
Dünya genelinde ve ülkemizde varlığını sürdüren kurulu sermaye düzeni insanların sömürü çarkına dahil olup olmadığına bakar. İnsana verilen değer sömürü dişlisinde konumlanışıyla, muhalefet olup olmayışı ile ölçülmektedir. Her yaştan insana karşı burjuva-faşist düzenin aldığı tavır aynı olmaktadır. Düzenin yönetim biçimi burjuva-faşist iken insana ve doğaya verilen değerde değersizliğin bir diğer adı olmaktadır. Gençlerin akademik yaşamları, başarıları günümüz eğitim sisteminde nasılda değersizleştirilip hiçleştiriliyorsa, işçi emekçi gençliğin üretimde oynadığı rolde öylesine değersiz ve bir hiç haline geliyor. Üreten ürettiğine yabancılaştırılıyor ve bu genç kuşağa uygulandığında birçok kuşak kendisine, toplumuna ve ürettiğine yabancılaşmış oluyor. Coğrafyamız genelinde ‘yabancılaşma veyahut yabancılaştırma politikası genç kuşağın bir kısmına belirli düzeyde yerleştirilse de genel anlamda gençliğin sert ve kesin tavrıylada karşılaşıyor.
Genel olarak din ve milliyetçilik üzerinden gençliği var olan toplumsal gerçeklikten kopartmaya çalışmaktadır burjuvazi. Bunun yanı sıra giyim modasından tutalım da dizi ve filmlere kadar sınıf atlama hırsı, bireyci yaşam ve kendine güvensizliği aşılayan birçok yönelim genç kuşağın üzerindedir. Faşizmin en çok korktuğu yaş gençlik olduğu için hiç durmadan politika geliştirmekte de bir süreklilik sağlamıştır. Sorgulamasın, bilinçlenmesin, örgütlenmesin, özgürlük mücadelesinde yer almasın diye susan, itaat eten bir kuşaklar dizisi yaratmaya çalışmaktadır.
Faşist şef Erdoğan’ın ‘dindar bir nesil yetiştireceğiz inşallah’ söylemi belki dönem özgülünde değerlendirilebilir ancak burjuvazi için uzun vadede çıkar sağlayacağını gözlerden kaçırmamak gerekir. Dinci bir kuşak önümüzdeki yıllarda dindar bir kuşak olabilir bir 15 yıl sonra bu kuşak bir dindar toplum halini alacaktır. Din şükretmeyi öğütler, din varlığında yokluğunda Allahtan geldiğini anlatır, din belirli ibadet ve ritüelleriyle insanları uyuşturarak sermaye iktidarının ayakta durmasını sağlar. Din hem coğrafyamız genelinde (daha çok ortadoğu şahsında olsa da) dünya genelinde sınıflı sömürü dünyasını, sömürücü sınıfları meşru kılar, ‘’yöneticine itaat et, yaşına ve cinsiyetine göre davran, bu yaşında konuştuklarında bak’’ vs. gibi birçok gerici argümanıyla gençleri hipnotize eder. Coğrafyamıza da bakarsak dindar kesimin en yoksul kesim olduğunu görürüz, yoksul kesim dini en yoğun yaşayan ve uyuşan kesim realitesini korumaktadır. Belki son yıllarda iktidarın içine düştüğü yönetememe krizi ve ekonomik kriz belirli çatlaklar açmış olabilir ancak kaide bozulmuş değil. Bizler bu yoksul kesime gitmeyi ve örgütlemeyi faaliyetlerimizde ilk sıralara koymuşken çelişkili yanı da göz önüne getirmeliyiz. Hem yoksul hem de dindar. Yoksul ve işçi yanıyla devrimci dinamiğin başat aktörüyken, dinci yanıyla gerici bir yerde durmaktadır. Her şeyde olduğu gibi toplumda da çelişkiler karşımıza çıkacaktır. Bu çelişkileri örgütlenirken çıkan pratiklerimizin bizlere öğrettiği derslerle aşabiliriz. Dindar bir yoksulun sınıf çıkarlarına dokunduğumuzda hemen bizimle olma isteği olacaktır, dini yanına dokunduğumuzda ise hemen tavır takınacaktır. Örgütleme, örgütlenme biranda olacak bir iş değildir, yöntem zenginliği, sabır ve istek burada öne çıkmalıdır. Sınıfa bilinç dışarıdan gider, kendiliğindenci teoriye kapılmadan kitlelere kendi sınıf çıkarlarını kavratmak bizlerin görevidir ve sıkılmadan, usanmadan halk sevigisi ve doğru ideolojik duruşla bunu gerçekleştireceğimize olan inancımız tam olmalıdır.
Cemaat yurtlarında aile baskısı ve cemaat baskısıyla zorla alıkoyulan, gerici eğitime tabii tutulan, taciz ve tecavüze uğrayan, intihara sürüklenen her genç için sorumluluk duyularak hareket edilmelidir. Bu gerici zihniyet ve uygulamalar cemaat yurtları kapatıldığında değil, gerici faşist düzen yıkıldığında yok olup gidecektir çünkü faşizmin her kurumunda gençlik üzerindeki bu uygulamalar vardır. Özelden genele politikalar üretilerek hedeflerimiz genişletilmelidir. Sürekli eylemsellik yurtların, okulların, üniversitelerin eylem alanları haline gelmesi gençliğin sorunlarına dokunacağımız önemli yerlerdir.
