bir rehberlik rolü oynayacağı meselesi muammalıdır.

Doğu Hristiyanlığına göre İsa sadece tanrının elçisi değil, aynı zamanda onun insan suretindeki görüntüsüydü. Ahşap üzerine, İsa’nın, annesi Meryem’in, Havarilerin ve Azizlerin yumurta ve bitki boyaları karışımı ile yapılan ikonlar, insan eli değmeden tanrının bir bedende cisimleşmiş resmi olarak görülüyordu.

Tarihte egemenlerin ikonları parçalamak zorunda kalmış olmasının sebebi, halkın yarı animistik dinsel düşünce eğiliminin ikonlara bahşettiği gücü kendisinde toplama ihtiyacından doğmuştur. Örneğin 8.yy’da Bizans imparatoru 3. Leon, yaşanan bir buhran dönemi tahta geçtiğinde, ekonomik olarak devletin gücünü zayıflattığı gerekçesiyle “İkon kırım” dönemini başlattı. Dönemin egemenleri söz konusu olan sınıfsal çıkarları gizlemek için, sembolleri yasaklayan kutsal kitaptaki onuncu emire dayandırdılar reformlarını.

Tarihte devletin ikonların gücünü eline alması, aynı zamanda dinde toplanan siyasi ve manevi gücün devlet tekeline alınması anlamına geliyordu. İnsanın doğa, hayat şartları ve ölüm karşısındaki çözümsüzlüğünün imgesel bir sığıntısı haline gelen ikon kültürü, bir öğretinin insana hükmedip, kendi içinde eriterek tarihin öznesi olma eyleminden uzaklaştırmış olmasına iyi bir örnektir. Gramsci’nin dediği gibi insan, içinde var olduğu karmaşık ilişkileri değiştirdiği ölçüde kendisini de değiştirip düzeltecektir. Ama bunu gerçekleştirmeye başlamak için kişiliğini, içinde şekillendirdiği bir bilinç ve farkındalığa ihtiyacı olacaktır. İdeolojisine hükmedemeyen ve onunla ikon ilişkisine girmiş bir insanın dünyayı değiştirmesi mümkün değildir. İdeolojinin, toplumsal tarihsel süreçleri kavrayabilmenin bir aracı olabilmesi için, bireyin özgür etkinliğine izin veren bir öz bilinç olması gerekir. İdeoloji ile araçsal bir özgür ve bilinçli ilişki kuramayanların, devrimci bir programın gerçekleştirilmesinde pratik bir rehberlik rolü oynayacağı meselesi muammalıdır. İnsana sınıfsal konumunun ve çelişkilerinin bilincini kazandıran kuşkusuz ideolojidir ama bu bahse konu olan maddi koşullar ortadan kalktığı zaman ideolojide ortadan kalkacaktır. Ekonomik, siyasi ve iktidar hedefi doğrultusunda topluma doğru kendisini yayan ideoloji, insanlar arasında sınıfsal çelişkilerin kalmadığı ve insan topluluklarını birleştirmenin anlamını yitirdiği bir dünyada, siyaset ve iktidar kurumuyla beraber sönümlenecektir.

İdeolojilerin yeryüzünde kalıcı olacağı yönündeki tezler, gücünü Freud’un ünlü “Bilinçdışı ölümsüzdür, onun tarihi yoktur.” fikriyatından almaktadırlar. İdeolojinin her ortamda hazır bulunduğu, bu durumun hiçbir zaman değişmediği, tarih ötesi olduğu ve işleyişi itibari ile tıpkı bilinçdışı olduğu yönündeki hastalıklı görüşler Althusser tarafından Marksist literatüre bulaştırılmak istenmiştir. Komünizmde insanları bir arada tutmak için ideolojiye ihtiyaç yoktur. Ve yine komünizmde toplumun sürekliliğini güvenceye alacak olan ideoloji değil, bilakis insan yaşamının kendi öz doğasına kavuşturulmuş olmasını sağlayan özgür ekonomik etkinliktir. Altusser’in iddia ettiği gibi, ideolojinin toplumsal işlevinin komünist toplumda bile devam edeceği yönündeki görüşlerini, Marksist dünya görüşünü zehirleme girişimi olarak okumak gerekiyor.

Özgür üreticiler dünyasında yapay bir toplumsal yapıştırıcıya ihtiyaç yoktur. Kuşkusuz Marksist ideoloji içinde kendimizi bulduğumuz gerçek dünyada bir yanılsama ya da yük değildir, bilakis dünyayı algılama ve değiştirme eyleminde proletaryaya öncülük yapan ve sınıfsız topluma kadar hegemonya kazandıran bir güçtür. Ama Marks’ın kuramının ilmik, ilmik işlenmiş kavramsal örüntüleri arasında ideolojinin pozitif olumlanmasının emaresine rastlanmamaktadır. Bunun sebebi Marks da insanın tarihsel doğasının varlığı ve bu öz doğaya ideolojinin negatif etkisini öngörmüş olmasından ileri gelir. Genel anlamda ideolojiye olan varlık ve gereksinim, özgürlük sorununun çözümlenmesine olan zorunlu ihtiyacın doğrudan ifadesi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Çelişkilerden kurtulabilen bir tane bilimsel kuram yoktur. Ama bu çelişkileri görünür kılan paradoksları yaratan komünist bilinçlere ihtiyaç vardır. Poper’e göre “Hayat problem çözmektir” adlı eserinde, yaşamak, her şeyin üzerinde bir sorun çözme yöntemiydi. Ama yaşama sorunu çözerken mütemadiyen yaşamanın bilgisine de ulaşılıyordu. İşte yaşama sorununu çözen, insanın bu yaşama bilgisi ile ilişkisinin uygunluğuydu. Bahse konu olan bu uygunluk değerleri, ikon ilişkisi içerisinde dumura uğramaktadır. Bizi geleceğin mabetlerinin bir inanç kölesi olmaktan kurtaracak olan diyalektik felsefedir. Bir komünist için en büyük kahramanlık öyküsü, gerektiğinde bugüne kadar doğru bildiği engelleyici bazı şeylerden vaz geçebilme cesaretidir. Öznelerin özsel bilincinin dumura uğraması durumu, ideolojik araçlarla olan zorunlu tarihsel ilişkinin niteliğinde yatmaktadır. İdeoloji ile insan arasında ki ilişkide ideolojinin insana hükmettiği doğrudur ama bir komünist kadro için esas olan ideolojiye hükmetmektir. Sınıf bilinçli proletaryanın ihtiyaç duyduğu kadro/bilinç prototipi, ideolojinin kullandığı kadro değil, ideolojiyi bilinçli bir şekilde içsellestirip bir fener gibi kullanan kadro tipidir.Örneğin tarihte Kaypakkaya, dönemin uluslararası planda yükselen proletarya ideolojisinin bir ürünü olarak doğmuş ama aynı zamanda yine ideolojiye hükmetmiştir. İbrahim Kaypakkaya eğer en genel anlamıyla ideolojinin belirlediği bir önder olsaydı, dönemin elli yıldan beri gelen sol statik ideolojik dünyasından kopamazdı. Bu anlamda Kaypakkaya, dönemin dünyada Maoizm aşamasına yükselen Marksizm ve Leninizm biliminin yerele taşıyıcı ve uygulayıcısı durumundayken, aynı zamanda da ulus devlet sınırları içerisinde ideolojiye ve dolayısı ile maddelere hükmeden bir önder konumundadır.

Genelde küçük burjuvazi, bugünün devrimcilikle cilalanmış piramitlerini, insan geleceğinin sosyolojisinde kurmaya eğilimlidir. Bu durum kan ve göz yaşı pahasına yürütülen sınıf mücadelesinin böğründe yeşerir. Gerçek içinde gerçek, devrim içinde devrim, insan içinde insan ve ideoloji içinde çelişkisel birlik aramayan politik hareketler, madde dediğimiz kaynayan elektronik çorbanın içinde kaybolmaya mahkumdur. 



Ocak 2026
PSÇPCCP
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031 

More in Makale