Evet öğrenci kesim önemli ve dinamik bir yerdedir. Coğrafyamız özgülünde tarihsel anlamda da mücadele deneyimine en çok sahip olan gençlikte bu alanlardadır. Binlerce genç gelecek ideallerle öğrenim hayatına girerken ilk olarak ekonomik ve cinsiyetçi yaklaşımlarla karşı karşıya kalmaktadır. İkinci olarak anti bilimsel eğitim ve mezuniyet sonunda mesleğini icra edeceği bir iş bulamamakla ya da atanamamakla karşı karşıyalar. Coğrafyamız dünyada en çok diplomasız işçi nüfusuna sahip olan ülkelerden birisidir. Kapitalizmin krizinin en sıcak haliyle hissedildiği ülkelerdendir. Okullarda görülen hiçbir alan-dal-branş ülke gerçekliğinde yer bulamamaktadır. Çünkü sistemin gençliğe biçtiği misyon bellidir, çoğunluğu sömürü çarkını çevirecek makinalar, bir avuç azınlığın ise zenginlikle yaşayabileceği modern kölelik sistemidir istenen. Kendi gençleri, gençlik kolları vs. lüks içinde tüm eğitim ve yaşam imkanlarından yararlanırken halkın çocukları en düşük standartlarda yaşamaya ve eğitim hayatı sürmeye mahkum edilmektedir. Ve hakkını arayan gençliğin tüm kesimlerine ise en azgın faşist saldırılarla cevap verilmektedir. İstanbul Boğaziçi Üniversitesinde anti-demokratik, kayyum rektör atamasına karşı çıkan öğrenciler ve karşılaştıkları tablo, yine barınamıyoruz diyerek örgütlenen yurtsuzlar hareketinin en meşru taleplerine karşı girişilen saldırgan tutum günümüz düzeninin gençlik için ne kadarda düşmanca bir tutuma sahip olduğunu göstermiştir.
Stajyer veya işçi gençliğe baktığımızda da hak gasplarını, sömürünün pervasızlığını görürüz. Sigortasız işler, fazla mesai, düşük ücrete çalışma ve hiçbir güvencesi olmayan işletmelerde veya maden ocakları ve sanayilerde sömürülen işçi-genç işçi emeği, çürümüş kapitalist sistemin aynasıdır. Var olan işçi grevlerine, örgütlenecek işçi grevleri ve emek mücadelelerine gençliğin güçlü katılımı önemli bir yerde durmaktadır.
15-20 yıllık süreçte bahsedilen birçok nokta AKP faşizminin dönemine denk gelse de sorunun bir devlet-yönetim şekli sorunu olduğu, bir bütünüyle sistem sorunu olduğunu belirtmek gerekir. Bugün AKP-MHP faşist bloğunun iktidarı sallantıdayken muhalefet partilerinin birleşerek kendilerini en büyük demokrasi gücü gibi göstermeleri kimi dinamikleri buralara kanalize edebilmektedir. CHP-İP’ten tutalım da SP ve DP’ sine kadar hepsi burjuva-faşist sömürü sisteminin bekçileridir. Gençliğin patlayan öfkesi devleti, kapitalist sistemi hedef aldığında bunlarında nasıl titretiğini eli kanlı faşistler olduklarını göstermiştir. Devrimci gençliğin tarihiyle bu tecrübeler sabitlenmiştir. Görünen köy yani ihtimal dahilindeki yeni faşist düzen kılavuz istemez.
Genç nesil her dönem sürekli olarak, faşist düzenin fikirleriyle ve düşünceleriyle tanışmakta ve süreklilği kılınmış bir biçimde gerici fikirlere maruz bırakılmaktadır. Buna karşı bizlerde faaliyetlerimize dört kolla sarılarak gençliğe devrimci fikirleri taşımak durumundayız. Her temas ettiğimiz gencin devrimci bilincini yükselterek öne çıkartma, öne çıkanları örgütlü mücadeleye aktarma perspektifiyle hareket etmeliyiz. Gençliğe sağlam bir ideolojik duruş ve bu ideolojiye uygun zengin politikalarla gidilmelidir. Sağlam ve doğru bir ideoloji hareketimizin çizgisi olan MLM ideolojidir, taktik zenginlikler, politikalar üretmek ve her döneme uygun çalışmalar örgütlemekse faaliyetçi-kadro yapısının yeteneğinde gizlidir. Faaliyetlerimizde elbette gençliğin tüm özgünlüklerini dikkate almak zorundayız, böyle yaparak yeni politikalarda üretebiliriz. LGBTİ Q ve kadınlara karşı girişilen tüm cinsiyetçi saldırılar, eğitim sistemi yine bizim ülkemizin gençliği tarafından sokaklarda tepkiyle karşılaşılıyor. Emeğin devrimci dinamiği yine atanamayan, işçi veya işsiz gençlerin öfkesinde mayalanıyor.
Birçok hareket, kendiliğinden ve örgütsüz bir şekilde açığa çıkıp kısa sürede sönümleniyor. Bütün kendiliğinden gelme hareketlerin kazanım elde etmesi, uzun vadede etkisinin korunması ve gençliğin örgütlü mücadeleye geçmesi için genç komünistlere ihtiyaç vardır. Bu ihtiyacı karşılamak devrimin bir sorumluluğu iken, sürekli örgütlenme perspektifi olan bir çalışma tarzıyla gerçekleşecektir. Gençliğin biricik gücü örgütlü mücadeledir!








